DİSK 47’inci yıldönümü etkinliğinde tuhaf olan neydi? Greif işçileri mi?

Seyfi Adalı - 14 Şubat 2014 - İşçi Gündemi

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

DİSK gecesi Greif işyçileri

13 Şubat’ta Şişli Kent Kültür Merkezinde düzenlenen DİSK’in 47’inci kuruluş yıldönümü etkinliği, protestolar sebebiyle yarıda kaldı. Basına açık bir etkinliğin bu şekilde yarıda kalması hoş olmadı. Ancak bu sonuca yol açan nedenleri görmeden durumu açıklamaya kalkarsak, bir grup bozguncunun gelerek etkinliği baltaladığını söyleyip, onların devrimciliğini sorgulamaya kadar işi vardırıp sonra da kendimizi haklı çıkartmaya varırız ki, bu yaklaşımı doğru bulmuyoruz. (*)

13 Şubat gecesinde ne oldu?

Sergi, açılış konuşması, sinevizyon gösterisinin ardından Genel-İş Genel Başkanı olan DİSK Genel Başkanı Kani Beko, konuşma yapmak üzere sahneye çıktı. Bu sırada Genel-İş sendikasının tutuklu bulunduğu için sözleşmesi yenilenmeyen avukatı Taylan Tanay’ın, sözleşmesinin yenilenmeyerek işten çıkartılmasını protesto etmek üzere Devrimci İşçi Hareketi taraftarı bir grup sahneye çıkarak, avukatın işe alınmasını talep etti.

Bu protesto sürerken fabrikalarını 4 gündür işgal ederek taşeron sistemine karşı mücadele eden Sunjüt Greif işçileri üyesi oldukları Tekstil Sendikasından gereken desteği görmediklerini düşünüyorlardı. Söz taleplerini iletmiş ve olumlu yanıt almamışlardı. İşgalci işçiler, DİSK’in övündüğü tarihten bir yaprak olarak oradaydı ve söz hakkı talep etmeleri en doğal haklarıydı.

Her iki talebin de “sahneye” geleceğini en iyi bilenler DİSK yöneticileri olmasına rağmen, en baştan itibaren avukat Taylan Tanay’ın (ÇHD İstanbul Şb. Başkanı) işe alınacağı açıklanmalıydı; nitekim Kani Beko’nun yakında yapılacak genel kurulda bunu talep edeceği söylendi. İşin doğrusu ise, tutuklanan avukatın işten çıkartılması değil, maaşı dahil özlük haklarının devam ettirmektir. KESK’te bunun örnekleri vardır.

Öte yandan Sunjüt işçilerine de söz verileceği duyurulabilirdi ki, işçiler kürsüden bile değil, yerlerinden de konuşup isteklerini ifade etmek ve salonun desteğini almak için oradaydılar.

Bütün bunlar yapılmadı. Soruyoruz neden?

Geliyorum diyen protestolara karşı ne yapıldı?  

Mikrofonu alan DİSK görevlileri üzülerek belirtmek isteriz ki, yapılmaması gerekeni yaptılar: Önce salon kitlesini protestocularla karşı karşıya getirdiler ve salonun protesto etmesini istediler. Buna karşılık sahnedekiler oturma eylemine geçti ve olay büyüdü. İşçilere söz vermeyi kabul ettiklerinde ise, iş işten geçmişti. Önce etkinliğe 10 dakika ara verildi ve ardından etkinlik tatil edildi. 

Soruyoruz, bunun sorumlusu kim? Sahneye çıkanlar mı? Onların sahneye çıkmasına fırsat ve olanak veren sendikacılar mı?

Dışarıdan bakan ve makul bir yıldönümü etkinliğini izlemek için oraya gelen insanlar için anlaşılması ve onaylanması pek güç de olsa, bu iki farklı protestonun sebepsiz olmadığını, çözülebilir olduğunu ama DİSK yönetiminin ve görevlilerinin sorunu çözmek için davranmadıklarını gördük. 

Olayların bu düzeye taşınmasını DİSK yönetimi önlenmek istemediği kanaati bizde uyandı. Eğer öyleyse, önümüzdeki olağan ve olağanüstü genel kurullarda bunun yansımalarını göreceğiz demektir.

Sendikalar değişmeli… tepeden değil aşağıdan! 

“İşçi sınıfının bugün için tek kitle örgütü olan sendikaların içinde bulundukları durum nedir” sorusuna “giderek daha çok birbirine benzemeleridir” diye cevap verirsek, abartmış olmayız. Tıpkı siyasal arenadaki büyük partiler gibi, sendikalar da giderek birbirine benziyorlar. Neticede, burjuva partilerinin sınıf içindeki izdüşümlerine denk gelecek konfederasyonlar bunlar.

Adları farklı ama işçilere karşı aldıkları tutum ve uyguladıkları yönetimler giderek birbirine benzer konfederasyonlarla karşı karşıyayız. Türk-İş ve Hak-İş’i geçtik ilerici ve emekten yana olduğunu iddia eden DİSK’in içinde bulunduğu durum bütün mücadeleci işçilerin canını acıtmaktadır. İşçilerin güveneceği sendika neredeyse kalmamıştır ve bunun sorumlusu bizzat bu sendikaların başında on yıllardır bulunan siyasal anlayışlar ve tek tek sendikacılardır.

Bütün bunlardan dolayı, 13 Şubat günü yapılan etkinlikte yaşananlar “tuhaf” değildi. Protesto edenlerin abarttığını söylemek ise, belirli bir haklılık taşısa da yanlış yere dikkati çekmek olur. Tuhaf olan DİSK yönetiminin ve düzenleme kurulundaki görevlilerin geliyorum diyen protestolara verdikleri karşılık, onları küçümseme ve yok sayma, üstelik salona yuhalatmaları; ardından protestocuların uzlaşacaklarını ve sahneden ineceklerini ummaktır. Bunlar saflık ve amatörlük değilse, bilerek yapılmış demektir!

Devrimci işçiler, işyerlerinde önce kendi güçlerine güvenerek örgütlenmeli ve ardından sendikalara üye olmalıdır. Hiçbir sendikacıya kefil olmadan sadece kendi gücümüze güvenerek hem patronlara hem de onlara karşı mücadelemizde engeller çıkartan sendika bürokrasisine karşı mücadeleyi birlikte yürütmek zorundayız.

Bu vesileyle Greif işçisini bir kez daha desteklediğimizi ifade etmek isteriz.

(*) Bu yazının yayınlanmasının ardından yanlış anlamalara yol açacak ve kişileri hedef olan ifadeler olduğuna dair haklı eleştiriler aldık. Burada tutumu eleştirilen DİSK yönetimidir. Onların basiretsiz tutumudur. Salonda 100 tane DİSK’linin olmamasıdır.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Devrimci İşçi Hareketi / DİSK / DİSK Tekstil / Genel-İş / Sunjüt Greif işçileri /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.