Seçimler için bir güzergah denemesi – Atıf Güney

Sol Defter - 15 Şubat 2014 - Güncel Politika

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

 

Bir süredir çeşitli sohbetlerde, iletilerde, web sitelerinde, seçim süreci üzerinden “sosyalistlerin ne yapması gerektiği”, nerede konumlanacağı, nasıl ittifaklar kuracağı vb. çeşitli meseleler tartışılıyor. (1) Tartışma temel eksenini “sosyalistler” bağlamında kursa da, bu ekseni güncel toplumsal yaşamdan hoşnut olmayan, Gezi deneyiminden geçmiş bütün toplumsal kesimlere doğru genişletmek mümkün, hatta gereklidir. Elbette sosyalistlerin kendi aralarında “biz ne yapmalıyız” sorusunu tartışmalarına bir şey diyemeyiz. Ancak kelimeyi kabaca işleterek meseleyi toplumsal açıdan ele almak da mümkün olduğu için, ve esas olarak tartışmanın kilit öğelerinden birinin meselenin “sosyalistlerin ne yapacağı” sorununa indirilmesinden kaynaklandığı için, bu tartışmayı açmak, yeni bir başlama noktasını hayal etmeyi mümkün kılabilir.

O halde soru bizim açımızdan eksik değil, hatalı sorulmuştur. İlkin, meselenin salt bir sosyalistler arası bir mesele olmaması bakımından. İkincisi, sosyalizmi en geniş anlamıyla kapitalizme içkin ve onu ortadan kaldıracak hareket olarak düşündüğümüzde, yani bir “fikir” olarak değil de hareketin kendisi olarak düşündüğümüzde, hareketi “fikre” ve bizim tartışmamız bağlamında “doğru, hakiki fikre” indirgediği için. Tartışma burada, bir çok farklı tartışmada gördüğümüz üzere kimin daha “hakiki sosyalist” olduğunun gerekçelendirilmesi biçimine bürünmüş, bu gerekçelendirme işlemi de var olan somut bir duruma verilen somut tepkiler ile ilişkilendirilmeye çalışılmıştır.

Bizim esas olarak ilgilendiğimiz şey, kimin daha hakiki sosyalist olduğu meselesi değildir. Esas sorun, tam da bu sorunun sorulma biçimindedir. Sosyalizme dair çeşitli kesimlerin kendi kendisi üzerinden kurduğu hakikilik iddiası, var olan güncel toplumsal meselenin konuşulmasının önüne geçmekte, iktidar ilişkileri bağlamında kurulan toplumsal bir mesele olduğunun üstü örtülmektedir.

Özellikle HDP’nin seçimlerde önemli bir alternatif yaratma iddiası bütün tartışmanın temel noktalarından birini oluşturuyor. Gezi deneyimi ile birlikte yeniden tazelenen ve seçim sürecine paralel olarak çalışmalarına hız veren HDP’nin Gezi deneyimi ile kurduğu ilişki, seçim sürecini örgütleme biçimi, kamuoyuna sunduğu adaylar, siyasi bir parti olarak toplumla kurduğu ilişki ve bu açıdan topluma vaat ettiği şeylerin bütünü, HDP’nin bu tartışmaların merkezinde yer almasına imkan tanıyor. Sosyalistlerin uzun yıllardır var olan “birlik sorunu”, yıllardır seçim süreçlerinde kurulan “ittifaklar” ve platformlar, Kürt hareketi ile olan ilişki vb. noktalar düşünüldüğünde, tartışmanın HDP üzerine odaklanması daha anlaşılır bir hale geliyor.

Ancak biz bu noktadan başlamayı doğru bulmuyoruz. Gezi deneyimine bağlı olarak bir “başlangıç” yapacak isek, öncelikle söylenmesi gereken şey, bu deneyimin hemen ertesinde, çok kısa bir süre içinde karşımıza çıkan seçim sürecinin büyük bir “talihsizlik” olduğudur. Solun siyasal alanda bir alternatif olarak anılmadığı, bir çok “solculuk hastalığının” son derece yüzeyde ve görünür olduğu bir dönemde, yılların verdiği alışkanlıkların, ezberlerin, siyaseti algılama ve siyasetle ilişki kurma tarzının Gezi deneyimi ile birlikte çok kısa süre içinde değişmesi beklenebilir miydi? Bu soruya pozitif bir cevap vermeyi isterdik. Bu, öncelikle bir imkandı, Gezi deneyiminin içinde barındırdığı, bu deneyimin mümkün kıldığı, kolektif bir potansiyeldi. Bir çok sol çevrenin bu imkanın peşinden gitmek yerine kendi tarz ve alışkanlıklarını bu imkanın üzerine giydirmeye çalıştığını söylemek, sanırız çok haksız bir yaklaşım olmayacaktır. Çünkü, daha önce de söylendiği gibi (2) bir “başlangıç” yapabilmek için bir sonun olması, yahut var olan durumun içkin eleştirisine bağlı olarak somut kopuşlar gerçekleşmesi gerekir. Sol çevrelerin bir çoğu, böyle bir potansiyeli “kendi üzerinde düşünmenin bir imkanı” olarak değerlendirmek yerine, kendi varlığını konsolide etmek, gerekçelendirmek ve güçlendirmek için bir “fırsat” olarak ele almayı tercih ederek, var olan siyasal alışkanlıklarını pekiştirmiş, derinleştirmiş ve böylece Gezi deneyimi ile arasındaki mesafeyi de genişletmiştir. (3)

Böyle bir mesafenin tesis edilmesi, ne yazık ki bu deneyimin imkanını barındırdığı “başlangıç” metaforuna bağlı bir söylem alanı içine yerleştirildiği için (başlangıç söyleminin biri Gezi ile açılan kitlesel eylemliliği, diğeri de başka bir sol pratiğe dair ikili bir anlam taşımasından dolayı bir muğlaklı barındır), deneyim ile kurulan ilişkinin güncel tarihsel koşullar tarafından şekillendiği ve her farklı sol çevrenin de bu koşulların bir parçası ve yaratıcısı olduğu olgusunun üstü örtülmüştür. Öncelikle, bu örtünün kendisini bir tartışma nesnesi olarak düşünmemiz gerekiyor. Farklı sol çevreler, kendi yapılarını konsolide etmek, kendi varlıklarını gerekçelendirmek için deneyimin kalıplaşmış söylemini işletirken, deneyimi kendi tarihsellikleri ile birlikte yeniden düzenleyerek kendi varlıklarını gerekçelendirmenin bir aracı haline getiriyorlar. Oysa, yukarıda bahsettiğimiz potansiyel, bu deneyimin kendisi ile kurulan ilişkinin, solun kendi kendisi ile kurduğu bir ilişki haline çevrilmesi potansiyelini içinde barındırdığından dolayı, bu “örtü” ile hesaplaşmak, kendi ile, dolayısıyla da güncellik ile hesaplaşmayı zorunlu hale getiriyor. Bu, başlangıç metaforuna bağlı olarak bir kopuş cesaretini, kendi örgütsel varlığını tehlikeye atmak pahasına deneyimi, dolayısıyla da “hayatı” çoğaltmak cesaretini içinde barındırıyor (Özetle, bir an olsun kendi bildiğimiz, öğrendiğimiz, inşa ettiğimiz ilkelerimizden, pratiğimizden mesafe almayı, deneyimin kendisinden öğrenebilmenin bir koşulu olarak düşünmek gerekiyor).

Gezi deneyiminin başından itibaren ağaçlarla, parklarla, sokakla, mahallelerle, üniversite ile ilgili olması, onun hayatla ne kadar iç içe olduğunu gösteriyor. Daha da önemlisi, bunların hiç biri metaforik ya da slogansı bir göndermeyi barındırmıyor. Hepsi, bir hayat ve iktidar ilişkileri pratiğini, somut mekanlarda, çatışma ve tartışmalarda, hayatın üretimi olarak deneyimlenmiş ilişkiler olarak ortaya çıktı. Gezi’nin parklarda, üniversitelerde, mahallelerde, plazalarda ve fabrikalarda forumlar ve dayanışma şeklinde güncel bir deneyime dönüşmesi de bunun hayatla nasıl bir ilişki kurduğunun somut göstergesi oldu. Mesele, “üç-beş ağaç siyaseti” bağlamında (4), dolayımsız bir hayat pratiği olarak, hayatın nasıl yönetileceğinin mekanlardaki somut tezahürü olarak ifade buldu. Herhangi bir politik fraksiyonun temsiline ihtiyaç duymadan (burada, yalnızca sol çevreyi değil, bütün parti çeşitlemelerini belirtiyoruz) forumlar ve dayanışmalar politik temsilin dolayımsız ifadesi olarak ortaya çıktı. Forum formu (5), bu açıdan Gezi deneyiminin Türkiye’deki toplumsal yaşama hediye ettiği, hep beraber inşa edilen özgün bir politik biçim olarak, yeni bir siyasal alanın, farklı bir politik ontolojinin, dolayımsız ve hayata içkin bir politikanın formu olarak düşünülmelidir.

İşte yazının başında temel sorunsal olarak belirlediğimiz meselenin başka bir eksende düşünülmesi imkanı, Gezi deneyimine bağlı olarak, farklı bir “başlangıç çizgisi” olarak forumların düşünmemize imkan tanıdığı tahayyülde bulunabilir. “Aciliyetin tiranlığı” Gezi deneyiminin düşünülmesi üzerine bir örtü olarak yayılırken, bu örtü çok hızlı bir şekilde bütün toplumsal bağları tekrar kurarken ve iktidar ilişkilerini düzenlerken, nasıl olup da bu deneyimin tahayyül ufkuna sahip çıkacak, “açılan” ve başlangıcı yapılan bu siyasal alanı genişletmeye çalışacağız? Sorunun bu şekilde sorulması, meselenin eksenini, örneğin HDP’nin merkezi olduğu değil de bir unsuru olduğu sorunsal alanına yerleştirmekle mümkün görünüyor (böylece HDP de sosyalistlerin ne yapacağı meselesi de sorunun asli, hakiki öğesi olarak değil, bu meselede bir konumlanış biçimi olarak, toplumla kurulacak bir ilişki olarak yeniden formüle edilebilir.)

Seçimler reel ve güncel bir durum ve herkesi ilgilendiren bir mesele olarak sol radikalizmin ötelemesine imkan vermeyecek kadar önemli. Kaldı ki, önümüzdeki ilk seçimlerin “yerel seçimler” olduğu düşünüldüğünde, hayat pratiklerinin kurulduğu somut ve yerel iktidar alanlarının ve bu alanlarda ortaya çıkan politik biçim olarak forumların, bu süreçle ne kadar ilişkili olduğu görülebilir. Bizim açımızdan önemli olan, Gezi deneyiminin somut politik biçimlerinden biri olarak bu forum deneyiminin üzerinin örtülmesini engellemek, forumları güvenceye alacak çalışmalar yapmak, sağlıklı işlemesini sağlamak olarak görünüyor.

HDP’nin ve diğer sol çevrelerin “kendi” adaylarını çıkarması (dolayısıyla, esas olarak forumlara dayanmayan, temel siyasi birimini ve siyaset stratejisini forumlar üzerinden kurmayan bir politik hat belirlemesi) ve belirli ölçülerde kendi “fikir birliğine” ya da platformuna davet etmesi (örneğin herkesin HDPli olmasına, HDP’yi savunmasına- seçim şarkılarında açıkça görülebilir) var olan siyaset arenası açısından anlaşılabilir bir durum olabilir. Ancak bu reel durumun, Gezi’nin imkanları ve politik biçimleri/birimleri ile örtüşmediğini söylememiz gerekiyor. Gezi, “fikir birliğine” dayalı bir siyasal tahayyülün dışında, siyaseti bir hayat pratiği olarak kurma imkanını ortaya çıkarmıştır. (HDP’nin bileşenlerden ve “örgütsüz bireylerden” oluştuğu gerçeği bu durumu değiştirmez. Çünkü, çağrının yapıldığı yer, bir siyasal kimlik olarak HDP’dir, HDPli olmanın ifade ettiği pratikler, davranışlar ve fikirler bütünüdür. Diğer sol aday platformlarının bir çoğu da temelde bir ittifak çizgisi üzerinden kurulmakta, solculuğun birleşik bir vehçesinin somut ilişkileri ve pratiklerine değil [yani örneğin somut bir politik biçim olarak forum formuna değil] burada oluşan “sol” fikrine çağrı yapılmaktadır. Çok kısıtlı yerlerde bu perspektifin dışına çıkıldığı söylenebilir.)

Gezi deneyiminde esas olan şeylerden biri, deneyimin kendisine katılmaya bağlı olarak, politik kimliklerin bir süreliğine “askıya alınması”, yahut başka bir deyişle, müşterek bir siyasal alanın, herkesin bir tekillik olarak katıldığı siyaset mekanının kurulmasına iştirak etmektir. Belki de Gezi gibi büyük bir deneyimin mümkünlük koşulu da böyle bir müşterek siyaset mekanının kurulması olarak düşünülebilir. Hükümetin direnişi kodlayamaması, bir özne kimliğine dönüştürememesi, aynı zamanda direniş içindeki çeşitli özne pozisyonlarının da direnişi temellük edememesinin temel nedenlerinden biri, ortaya çıkan bu heterojen yapının devletin kimlikler üzerinden yönetemediği bir müşterek alan olmasından kaynaklanmaktadır.

Örgütsüz birey kavramı, “örgütlü sol”un kendi dışındaki bir gerçekliği anlamlandırmak için uydurduğu bir kavramdır. Bu kavramın arkasında yatan anlayış, siyaseti bir örgütler arası temsil ilişkileri ekseninde konumlandırdığı için, kendi örgütsel hukuklarına benzemeyen örgütlenme tarzlarına karşı bir “örgütsüz birey/solcu” miti üretilmiştir. Bunun esas nedeni de kendi örgütsel varlığının konsolide edilmesi çabasıdır. Bazı sol çevreler bu nedenle forum formu karşısında bocalamış, forum formunu kendi örgütsel hukuk tarzı şeklinde bir örgütler arası temsiliyet ilişkileri çerçevesinde oluşan platform olarak algılamaya çalışmış, hatta bu algıyı forumlara giydirmek istemiştir. Forumları “örgütsüzlüğün örgütlendiği yerler” olarak gören sol çevrelere dahi rastlamak mümkün olmuştur. Bu çevrelerin bu güncellik içindeki konumlanışları, esas olarak bir devrimci stratejiden yoksunluğun göstergesi, ancak temelde “devrimi” kendi fikrinin temellükü altında değerlendirmelerinin bir biçimi olarak düşünülebilir.

Peki başka türlüsü nasıl olabilirdi? Yani, örneğin siyasal birim olarak forumları alan, diğer mücadele alanları ve hatları ile ilişkilerini bir temsil etme çabasının dışında, belki bir çeşit koordine etme, mücadele alanları ve hatları içinde oluşmuş toplumsal talepleri kristalize ederek farklı açılardan görünür kılma, yahut örneğin meclis mekanizmasının (olası) imkanları dahilinde bu mücadeleleri güçlendirme gibi bir pratik mümkün olabilir miydi? Örneğin üniversite forumlarının kurulmuş ve işler olduğu bir yerde, bu forumları asli siyasi birim olarak görmek ve politik sorumluluğu forumlardan alan (dolayısıyla “alan”dan, bir mücadele alanı ve toplumsal birim olarak üniversiteden) bir örgütlenme tarzı mümkün olamaz mıydı? Bu forumların yanında kendi “meclislerini” örgütlemek (örneğin HDP’nin üniversite meclisi, yahut TKP’nin FKF meclisi gibi) ya da forumlara “siyasetler toplantısı” biçimini dayatmak yerine, onların özgül bir deneyim olduğunu açığa çıkarmak ve forumlara paralel yapılar kurmamak mümkün olmaz mıydı? (6)

Toplumsal mücadele hatlarının, forumların, farklı biçimlerde ortaya çıkan direnişlerin çeşitli ağlarla birbirlerine bağlanması, bu pratiklerde ortaya çıkan toplumsal taleplerin kristalleşmesi ve çeşitli biçimlerde ifade edilmesinin çok önemli olduğunu söylememiz gerekiyor. Siyasal alanın farklı katmanlarda ve biçimlerde, çoğul ve heterojen siyaset tarzlarına imkan verdiğini de ekleyelim. Belediyeler ve meclis, solun asli siyaset birimi değildir, ancak ortaya çıkan çeşitli dinamiklerin birbirine bağlanması, güçlenmesi ve desteklenmesi için imkan tanıyabilir. Ancak bu koşulda, meclis ve belediye organlarında bir çeşit temsil iddiası bulunan partilerin fikir birliği olarak örgütlenmesi, solun asli siyaset mekanlarında yukarıda bahsettiğimiz tarzda sorunların ortaya çıkmasının önünü açmaktadır.

Söylemek istediğimiz temel şey, solun forumları kimlikleştirerek “solculaştırma” çabasının forum formunun ortaya çıktığı haliyle ciddi bir uyuşmazlık yarattığını, seçim süreçlerinin örgütlenmesi açısından değerlendirdiğimizde, belirli bir kimlikleştirme girişiminin de esas olarak yaşama içkin siyasal alanın genişlemesine değil de daralmasına kapı araladığıdır. Fikir birliklerine, kısmi fikir platformlarına yapılan çağrının da bu eksende ele alınması gerektiğini düşünüyoruz. HDP’nin veya seçimlere giren diğer sol adayların seçimleri kazanması elbette önemli. Ancak daha önemlisi, siyasal alanın nasıl kurulduğu, hangi birimler üzerine tanımlandığı ve bu alana katılımın hangi biçimlerde gerçekleştiğidir. Bu da ancak, daha geniş bir siyaset stratejisine bağlı olarak, bir örgütlenme çalışması olarak düşünülebilir.

Hayata dayalı, hayatın kendisini ve dolayısıyla üzerimize yüklenen kendilik rejimini değiştirmeye çalışan siyaset, bu mekan ve imkanlara bağlı olarak, dolayımsız bir şekilde bize göz kırpmıştı. Bunu görmek, değerlendirmek, üstüne gitmek, hayatı genişletmek bağlamında, hayatı beraber örgütlemek anlamına geliyor. Bugün takip edilebilecek istikametlerden biri, bu güzergah bağlamında düşünmeye ve okunmaya açıktır.

———————

1 Bu tartışmanın kamusal bir vehçesi için bknz: “Sosyalistlerin HDP’de Ne İşi Var?” http://fraksiyon.org/sosyalistlerin-hdp-de-ne-isi-var/Sosyalistlerin HDP Dışında Ne İşi Var?http://fraksiyon.org/sosyalistlerin-hdp-disinda-ne-isi-var/ ve “HDP’ye Sağlı Sollu Giriş (Kod: 101)http://fraksiyon.org/hdp-ye-sagli-sollu-giris/

3 Bu iddialar çeşitli ampirik gözleme dayanıyor. Özellikle forumlarda, forumlar üzerinden örgütlenen çeşitli eylemliliklerde, alanlarda yapılan kolektif çalışmalarda, bu alışkanlıkların ve usüllerin pek çoğu ile karşılaşılmıştır.

4 “Üç-beş ağaç” meselesi çok konuşuldu. Buna dair üç açılım için Hemzemin, sayı 10, “Üç Beş Ağaç Siyaseti” ve “Gezi Direnişi ve Üç-Beş Ağaç Meselihttp://hemzeminposta.org/2013/08/04/sayi-10-4-agustos-2013/ ve Kolektif Dergisi, 13/17, “Üç Beş Ağaç Siyasetihttp://kolektifdergisi.wordpress.com/2013/10/07/1317/

6 HDP kurulmadan önce, HDK’ya dair yapılan şu kritik, bu temsil meselesine dair bir perspektif sunabilir: http://www.soldefter.com/2011/10/22/halklarin-demokratik-kongresi-ve-kuresel-egemenlik-hasret-bingol-%E2%80%93-ali-aslan/

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Seçimler / sosyalistler /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.