Bayrak leman

Bayrak: Egemenlerin oyuncağı mı? – Zerrin Aynaoğlu

Sol Defter- Haber - 11 Haziran 2014 - Güncel Politika

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Nedir bu bayrak satıcılarının diktatörlerden çektiği. Gezi’de yaka paça tutuklanan bayrak satıcısını henüz unutmamıştık ki şimdi de direkten bayrak indirme davası. Kabak ya bayrak satıcılarının, ya da gönderden bayrak indirenlerin başına patlıyor. Ya polis jipine, ya şah damarından bir kurşunla ölüme gideceksin. Seç seç al.

Bu ne yaman çelişki.

Diktatör bir bakıyorsun bayrak düşmanı, bir bakıyorsun bayraktan çok bayrakçı, bayrakperver. Yüz, iki tane değil ki, geldiği yerde daha çok var. Günlük yazılan diziler gibi iktidarın söylemi. Senaryoda o gün ne yazılıyorsa o oynanıyor. AK PartiTeşkilatı ülkenin en ratingli senaristi. Evren’in açtığı yoldan Atatürk gerçekliğinin de kanını emerek ilerlemeye devam.

Bayrak Gırgır

Şüphesiz bugünün bayrak kültürü için de, 12 Eylül için de, bayrağın anlamı bu karikatür kadardı. Hadi biraz Oğuz Aral anlatsın:

“12 Eylül’e kadar insanlara kendi ideolojileri için nasıl ölmeleri gerektiğini anlatan o anlı şanlı solcu köşe yazarları, darbe olur olmaz masalarının çekmecelerini açtılar, içine girip kendilerini içeri kilitlediler…”

“Bakın ne yaptı onlar? Bir kısmı Kenan Evren’in uçağına binip onun gezilerine katıldı. Bir kısmı ise Evren’e akıldanelik etti. Neler yapması gerektiğini anlattı. Biz enayiler, kendi kendimize kaldık. Mesleğimizin gereğini yaptık. Biz mizahçıydık. Mesleğimizin gereğini iyi de yaptık. Benim için 12 Eylül döneminde ne yapabildiğimizin iki önemli işareti var. Birisi, şimdi adını anımsayamadığım bir araştırmacı. Bir gün beni aradı, işçi hareketini anlatan bir çalışma yaptığını, ancak 12 Eylül döneminde işçi hareketlerine ilişkin o dönemde hiçbir gazetede hiçbir haber-yazı bulamadığını, bulabildiği tek şeyin Gırgır’daki karikatürler olduğunu söyledi ve bunları kitabında kullanmak için izin istedi. Ne demek, buyurun kullanın, dedim. Gerçekten de 2-3 yıl boyunca başta Cumhuriyet olmak üzere anlı şanlı gazetelerimizin hiçbirinde işçi hareketleriyle ilgili hiçbir haber çıkmadı…

Benim için ikinci önemli işaret, tam hatırlamıyorum, ikinci veya üçüncü yılda çıkan bir haberdi, iki üç yıl sonra Cumhuriyet gazetesinde Şükran Ketenci ilk defa bir işçi ya da sendika haberi yazabildi. Derken ortaya Müşerref Tezcan çıktı.

Müşerref Tezcan, 12 Eylül’ün şarkı-marş simgesiydi. Kocası Mahmut, bunun imaj-maker’ı olmuş. Kafasına bir fes, üstüne kırmızı bir bez, memelerinin üstüne bir ay-yıldız, al sana imaj. Ulan bir baktım, İzmir’de birazcık direnmeye çalışan işçilere karşı bu kadının şarkısı kullanılıyor, işte ‘Yurduma düşman girmiş’ falan diye. Kim ulan düşman? Düşman bizim İzmir’de direnmeye çalışan işçiler. Kapağa koyduk karikatürü. Onun için ilk kapatılan yayın organı olduk elhamdülillah. Önce dergiyi kapattılar, sonra kapatma gerekçesi aradılar. Kim kapatacak dergiyi, nöbetçi hakim. Sabahın köründe nöbetçi hakime gitmişler, derginin kapağını dayamışlar burnuna, “bunu kapat” demişler. Adamcağız da bir şey bilmeden, bakmış kapağa, kapatma gerekçesini yazmış. GırGır’ın kapatma gerekçesinde aynen, ‘Yaşlı, çirkin, menhus bir kadının üzerine bayrak çizerek Türk bayrağına hakaret’ ettiğimiz” yazıldı. Bu sebeple Türk adliyesi benim 2.5 yıl hapsime talip oldu. Ulan bre!…” SS

Artık Oğuz Aral sıkıyönetim tarafından aranan şahıslardan biri olmuştu. “Çok aradılar, tutamadılar” diyor Aral. “Çünkü bu onların yaptığı ilk, benim gördüğüm üçüncü, dördüncü ihtilaldi.” Yaptığı analiz ise can yakıyor:

“İşçi sanmıştık, işçiler köylü çıktı” diyor Aral, “İşçisi sahte, köylüsü sahte, politikacısı sahte, karikatüristi sahte…” Sonra neler mi oluyor?

Dünyanın en çok satan 3. mizah dergisi olan Gırgır bayrağa hakaret gerekçesiyle kapatıyor.

Derken bayrak isterisi bu defa Ergenekon ruhunun temsilcilerinden sayılacak Hasan Kundakçı Paşa’ya nasip oluyor. Hikaye malum, 1996 yılında bir Rum, Kıbrıs’ta bayrak direğine tırmanırken Paşanın emriyle vuruluyor. İki İngiliz de yaralanmış. Paşa:

“Türk bayrağını indirmek isteyeni şah damarından vurup öldürmek istedik, öldürdük. Sizin iki İngiliz’i öldürmek istemedik, sadece uyardık” diye cevap vermiş İngiliz yetkililere. Haliyle İnterpol de arar, uluslararası savaş hukuku da hesap sorar.

Sözüm ona CİA komplosuna kurban gitmiş. Evrene diktatörlüğü armağan eden CİA.

Ey 12 Eylül’de hak arayan işçileri düşman görüp üzerlerine Müşerref Hanım’ın bayrağını sallayan zihniyet. Hadi Rumları da düşman görüp tepelediniz, şimdi benim bitişikteki lojman komşum Kürt de mi düşman? Barışma masasındayken topraklarına el koymayı planladığınız, benden farkı olmayan, Gezi’de bana yaptıklarınızın aynısını biteviye topraklarında yaşayan insanlar mı düşmanım?

1983’te Evren Paşa Bulgaristan’da Jivkov’la görüşmeye gidiyor. Dönüşte Kürtlere Kürtçe konuşmayı yasaklanıveriyor. Diyarbakır cezaevi toplama kampına dönüştürülüyor. Bunları Ergenekon davaları açıklayabildi mi? Tarih içinde köyler yakıldı. Yargısız infaz doğal sayıldı. Aynı ayrılıkçı politika şimdi de Alevilere uygulanmıyor mu? Okmeydanı olaylarını aklınız alıyor mu? Hayatı provokasyon tezgahlamakla geçmiş bir derin rezalet, ve şakşakçısı basın torbadan niye bu günlerde çıkıyor?

AKP artık Hasan Kundakçı paşalarını özlemiş anlaşılan.

Ha bir bayrak var ortada. Bayrak artık paralelden o eski Eylül artığı çetelere devir teslim edilen bayrak. Daha ne filmlere, dizilere malzeme olacak bayrak. Ağar beylerin, taze Jitemlerin devralacağı bayrak. Kalekollarda tezgâh yönetecek bayrak.

AKP mitinglerinde tadı geçmiş sakızlar gibi naylonlara büründürülüp yerlerde sürüklenen bayraklara niye aynı hassasiyeti göstermiyorsunuz? İçselleştiren gerçek bayraklar onlar çünkü.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: 12 Eylül / Bayrak /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.