gezi-forum

Haziran İsyanı Vesilesiyle Orta Sınıf (*)

E.Ahmet Tonak - 18 Haziran 2014 - Teorik Tartışmalar / Türkiye Solu

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

 

Geçenlerde Facebook’da karşıma çıkan bir duyuru ile Aşağısı ve Yukarısı Arasında Orta Sınıflar başlıklı atölye çalışmasından haberdar oldum.  Atölyenin afişi bayağı hoş ve davetkârdı.  Düzenleyenlerden Didem Danış Burgazada’dan eski komşum, Galatasaray Üniversitesi’nde öğretim üyesi (diğer düzenleyici Deniz Erkmen’le de toplantı sırasında tanıştık, o da Özyeğin Üniversitesi’nden). Konuşmacılar arasında tanıdıklarım, çalışmalarını izlediklerim olduğu gibi, tanımadıklarım da vardı. Kalktım gittim, iyi ki de gitmişim.  Son derece verimli, doyurucu, ufuk açıcı bir toplantı oldu. Didem ve Deniz sağolsun.

Ayrıca, toplantı haberi vesilesiyle konuşmacılardan Cenk Saraçoğlu’nun Şehir Orta Sınıf ve Kürtler: İnkârdan “Tanıyarak Dışlama”ya adlı kitabınıda okumaya başlamıştım.  Kitapta, Marx’ın Artık Değer Teorileri’nden yapılan bir alıntıya takıldım. Oturdum, Facebook’da Saraçoğlu’nun Marx alıntısını kullanışı üzerine kısa bir yorum yazdım.  Arkasından, Cenk’le yazışmaya başladık, birbirimizin derdini anladık ve sanal tanışıklığımızı ertesi gün, atölyede organik tanışıklığa dönüştürdük.Facebook yine işe yaramıştı.

Toplantı, düzenleyicilerin atölye fikrinin nasıl oluştuğunu açıklayan ve literatürü tarayan çok yararlı konuşmaları ile başladı.  Ardından, toplantı, sabah iki ana konuşmacının (Çağlar Keyder ve Tanıl Bora) çerçeve konuşmaları, öğleden sonra dayedi konuşmacının kısa sunumları ile devam etti. İzleyiciler atölye sırasında dile getirdikleri görüş ve sorularıyla benzer toplantılardan çok daha aktifti.  Öğleden sonraki yuvarlak masa konuşmacılarından Emrah Göker blogunda, Keyder ve Bora dışındaki sunumları değerlendiren uzunca  bir yazı yazdı, sunum ve tartışmaların kayıtlarını paylaştı, tavsiye ederim[2].

Gezi’deki direnişin, akabinde Haziran ayı boyunca ülke sathına yayılarak milyonların katıldığı bir halk isyanına dönüşen hareketin sınıfsal karakteri üzerine bir hayli yazıldı. Hacımlı bir külliyat birikti. Bu literatürü gözden geçirdiğimizde iki ana eğilim öne çıkıyor.  İlki, isyanın sınıfsal karakterinin emekçi ağırlıklı, diğeri de orta sınıf ağırlıklı olduğunu söylüyor.  İki uç eğilim dışında, adı geçen sınıflara yaptığı vurgu ve atfettiği önem itibariyle farklılaşan kimi ara pozisyonlar, hatta bu ikili karşıtlığı tıkız bulan, aşmaya çalışan yaklaşımlar da mevcut.

Gezi’ye ilişkin orta sınıf formülasyonunu ilk ve en kapsamlı biçimde yapanların başında Çağlar Keyder gelir. Gezi’den bir yıl sonra Keyder’in görüşlerini tekrar dinleme ve değerlendirme imkanı verdiği için atölyenin düzenleyicilerine ayrıca teşekkür borçluyuz. Aşağıda, Keyder’in konuşmasında ilginç bulduğum yanları ve kendi görüşlerimi kısaca aktarmaya çalışacağım.

 Keyder: “Yeni Orta Sınıf Büyüyor”

İlkin, Keyder’in konuşmasındakiolgusal tespitlerden öne çıkanları kendi görüşlerimi katmadan aktarmaya çalışayım:

  • Orta sınıf kavramı sadece Türkiye’de değil, her yerde tartışılıyor.
  • İleri kapitalist ülkelerde orta sınıf küçülürken, bizim tipimizde, sonradan serpilen kapitalist toplumlarda ise büyüyor. Dolayısıyla, serpilen kapitalizmlerin toplam küresel tüketim içindeki payları da artmış oluyor.
  • Orta sınıfın dünyanın değişik bölgelerinde gösterdiği farklı büyüme dinamikleri kapitalizmin dönemsel karakteristiklerine bağlı. 1945-75 (Fordist dönem) ve sonrası (Post-Fordist dönem) şeklinde bir ayrım yapıldığında, 1970’lerin ortasına kadar,refah devletinin gelir dağılımını düzeltici etkisinin de katkısı ile orta sınıfın ileri kapitalist ülkelerdegenişlediğini görüyoruz.  Sonraki neo-liberal (ya da Post-Fordist) dönemde ise hızlanan ekonomilerin –Hindistan, Çin, Türkiye vb.—orta sınıfları büyüyor.
  • Büyüyen bu yeni orta sınıf eskisinden hem değerleri hem de konumları itibariyle farklı. Kim bunlar? Şirket yöneticileri, serbest meslek sahipleri, devlet memurları.  En geniş ifade ile üniversite mezunları.  Eski, devlet himayesinde gelişmiş orta sınıftan farklılıkları ise özellikle global kültüre yakın, kendi alanlarını korumaya düşkün, hiyerarşiye karşı oluşlarında.  Ayrıca, bu yeni orta sınıf sol eğilimli değil.
  • Gezi hareketi de esas olarak bu yeni orta sınıf’ın ağırlıkta olduğu bir hareket[3].

Şüphesiz bu olgusal tespitler hem Keyder’in teorik yaklaşımının sonucu hem de sözkonusu teorik yaklaşımı besleyen somut kanıtlar.  İkna edici işlevleri de cabası.  Teorik yaklaşımının bir tür sentez olduğunu Keyder daha önceki yazılarından birinde şöyle dile getirmişti:

Modernleşme kuramı ile Marx’ın tarihsel yaklaşımının bir bileşimi olarak sıklıkla karşımıza çıkan bu tarihsel-sosyolojik çerçeve öne sürülen kavramsal bütünlükler içinde en ikna edici olanı.” (Keyder 2013)

Modernleşme yaklaşımının ne olduğu, ne kadar işe yaradığı malum.  Zaman zaman, kapitalizme kapitalizm denilemediğinde modernleşme utangaç tercih olarak karşımıza çıkar.  Benim açımdan Keyder’in, emsal yaklaşımlar arasında en ikna edici olduğunu iddia ettiği bu sentezin “Marx’ın tarihsel yaklaşımın”ı nasıl yorumladığı.Keyder’den dinleyelim:

Esas önerme siyasi-hukuki yapıların toplumsal modernleşmeye koşut bir gelişme göstermesi gerektiği, aksi takdirde toplumda yeni ağırlık kazanan kesimlerin gelişmelerin gerisinde kalan iktidarı ve siyasi yapıları dönüştürmek için çaba gösterecekleri…” (Keyder 2013)

Bir an için Marx’tan esinlenildiğini kabullenelim.  O zaman, yukarıdaki formülasyonda geçtiği şekliyle, modernleşmenin gelişiminden, Marx’ın üretici güçlerin gelişimi dediği sürecin,siyasi-hukuki yapılardan da Marx’ın hukuki ve siyasalüstyapı dediği şeyin kastedildiğini varsayabiliriz.  Sorun bundan sonra başlıyor: Keyder’e göre toplumu dönüştürecek uyumsuzluk (çelişki), modernleşmenin temposu ile (üretim güçlerinin gelişim seviyesi) siyasi-hukuki yapılar (üst yapısal kurumlar) arasında.  İkinci sorun, dönüştürme ile ne kastedildiğinde: iktidarın ve siyasi yapıların dönüştürülmesi.

Bu formülasyonun, yüzeyde Marx’la benzeşir gibi gözükmesine rağmen, aslında Marx’ın tarihsel yaklaşımından çok farklı olduğunu düşünüyorum.  Bunu kanıtlamak için Marksist tarihsel yaklaşımın ABC’si, yani tarihi maddeciliğin en özlü ifadesi olan Ekonomi Politiğin Eleştirisine Katkı’dan uzun alıntılara gerek yok.  Sadece, Marx için hayati önemde olduğunu bildiğimiz üretim ilişkileri kavramının, dolayısıyla iktisadi yapının yukarıda Keyder’in önerdiği yaklaşımda yer almadığını farketmek yeterli.  Bizatihi bu kavramın yokluğu yukarıda bahsettiğim iki sorunun kaynağını oluşturuyor. Marx’la taban tabana zıt iki önemli sonuç bu sayede çıkartılmıştır.  Marx’a göre toplumu dönüştürecek çelişki “toplumun maddi üretici güçleri” ile “o zamana kadar içinde hareket ettikleri mevcut üretim ilişkileri… ya da bunların hukuki ifadesinden başka bir şey olmayan mülkiyet ilişkileri..” arasındadır.  Marx’ın toplumsal dönüşümden kastettiğinin,iktidarın ve siyasi yapıların (reform) değil, bizatihi üretim ilişkilerinin (devrim) dönüştürülmesi olduğunu eklemeye bile gerek yok.

Keyder, yukarıdaki formülasyonunun geçerliliğini feodalizmden kapitalizme geçiş sürecini yeniden yorumlayarak da göstermeyi deniyor:

“Meşhur ‘burjuva devrimi’ kavramı bu genel yaklaşımın belli bir konjonktüre uygulanması; ayrıca da bu konjonktürde hangi toplumsal kesimin esas aktör olacağının adını koyuyor. Fakat, burjuvazi artık istediği şeyleri aldı, dönüştürücü potansiyelini çoktan kaybetti..”(Keyder 2013)

O zaman, burjuva devrimi (hem “meşhur” hem de tırnak içinde!) aslında feodalizm modernleştikçe gelişen burjuvazinin, bu gelişmeye ayak uyduramayan siyasi ve hukuki yapıları dönüştürmesinden ibaret olmuş oluyor!

Keyder’in Marx’tan bu şekilde ‘yararlanış’ı sadece feodalizmden kapitalizme geçiş süreci ile ilgili, tarihi bir argüman değil.  Esas işlevi, yeni orta sınıfı günümüzün dönüştürücü siyasi aktörü olarak kavramsallaştırılmasına ve bu yeni siyasi aktörün başı çekeceği bir siyaset anlayışına hizmet etmesi. Keyder, yakın dönemi ve geleceği şöyle görüyor:

“son yüzyıl içinde dünya sahnesine çıkan yeni bir sınıf var, ve bu sınıfın talepleri bildiğimiz ekonomik ve siyasal gündemin içinde cevap bulamıyor. Dolayısıyla da bu gündemi değiştirmek ve bu şekilde kendi dışındaki kesimlerin taleplerini de dile getirmek potansiyeli var. Sözünü ettiğimiz ‘yeni’ orta sınıf olarak nitelendirilen, nüfus içinde oranı sürekli büyüyen bir grup..”(Keyder 2013)

Buraya kadar Keyder’den yaptığımız alıntılar dayandığı teorik çerçeveye ilişkin olduğu için yazılı metinleri kullanmayı tercih ettim.  Atölyedeki konuşma sırasında dile getirilen başka teorik referanslar da oldu.  Bu yazıda ayrıntılı değerlendirmesine giremeyeceğim, ama üzerinde durulması gereken bazı saptamalar şunlar.  Keyder, Marx’ta küçük burjuvazi ile orta sınıfkategorilerinin birbirinin yerine kullandığını düşünüyor.  Marksistler arasında geçen orta sınıf tartışmalarının çerçevesinin ise esas olarak Anton Pannekoek’un 1909’da International Socialist Review’dayayınlananmalum Yeni Orta Sınıfmakalesi[4] ile çizildiğini ve o günden bu yana (N. Poulantzas, E. O. Wright vb. de dahil olmak üzere) pek fazla yeni bir şey söylenmediği görüşünü benimsiyor.Keyder, konuşmasında Alvin Gouldner’a(yeni orta sınıfınHegelci anlamda evrenselliği), John Kenneth Galbraith’e (yeni endüstriyel devletin yeni teknokratları), hatta Thomas Pikkety’ye de (gelir dağılımının ortasındaki kesimler)referansla yeni orta sınıfın varlığını kabul eden, ama formülasyonlarında farklılaşan yazarlar olarak değindi.

Yeni orta sınıfın varlığını ve giderek büyüdüğünü kanıtlamak için Keyder’in kullandığı ölçütlerin başında eğitim geliyor.  Dolayısıyla, konuşmasında da hem son yıllarda artan üniversite mezunları sayısından hem de değişik meslek gruplarının çalışan nüfus içindeki paylarından söz etti.  Konuşmada kaydedilen oldukça genel istatistiklerin yanısıra, TÜİK’in sayımlarına dayalı orta sınıfın varlığını sorgulayan çalışmalara değinilmemesi dikkatimi çekti.

Ahmet Haşim Köse, Serdal Bahçe ve arkadaşlarının TÜİK’in Hane Halkı Bütçe Anketleri’ne ve Hane Halkı İşgücü Anketleri’ne dayanarak son dönemde Türkiye’nin sınıf haritasını çıkarmaya yönelik empirik çalışmaları çok önemli buluyorum.  Keyder’i dinlerken,yeni orta sınıfın büyüdüğü tezini, Serdal Bahçe ve Seçil A. Kaya Bahçe’nin yukarıda bahsettiğim çalışmaların empirik sonuçlarına dayanarak yazdıkları Türkiye’de Eğitim ve Sınıf Üzerine Gözlemler makalesinin bulguları ile karşılaştırmanın yararlı olacağını düşündüm[5].  Nitekim, üniversite mezunları içinden, bireysel sınıf pozisyonu olarak orta sınıfkategorisine tekabül ettiğini varsaydığım kesimlerile (nitelikli emekçi, özel yönetim emeği) emekçiler grubuna karşılık gelen kesimlerin (kentli emekçi, niteliksiz emekçi, ücretsiz aile emeği ve işsizler) 2002-2009 arası nasıl bir tempo ile gelişme gösterdiklerine bakmayı denedim.  Ortaya çıkan gelişme eğilimlerini aşağıdaki grafikte veriyorum.

Yukarıda bahsettiğim, eğitim durumları ve bireysel sınıf konumları dikkate alınarak yapılmış empirik çalışmanın bulgularına göre,en azından 2002-2009 döneminde hem orta sınıffazla bir büyüme göstermemiş (çalışanların %2.2 – %2.8’i kadar) hem deemekçiler çalışan nüfus içindeki payını arttırmıştır (%25’ten %30’a). 

Keyder: “Kaderimiz Yeni Orta Sınıfa Bağlı”

Keyder’in konuşmasından çıkan en önemli sonuç memleketin kaderinin yeni orta sınıfın elinde olduğu.  İlginç olan, bu görüşün eskiliği, şu ya da bu vesileyle epeydir başkaları tarafından da dillendirilmiş olması. Haziran İsyanı’ndan bayağı önce memleketin kaderi yeni orta sınıfa çoktan terkedilmişti.  Hatırlayanlar olacaktır, elit burjuvazinin elit dergisi Görüş geçen Aralık 2012’de (Haziran İsyanı’ndan bayağı önce) burjuvazi üzerine bir özel sayı hazırlamıştı.  Bir tür, kendini öğrenme çabası!

Görüş’ün o sayısında, Fuat Keyman’ın yazısının başlığı yoruma mahal bırakmayacak kadar netti: Türkiye’nin Geleceğini Yeni Orta Sınıf Belirleyecek. “Haydi bakalım, belirlesin de, görelim” denemeyecek kadar iddialı bir tez.  Dayanamamış ve Birgün’de Keyman’ın yazısını eleştirmiştim[6]. O yazıda da belirttiğim gibi Keyman, Keyder’den biraz farklı olarak yeni orta sınıf terimini adeta burjuvazinin kod adı olarak kullanıyor:

“.. AB süreciyle birlikte, Türkiye’de, ekonomik dinamizmin ve girişimci kültürün itici ve taşıyıcı aktörü konumuna gel(en).. Anadolu kentleşirken, Anadolu kentleri kentsel dönüşüm sürecinden geçerken, yeni orta sınıflar kurumsal kimlikleriyle bu süreçte çok önemli ve etkin rol oyna(yan) ..kentsel dönüşümün önemli aktörü konumuna gel(en bir grup). Ama aynı zamanda da, kentsel dönüşüm sürecinden yararlan(an) … (k)entleşme sürecinin ve kentsel dönüşümün hızlanmasına ve pekişmesine katkı ver(en bir sınıf).

Keyman’a göre bütün kusuruna rağmen bel bağlanması gereken toplumsal sınıf yeni orta sınıftır:

Türkiye’nin toplumsal birliği ve istikrarı için gerek duyduğu demokrasinin güçlenmesi, çoğulculuk ve farklılıklarımız içinde birlikte yaşama alanlarında (yeni orta sınıf)henüz net bir duruş ve söylem ortaya koymuş değil.. Bugün, muhafazakarlaşmayla demokratikleşme arasında yer alan yeni orta sınıfların yapacağı tercih, büyük ölçüde, Türkiye’nin geleceğini belirleyecektir.

Keyder’e göre, yeni orta sınıf, burjuvazinin mensupları değildir.  Bu sınıfın “(a)yırt edici özelliği modern toplumda oluşan işbölümünde kendileri(nin) işveren (olmayışı) .. ama vasıfları itibariyle vazgeçilemez bir konumda.. (oluşları).. zihinsel emekleri karşılığında ödüllendirili(şleri); daha fazla sorumluluk alıp karar verme durumunda..” oluşları

Keyman ile yeni orta sınıfın tanımlanışında ayrışan Keyder, kaderimizin işçi sınıfından çok, bu yeni orta sınıfa bağlı olduğu husunda hemfikir:

işverenlere karşı nisbi özerklik ‘yeni’ orta sınıfı tanımlamak için önemli.. Buradan çıkarak bu kesimin işçi sınıfı ile ilişkilendirdiğimiz toplumsal hareketlere fazla rağbet etmeyeceğini söyleyebiliriz. Onların daha çok bireysel özgürlük, çevre duyarlılığı, devletin baskıcılığı tür konularda duyarlı olacağını bekleyebiliriz.”

Keyder’in konuşmasının benim için en ilginç yanlarından biri,1848’in başarısız devrimci mücadeleleri ile günümüz toplumsal hareketleri arasında kurulan parelel (1968 ayaklanmaları, Gezi/Haziran İsyanı vb. dahil olmak üzere).  Kurulan bu paralel ile,yeni olduğusık sık vurgulanan,eski orta sınıfın yerine geçtiği iddia edilen günümüz orta sınıfının neredeyse 19. Yüzyılın ortasından beri önemli bir siyasi aktör olarak at koşturduğunu öğrenmiş oluyoruz! Bu görüş de nispeten eski.  Arap Devrimleri sırasında Eric Hobsbawm 1848 gençleri ile Arap Devrimine katılanlar arasında parelellikler olduğunu söylemiş, İslami ideolojinin yükselişinden kaygılandığını belirtmişti[7].  Hobsbawm’ın da, Keyder’in de orta sınıflara bel bağlamasının arkasında, sanayinin ileri kapitalist ülkelerdehizmet sektörünün gerisinde kalması, dolayısıyla işçi sınıfının küçüldüğü gözlemi var.

Bu tespiti ele almak, değerlendirmek haliyle bu yazının sınırlarını aşar.Şimdilik, katılmadığımızı belirtmekle yetinelim. Umutlanacak sınıf meselesine gelince,“insanlık tarihinin hiç bir döneminde görmediğimiz ölçüde, küresel kapitalizmi gerçektendönüştürecek nicel ve nitel güce acaba hangi sınıf kavuşmuş olabilir” sorusu ile başlayalım, gerisi gelir.

(*)  İstanbul Bilgi Üniversitesi – E.Ahmet Tonak’ın Mesele Dergisi Haziran 2014, sayı 90’da yayınlanan yazısıdır

[2]http://istifhanem.com/2014/05/25/ortadasinifvar/

[3]Yukarıda, aktardığım bu tespitleri Keyder, Haziran İsyan’ı sırasında ve sonrasında değişik mecralarda zaten dile getirmişti: Ç. Keyder (2013). Yeni Orta Sınıf. (http://bilimakademisi.org/wp-content/uploads/2013/09/Yeni-Orta-Sınıf.pdf); (2013a).  Law of the Father. (http://www.lrb.co.uk/blog/2013/06/19/caglar-keyder/law-of-the-father/) ve (2013a). Gezi Parkı Protestoları Bağlamında Yeni Orta Sınıflar, Neo-liberal Dönüşüm ve Yoksulluk.(http://konusakonusa.org/2013/09/05/gezi-parki-protestolari-baglaminda-yeni-orta-siniflar-neo-liberal-donusum-ve-yoksulluk/).

[4]https://www.marxists.org/archive/pannekoe/1909/new-middle-class.htm

 

[5]Seçil A. Kaya Bahçe ve Serdal Bahçe. 2012. Türkiye’de Eğitim ve Sınıf Üzerine Gözlemler. Mülkiye. Sayı: 274 (http://bit.do/nFKK)

[6]http://www.sendika.org/2013/01/gelecegimiz-orta-siniflarin-elindeymis-ahmet-tonak-birgun/

[7]http://www.bbc.com/news/magazine-16217726

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Gezi İsyanı / Gezi İsyanı 1. Yıl / orta sınıf /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.