P1030799

HDK 4. Olağan Genel Kurulu niçin yapıldı?

Seyfi Adalı - 23 Haziran 2014 - Güncel Politika / Teorik Tartışmalar / Türkiye Solu / Ulusal Sorun

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Halkların Demokratik Kongresi, 4.Olağan Genel Kurulu 21 Haziran’da Ankara’da İnşaat Mühendisleri Odası toplantı salonunda yapıldı.

Genel Kurulu izleyenlerin çoğunlukla sorduğu soruyu biz sesli ifade edelim: Bu genel kurul niçin yapıldı? Hangi sorunları tartıştı, hangi kararları aldı ve hangi işleyiş tartışmalarına cevap verdi? Yoksa sadece merkezdeki partilerin ihtiyaçlarını gideren, tepeden ve göstermelik bir genel kurul mu yaşandı?

Oysaki HDK Genel Kurulu’nun yapılmasının birkaç nedeni olabilirdi: İlki, 6 ayda bir faaliyetlerin değerlendirilmesi ve eksikliklerin tespiti, ikincisi, parti (Halkların Demokratik Partisi) program ve tüzüğünde yapılması gereken tadilatların gerçekten tartışılması, üçüncüsü, BDP milletvekillerinin HDP’ye katılması üzerine EMEP’in partide (HDP’de) yer almayacağını açıklaması ve bu nedenle HDK ve HDP ilişkisinin veya işleyişinin konuşulması. Son seçenek ise, genel kurul yapma zorunluluğu yada kıssadan, hiçbirinin gerçek yapılmak istenmemesi!

HDK Genel Kuruluna hâkim olan, önceden planlanmış olan gündemi delegelere onaylatmak, hakiki bir tartışmanın yapılmasını engellemekti. Nitekim, eleştiriler ileriki bir tarihe, örneğin HDP İstanbul İl Başkanı Şamil Altan’ın önerisiyle, “Genel Meclis” toplantılarına sevk edilmesine karar verildi.

Genel Kurul’u izleyen samimi her delege, neredeyse 9 madde olan gündemin sıkıştırılmış dakikalar içinde yüzeysel olarak söz edildiğine aynı zamanda hiçbirinin gerçekte tartışılmadığına tanıklık edecektir. Dolayısıyla bir kez daha HDK fikriyatının içeriğine uygun olmayan bir genel kurul gerçekleşmiştir. Bu nedenle de ruhsuz, heyecansız geçliş, moral veren bir genel kurul olmamıştır. Tek bir delegeden “şu faaliyeti de iyi yaptık” dememiş, coşku verecek bir tek slogan duyulmamıştır. Memnuniyetsizlikler daha sık ifade edilmiştir.

Genel Kurul tutarsızdır

Kuşkusuz eksiklikler olabilir. Ancak tutarsızlıklar ve kusurlar göze batar ve düzeltilmesi hayli zordur; düzeltilse bile sırıtacaktır.

Genel Kurulu tutarsızlığı dış kapıdan içeri girildiğinde başlıyor. HDK Genel Kurul delegelerine dağıtılan faaliyet raporları HDK yerine HDP, yani parti imzalı. Ertesi gün yapılacak HDP genel kurulunda ise, zaten bu raporlar dağıtılmadı.

Sadece raporlar değil, katılımın azlığı, tartışmaların geçiştirilmesi, HDP genel kurulunun ertesi gün yapılacak olması, bir kez daha HDK’nın HDP’ce ezilmesinin, ikincil hale düşürülmesinin ifadesi olmuştur.

Nitekim Ertuğrul Kürkçü “HDK, HDP’nın anasıdır, doğum sırasında güçsüz düşmüştür, şimdi HDP doğduğuna göre, HDK’yı canlandırma zamanıdır” deme ihtiyacı hissetmiştir.
Oysaki HDK’lı olmak ile HDP’li olmak eş anlama gelmiyor; ya da gelmediği hep söylenmesine rağmen, HDP dayatması görülüyor. Tutarsızlık budur. Söylediğiniz ve yaptığınız aynı olmalı.

Kongrenin demokratikliğine ve delegelerin söz ve kararlarına ne oranda yer verildiğine somut örnek ise, Sabahat Tuncel’in konuşmasında yer aldı. Tuncel, “yarın görevimi bir kadın arkadaşıma, Figan Yüksekdağ’a devredeceğim” diyebildi ve salondan ses çıkmadı. Bu sözlerdeki “demokratik” içerik (dil sürçmesi değildi, HDP kongresindeki açılış konuşmasında da tekrarladı), hangi zeminde ve delegelerin olmayan inisiyatifinde bir genel kurulun yapıldığını bize gösterdi. Yeni olan ve yeniye açık bir genel kurul değil, eski tas eski hamam bir genel kurul yaşandı.

HDK’lı sosyalistlerin sefaleti

HDK Genel Kurulunda sosyalist parti ve kurum temsilcilerinin konuşmaları sadece övgüyle sınırlı kaldığı için, düzeysiz ve boş olmakla sınırlı kalmadı. O kadar çok tekrar edildi ki, adeta bir duaya dönüştü: Ertuğrul Kürkçü’nün abartarak yaptığı değerlendirme ve övgüler öyle bir seviyeye ulaştı ki, Rojava’da yaşanan süreci bir Marksist olarak 1917 devrimiyle karşılaştırdı ve Kürtlerin oynadığı rolü, 1917’de Rus işçi sınıfının oynadığı role benzetti. Her geçen gün buna “daha çok inanmaya başladığını” söyledi.

Sosyalist parti başkanları ve temsilcileri (DSİP, Yeşiller ve Sol, SDP, SYKP, SODAP, TÖP) hep beraber “Bizi bugünlere getiren, bize bu olanağı veren, bizi yan yana getiren Kürt özgürlük hareketi”ne boş sözlerle övgüler dizdiler. Boş sözler, anlamsız değil kuşkusuz; neticede gelecek beklentisini ifade ediyor.

Hiçbir somut öneri olmaksızın, saat 19.00’a doğru salonda delegelerin üçte birinin kaldığı salona, program ve tüzük komisyonlarının ÖDP’den bugüne değişmez ismi Saruhan Oluç sahne aldı ve HDP programındaki değişiklikleri delegelere “toptan” sundu.

Hepsi bu!

Delegeler süreci eleştirdi

HDK ve HDP sürecinde, kendileri için mevki beklentisi olmayan ama sürecin bir parçası olmaya devam edenler, süreci izlemekle yetindiler.

Bağımsız delege olarak genel kurula katılanların neredeyse tamamı ise, tepeden yürütülen ve demokratik, sahici olmayan işleyişi çok açık eleştirdiler. Tabii yanıt alamadılar. Antalya, Bursa, İstanbul 3. bölge, Ankara delegeleri ve özellikle de işçi/emekçi kökenli delegeler genel kurulun ve faaliyet raporlarının ne kadar anlamsız olduğunu, boş olduğunu ve hayata değmeyen, iş yapmayan hareketin başarısız olmaya mahkûm olduğunu açık açık ifade ettiler ve sosyalist yapıların Kürt özgürlük hareketiyle tepede kurdukları ve yürüttükleri ilişkiler üzerinden sahici bir mücadele, birleşik bir mücadelenin mümkün olmayacağını da ifade ettiler.

EMEP’in çelişkisi

EMEP neden ayrıldığını ne HDK Genel Kurulunda ne de HDP Genel Kurulunda açıkça ifade etmedi. Ancak, genel kurullar öncesinde açıkladıkları gerekçelere göre, artık HDK içinde kalacaklar ve HDP’de yer almayacaklar.

EMEP parti oluşumunu ve bu partinin seçim partisi olmamasını, “demokratik halk devrimi”nin partisi olması gerektiğini Levent Tüzel ve Ender İmrek üzerinden defalarca ifade etti. HDP örgütlerinin birçoğunda diğer sosyalist partilerden daha çok EMEP’li üyeler var. Hatta partinin kurulma sürecine katılmayacağını açıklayan kimi dergi çevrelerini (Kaldıraç, İşçilerin Sesi gazetesi, Söz ve Eylem dergisi) bizzat sürecin içinde yer almaları konusunda, HDK programında “parti” hedefinin olduğunu söyleyerek ikna etmek isteyenler arasında EMEP’li sözcüler de vardı.

Bugün ise, HDP içinde yer almayacaklarını açıklıyorlar! Bu da bir başka tutarsızlık ve çelişkidir.

Sonuç: Üzüm üzüme baka baka kararıyor

HDK sürecinin dinamikleri yani “birleşik mücadele” perspektifi, aradan geçen 3 yıllık süreçte, HDP’lileşerek, bir mücadele örgütü inşa etmek yerine, reformist bir sol parti, parlamentocu ve hatta iktidar ortağı olmaya aday (S.Tuncel’in espriyle de olsa söylediği gibi, “2015’te koalisyon ortağı” olmayı uman) bir parti sürecine girilmiştir.

HDK’da devrimci olan öğeler önce HDP’ye zorlanmış, kabul etmeyenler HDP baskın çıkartılarak zayıflatılmış, ya da yer değişiklikleri yapılarak (EMEP yerini ESP’ye bırakmıştır) mücadele dinamiklerinin mecliste grubu olan parti düzeyine taşınması sağlanarak, mücadeleci dinamikler zayıflatılmıştır.

Ortaya “birleşik mücadele örgütü olmaktan, müzakere örgütü” olmaya doğru evrilen bir siyasal hareket çıkmıştır. Böyle bir örgüt ne Gezi İsyanına ne de Soma’daki işçi kıyımına tepki gösteren madencilere önderlik yapabilir, en fazla yapacağı rapor hazırlamak, mecliste araştırma önergesi vermek, komisyon kurulmasını sağlamaktır. Kürt halkının barış, özgürlük ve halkların genel demokrasi taleplerine ise, son derece sınırlı yanıtlar verebilir.

Birleşik mücadelenin, Kürt özgürlük hareketiyle birlikte yürütülmesi fikri ne kadar doğruysa, sosyalist hareketin “devrimci mücadele” zemininde bunu yürütmesi, bir o kadar doğrudur. HDK/HDP süreci göstermektedir ki, “üzüm üzüme baka baka kararır”. Sosyalistlerin ilkesel duruşları, ideolojik mevzilerini savunmaları ve korumaları şimdi daha çok gerekli.

Not: HDP süreci ayrıca bir başka yazıda ele alınmayı hak ediyor.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: HDK / HDP / sosyalist hareket /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.