iscilerin-sesi-mayis-2014

Erdoğan’a cesaret veren bonzai değil, büyük sermayedir! – İşçilerin Sesi

İşçilerin Sesi - 8 Temmuz 2014 - Güncel Politika / Teorik Tartışmalar / Türkiye Solu

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

ÖDP Parti Meclisi’nin 4 Temmuz tarihli toplantı sonuç bildirgesi dün kamuoyuna açıklandı. Bu açıklamanın ardından sosyalist solda “cumhurbaşkanlığı seçimi”ne dair bir dizi tartışma da başlamış oldu. Bu tartışmalara mümkün olduğunca Sol Defter’de yer vereceğiz. (Sol Defter)

***

Türkiye tarihinin en siyasi cumhurbaşkanlığı seçimlerinden biriyle karşı karşıyayız. Kuşkusuz her seçimde siyasi tercihlerimiz önem taşıyor. Ancak bu kez, 12 yıllık iktidarını bir 5 yıl daha ve mümkünse ikinci 5 yılla birlikte 22 yıla çıkartmak isteyen bir başbakanla karşı karşıyayız!

Tayyip Erdoğan cumhuriyet tarihinde siyasi karar verici olarak tek başına en uzun iktidarda kalan lider unvanını almak üzere. Aradan geçen yıllar kamuoyuna “demokrasi, sandık, millet iradesi”nin tecellisi olarak sunuldu. Hem AKP iktidarından nemalanan zenginleşen sermaye çevreleri hem de iktidarın himayesine mahkum bırakılan yoksul kitleler seçeneklerini zorunlu olarak AKP’den, Tayyip Erdoğan’dan yaptılar.

Her şeyi seçimler ve sandık ölçüsüyle tartan Erdoğan, bize uzattığı ipi kendi ellerimizle boynumuza geçirmemiz konusunda büyük bir ısrar içinde. Bu ısrarın kişisel ihtiras, iktidar düşkünlüğü içerdiği muhakkak olsa da, ona esas gücünü veren son 12 yılda giderek büyüyen sermaye çevreleridir. Bu sermaye çevreleri, basın kuruluşları, ihracatçılar, bankalar ve borsa şirketleri açık ya da gizli her türlü yoldan el birliğiyle Tayyip Erdoğan’a destek veriyorlar. Çünkü onun sayesinde Ortadoğu, Kuzey Afrika, Orta Asya Türki Cumhuriyetler ve Avrupa’da yeni pazarlara kavuşabiliyorlar.

Sadece Rıza Sarraf’ın varlığı bile, Türk burjuvazisinin İran ve Ortadoğu’da ne derece deli paralara hükmettiğini, mafya ve hükümet kadrolarının, bakanların bu kişilere nasıl yardımcı olduğu; elde edilen kirli paranın kamu bankaları (Halk Bankası) aracılığıyla akladığını bize gösteriyor.

Tayyip Erdoğan’ın Ortadoğu’da ABD dahil kimi Batılı devletlere kafa tutacak cesareti bulmasında 75 milyonluk bir ülke, bu ülkedeki seçmenlerin yüzde 43’ünün desteği ve büyüme hırsıyla yanıp tutuşan ticaret, finans ve sanayi sermayesinin rolü var.

Bütün mesele, giderek etkili olan bir cumhurbaşkanını ABD başta olmak üzere Batılı devletler istemiyorlar. Ortadoğu’da kendilerine kafa tutacak güçte bir devlet veya siyasi figür istemiyorlar.

Cumhurbaşkanlığı seçimleri bu nedenle hem ülke içindeki iktidar ilişkilerini hem de uluslararası ilişkileri etkileyecektir. Bu seçimler, Aralık’tan beri dağılmakta olan iktidar bloğunu yeniden düzenleyecek hem de şefini belirleyecektir. Yine bu nedenle seçimler AKP ile muhalefetin beş partisi arasında geçmektedir. Tayyip Erdoğan koalisyonu yeni ve büyüyen sermaye çevrelerini temsil ederken, profilini siyasal İslam olarak seçiyor. CHP/MHP bloğu ise, kaybedenler kulübü olarak geçmiş ulusalcı iktidar ilişkilerini ve kaybettikleri ekonomik gücü geri kazanmak üzere hareket ediyor.

Bu seçimlerde ne taşeron yasası, ne asgari ücret, ne işsizlik ne kadın cinayetleri ve Kürt sorunu gündeme alınıyor. Varsa yoksa kimin seçileceğidir. Halkın eğitim, sağlık, ulaşım, konut sorunları hiç dile gelmemektedir. Varsa yoksa seçimin nasıl kazanılacağıdır.

İşçilerin, emekçilerin, işsizlerin kadınların, Kürtlerin, ekolojik yaşamın bu seçimlerde kendilerini ifade edecekleri seçenekler, bu nedenle ne Tayyip ne de beş partinin desteklediği Ekmeleddin olabilir.

Ekmeleddin İhsanoğlu, yani CHP’nin MHP ile ortak adayı, kültürel ve siyasal olarak CHP’nin çok daha sağında yer alır. İhsanoğlu’nun aday olarak önerilmesinin ardından gelen tepkiler “hem ağlarım hem giderim” kıvamında olacaktır.

Bu iki partinin karşısında, esas olarak Kürtlerin çıkarlarını korumak üzere aday olmuş; ancak bu hakları koruyabilmek için işçilerin, emekçilerin de haklarını ifade etmek zorunda olan HDP adayı Selahaddin Demirtaş bulunuyor. HDP, samimi olarak üçüncü bir seçenek yaratmak istiyorsa, yüzünü sosyalist sola ve işçi hareketine dönmelidir.

Sonuç olarak, cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sadece bir seçim olmadığı daha ilk günden belli oldu. Emekçiler bu seçimlere sınıf çıkarlarını ifade edecek bir adayla katılmıyor. AKP ve CHP/MHP adaylarına mahkum olmadığımızı ifade etmek üzere HDP adayı Selahaddin Demirtaş’a oy vereceğiz.

(03.07.2014) – İşçilerin Sesi gfazetesi sayı 28’den alınmıştır.

 

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Cumhurbaşkanlığı Seçimi /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.