tkp_bayrak

Çift kongreye giden TKP’nin sorunu sadece yönetim mi…?

Seyfi Adalı - 12 Temmuz 2014 - Teorik Tartışmalar / Türkiye Solu

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

 

Türkiye Komünist Partisi (TKP) 13 Temmuz Pazar günü iki ayrı kongre topluyor. Parti Merkez Komitesinde yaklaşık üç ay önce başlayan tartışma, adım adım alt kademelere ve üyelere kadar indi. Merkez Komite içindeki bölünme 12/11 gibi sayılarla ifade ediliyor. Yönetim toplantılarında sorun çözülemediği gibi, parti içi muhalefet, merkez hizbinin tasfiyeye karar vermiş olduğunu iddia ederek, TKP 12. Kongresini Haliç Kongre Merkezinde toplamaya karar verdi. Merkez hizip ise, TKP tarihinde önemli bir çıkışı ifade eden “1973 Atılımı”na referansla, “Atılım Kongresi”ni Bostancı Kültür Merkezinde toplayacak.

TKP üyesi olmasak da konu bizi ilgilendiriyor. Hele de bu ayrılığın temelinde Gezi İsyanı olduğu söyleniyorsa, meseleye biraz daha yakından bakma ihtiyacı duyulmalı.

TKP’nin Genel Başkanı ve gençlik hareketi içinden gelen muhalefetin sözcülerinden Erkan Baş, partideki ayrılığı ve ayrı kongre toplama gerekçelerini şöyle ifade ediyor: “Hayatıma ‘Haziran’dan öncesi gibi yaşamaya devam etmek istiyorum’ diyen iradeye son vermiş oluyoruz. Bu yeni dönemin devrimci iradesini ortaya koymak, yola devam etmek zorundayız”.

***

Birlikler gibi ayrılıklar da siyasal zeminde yaşanırsa, bundan tüm sosyalist hareket için sonuçlar çıkartılabilir. Üç aydır süren ve dışarıya sadece dedikoduları yansıyan, siyasallaşmamış bir ayrılığın önce taraflara, sonra TKP ismine inanıp gelen genç komünistlere ve sonuçta da sosyalist hareketin deneyim birikimine bir katkısı olmayacaktır. Kişilerin tartışılması, moral bozucu, yıkıcı etki yaparr. İşte bu yüzden tartışmayı siyasallaştırmak yerinde olur.

Siyasallaştırmak ise, tartışmanın aleni yapılmasıyla mümkün olabilirdi. Ancak taraflar buna fırsat vermeyerek, kendi iç yazışma gruplarıyla sınırlı kalan ancak internete yansıyan kadarıyla konudan bilgi sahibi olabiliyoruz. Sol hareketin en geniş yelpazesi içinde her altüst oluş diğerlerini de ilgilendirmeli. Tabii ki, fırsatçı olmadan süreci siyasallaştırabilmekten söz ediyoruz.

Yeni TKP’nin kısa geçmişi

Bugünkü TKP, 1920 yılında kurulan eski TKP’sinin devamcısı olduğunu iddia etse de, esasen 1980 öncesindeki TKP ile gönül bağı dışında örgütsel olarak da kadro sürekliliği ve siyasi köken bakımından da ayrı bir siyasal hareketin devamıdır. Eski TKP’liler bu durumu ifade etmek üzere yeni TKP’ye “SİP/TKP” demeyi tercih ediyorlar.

SİP, Sosyalist İktidar Partisi TKP’den önceki partinin adı. Bu isim, yeni TKP’nin TKP geleneğinden farklı olan geleneğine işaret eder. SİPH adı, 80 öncesi yayınlanan Sosyalist İktidar dergisine referans vermektedir. Ancak TKP ismini kullanmak isteyen yeni TKP, isim konusunda eski TKP’lilere karşı çok sert davranmıştır. Yaşlı TKP’lilerin yeni TKP’lilerce sopalarla nasıl kan revan içinde bırakıldıklarını herkes hatırlayacaktır. Bugünkü “iktidar ve muhalefet” bu işin ortak icracılarıdır. Eski TKP’liler bu saldırıyı savuşturmak üzere, partilerinin ismine “1920” tarihi eklemek zorunda kaldılar,  “TKP 1920”yi isim olarak aldılar. SİP’ten TKP’ye geçiş ve TKP ismine sahiplenme biçimi tarihi TKP geleneği içinde hep eleştiri ve sorun alanı olmuştur.

80’lerin sonundan bugüne

1980’lerin sonunda TİP kökenli ve 12 Eylül’den önce Sosyalist İktidar dergisi çevresinde yer almış bir grup aydın (Metin Çulhaoğlu, Kemal Okuyan, Aydemir Güler gibi), 12 Eylül sonrasında güçlenmekte olan “sol liberalizme” ve esas olarak “Troçkizme” karşı bir set oluşturabilmek amacıyla “geleneksel sol” ve “Stalin savunusu” üzerinde bir ideolojik siyasi hat oluşturdular. Gelenek Dergisi çevresinde biriktirmeye başladıkları genç ve aydın kadrolarla önce Sosyalist Türkiye Partisi (STP) kuruldu, parti kapatılınca SİP’i sonra da TKP’yi kurdular.

SİP/TKP diğer sosyalist örgütlerin gelişimleriyle karşılaştırıldığında özellikle gençlik içinde hızla büyüyen, ideolojik/teorik dergi ve kitaplarıyla, 1 Mayıs gibi günlerde hem katılım, hem dikkat çekici pankartları, disiplinli kortejleriyle kendine belirli yer edindi.

Gelenek Dergisi ve SİP kurucu kadrolar arasında ilk ayrılık, hareketin fikri önderi diyebileceğimiz Metin Çulhaoğlu’nun partiden ayrılarak “Sosyalist Politika” dergisini çıkartması ve ÖDP’ye katılmasıyla yaşandı. Bu ayrılık o tarihlerde dışa yansıyan çokça sonuçlar yaratmamıştı. Nitekim, Çulhaoğlu bir süre sonra TKP’ye geri döndü.

TKP ve bayrakKemal Okuyan’dan bayrak savunması!

Yeni TKP’nin siyasal süreci

TKP’nin genç kurucu kadroları, “gelenek” meselesini eksenindeki gelişme gösterince, ortaya siyasal bir hareketten çok ideolojik/teorik bir grup çıktı ve çubuğun büküldüğü istikamet Stalin’in teorik/politik savunusu olunca, karşımıza Leninizm adına Stalinist, merkezin denetiminde ama büyüyen bir örgüt çıktı. Bu büyüme, siyasal bir kuvvet oluşturamadı. Partinin izlediği siyasal kampanyalar birbiri ardına başarısız oldu. Yurtsever Cephe politikası, Cumhuriyet ve aydınlanma, bayrak siyaseti, seçimler vesilesiyle ortaya atılan 500 bin oy gibi kampanyalar, Kürt meselesindeki “ulusalcı” çizgi, işçi sınıfına ulaş(a)mama, bağ kuramayış ve son olarak soL gazetesi birbiri ardına başarısızlıkla sonuçlandı. Gezi isyanına karşı tepeden bakan ve Stalinizmin tipik ifadesi olan “parti burada, gelin katılın” tutumu TKP’nin siyasal kuvvet haline gelemediğinin ifadesi oldu. TKP’nin belki de tek başarılı kampanyası uzun süre tekrarlanarak yenilenen “Nazım Hikmet” çalışması sayılabilir ki, bu çalışma en iyi halde bile öğrencileri kazanmanın ötesine geçemedi.

TKP ne ismindeki komünist ifadesine denk gelecek biçimde işçi sınıfı zemininde bir faaliyetin ısrarcısı olmuştur ne de kelimenin siyasal anlamıyla enternasyonalist ve devrimci olabildi.

TKP’deki sorun yönetim düzeyinde kalarak, iktidar kavgasına dönüştürülerek, apolitik zeminde sürdürülerek, delege hesaplarıyla çözülemez. Çözüldüğü sanılsa da, devrimci bir değer taşımaz. TKP “geleneği” ile hesaplaşmak ve bu hesaplaşmanın önünü açmak zorundadır.

Tartışma siyasallaşmazsa, mülkiyet kavgasına döner!

Kemal Okuyan 4 Temmuz’da taraftarlarıyla yaptığı toplantıda muhalefeti Kruşçev’in SBKP’nin 20. Parti kongresindeki tutumuna gönderme yaparak tanıttı. Okuyan’ın bu örneği seçmesi bile, kendisini Stalin yerine koyarak işe başladığının bir ifadesi. Bu konuşmada, muhalefetin tasfiyeden korktuğu için atak yaptığını söyleyen Okuyan, tasfiyeyi birlik için gerekli görüyor, doğruluyor.

Kemal Okuyan Lenin’in parti anlayışında olsaydı, Kruşçev örneği yerine bilinen ve böylesi durumlarda sıkça örnek verilen şu anektodu ifade edebilirdi: 1917’nin en kritik günlerinde Merkez Komite üyeleri Kamenev ve Zinovyev parti merkez yönetiminin devrimci ayaklanmaya kalkışma kararına itiraz etmişler ve bunu rakip bir siyasal hareketin yayın organında açıklamışlardı. Lenin onları eleştiridi ama partiden atmaya kalkmadı! Okuyan, Kruşçev örneğini seçerek, tarihsel kişilik olarak kendisine Stalin’i seçtiği gibi, muhalefete de revizyonist damgasını vuruyor!

Bu toplantıdaki diğer konuşmacı “Ulvi abi” (eski TKP’li), Stalin’e olan hassasiyetini ifade etmek üzere Moskova’da parti eğitiminde başından geçen bir olayı anlatıp, Stalin’i Sovyetler Birliği KP’sinin kadrolarına karşı nasıl savunduğunu anlatıyor ve salondan büyük alkış alıyor. Çizgi aynı.

Aydemir Güler ise, cumhurbaşkanlığı seçimleri sırasında tam siyaset yapacakken bu tartışmaların ortaya çıkmasını “sinir bozucu” buluyor; gerginliğini gizleyemiyor. Parti onların çünkü! Algı bu yönde… Merkez hizip, muhalefetin eleştirine hiçbir cevap vermediği gibi, sadece “parti bizim vermeyiz” çizgisinde dolaşıyor.

Muhalefetin eleştirilerinin neler olduğunu, merkez hizbin ifadelerinden anlıyoruz: Tek adamlığın eleştirisi, inanmadıkları kararları savunmak zorunda bırakılmaları, aşağıdan örgütlenmeye vurgu, gençliğin devrimci gücüne vurgu, partinin ideolojik düzeyde kalmış olması, katı Leninizm, tasfiyeye algısı ve bu tehdit algısına karşı önlem olarak ayrı bir kongre, 12. Kongreyi toplama kararı…

Bu ifade edilen eleştiriler siyasal sonuçlarına kadar ilerletilebilirse, TKP’nin yakın ve uzak geçmişiyle yüzleşmesine olanak tanıyabilecek kapsamdadır. Ancak merkez hizip (Kemal Okuyan/Aydemir Güler) bu tartışmaları “sapma” olarak görüyor ve “bunlardan kurtulmadan, arınmadan partide birlik olmaz” diyorlar. Ve muhalefeti “en küçük kriz karşısında, partinin geçmişinden kurtulmaya çalışan insanlar partiyi yönetemez” diyerek suçluyorlar.

Parti muhalefeti ise, ‘İkinci Cumhuriyete karşı yeni bir cumhuriyet, Sosyalist Cumhuriyet’ vurgusunu öne çıkartıyor, Cumhurbaşkanlığı seçimi için ‘sandıkları boş bırakın’ çağrısı yapıyor. Kongrelerine partili olmayanları da davet ediyorlar…

Kısacası demokratik bir iç işleyişi ve tartışma düzeni olmayan her devrimci örgütün başına gelen, şimdi TKP’nin başına geliyor. TKP gibi Stalinizm okulundan yetişmiş bir örgüt için her tartışma, farklı fikirlerin ifade edilmesi, hele de merkeze başkaldırı kabul edilemez, karşı devrimcidir, yok edilmelidir! Geçmişte “başarısızlık” aramak ise, Okuyan’a göre partiyi  “yaftalamaktır ve bu yaftayı asanların tasfiyesi gerekir”.

***

Stalinizm, politika değiştirmek yerine “adam değiştirmeyi” esas alan geleneğe sahiptir. Siyasal çizgi hep doğru olduğu için olsa olsa bu çizgiye uygun davranmayan “gevşek”, “itaat etmeyen” kadrolar başarısızlığın nedenidir, tek engeldir. Bu nedenle TKP kongresi, siyasallaşmadığı sürece tasfiye kongresi olacaktır. Ayrı ayrı mekânlarda kendileri söyleyip, kendilerini alkışlayacaklar. Böyle bir çift kongreden siyasal sonuç çıkabilir mi?

Siyasallaşmayan kongrelerin ajitasyon ve propagandası altında şişecek üyelerinin, 13 Temmuz sonrasında neler yapabileceklerini kestirmek güç: Yine de TKP 1920 üyelerinin başına gelenleri hatırlamakta fayda var.

TKP’nin genç üyeleri kongreler ertesinde kendilerini bekleyen “tufan”dan korunmak istiyorlarsa, bunun tek ilacı, tartışmaları ve farklılıkları siyasallaştırıp eleştirilerini sonuna kadar götürmeliler. Bunu yapabilecek siyasal cesarete sahip olanlar, bu sürecin kazanını olabilir. Aksi halde, bu kongreler “koltuk kongresi” olacaktır… Komünizmle de bir ilgisi kurulamayacaktır!

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: TKP / TKP 12. Kongre / TKP Atılım /

Comments

  1. Anonim diyor ki:

    Yanlis. Lenin Zinovyev ve Kamenevi partiden atmaya kalkti. Ama kimse destek vermedi. O da israrci olmadi. Bu kadar buyuk laf edecekseniz, once tarihsel olaylari bi kontrol ediverin.

    Elestirileri siyasallastirmak da yetmez. Elde sinifin oz orgutlenmeleri olmadigi surece, sinif hareket etmedigi surece “onculeri toplamak”, onlardan parti kurmaya kalkmak sacma. Oncu yok ortada. Elestiriler boyle ortamda ancak siniflar ustu hale gelir. Demokratik devrimcilik cikar. Elestiriler zaten irade gucuyle siyasallasamaz. TKPye verilmesi gereken tavsiye kendinizi yuksek siyasetten biraz ali koyun da toplumun orgutlenmesinde tas ustune bir tas da siz koyun, olmali. Ama bunu soylemek icin bunu yapmak da gerek.

    • seyfi diyor ki:

      TKP’ye ne tavsiye ne de akıl verecek konumdayız. Söz konusu örnek Lenin ve Bolşevik partisindeki yaklaşım ile Stalinizm arasındaki farkı vurgulamaya yöneliktir. Lenin’de tasfiyeciydi demek istiyorsunuz sanırım. TKP ilgili yazının ana konusu olmasa da yazıdaki vurgunun Lenin yerine Bolşevik Parti olması daha doğru olurdu. Lenin bu iki yoldaşıyla ilgi “grev kırıcı” diyerek “ihracını” istemiş olmasından önce, Eylül’de kendisi istifa mektubunu parti yönetimine iletmişti. Mevzu “ayaklanma” konusuydu ve Nisan 17’deki gibi partide bir muhafazakarlaşmayla karşı karşıyayken, Lenin MK’da “yalnız” kalmıştı. Buradaki “ihraç” isteği, “ayaklanma”ya vurgu yapan politik bir çığlık içerir.

  2. Münir Korkmaz diyor ki:

    (…) bir propaganda yazısı!
    (Hakaret içeren sözcük çıkartılmıştır.)

  3. Zeki Çitfkaya diyor ki:

    Eğer SİP/TKP bir kez doğru bir iş yapmak niyetinde ise ahlaklı davranıp iki kanadı da TKP ismi ile faliyet göstermeyi bırakmalıdır.

    Kendilerine uygun isimler ile yeni parti kurmalılar.

    Önce 1990’larda 10 Eylül dergisi ile faliyet gösteren. Ardından TBKP sürecinden bir süre sonra faliyete geçen ÜRÜN çevresinin kurduğu TKP 1920 bu geleneğin doğrusu yanlışı ile gerçek devamıdır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.