Demirtaş

İlk turda “boykot” taktiğinin siyasi abesliği…

Seyfi Adalı - 15 Temmuz 2014 - Güncel Politika / Türkiye

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Seçimlere katılma olanağı olsaydı, pekâlâ kendi adaylarına oy isteyecek olan kimi sosyalist parti ve çevrelerin seçimleri boykot etmesi, çok yönlü tutarsızlık içeriyor.

Bu tutarsızlığın türlü (seçimlerin anti demokratikliği gibi) politik gerekçeleri olsa da her hangi bir ideolojik zemini yok. Bu nedenle TKP’nin her iki eğilimi (Atılım ve 12. Kongre), Troçkist İşçi Kardeşliği Partisi (İKP) ve halkçı sosyalist Halkevleri bu temelsizlik üzerinden siyasetlerine bir gerekçe buluyorlar.

Oysaki burjuva demokrasisinin fıtratında olan seçimlerin anti demokratik karakteri, boykot gibi bir tutum almak için yeterli gerekçe olamaz. Nitekim seçimlerin demokratik olduğuna AKP dışında kimse inanmıyor.

Ne için oy verdiğimizi biliyoruz

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde devrimci sosyalist, komünist, kadın ve işçi bir aday yer almıyor. Ancak, bir üçüncü aday var ve bu aday büyük burjuvazinin iki ana akım adayının karşısında radikal demokratik bir seçeneği ifade ediyor.

Sosyalist parti ve örgütlerin Demirtaş’ın adaylığına demokratik muhalefetin ortak adayı olmaması, sosyalizm temelinde değil, radikal demokrasi temelinde bir programa sahip oluşu, Kürt burjuvazisinin desteği ve müzakere sürecinde AKP ile masada olması gibi sebeplerle itiraz etmeleri, oy vermeyeceklerini açıklamaları Marksizm’in abc’siyle bağdaşmaz.

Selahaddin Demirtaş ilkin Kürt halk mücadelesinin değerlerini savunduğu (bu bile yeterli bir gerekçe sayılır), ikincisi, düzenin her iki adayına karşı üçüncü bir seçeneği ifade ettiği, üçüncüsü, ikinci turda diğer adaylara oy vermeyeceğini açıkladığı için sosyalistlerin desteğini hak ediyor.

Bu durumda ilk turda boykot taktiğinin hiçbir temeli yoktur.

Aday çıkartmanın sorumluluğu…

Seçimlerin anti demokratikliğinden dolayı sosyalistlerin aday çıkartamamış oluşunun eleştirisi muhakkak ki değerli. HDP adayı çıkartılırken sosyalistlerin önerilerinin yeterince dikkate alınmaması da bir eleştiri konusu sayılır. Ancak, bu iddiada olanların aday çıkartma sorumluluğunda olduğunu söyleyebilir miyiz? Bu parti ve grupların yerel seçimlerdeki aday çıkartma serüvenleri, bu soruya olumlu yanıt vermemizi engelliyor.

30 Mart yerel seçimlerde Ankara’da CHP’li Mansur Yavaş’ı protesto edip (HDP adayına da oy vermeyerek) sosyalist bağımsız aday çıkartan TKP ve Halkevleri (bu platformda ÖDP, EHP, Odak gibi başkaca siyasi kurumlar da vardı), TMMOB eski Genel Başkanı Kaya Güvenç gibi güçlü bir ismi aday göstermişlerdi. Ancak, bin 700 civarında oy aldılar. Bu deneyim, en güçlü oldukları bir kentte kendi adaylarına bile sahip çıkamadıklarını gösteriyor. Bu yüzden bugün “boykot” taktiğini ileri süren Halkevleri ve TKP önerilerinde hem samimi değil hem de ezen ulusun devrimcilerinin devrimci tutumundan uzaklar.

Devrimci Marksizm’in abc’si

TKP ve Halkevleri siyasi geleneklerinden dolayı, ezen ulus devrimcilerinin sosyal şoven baskısı altında tutum belirlemiş olmaları bir yere kadar anlaşılabilir. Ancak İKP gibi Troçkist bir çevrenin en temel Marksist ilkelere rağmen, burjuva diktatörlüğü altında demokratik bir seçim olabilecekmiş gibi, seçimlerin demokratik olmayışını ileri sürerek boykot çağrısı yapması kabul edilemez. İKP, bu sebeple hiçbir seçime katılmaması gerekirdi; oysa ki, geçmişte seçimlere katıldığını ve aday çıkarttığını biliyoruz!

Marksistler, kendi adaylarını her zaman çıkartamayabilirler. Ancak “ezilen ulusun” bir adayı varsa, burjuvazinin ana akımları dışında duran “radikal demokrat” adaylar çıkmışsa, devrimci Marksist pozisyonlarını karartmadan bu adaylara oy desteğinde bulunmaları gerekir.

İKP boykotla da sınırlı kalmıyor, Kurucu Meclis gibi, bir öneri ileri sürüyor. Kurucu Meclis, burjuvazinin yönetememesi koşullarında, ön devrimci ortamlarda gündeme gelebilecek, devrimci demokratik bir öneridir. Burjuvazinin yönetememesi gibi, bir siyasal durum Türkiye için mevcut değildir.

Üstelik Kurucu Meclis, tek başına devrimci bir anlam da ifade etmez. Nitekim burjuvazi de zaman zaman bu aracı kullanmıştır: 1960 ve 1980 askeri darbelerinin ardından kurulan meclisler, buna örnektir.

Öyleyse, İKP’nin tavrı hem Marksist ilkelerle çelişir hem de somut duruma denk düşen bir öneriyi içermez..

Ezilenden yana ol, burjuvaziye tavır al!

Kendi adaylarını çıkartma olanağı olduğunda bile, komünist ve Marksistler seçimlerin çare olmadığını, esas olanın sınıf mücadelesinin örgütlenmesi, güçlendirilmesi ve yükseltilmesi olduğunu söyleyerek tavır alırlar. Cumhurbaşkanlığı gibi iki turlu bir seçimde ise, üçüncü tura yani seçimlerin ertesinde yaşanacak mücadelelere hazırlanmamız gerektiğini açıklamalıdırlar.

İlk turda HDP’nin adayına oy istemek, nasıl doğru devrimci bir taktik ise, üçüncü tura hazırlanmak da o kadar doğru bir tutum olur. Çünkü seçimlerin sonucunda bu düzen değişmeyecek!

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Boykot / Cumhurbaşkanlığı Seçimi / Halkevleri / HDP / İKP / sosyalistler / TKP /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.