A. Roy

Hindistan’da Kurucu Babanın Geciken Ölümü

Sarphan Uzunoğlu - 24 Temmuz 2014 - Dünya / Teorik Tartışmalar

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

 300 milyonumuzun “reform” sonrası yeni orta sınıfa mensup olduğu Hindistan’da, borca batarak intihar eden 250 bin çiftçinin hayaletiyle ve yolumuzu açmak için yoksullaştırılmıl ve mülksüzleştirilmiş 800 milyon kişiyle yan yana yaşıyoruz. Ve günde 50 cent’ten az bir parayla yaşamını sürdürenlerle.

Bu ifadeler Arundhati Roy’a ait.

Roy, Man Booker isimli ödülü almaya hak kazanmış, Hindistan’ın yetiştirdiği en önemli yazar ve entelektüellerden birisi. Yalnızca yazar olarak değil, siyasal aktivizmdeki pozisyonu bakımından da Hindistan’ın yüz aklarından biri olduğunu söylemek güç değil.

Roy’un başı bugünlerde ise fena halde dertte. Zira Türkiye’de Kemalist diskuru koruma yasalarınca yıllarca uygulanan hukuki ve ‘entelektüel’ terör (bunun adı kesinlikle terör) kendisini hedef almış durumda. Daha önce defalarca tehdit edilmiş yazar için meselenin bu kadar ‘ileri’ boyuta varmasının sebebi ise toplumsal bir simgeye, Hindistan’ın kurucu babası Gandhi’ye dokunmuş olması.

Aslına bakılırsa Arundhati Roy’un söylemlerine bakmadan meseleyi değerlendirmeye başlamak yanlış. Taraf’ın haberinden aynen alıntılıyorum, öncelikle 20 Temmuzs 2014 tarihli haber metni:

Man Booker Ödüllü saygın yazar Arundhati Roy, Hindistan Bağımsızlık Hareketi’nin siyasî ve ruhanî lideri Mahatma Gandi’yi ayrımcılıkla suçladı. Gandi’nin kast sistemini savunduğunu söyleyen Roy, efsanevi liderin adının verildiği kurumların isminin değiştirilmesi gerektiğini de söyledi. Roy’a tepki vermekte gecikmeyen Hindistan entelijansiyası ise yazarı “cahil” olarak niteledi. Kerala Üniversitesi’nde düzenlenen “Sınırlarda Mücadeleleri Yeniden Düşünmek: Fethedilmemişlerin ve Ezilenlerin Hikâyesi” başlıklı uluslararası seminere katılan Arundhati Roy, Dokunulmazlar olarak da bilinen Dalitlerin efsanevi lideri Ayyankali üzerine bir konuşma yaptı. Roy, Dalitlerin yaşamında kayda değer reformların öncülüğünü yapan Ayyankali gibi yerel liderlerin “kast sisteminin ebediyen sürmesini sağlamak için” göz ardı edildiğini ve halkın “mahatma hikâyeleriyle” uyutulduğunu söyledi.

Dünyanın en etkili 100 isminden biri Arundhati Roy. Özellikle dünyanın en ‘büyük’ demokrasisi olarak adlandırılan Hindistan üzerine söyledikleri tarihi önem arz ediyor. Zira liberal demokrasi normlarına dahi yaklaşamayan, oldukça tekinsiz temeller üstüne kurulmuş, eşitlikçi bir yapıdan ziyadesiyle uzak olan Hint demokrasisi (bilmem size bir başka ülkenin demokrasisini anımsattı mı?) Roy gibi entelektüellerin ‘itelemesiyle’ sorgulanabilir hâle geliyor.

Hindistan, küresel kapitalizme en çok ucuz iş gücü pazarlayan ülke. Örneğin bugün silahların durmadığı Ortadoğu’daki birçok Arap ülkesinde Hintliler’in işçi statüsünde çalıştığını görüyoruz.  Outsource call center adıyla bilinen  hizmetlerin yaygınlaşmasıyla birlikte Hintliler Avrupa ya da ABD’deki şirketlerin Call Center’larının çalışanları haline de getirildiler. Preker (kırılgan) ekonomik yapı onları buna zorluyor. Forbes’da yayınlanan bir makaleye göre  ortalama call center çalışanı Hintli geliri 900$. Küresel ekonomik sistemin bu en alt basamaklarına layık görülen ülke vatandaşları için ‘küresel’ sömürü yetmiyor, Roy’un bahsettiği kast sistemi ve liberal ekonomik hamlelerin yarattığı açık kriz durumu Hindistan’ın kalıcı problemleri.

 Tahmin edileceği gibi özellikle ülkedeki gerilla mücadelesi vb. Etnik durumlar gereği demokrasi ülkede sürekli olarak askıda. Devlet büyüklerinin ve Hindistan’ın kan dolu damarlarına yapışmış sermaye ve sivil toplum kenesinin ne kadar büyüdüğünü anlatmaya imkan yok. Zaten başlangıçta alıntıladığımız yazısında Roy bunu açıkça tarif ediyor:

Şirketlerin, muhalefetin hakkından gelmek için kendilerine ait sinsi stratejileri mevcut. Kârlarının çok küçük bir kısmıyla hastaneler, eğitim kurumları, vakıflar çalıştırıyorlar, böylece sivil toplum örgütlerini, akademisyenleri, gazetecileri, sanatçıları, film yapımcılarını, edebiyat festivallerini ve hatta kitlesel protestoları finanse ediyorlar.

Tüm dünya demokratikleşeceği umulan Hindistan’a ‘fon yığarken’ Hindistan var olmayan bir demokrasi ilüzyonu içerisinde yaşıyor. Şirketler politik durumu yeniden üretip ekonomik kârlarını her geçen gün arttırırlarken önlerine çıkan Roy gibi engelleri de bizim Türkiye’de yakından tanıdığımız bir yöntemle aşmaya çalışıyorlar.

Yaratılan toplumsal tabularla yazarı/entelektüeli sınayarak, kendi kirli defterlerini açığa çıkarmamayı deniyorlar. Türkiye’de solun yıllardır Kürt hareketine yöneltilen terörize etme politikasıyla sınanması gibi Roy tipi gerilla ve ekoloji mücadelesini destekleyen entelektüeller de Hindistan’da aynı muameleyle karşı karşıya.

 İşte tam da bu yüzden Roy’un yaşatılmak istenmediği ülkede Gandhi’nin ‘ölümü’ sürekli gecikiyor. Tıpkı Türkiye’de bugün Atatürk’ün kurucu baba figürü olarak sönümlenmesini hâlâ ve hâlâ bekliyor olmamız gibi. Çünkü baba figürünün altında saklanan gerçekle aramıza koyulan mesafe o bedende ve semiyolojisinde kendini gösteriyor.

Herkesin sandığının aksine Roy’un başının ağrımasının yegane sebebi kurucu babaya dokunmak değil. Kurucu babanın gölgesinde temsil edilenlere dokunmak asıl mesele. Çünkü tarihi ‘kültler’ bunun için vardır, üstüne yalandan bir gelecek inşa etmek için. (jiyan.org)

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Arundhati Roy / Gandi / Hindistan /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.