Demirtaş

Erdoğan Cumhurbaşkanı… İşçi sınıfının görev ve sorumluluğu artık daha ağır!

İşçilerin Sesi - 11 Ağustos 2014 - Güncel Politika / Teorik Tartışmalar / Türkiye / Türkiye Solu

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

İşçilerin Sesi

Gazetesinin seçim değerlendirmesidir…

10.08.2014

Kesin olmayan seçim sonuçlarına göre Erdoğan yüzde 51,85, İhsanoğlu yüzde 38,43 Demirtaş yüzde 9,72 civarında oylar almıştır[1]. Seçimlere katılma oranı ise, yüzde 74 civarında[2]. 30 Mart seçimlerinde bu oran yüzde 89’a yakındı. Birazdan açıklayacağımız gibi, seçime katılmayan 13 milyon seçmenin, üçte birinden fazlası (5 milyona yakını) 30 Mart seçimlerinde MHP/CHP çatısına oy vermişti[3].

“Son 12 yılın en düşük katılımlı seçimi” ifadesi dikkate alınmalıdır. Katılım düşüklüğü, kim sosyalist partilerin “boykot” çağrısı değil, Erdoğan’ın karşısına çıkartılan adayın isabetsizliği ve hala Kürt meselesinde seçmene egemen olan “bölünme” korkusudur. Örneğin, seçmen katılımı 30 Mart yerel seçimleri seviyesinde olsaydı, Erdoğan ya daha az farkla seçilebilir ya da seçim ikinci tura kalabilirdi.

Başkanı ilk kez halk seçmiyor

Cumhurbaşkanını ilk kez halk seçmedi. Bu ikinci seçim. İlkinde Kenan Evren 1982 yılında halkoyuyla (yüzde 94 ile) cumhurbaşkanı seçilmişti.

Evren askeri diktatördü ve aldığı oy onun meşruluğunu sağlamaya yetmedi. 34 yıl sonra, ağır cezada yargılandı, hapis cezası aldı.

2014 seçimlerinin 1982 seçimlerinden belki de tek farkı, seçimlere başka adayların katılma hakkının olmasıdır. Ancak bu hak şeklen vardır. Seçimleri planlayanlar, Erdoğan dışında bir adayın kazanma olasılığını en düşük ihtimal haline indirgemiştir. Aday olabilirsiniz ama kazanmamak koşuluyla!

Tayyip Erdoğan, sivil biri. Ancak, hem devlet hem hükümet başkanı olmak istiyor. Evren gibi bir diktatörün yetkileriyle kendini donatmak istiyor. Devlet aygıtı, hükümet, yargı, polis, asker, sermaye kaynakları hep elinin altında olsun istiyor. Oğlu ve geniş ailesi ve kendi üzerinde bir hayli rüşvet, yolsuzluk suçlaması var. Bu haliyle, gücü şaibe ve atılı suçları perdelemek için kullanacağı kanaati var.

Bu nedenle Erdoğan’ın aldığı oy oranı, onun tahayyül ettiği başkanlığa olanak verecek seviyede değildir. Bunun ifadesi balkon konuşmasındaki paralel devlet dahil her kesime birlik ve yeni Türkiye çağrısı yapmasında da görülebilir.

Demokratik olmayan bir seçim

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin demokratik olmayan yanlarından bazılarını sayalım: İlkin seçim tarihinin yaz ortasına getirilmesi AKP dışındaki seçmen kitlesini sandık dışına iten bir etkendi. Sahil kitlesi gibi Kürt tarım işçileri oy kullanma mekânlarının dışındaydılar. İkincisi, hem başbakan hem başkanlığa aday bir “aday”, kamuoyunda “zaten kazanacak” algısını oluşturdu; “karşı çıkan olursa içeri atar” algısı ise, son polis operasyonuyla tamamlandı. Üçüncüsü, Tayyip’in karşısına çıkartılan Ekmeleddin İhsanoğlu, hem onu alt edecek iddiaya sahip değildi hem de “milletin” değil “devletin” adamı profili çiziyordu; “monşer” sıfatı hiç de isabetsiz sayılmaz!

Bu sebeplerle CHP tabanı yaz ortasında kalkıp oy kullanmaya gelmedi; MHP tabanı da hem CHP ile ittifaka sıcak bakmadı kerhen oy verdi, hem de Mısırlı Ekmeleddin’de “milli irade” görmemiş olmalı! Nitekim 30 Mart seçimlerinde sadece bu iki partinin oylarının toplamı 19 milyon 500 bine yakınken, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bu sayı 15 milyon 150 bine düşmüştür.

Anti demokratik ve bariz eşitsizliğin olduğu (medya, para, hükümet gibi) koşullarda, Erdoğan’a itirazı HDP adayı ifade etti. Demirtaş bu seçimlerde en başarılı politikacıdır. Hem AKP hem CHP tabanında, partisiz kitlelerde, sosyalist soldan daha fazla ilgi gördü. Sosyalist solun bazı ana bölükleri boykot diyerek, AKP karşısında üçüncü bir alternatifin mayalanmasının koşullarına destek vermemiş oldular; hata yaptılar.

Demirtaş başarılı…

Erdoğan yerel seçimlere göre oylarını 200 bin kadar artırmıştır. Çatı adayı Ekmeleddin oylarını 5 milyon kadar kaybetmiştir. Demirtaş ise, oylarını 1 milyon artırmıştır.

Bu şu demektir: 30 Mart seçimlerindeki BDP-HDP oylarını neredeyse yüzde 40 artırmıştır[4]. Yüzde 6,2’den yüzde 10’a yaklaşmıştır. Gerçek başarı buradadır. Öyle ki, İstanbul ve İzmir olmak üzere seküler ve sosyalist kesimlerin de desteğini almıştır. Ancak bu oylar HDP örgütlerinin çabalarından çok adayın başarısını aittir.

HDP adayının aldığı sonuçlar, AKP ve CHP karşısında üçüncü seçenek ihtimalini güçlendirmiştir.

2015’e doğru…

Seçim sonuçlarının yansımaları hem AKP hem çatı aday platformu içinde yakın zamanda görülebilir. İktidar partisi içinde başbakanlık yarışı yaşanabilir, başbakan/başkan ilişkileri sorunlara açıktır. Ekmeleddin çatısında CHP ve MHP’nin birbirini suçlaması ve CHP’nin kendi içinde olağanüstü kongre meseleleri gündeme gelebilir. HDP’nin ise, genişleme şansı vardır.

Seçim sonuçları HDP adayına oy vermeyen sosyalist sol için de moral verici olabilirdi: Sosyalist sol eğer seçimlerde boykot veya kerhen destek vermek yerine, radikal demokrat Demirtaş’ı desteklemiş olsaydılar, yüzde 10’u belki de aşan bir adayı desteklemiş olacaklardı. AKP-CHP bloğunun karşısında gelecek için daha moralli olacaklardı.

HDP’nin başarısında Halkevleri, TKP, Halk Cephesi ve parti olarak ÖDP’nin bir payı olmadı. Bu onlar için de izahı zor siyasi sonuçlar doğurabilir. Özellikle de ÖDP’nin “birleşik muhalefet” örgütlenmesini etkileyebilir.

HDP içindeki Kürt hareketinin de şunu görmesi beklenir: Soldan konuşmak, Türkiyeli emekçilere, Gezi İsyancılarına seslenmek oy kaybettirmez, oy da kazandırır. Türkiye sosyalist hareketi boykotçularla sınırlı olmadığı gibi, Gezi İsyanının çeperleri HDP’ye oy vermiştir (İzmir ve İstanbul’un ilçeleri bazında oy dağılımına bakarak bunu görebilirsiniz).

Kürt hareketinin talepleriyle veya demokratik taleplerle yetinmeden, toplumsal talepler etrafında devrimci bir dil kurulursa, işçi ve emekçi talepleriyle daha da bütünleşilirse, AKP-CHP’nin karşısında seçim başarısı elde etmek mümkündür.

Ancak soru şu: Seçimler yoluyla başarı elde etmek nereye kadar yeterlidir? Yakın zamanda komşumuz Yunanistan’da SYRİZA partisinin başarısı emekçiler için nelerin değişmesine yol açmıştır? Ya da Şili’de 1970’lerde sosyalist Salvador Allende’nin seçim yoluyla iktidara gelme deneyimi (General Pinochet’in kanlı askeri darbesiyle devrilmişti) var. Seçimlerin işçi sınıfı ve ezilenlerin hayatlarında kalıcı başarılar gerçekleştirmesi için devrimcilerin kendisini seçimlerle sınırlamaması gerekir.

Bazı sonuçlar

  1. Tayyip Erdoğan başkan seçilmiştir ancak, yağıp gürlediği gibi güçlü bir başkan olarak karşımıza çıkacak bir oy elde etmemiştir.
  2. CHP’nin sağa açılma politikası karşılık bulmamıştır. MHP seçmeni CHP ile kan uyuşmazlığını açıkça, oy vermeyerek göstermiştir.
  3. Boykot tutumu karşılık bulmamış, HDP adayına oy verme çağrısı yapmayan sosyalist parti ve çevreler Gezi’den sonra yeni bir iç kırılmayla yüzyüzedir.
  4. Başarı, HDP’den çok Demirtaş’a aittir. HDP sayısal sonuçlara bakarak 2015 seçimlerine projeksiyon yaparsa, yanılacaktır. Kendi soluna daha fazla açılmalıdır. ÖDP, Halkevleri ve TKP başta olmak üzere partilerle, işçi sendikalarıyla daha geniş bir iş ve eylem birliği yapmayı başarmalıdır. HDK bu bakımdan HDP’den daha çok önem kazanmıştır.
  5. Politik açıklığa ve cesarete sahip, işçi ve emekçilerin taleplerini öne çıkartacak, demokratik meselelerde sözünü politika yapmadan söyleyecek, devrimci, sosyalist bir siyaset gereklidir. Ancak, bu siyasetin hedeflerine varabilmesi, örgütlü güce ulaşmasıyla mümkündür. Yani fabrikalarda, işyerlerinde, mahallelerde, köylerde, okullarda örgütlenmesi, yaşam alanlarında karşılık bulması gerekir.
  6. Devrimci Marksistler, radikal demokrat HDP ile işbirliğini her somut durumda yeniden değerlendirerek hareket ederken, dayanışma içinde olmayı sürdürmelidir. Ancak esas görevinin, enternasyonalist komünist temelde, emekçi sınıflar içinde bağımsız bir sınıf örgütlenmesini güçlendirmek olduğu unutmamalıdır. Düzeni değiştirecek güç, seçimler değil, devrimci işçi hareketidir.

İşçi sınıfının kurtuluşu kendi eseri olacaktır!

 

DİPNOTLAR:

[1] İlk sözümüz sosyal demokrat bilinen Tahran Erdem ve Bekir Ağardır’ın seçimlerden hemen önce açıkladıkları ve Tayyip Erdoğan’ın oylarını yüzde 57 gösteren anketlerinedir. İtibarlı sayılan bu ikili yüzde 5’den fazla sapmayla sonuçları bilmiştir! Moral bozukluğunu güçlendiren bir algı operasyonuna malzeme olmuşlardır.

Kesin olmayan sonuçlara göre Tayyip Erdoğan 20 milyon 500 bin, Ekmeleddin İhsanoğlu 15 milyon 150 bin, Selahaddin Demirtaş 3 milyon 850 bin civarında oy almıştır.

[2] 2014 yerel seçimlerine katılım oranı yüzde 88,64, 2011 genel seçim katırım oranı: %83.19, 2009 yerel seçim katılım oranı: %85, 2007 genel seçim katılım oranı: %84, 2004 yerel seçim katılım oranı: %76, 2002 genel seçim oranı: %79.

Seçime katılımın en düşük olduğu iller; Iğdır (%63,3), Tunceli (%67,2) ve Kırklareli (%67,2) şeklinde oldu. İstanbul da yüzde 72,6 ile katılım oranın düşük olduğu iller arasında yer aldı.

[3] 30 Mart seçimlerinde Yüksek Seçim Kurulu’nun,  il genel meclisi sonuçlarına göre Ak Parti 20 milyon 520 bin; CHP 12 milyon 552 bin; MHP 6 milyon 875 bin, BDP/HDP ise 2 milyon 895 bin oy almıştı.

[4] Selahaddin Demirtaş BDP/HDP’nin 30 Mart 2014 seçimlerinde aldığı 2 milyon 895 bin oyu, 10 Ağustos’ta 3 milyon 850 bine çıkartmıştır; oylarda yaklaşık 1 milyon artış sağlamıştır.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Cumhurbaşkanlığı seçimleri / İşçilerin Sesi Gazetesi /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.