başlangıç forumu

Sosyalistler ve program…

E.Ahmet Tonak - 7 Eylül 2014 - Güncel Politika / Teorik Tartışmalar / Türkiye / Türkiye Solu

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Epeydir Birgün’deki haftalık yazılara ara vermiştim. Bundan böyle, Pazar yazıları ile Sendika.Org’dayım. Eskiden başka mecralardaki yazılarım ara sıra Sendika.Org’da yayımlanırdı.  Yeni olan, artık burası için ve düzenli yazıyor olmam.

Benim esas ilgi alanım Marksist ekonomi politik. Kapital’le tanışıklığım bayağı eskiye dayanıyor. Kapital’in aşılmamış, ama aynı zamanda bitirilememiş bir çalışma olduğunu söylemek bile ciddiye alınması, kullanılması ve geliştirilmesi için bence yeterli. Dolayısıyla, yazılarımın bazıları bu tür konular üzerine olacak.

Dünya, bölgemiz, Türkiye karmakarışık, ortalık toz duman. İktisadi dinamikler, siyasi çalkantılar, ekolojik dengesizlikler vs. nereye baksak önümüzü görmekte zorlanıyoruz. Kaotik yapılar, sahtekarlıklar, kokuşmuşluk, seviyesizlik, ihtiras, bağnazlık üzerimize geliyor. Yılmak için, kabuğumuza çekilmek için bin bir neden var.

Umudu korumak, yaymak, olanı anlamaktan, ama anlarken o beğenmediğimizin yerine ne koyacağımızı da bilmekten geçiyor. Kısacası, kervanın tamamı yolda düzülmüyor. Bu konulara da ara sıra gireceğiz tabii ki.

***

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra, 22 Ağustos’ta, Yoğurtçu Parkı’nda (Kadıköy) bir forum izledim: Seçimlerin Ardından, Bu Daha Başlangıç; Sebahat Tuncel (HDP), Ecehan Balta (Başlangıç dergisi) ve Bilge Seçkin Çetinkaya (ÖDP Eş Genel Başkanı) (forumun videosu için: http://tinyurl.com/q6nkbrp). Başlangıç dergisini aynı adlı bir kolektif çıkarıyor, şimdiye kadar bir sayısı yayımlandı. HDP ve ÖDP ise hepimizin malumu. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ÖDP, HDP’nin adayı Demirtaş’a destek vermezken, Başlangıç kolektifi desteğini deklare etmişti. Bu pozisyonların gerekçeleri zaten Sendika.Org okurları tarafından muhtemelen biliniyordur.  Burada tekrarlamaya gerek yok. Forumun tamamına da erişmek mümkün. Bu yazı bağlamında kısaca ele alacağım konu program meselesi.

Program konusuna hem forumda hem de daha sonra kısaca değinildi. Forumda Ecehan Balta ve Sebahat Tuncel bu konuya kısmen değinirken, Bilge Seçkin Çetinkaya ise girmemeyi tercih etti. Balta, ayrıca daha sonra program üzerine kısa bir yazı da yayımladı (http://tinyurl.com/nmufqz4). Tuncel’in program konusuna oldukça hafife alır tarzda yaklaştığını söyleyebilirim. Forumdaki tavrını kısaca, “tamam, ortada program diye bir metin var, ama esas olan hayatta karşılaşılan ve yapılanlardır” diye özetlemek mümkün.

Daha sonra yazdığı yazıya Balta şöyle başlıyor: “Türkiye sosyalist hareketi, program tartışmayı pek sevmez. Çünkü program, tarihi boyunca pek de işine yarayan, kullanışlı bir araç olmamıştır. Ancak bu durumun müsebbibi program mıdır yoksa program algılayışı mı, ona bir bakmak gerekir.” Program tartışmasını sevmediğimiz açık, pek işe yaramadığını düşünenlerin sayısının da az olmadığı malum. Fakat, Balta’nın aksine, bu durumu açıklayan nedenler arasında, “program algılayışı”ndan çok programın kendisinin ağır bastığını düşünüyorum. Kaldı ki, Balta da yazısının ilk kısmında program algısının tartışmaları güdükleştiren yanına değinmesine rağmen, daha sonra bizatihi programın içeriği, kalitesi, işlevleri gibi konulara girerek programın kendisinin de algısı kadar önemli olduğunu zımni olarak kabulleniyor. “(P)rogramların… torba gibi” olduğundan, “iç tutarlılığı… gözetmeyecek şekilde taleplerle” doldurulmasından, “ideolojik bütünlük açısından anlamsız”lığından vs.den bahsedildiğinde programların kendisini tartışmaya başlamış olmuyor muyuz?

Balta’nın yazısında ayrıca “sosyalist harekette en büyük çatlak olan demokratik devrim/sosyalist devrim ayrımı, asgari/azami program algısına dayan”dığı tespiti de yapılıyor. Bu tespit bence kısmen doğru. Nedeni de, Sovyetler Birliği/Çin arasındaki çatışmanın Türkiye’deki demokratik devrim/sosyalist devrim kamplaşmasında oynadığı son derece önemli rolün atlanmış olması. Kaldı ki, asgari/azami program algı farklılığının bizzat kendisi Sovyet/Çin çatışmasındaki saflaşmanın türevidir.

İlginç olan, Balta’nın yazısından iki gün önce Korkut Boratav’ın da Sendika.Org’daki yazısında demokratik devrim meselesine değinmiş olması (http://tinyurl.cHYPERLINK ). Boratav hocamızın söz konusu yazısının yakın tarihi ele alan, burjuvazi-devlet ilişkilerinin dökümünü yaptığı bölümüne ve çıkardığı sonuçlara, son paragraftaki önerisi dışında katıldığımı hem kendisine hem de Facebook “arkadaş”larıma iletmiştim. Tekrarlamak gerekirse, son paragraftaki “demokratik devrim”in emekçiler, sol cenah tarafından üstlenilmesi tavsiyesi beni 1968-71 dönemine geri götürdü. O zaman da “demokratik devrim”ciliğe yakın değildim (MDD ve varyantlarına); hele şimdi, dünya kapitalizminin ve ona boğazına kadar entegre Türkiye kapitalizminin can çekiştiği bu dönemde, ölmekte olanı demokratikleştirme görevine sıcak bakamıyorum. Sol siyasetin, kapitalizmin demokrasisini adam etmeye -adına radikal demokrasi dense bile- soyunmak yerine, sosyalizme geçişe odaklanmasını yaşadığımız dönemin icabı olarak görüyorum.

Dönemin icabını kim, nasıl yerine getirecek? Sosyalizme geçişin aktörleri her zaman, her yerde işçilerdir. Bu memlekette de Türküyle, Kürdüyle bol miktarda işçi mevcuttur. Bu işçilerin sosyalizmi hedefleyip hedefleyememesi (klasik jargonla ifade edecek olursam) hem objektif koşullara (kapitalizmin tıkanmışlığına, vaatlerini yerine getirememesine vs.) hem de sübjektif koşullara (sosyalizmin kapitalizme gerçekten alternatif olduğunu gösterebilen, işçilere cazip kılabilen yetkin bir ideolojik ve örgütsel formasyonun varlığına) bağlıdır. Türkiye solunun eksiği bu sübjektif koşullara dönük mücadeleyi sürekli ertelemesi ve kendini bu yönde geliştirememiş olmasıdır. Program tartışmalarının bu tür bir bağlama oturtmanın yararlı olacağını düşünüyorum.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Program / sosyalist sol / strateji /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.