kent gıda 2

Kent Gıda’da sendika ve işveren oyunu

Sol Defter- Haber - 10 Eylül 2014 - İşçi Gündemi / Teorik Tartışmalar / Türkiye

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

İbrahim Gül (*)

Tek Gıda-İş Sendikasının örgütlü olduğu Kent Gıda’da 22. Dönem TİS uyuşmazlıklarının akabinde başlayan grevin bir gece görüşmesiyle sonlandırılması işçi ve sendikal kamuoyunda “Kazandı mı, kaybetti mi?” sorularının arasında kafa karışıklıkları içinde sönümlenip gündemden düştü. Dolayısıyla ne olup bittiği pek anlaşılmadı.

Sendikal mücadelenin içinde yer alan çevrelere olumlu dersler öğretme yerine sendika bürokrasisinin ayak oyunlarına kurban edildi.

Çünkü grev sendika merkezinin etkisi altındaki ‘sendikacılara’ rağmen işçi tabanının ısrarlı, kararlı öfkesinin ürünü olarak başladı.

40-45 yıldır Tek Gıda-İş’in üyesi olarak üretim yapan Kent Gıda’da yaşananlar, sendikayla işçiler arasında büyük bir güvensizlik sorunu oluşturmuştur. 2008 TİS’ini protesto eden, memnuniyetsizliklerini dışa vuran, üretimi aksatan yüzlerce işçiden 25’i işten atılmıştı. 2010- 2012 sözleşmeleri bu korku duvarlarının arkasında imzalandı. Buna rağmen işçiler memnuniyetsizliklerini çıkış vb. değişik tepki biçimleriyle ifade ettiler. 2014 sözleşmesinin bu yakın tarihin beslediği gerilimle başladığını herkes bilir.

TİS hazırlıklarına, işçilerin önemli bir kesimi katılarak kayıplarını telafi etmek amacıyla görüşmelere ve sendikal eylemlere katıldı.

Komitelerle, bölüm sorumlularıyla TİS taleplerini sahiplendi. Bu, grevin ateşini harladı. Daha önemlisi görüşmelerin her aşamasına damgasını vurmaya çalışan 800 işçi kapalı kapılar arkasındaki sendikacıların hilelerini bertaraf etme kararıyla, yaşanacak satışların önüne geçmeye çalıştılar.
Kent işçisi kendi başının çaresine kendi yöntemiyle sahip çıkmaya çalışıyordu. Grevin tüm aşamalarında söz ve karar mekanizmasını elinde tutuyordu.

SENDİKA BÜROKRASİSİNİN TAKTİKLERİ

Grevin ilk günü Tek Gıda-İş Genel Başkanı Mustafa Türkel’in ‘sendikalara küsülmemeli’ diyerek Kent işçisinin gönlünü almaya çalışmasından da anlaşılmaktadır ki, işçi kitlesi ile sendika merkezi arasındaki köprüler çoktan yıkılmıştı. 10-15 yıllık işçinin maaşı asgari ücret hanesine doğru yakınlaşıyor, çalışma koşulları ağırlaşıyor, ücret artışları, sosyal haklar enflasyon makarasına sarılarak hesaplanıyordu. Sendika temsilci, delege seçimlerine katılımlar iyice düşmüş, sendikanın faaliyeti işlevini yitirmiş işyerinde hissedilmeyecek kadar azalmıştı. Üyelikler kağıt üzerinde, antidemokratik uygulamalardan dolayı aidat ödeyen sessiz yığınlar olarak görülmeye başlanmıştı. Fabrikadaki her şeyi sendika merkeziyle işveren belirliyordu. Kent şekerleme işçisinin grevden başka bir seçeneği kalmamıştı. Ya TİS için tespit edilen talepleri sahiplenip greve çıkacaklar ya da ipleri sendika bürokrasisine teslim edeceklerdi. İşçilerle Tek Gıda-İş’i yönetenler arasında uzun yıllara dayanan bir hesaplaşmaydı bu aslında.

Grev böylesi sancılı süreçte başladı ve devam etti. Yaz döneminin sıcaklığı, bayram, yıllık izin döneminin psikolojik baskıları işçiler üzerinde azımsanmayacak bir ağırlık oluşturdu. Birçok sendika işçileriyle, değişik emekten yana partiler üyeleriyle Kent grevine destek sunarak grevin sıkıntılarını hafifletmeye çalışsa da yeterli olduğunu söylemek güç!

Her gün onlarca dedikodu atılıyordu ortalığa. İşveren şef yalaka tayfasının yönettiği bu dedikodular ister istemez grevci işçilerin moralini bozuyordu. Buna karşın 50 bin üyeyle övünen Tek Gıda-İş yöneticileri diğer işyerlerinde Kent Gıda grevine moral olabilecek herhangi canlı bir destek sunmadığı gibi, grevin havasının bozulmasına da göz yumdular.

Sendikal Güç Birliği Platformuna (SGBP) bağlı bazı sendikaların desteği cılız kaldığı gibi Türk-İş üst bürokratik yapısı bu grevden kaygı duymaya başlamışlardı.

Şevki kırılan, morali bozulan işçiler kitlesel olarak ileri yürüyüp dedikoduları alt edemediler. Sendika bürokratları işveren tekliflerini mecburi işçilere sormak zorunda kalıyordu. Amaçlarının bir yönü sendikal demokrasicilik diğer yönü işçilerin dayanabilirliğini test etmekti. Nitekim homurtu seslerinin yükseldiği, grev ateşinin düştüğü anı takip eden Tek Gıda-İş merkez ve şube yöneticileri bir gece operasyonuyla işi bitirdi. 700’e yakın işçinin greve devam iradesi yok sayıldı, işçi sağlığı iş güvenliği, çalışma koşullarıyla ilgili beklentiler bir çırpıda ayaklar altına alınarak sözleşme imzalandı.

İŞÇİ KIYIMI VE YARATILAN KORKU

Kent Gıda işçilerinin 24 gün süren grevi aslında birçok kazanımı da içinde barındırarak sürdü. İşçiler artık yeter diyerek sendikacıları itekleyerek grev yoluna soktular. Referandumla demokrasicilik oynayıp işçilerin gözüne girmeye çalışan sendika bürokratlarının bu hevesleri kursaklarında kaldı. Maske takarak, numara çevirerek Kent işçisinin aklını çelmek, yıkılan köprüleri tamir etmek kolay olmayacaktı nitekim de olmadı.

Tek Gıda-İş’in bürokratlarının ihanetini bekleyen işçiler yanılmadılar. Önceleri ve 2008’de yaşadıklarına benzer saldırıları beklemeye başladılar. Satış sözleşmesini parçalayıp greve devam edebilecek bir örgütlülük yaratılamamıştı. Buna rağmen işçilerin önemli bir kesimi
İşbaşı yapmak istemedi, sendika merkezini sorgulamaya başladı, tepkiler ve tartışmalar devam ederken 6 işçinin işine son verildiği bombası patladı.

Bu işçilerin beklemediği bir kıyım değildi. 24 günlük grev silahı sendikal bürokrasiyle Kent Gıda patronunu aynı hedefe koymuştu. 6 işçinin başka bir hedefe konarak işten atılması yukarıdaki sürecin rövanşından başka bir şey değildi.

Sosyal medya paylaşımlarını gerekçe yaparak 6 işçinin kapı dışına konmasını sadece işverenin bir rövanşı olarak düşünmek saflık olur. Bu saldırı 6 işçinin şahsında aylardır kendi sınıfsal talepleri için mücadele eden, ağır çalışma koşullarının nedenlerini tartışan, grevi ileri mevziiye taşımak isteyen yüzlerce işçiye gözdağı olduğu kadar Tek Gıda-İş bürokrasisinin de ellerini güçlendiren bir karşı hamledir.

Bunun için işten atılan arkadaşlar, aylarca gece gündüz demeden mücadele eden, grev nöbeti tutan, bugün makine başında çalışan, yarın ne yapabilirizi tartışan Kent işçisiyle birleşmelidir. Mesele avukat bulma, dava açmanın çok çok üzerindedir. Sizler yıllardır biriken Kent işçisinin öfke selinin önünde yer aldığınız için işten atıldınız. 24 gün süren grevin rüzgarını, 700-800 işçinin üretimden gelen gücünü hesaba katmalısınız, fabrikadan, işçilerden koparak uzaktan sendika bürokratlarına küfretmek yeterli değildir. Sendikacılara kızıp sendikayla olan ilişkilere son vererek eylemsel tepkileri başka bir mecraya taşımak üretimdeki işçilerin sendikayla bağı olan ve olup bitenleri tam kavramamış yüzlerce işçinin gerçeği anlamasını zorlaştırır. Çünkü sizin işten atılma nedeniniz Kent işçisinin sömürüye baskıya karşı mücadelesinden ve grevinden ayrı değildir. (Evrensel)

* Gıda İşçisi, Esenyurt

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Kent Gıda / sendika bürokrasisi / Tekgıda-İş /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.