devmadensen_pankart

Soma: “Her servetin altında kirli ilişkiler yatmaktadır”

B.Umutcan - 11 Eylül 2014 - İşçi Gündemi / Türkiye

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

 

Soma faciasının üzerinden üç ay geçti. Devlet erkânı başta olmak üzere herkesimden kişilerin bu yaşanan faciadan ders çıkarılması gerektiğini ve yeni işçi cinayetlerin önüne geçilmesi için yeni düzenlemelere ihtiyaç olduğunu söylediğine tanık olduk. Ancak, maden ocaklarında tedbirler alınmadığı için, hem işçilerin iş olanakları belirsiz hem de iş cinayetleri devam ediyor. Nitekim Mayıs ayında en az 414 işçi, Haziran ayında en az 141 işçi, Temmuz ayında en az 123 işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi.

Yetkililerden tık yok

Vahşi kapitalizm koşullarında üretim yapan sermaye, tabii ki işçi cinayetlerini ve onu yaratan koşullardan kitleleri ellerindeki olanakları kullanarak duyarsızlaştırmaya yöneltmektedir. Topluma işçi ölümleri normalmiş gibi yansıtılıyor. Ya da bu işin “fıtratında var” denilerek meşrulaştırma içine giriliyor. Ve bu algı toplumda süreç içinde normalleştiriliyor. Yaratılan bu algı yaşanmakta olacak yeni işçi ölümlerine tepkiyi de azaltmaktadır. İşçilerin aidatlarıyla asalak gibi yaşamayı kendilerine felsefe edinmiş sendikacılardan, göstermelik beylik lafların dışında ses yok.

301 işçinin ölümü başta olmak üzere, iş cinayetlerinin üstü örtülüyor. Toplumun gündemine getirilmek istenmiyor. Bu bilgiye sahip olmayan kitleler, ölümlere nasıl bir tepki verebilir?

Kâr güdümlü bu vahşi sistem tüm olanaklarını ve araçları kullanarak toplumun algısını yönetiyor. Soma’da 301 madenci iş cinayetine kurban gitmişken, bunun yanında 10-20 işçinin ölümü ne anlam ifade eder, deniyor.

TV kanallarındaki programları görüyorsunuz, her sistemi meşrulaştırmaya yönelik. Karısını tornavida ile 40-50 yerinden darp eden adam televizyona çıkartılıyor, destek veriliyor. Bu televizyonlar iş cinayetlerini gündem yapmıyor, bir gün yaparlarsa orada da patronu haklı çıkarırlar!

Bugün yaratılmak istenen bu çarpık algıya karşı mücadele etmeliyiz. Yaşamını yitiren işçinin yaşamı kendi canımız kadar değerli görmeliyiz. İşçi yayınları, gazete ve bültenler bu sebeple önemli. Her ay yüzlerce işçi bugünkü çalışma koşullarından dolayı yaşamını yitiriyorsa bu sistemin vahşiliğini sorgulamalıyız.

İş cinayetleri önlenebilir

İş cinayetleri incelendiğinde, büyük oranda önlenebilir olduğunu görüyoruz. Önlem alınmamasının en önemli nedeni patronlara olan “maliyet”idir. Patronlar önlem almadığı gibi, yeni iş cinayetlerine davetiye çıkarılmaktadırlar: Taşeron sistemi ucuz işçi çalıştırma anlamına geldiği için, gereken önlem alınmadan işçi çalıştırılması demektir. Patronlara cinayetleri önleyecek tedbirleri aldırmayan sendikaların da işçi ölümlerinde rolü büyüktür.

İşçi ve emekçilerin örgütsüzlüğünü, bölünmüşlüğünü fırsat bilen sermaye vahşi koşullarda işçileri çalıştırabiliyor. Örgütsüz bir toplulukta yaşam hakkımızı bireysel olarak koruyamayız.

Önlem alınmadığı için üç ay içinde iş cinayetlerinde yaşamlarını yitiren işçi sayısı 678’i bulmuştur. Her yıl bin 200 ile bin 500 işçi sadece resmi kayıtlarda ölüyor. Ya kayıtlara girmeyenler?

21. yüzyılda yaşadığımızı düşünürsek, gelişen teknolojiye baktığımızda normal şartlarda işçi cinayetlerin sayısının düşmesi gerekirken, her geçen gün iş cinayetleri artmasının tek nedeni olabilir, kâr ekonomisi.

Soma’dan daha ilkel koşullarda çalışan madenler de var. Şırnak’ta, Cudi Dağı eteklerindeki madenlerde 3 bin 500 madencinin çalıştığı 3-5 kişilik madenlerde neredeyse motor bile yok; “çıkrık” ve “ip” kullanılıyor. Sigortasız çalışıyorlar. Bu yaşananların neresini kaderle açıklayacağız? Yoksulluk ve işsizlik olmasa, bu koşullarda insan çalışır mı?

Çözüm var

Somadaki maden faciası gösterdi ki, patron-siyasi iktidar kol kola bu işin sorumlusudur. İşçileri ölüme gönderen patronlar, lüks yaşamlarından taviz vermezken, yaşanını yitiren işçiler oluyor, geride kalan aileleri, çocukları travma yaşıyor ve yoksulluğa itiliyor.

Ailelere yapılan yardımların göstermelikte kaldığı aşikâr. Gerçek yardım, işçileri yaşatmak için yapılacak olandır. İnsanca yaşayacağımız, çalışabileceğimiz ortamların oluşturulmasıdır.

Bunun için sermayeye ve devletin keselerinin ağzını açmaları ve gerekli önlemler için yatırım yapmaları gerekir. Devletin de önleyici yasaların yaptırımlarını artırmalı, caydırıcı olmalı. İşçi ölümleri devam ettiğine göre, gereken yatırımlar ve yasal yaptırımlar yapılmıyor, yapmayacaklar. İşçiler olarak, yaşam hakkımızı savunmak için sermayeye, devlete ve sendikalara baskı yapmak, taleplerimizi dayatmak zorundayız.

Sonuç olarak bu düzende, işçilerin yaşamları patronların ve onların siyasal temsilcileri için hiçbir kıymeti yok. İşçilerin çalışırken ölmeyecekleri bir düzene ihtiyacımız var. Patronların aç gözlü ve kâr hırsının önlenmeden, insanca bir düzen kurulamaz. “Kâr”ın değil “insan”ın merkezinde yer aldığı bir ekonomi ve siyasete ihtiyacımız var.

Bu aynı zamanda haksız savaşları, bireysel cinayetleri, uyuşturucu tekellerini, kadınlara yönelik cinayetleri de önleyecek toplumsal zeminin yaratılması demektir.

İşçilerin Sesi Gazetesi Eylül 2014, Sayı 30’dan alınmıştır.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: iş cinayetleri / Soma /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.