yumruklar sıkılı

Yeni Türkiye işçi sınıfı eliyle kurulacak!

İşçilerin Sesi - 11 Eylül 2014 - Güncel Politika / İşçi Gündemi / Teorik Tartışmalar / Türkiye / Türkiye Solu

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

 

Erdoğan, halkın seçim tercihinin yeterli olduğunu, Anayasa ve yasalarda yer aldığı gibi bir cumhurbaşkanı olmayacağını söyleyerek seçildi. Burjuva politikacıları hatta askeri darbe yapan generaller bile, “ince” bir gözboyama işçiliğiyle, iktidarlarını göstermelik de olsa yasal mevzuata dayandırma ihtiyacı duyarlardı. 12 Eylül 1980 askeri darbesi bile “iç tüzüğün filanca maddesinin orduya verdiği yetkiyle” diyerek cümle kurmuş, diktatörlüğünü mevcut yasalara dayandırma ihtiyacı duymuştu.

Erdoğan 21 milyon oy aldı, “halk beni seçti, sandıktan üstün yasa yoktur” diyerek kendisine oy vermeyen yüzde 48,3’lük seçmeni, seçimlere katılmayan 15 milyona yakın vatandaşı, 34 milyon yurttaşı elinin tersiyle bir kenara itti. Son derece kaba ve hoyrat biçimde, önce seçim sonuçlarının resmi gazetede yayınlanmasını erteletti. Böylece resmen cumhurbaşkanı olmasını geciktirdi. Ardından partiyi kendi istediği gibi düzenledi. Parti kongresinde konuştu. Halktan aldığı desteği, kendisi gibi düşünmeyenlere karşı bir silah olarak kullanacağını, hiçbir muhalefete izin vermeyeceğini belli etti.

AKP ve Erdoğan arasındaki ilişki, demokrasilerdeki parti-lider ilişkisinden çok, otoriter, baskıcı rejimlerdeki siyasi partilere benziyor.

Yeni Türkiye’den çok “ikinci eski Türkiye” ile karşı karşıyayız.

Adam olacak “Yeni Türkiye” kuruluşundan bellidir.

“Yeni” diye bize sunulan rejim, öyle ki eskiyi bile aratacak; en geri demokrasiden uzak olacak. Nitekim, 1 Eylül Barış mitingi İstanbul’da yasaklandı bile…

Hele Ahmet Davutoğlu gibi Ortadoğu’nun kan gölüne çevrilmesinin siyasi mimarlarından biri başbakan olurken, daha barışçı, komşu halklarla daha demokratik ve eşitlikçi bir ilişki kurmak mümkün mü?  Ya da daha çok bireysel özgürlük ve işçi hakkı olması beklenebilir mi?

Tam aksine, yeni rejim kendi suretine benzeyecektir. Daha mezhepçi, siyasal İslamcı, kadın düşmanı, tekçi ve ırkçı olacaktır. Yeni Türkiye kendi burjuvalarını daha da büyütecektir. Hızla büyük inşaatlar, büyük ihaleler yandaşlara gidecek; onlar da Soma’da olduğu gibi sömürüyü yoğunlaştıracaktır. Esnek çalışma, taşeronlaşma, güvencesizlik, düşük ücretler, uzun çalışma saatleri, sendikasızlaştırma ve grev yasakları peş peşe gelmesi beklenir. Kendi basını var. Kendi polisini güçlendirecek, yargı üzerinde kesin denetim sağlamak isteyecektir.

Erdoğan, Gezi’nin yükünü hep sırtında hissedecek. Turgut Özal’ı “Çankaya’nın şişmanı işçi düşmanı” diyerek köşküne kitleyen işçi sınıfı olmuştu, yine olacak.

Davutoğlu şimdiden düşmanı en çok başbakanlardan biridir. Nitekim Erdoğan’ın yemin törenine katılan devlet başkanları arasında stratejik ortağı ABD’den veya AB’den bir tane yoktu.

“Yeni Türkiye” söylemine kendi taraftarları, basın kuruluşları dışında itibar eden yok ama, “istikrar sürsün Türkiye büyüsün” söyleminin gizlediği açık şantaja, boyun eğen milyonlarca banka borcu olan yoksul insan var. Bizim meselemiz de bu!

İş bulma, işe girme, belediyede işini halletme, yardım alabilme, memur olma, memuriyette tayin olabilme hatta eş bulabilmeye kadar, kitlelerin gündelik ilişkilerinde AKP’li olarak işlerini çevirdikleri bir düzen, bir zincir var.

Kredi kartı borçlarını 10 yıl, 15 yıl günde 12-14 saat çalışarak ödemekten başka bir ihtimalin olduğunu bilmeyen işçiler var. Borç faizlerinin anapara kadar yüksek olmasına “yeter, ödemiyorum” demeyi göze almaya cesaret edemeyen milyonlar var. Türkiye’nin büyümesi, emekçilerin yoksulluktan kurtulmasına yol açmıyor, böyle bir Yeni Türkiye’den bize ne, demeyi kolaylaştıracak, emekçilere güven verecek bir seçeneğe ihtiyaç var.

Çünkü insanca yaşamak için AKP’ye, bankalara, patronlara mahkûm değiliz; geçinmek için 12 saat çalışmak zorunda değiliz.

Çünkü bankalarda, patronlarda, devlette 77 milyonun insanca yaşamasına yetecek para, kaynak, iş olanağı var, ama bunları onlardan alacak ve emekçilere verecek bir siyaset yok! Onlara baskı yapacak örgütlü bir işçi-emekçi gücü yok.

Eğer olsaydı, programında en azından şunlar yazacaktı:

  • Tüm para ve kaynaklar insanca yaşamak için kullanılmalıdır.
  • Farklı inanç, ulus, cinsiyetler arasında eşit ve demokratik ilişkiler, barış sağlanmalıdır.
  • Eğitim, sağlık, ulaşımın ticari kâr güdüsüne bırakılmadan, kamusal hizmet olarak yapılmalıdır.
  • Asgari ücret, emekli aylıkları insanca yaşanacak seviye yükseltilmelidir.
  • Taşeron sistemine son verilmeli, iş saatleri kısaltılarak herkese iş olanağının sağlanmalıdır.
  • Madenler, inşaat ve tersaneler başta olmak üzere, işgüvenliği önlemleri işçi denetiminde olmalıdır.
  • Doğanın kâr için tahribatı, HES, baraj inşaatları derhal durdurulmalıdır…

Yeter ki, milyonlarca işçi sınıfı harekete geçmeye karar versin. 1970’te 15-16 Haziranlarla, 1989’da Bahar Eylemleriyle, dün Gezi İsyanıyla milyonlar harekete geçerek, ne Demireller, Özallar devirdiler, egemenlerin korkulu rüyası oldular. Erdoğan-Davutoğlu’nun mezhepçi, ırkçı, cinsiyetçi, sömürücü, anti demokratik rejimi de emekçilerce alt edilecektir.

Yeter ki, işçi sınıfı kendi program ve talepleri için mücadeleyi işyerlerinde, fabrikalarda, mahallelerde örgütlesin, kendi gücünün farkına varsın… (31.08.2014)

İşçilerin Sesi Gazetesi Başyazı – Eylül 2014 Sayı 30’dan alınmıştır.

 

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: AKP / Birleşik Mücadele / Yeni Türkiye /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.