Mahsun Korkmaz Heykeli

Netleşemeyen Kürt Siyaseti ve özerklik…

Mustafa Sönmez - 16 Eylül 2014 - Güncel Politika / Teorik Tartışmalar / Türkiye / Ulusal Sorun

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Geçtiğimiz hafta Kürt siyasetinin çeşitli kurum ve kuruluşlarınca Diyarbakır’da (Amed) yapılan çalıştaydan medyaya yansıyan bazı demeç ve mesajlar bir kez daha Kürt siyasetinde “netleşememe” sorununu gündeme çıkardı.

AKP’nin neoliberal-faşizan ikliminde hem de bu bütünün içinde kalarak “komünal ekonomiler” inşa etmekten,  “siyasi özerkliğin yanında mali özerklik”  talep etmeye varan bir dizi kakafonik talepler, söylemler duyduk yine…

Kürt özgürlük hareketi, Türkiye’nin demokrasi ve sosyalizm mücadelesinin önemli bir bileşenidir. Hareketin, strateji ve mücadele hedefleri konusunda net olması, önermelerini doğru sorgulayıp enerjisini doğru kullanması konularında uyarılarda bulunmak bir sorumluluktan öte görevdir.Kürt hevallerimizin de bugüne kadar yaptıkları gibi, eleştirilerimizi sağduyu ve soğukkanlılıkla değerlendirmelerini bekleriz.

Devlet mi?

Kürt siyasetinin sürekli bir kafa karışıklığı içinde görüntü vermesinin temel nedeni,  iki farklı stratejinin hedef ve araçlarını birbirinin içine geçirmelerinden kaynaklanmaktadır. Amaca ulaşmak için seçilen araçların, amaçla uyumlu olması gerekir. Alet çantasındaki aletlerle neyi düzeltmeye çalıştığınız önemlidir. İngiliz anahtarıyla televizyon onaramazsınız.

Kürt siyasetinde eğer strateji, Kürtlerin Türkiye’den koparak ayrı bir devlet kurmalarıysa, bunun hedefle beraber araçları da farklı olacaktır. Bu, Kürt ulusunun kendi kaderini belirleme hakkıdır. Eğer böyle bir stratejik hedefiniz varsa, ona göre Kürdistan sınırlarınız da bellidir, ayrıldıktan sonra nasıl bir üretim ve siyasi ilişkiler kuracağınız da. Kürdistan’da, resmi dili Kürtçe olan, yönetim organları seçimlerle işbaşına gelen, halkın yönettiği, üstelik anti-kapitalist, komünal bir üretim biçimine dayanan bir sistem kurmak istiyoruz, dersiniz ve bu hedefinize uygun yeni bir toplumsal sistem tahayyül edip uygulamaya geçirirsiniz. Bu birinci seçimdir ve amacıyla araçları tutarlıolmalıdır.

İkinci seçim

İkinci seçim, Türkiye bütünlüğü içinde Kürt kimliğini özgürce yaşayarak Türkiye’nin demokratikleşmesine katkıda bulunmak stratejisidir. Bu seçeneğin de stratejik hedefleri ve araçları farklıdır. İkili bir hedef söz konusudur burada. Birincisi, Kürt kimliğini Türkiye bütünlüğü içinde özgürce yaşamak, ana dil önündeki engellerin kaldırılması, Kürt tarihi ve kültürünün ihyası gibi hedefler programın önemli bir alt başlığıdır.

Bu seçimin diğer alt başlığı ise Kürt olmayan diğer demokrat-devrimci unsurlarla Türkiye’nin bütünü için geçerli bir demokratikleşme mücadelesi sürdürmektir. Kürt olmayan kimliklerle tüm kültürler, renkler ve kimliklerin özgürce bir arada yaşaması için birlikte mücadele etme ve daha özgür, daha paylaşımcı, daha demokratik bir Türkiye’nin inşası için emek sınıflarına dayalı bir örgütlenmeyle birlikte mücadele etmektir. Tüm ülkeye şamil demokratik özerk bölgeler türü bir idari reform da bu seçimin bir ögesidir, bu bölgelerin mali yönden yetkilerle donatılmaları vs… de…

Pratik ne?

Yukarıda kabaca tanımlanan iki makrohedef ve farklı araçları kullanma, Türkiye pratiğinde tam bir kafa karışıklığı, algı keşmekeşi içinde yaşanagelmektedir.

Bilindiği gibi PKK hareketi, kurucusu Abdullah Öcalan tarafından 1990’ların sonlarına kadar “ayrılma”, bağımsız bir Kürt devleti kurma stratejisine sahipti ve bunu silahlı mücadeleyi esas alan bir siyasi hatta götürüyordu. Bugün Kürt siyasetinin “resmi tarih”inin de kabul ettiği gibi, 1990’ların sonlarında bu stratejiden vazgeçildi.Bağımsız devlet kurma fikrinin dünya ve yurt gerçekleriyle uyuşmadığı saptamasından hareketle, Türkiye bütünlüğü içinde Kürtlerin özgürleşmesini sağlamak esaslı bir stratejiye yönelindi. Bu radikal bir kopuştu.

Dolayısıyla birinci –ayrılma- stratejinin hedef, mücadele araçları ve öngördüğü hayat modelinden vazgeçip ikincisine ait hedeflere, mücadele yöntemlerine ve pratiğin gerçekleştirilmesine yönelme tercihidir artık söz konusu olan.

Bütün ve parça…

Burada da parçası olmayı kabul ettiğiniz bütünü iyi anlamak ve kendinizle beraber bütünü dönüştürmek için kimlerle, ne için mücadele etmeniz gerektiğini yeniden tanımlamak gerekir. Parçası olmayı kabul ettiğiniz bütünün Anayasa’sını dönüştürmeyi hedeflemeden, parça olarak kendinize Anayasa (statü) yazamazsınız. Bütünün üretim ilişkilerini eleştiren, dönüştürücü bir vizyon geliştirmeden, kendi parçanızda yeni (anti-kapitalist) üretim modellerini asli üretim biçimleri durumuna getiremezsiniz.

Kürt nüfusun yarı yarıya ülkenin Doğu’sunda ve Batısında ikamet ettiği bir gerçeklik karşısında belli illerin toplandığı coğrafyayı Kürdistan diye nitelemek, ancak bir kimliğe saygının gereği tarihsel-kültürel bir gerekçeye dayanabilir, ama bunu aşarak bir gerçeklik için bu tanımı siyasi motifle kullanır ve demografisi altüst olmuş bir iller topluluğu için “Kürdistan’a özerklik” talebiyle ortaya çıkarsanız, yine amaç-araç tutarsızlığına, keşmekeşine düşersiniz.

Demokratik özerklik..

Birkaç kez yazarak ve konuşarak ifade ettim, tekrarlayayım; Demokratik özerklik, “etnik” kıstasla örülecek bir proje değildir. 81 Türkiye ilini 20-25 kümede toplayarak bölgeleştirme ve onları daha çok yerele tanınmış yetki ve kaynakla yönetilen idari birimler olarak reforme etme doğru bir taleptir ve tüm Türkiye’ye gereklidir, demokratikleşme açısından, kimliklerle ilgili sorunları yerelde çözme açısından, dengeli gelişme ve anti-otoriterlik, katılımı çoğaltma vb açılarından… Ama o bölge tanımlarını “etnik” temelde yapmaya kalkmak, yine amaç ile aracın uyuşmazlığını ve onun anomalilerini üretecektir.

Kürt kimliğinin özgürce yaşanması, ana dilde eğitim ve kültürü geliştirme, hakikatleri soruşturma ve hesap sorma, Öcalan’ı da kapsayan bir siyasi af… Bütün bu taleplerin “bölgesel özerklik, mali özerklik” vb. ile mekân, coğrafya ile ilgili olmadığı, ülkenin İstanbul’undan Hakkari’sine, tüm illerinde yaşayan tüm Kürtlere ait talepler olduğu açıktır. Bu mücadeleyi asli olarak elbette Kürtler yürütecektir ama bu haklı taleplere omuz vermek en az Kürtler kadar onlarla dayanışan tüm demokratların, sosyalistlerin görevi gereğidir.

Özetle, “coğrafya” faktörü,  demokratik özerklik esaslı talepler, Kürt özgürlük mücadelesini tanımlayan asli elemanlar olmaktan çok, tüm Türkiye halklarının, demokrasi mücadelesi sürdürenlerin, hatta CHP’lilerin bile programında yer alması beklenen taleplerdir. Çünkü sonuçta yerelden yönetmek, bir üretim biçimi-ilişkisini altüst etmek değildir, örneği kapitalist Avrupa ülkelerinde görüldüğü üzere, burjuva demokratik hak ve özgürlüklere sahip olmanın, genişletmenin araçlardır son tahlilde ve İstanbul’a da gereklidir, İzmir’e de, Antalya’ya, Trabzon’a da…

Amaçları ve ona ulaşmak için gerekli araçları netleştirmeden atılmış adımlarla uğranılmış kayıpları en azda tutmanın yolu, sabırlı, bilime dayalı bir sorgulamayı, muhasebeyi gerekli kılıyor.

mustafasonmez.net

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Demokratik Özerklik / Kürt sorunu /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.