bakan beyler

Oyunbazların maskelerini indirmek…

Zafer Aydın - 3 Kasım 2014 - Güncel Politika / İşçi Gündemi / Türkiye

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

“Aynı film kaç kez izlenir, aynı yara kaç defa kanar,  aynı acı kaç defa yaşanır?” Bilen var mı? “Siz gideceksiniz biz burada ne yapacağız?” diye soran Ermenekli madenci yakınına verilebilecek bir cevap olabilir mi?Ya da soruyu şöyle soralım, insan hayatını hiçe sayan, kârı insan hayatının önüne koyan bu pespaye, kepaze, aşağılık düzene söylenmedik laf kaldı mı? Hangi laf yüzlerini kızartır, hangi söz vicdanlarını sızlatır? Yüzlerinin kızarmasını, vicdanlarının sızlamasını ne kadar daha bekleyeceğiz?  Azgın ve arsız düzenbazlar neden dizginlenemez, ya da nasıl dizginlenir?

Ermenek’te yaşadıklarımızın, Soma’da ya da başka yerlerde yaşadıklarımızdan bir farkı yok aslında. Genel olarak tüm sektörlerde, özel olarak da madenlerde, nedenleri ve sonuçlarıyla birbirinin kopyası süreçler yaşanıyor. Yani sonu başından belli bir oyun izlettiriliyor hepimize. Oyun, devletin mülkiyeti altındaki işletmeleri rödovans ve benzeri yöntemlerle,  yandaş taşeronlara verilmesiyle başlıyor. İkinci adımda sahneye,  biran önce yükünü tutmak arzusuyla yanıp tutuşan yandaş işverenler giriyor. Onlar çabuk, hızlı büyümek ve çok, daha çok kazanmak adına hiçbir güvenlik önleminin alınmadığı şartlar altında, işçileri kölece ve ölümüne çalıştırıyorlar. Ücretler düşük,  her biri maliyet kalemi diye görülen güvenlik malzemeleri yok, çalışma süreleri uzun, tuvalet ihtiyacının,  çalışma sahasından ayrılmadan, pet şişelerle giderildiği bir çalışma düzeni… Çünkü çok kazanmanın yolu, ucuza ve çok üretim yapmaktan geçiyor. Ne kadar ucuza ve ne kadar çok üretilirse o kadar çok kazanacaklar. Bu açgözlü sömürü çarkının dişlileri arasında kalan işçiler yaşamlarını yitirdiğinde ise, sahne bir anda değişiyor.

O ana kadar ortalıkta görülmeyen devlet erkânı yüzlerinde üzgün, mahzun, mazlum maskelerle olay yerine koşturuyor.  Başsağlığı dileyip, taziyede bulunuyorlar. Baş okşuyor, oyuncak dağıtıyor, ağlayanların başlarını göğüslerine yaslayıp, teselli ediyorlar. Uzatılan mikrofonlara Oscar’lık oyuncuları kıskandıracak jest ve mimiklerle  “sorumluların yargılanacağını, gereğinin yapılacağını” söyleyip duruyorlar. Metinde en küçük bir değişiklik yapmadan, aynı replikleri tekrarlıyorlar. Ayrı şehirlerde aynı oyunu başarıyla sahneleyen, performanslarıyla göz kamaştıran tiyatro kumpanyasılar sanki… Yaşananlarda suçları, sorumlulukları yokmuş gibi, hatta neredeyse bir muhalefet partisi edası içinde cümleler kuruyor, kendilerini aklamaya çalışıyorlar. İşvereni, müfettişi, işçiyi suçlayarak kendilerini temize çıkarma gayretindeler. Polisiye filmlerdeki, katil polisin, cinayetini soruşturması, sorumluluğu başkasına yıkarak işin içinden sıyrılmaya çalışması gibi. Filmi izleyenlerin katili bildiği gibi, iş cinayetlerinde katili de herkes biliyor. Herkesin katili biliyor olmasına rağmen, oyunculuk yeteneklerine,  yalan söyleme becerilerine güvenerek katilin hesap vermeyeceği bir final peşindeler.

Oyunculukları sayesinde işi götürdüklerini gördükleri için, arsızlaşıyorlar. Umursamadan aynı şeyleri, aynı biçimde yapmaya devam ediyorlar.  Soma’da yaşananlardan sonra Ermenek’te yaşananlar bu arsızlığın göstergesi. Soma’dan sonra bu tip vakaların tekrar yaşanmaması için ne yapılır diye hiç bakmamışlar. TMMOB’nin, TEMA Vakfı’nın raporlarını göz ucuyla bile incelememişler.  İş olsun diye yapılan denetimlerle, 9 bin liralık göstermelik cezayla yasak savmışlar. Torba yasayla madencilere getirilen kısmi iyileştirmeleri sahada bypass ederek, yasayla gelen ilave yükleri sıfırlamışlar. Cumhurbaşkanı işverene, Çalışma Bakanı  “alçak, şerefsiz” diye müfettişe şarlıyor.  Çıkardıkları yasanın uygulamasını denetlemekle kendileri yetkili değilmiş gibi, Soma’da madenleri denetlemekle yetkili müfettişlerin yargılanmasına izin vermeyen Çalışma Bakanı değilmiş gibi…

Oyunun bu denli arsızca sürdürülmesi, emeğin haklarının sosyal ve siyasal alanda sahipsiz olmasının bir sonucu. Çünkü bu iktidar biliyor ki, bu kadar çok işçi ölmesine rağmen sokakları onlara dar edecek kadar güçlü bir siyasal muhalefet yok.   İş cinayetlerine karşı gerçek anlamda genel grev yapmayı göze alabilecek, hayatı durduracak,  meselenin sahibi olarak ortaya çıkabilecek sendikal önderlik de yok. İktidar biliyor ki beni toplantılarına çağırıp alkışlayan sendikaların elleri, asla şaltere uzanamaz. Özelleştirme kapsamına alınan işyerlerinde, aidat gelirlerini birkaç yıl daha uzatma adına pazarlık yapanlar, özelleştirmeye karşı çıkamazlar. Özelleştirmede süre pazarlığı yapanlar, madenlerde kamulaştırma diyemezler.

AKP tercihini insandan değil, piyasadan yana yapmış bir partidir.  Onların kitabında paranın, kârın, verimliliğin yeri, insan hayatından önce geliyor.  Onların güvenlikten anladığı, işçinin değil, iktidarın, rantın, paranın güvenliğidir. Validebağ’da pazularını gösteren devlet, Ermenek’te kurtarma faaliyetlerini organize edemiyorsa, uygun esvapta tahliye borusu, jeneratör bulamıyorsa bunun başka bir anlamı olabilir mi? Bu piyasacı cinayet ve soygun şebekesine karşı insanı, emeğin haklarını merkeze alan sosyal ve siyasal muhalefete ihtiyaç var.

Madenlerin kamulaştırılması, taşeronun bütün işyerleri ve işkolları için yasaklanması talebiyle güçlü bir eylem dalgası yükselmezse, biz işçi cenazeleri kaldırmaya, AKP de bildik oyununu sahnelemeye devam edecek. Oyunbazların oyununu bozmak, maskelerini indirmek, göstermelik değil sahici bir biçimde şalteri indirmekle ve sokakları, meydanları, Gezi’de olduğu gibi,  ağzına kadar doldurmakla mümkün. Soma’dan sonra genel grev gibi, genel grev yapılsaydı Ermenek’ te yaşananlar yaşanır mıydı? Ya da meydanlar tıka basa dolsaydı, Soma’da sahneledikleri oyunu Ermenek’te de sahnelemeye cesaret edebilirler miydi?

(BirGün)

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: AKP / Ermenek / maden işçileri /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.