isten-cikarilma

Sermayenin yumuşak yalanlarından yarı doğrularına…

E.Ahmet Tonak - 23 Kasım 2014 - Dünya / Teorik Tartışmalar / Türkiye

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Kapital bilgisi: Kapitalizm geliştikçe, sermaye hem yoğunlaşır hem de merkezileşir. Geçtiğimiz hafta İspanya’nın en büyük bankalarından Banco Bilbao Vizcaya Argentaria (BBVA) 5.5 milyar daha harcayarak Garanti Bankası’nın sahibi oldu. BBVA, Doğuş Grubu’nun bankadaki yüzde 15’e yakın hissesini satın alarak Garanti Bankası’ndaki payını yüzde 40’a yükseltip birden (!) hakim ortak haline geliverdi. Ardından da, gazetelerde sırıtan fotoğraflarıyla CEO’ların boy göstermesi. Alan memnun satan memnun havası…

Tabii, bu haber üzerine değişik güzellemeler yapmak mümkün. Zaten yapılıyor da. Kimileri, çıkıp “gördünüz mü, memleketimizin finans kuruluşları ne kadar sağlam” derken, bir başkası da, “sadece bankalar mı, ekonomimizin genel gidişatı bu kadar sıhhatli olmasa yabancı sermaye gelir miydi” diye soruyor. Bu şirket birleşmesini hayranlıkla karşılamamız bekleniyor, vs. İsterseniz, o hayal dünyasını terk edelim ve sermayenin yalan dolan dünyasına geçelim.

Bütün şirketler gibi bankalar da hem kendilerini hem de “ürün”lerini meşrulaştırmak, tanıtmak ve de cazip kılmak zorundadır. Müşterinin gözünde itibar ve güven önemlidir.  Rekabetin icabıdır bu, yerine getirmezsen ezilir, geçilirsin. O yüzden de reklam kampanyaları alır başını gider. Eskiden de yapılırdı, şimdi de yapılıyor.

leylekTürkiye’nin nispeten eski bankalarından Yapı ve Kredi ile başlayalım. Yandaki reklam 1960’lı yıllardan. “Size de bir yuva” sloganı ile herkesin ev sahibi olma özlemini sömüren bir afiş. Yaratıcısı da, zamanın önemli grafikerlerinden İhap Hulusi –Tekel’in o meşhur, Kulüp Rakısı etiketinin yaratıcısı. Hani, o herkese bebek getiren leylek var ya, bu sefer 67 apartman dairesi getirecekmiş! Banka geri planda, biraz şans, biraz inanç, leylekli talih bir gün bize de güler beklentisi. İrrasyonellik hakim. Yumuşak, hatta naif bir yalan.

Günümüze gelelim, 50 yıl sonrasına. Özal sonrası kuşaklar işin başında. Köşe dönmecilik, kendi bacağından asılmacılık yükselen değerler olmuş.  Şirketler kaba saba, müşterilerin anladığı dil de bayağı farklı.

teraziYeni Türkiye’nin büyük boy bankalarından Garanti Bankası’nın son reklamlarından biri, 1 dakika 37 saniyelik klip: e-vadeli hesap (bit.ly/1BXnsDE) İnternet kullanıcısı modern müşteriler hedef kitle, onlara hitap ediliyor. Talep net:banka şubelerine gelmeyin, bilgisayarınızın karşısına geçin ve kendi vadeli hesabınızı kendiniz açın.  Ardından, post-Özal kuşağının olmazsa olmazı, “benim bundan kârım ne olacak” sorusuna rasyonel argümanlarla cevap verme çabası. Tesadüflere bırakılmamış, karşılıklı çıkar ilişkilerine dayalı bir dünyanın net dili ile:

Herşeyi internette yaptığınız için… banka tasarruf eder. İşlemler internette yapıldığı için kağıt tüketmemiş olursunuz… Şubeye gitmemekle hem kuyrukların azalmasını sağlarsınız hem de vakit kazanırsınız… Tüm bunların sonucunda banka daha az masraf yaptığı için daha fazla şubede daha az alana ihtiyaç duyulur veelektrik masrafları düşerBanka kazanç elde eder ve size daha fazla faiz öder.”

Ve olağanüstü bir son cümle: “Başka bir arzunuz?”

Günümüzde banka ön planda, karşılıklı çıkarlar, hesap kitap, hepsi olması gerektiği gibi. Net argümanlar, kazan-kazan durumları, vs. Bankanın elinde terazi, müşteri internette; bankanın masraflarının azaldığı apaçık,gözlerimizle görüyoruz. Ayrıca, ağaçlar kesilmeyecek, çevreci takılma da yerli yerinde. Eh bu kadar kazanç olunca, bizlerin de bankanın kârına ortak olmamızdan daha doğal ne olabilir? Tabii ki, faizler artmalı. Bu arada, şubeler küçülmüş, müşteriler kuyrukta beklemediği için banka çalışanları fazla gelmeye başlamış, kapıya konmuş.

O kadar olacak, alan memnun satan memnun! sendika.org

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: kapitalizm / sermaye /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.