Mustafa Karasu

HDP kimliği ile seçime girmenin anlamı ve sonuçları – Mustafa Karasu

Sol Defter- Haber - 23 Aralık 2014 - Güncel Politika / Türkiye / Türkiye Solu / Ulusal Sorun

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Seçim yaklaştıkça HDP’nin tutumu merak ediliyor. HDP’nin bu seçimdeki tutumu Türkiye’nin siyasi geleceğini de Kürt sorununun çözümüyle ilgili gelişmeleri de ciddi bir biçimde etkileyecektir.

HDP, Türkiye’nin demokratikleşmesini ve bu temelde Kürt sorunu başta olmak üzere Türkiye’nin tüm sorunlarını çözmeyi hedefleyen bir partidir. Kürtlerin bu partiyi desteklemeleri de devletin çözümü yerine, halkların kardeşliğine dayalı bir çözümü gerçekleştirecek bir proje olmasından dolayıdır. Kürt Özgürlük Hareketi’nin eskiden devletçi bir paradigmaya sahip olma gerçeği vardı. Paradigma değişimi ve sorunların demokrasi içinde demokratik özerklik temelinde çözümü gelişince siyasal araçların da buna göre şekillenmesi ihtiyacını ortaya çıkardı. Demokratik Özerklik tam ya da radikal demokrasi diyebileceğimiz bir demokratikleşme projesi içinde Kürt halkının kendi kimliği ve kültürü temelinde demokratik topluma dayalı olarak kendi kendini yönetmesini ifade etmektedir. Sadece siyasi bir özerkliği ifade etmeyen, demokratik topluma dayalı her alanda demokratikleşmeye dayanan bir çözüm projesidir. Bu anlamıyla tam demokrasi ve tam özgürlüğü ifade etmektedir. Bir devlet, federasyon ya da başka bir çözüm modelinden daha fazla özgürlükçü ve demokratik karaktere sahiptir. Bir siyasi özerklik gibi bir ulusal, etnik ya da dinsel topluluğun sadece egemen kesimlerini etkin kılan bir çözüm değildir. Tüm toplumun hem ulusal kimlik özgürlüğünü yaşadığı, hem de sosyal, ekonomik ve kültürel özgürlüğünü yaşadığı bir çözümdür.

Hiçbir çözüm bu çözüm kadar Kürt halkını kendi kimliği ve kültürü içinde bu düzeyde özgür kılamaz. Bu çözüm devlet istemiyor; iktidar ya da bölünme istemiyor. Ama bu tür çözümlerin hiçbirinde olmadığı kadar özgür ve demokratik yaşama kavuşmayı içeriyor.

Bu çözümün klasik çözümlerden farklı yanları iyi anlaşılırsa Kürt ulusunun tümü açısından tam özgürlüğü ve demokratik yaşama kavuşmayı ifade ettiği görülür. Bu çözüm, hem Kürt sorununu çözen, hem de o güne kadar içinde bulunduğu ülkeyi ve toplumu da demokratikleştirmeyi sağlayacak bir çözüm modelidir. Dolayısıyla tüm Ortadoğu’yu da demokratikleştirmeyi hedefliyor. Bu çerçevede Kürtlerin ulusal ve toplumsal özgürlüğünü gerçek anlamda güvenceye kavuşturmayı sağlayacaktır. Ancak bu paradigma ve çözüm şimdiye kadar devletçi ve milliyetçi paradigma ve çözümlerin yarattığı ideolojik hakimiyet ve algı nedeniyle anlaşılmıyor ya da anlaşılmak istenmiyor. Bu paradigmaya ait çözümler de devletçi milliyeti paradigma ve çözüm sınırlarında düşünülüyor.

HDP projesi engellenmek isteniyor

HDP, işte bu devletçi ve milliyetçi paradigmayı aşan bir ideolojik ve politik tutuma sahiptir. Aslında bu nedenle bu projeye karşı direnildi. Bu projeye hem Kürt cenahında milliyetçi, işbirlikçi, devletçi kesimler hem de Türkiye’de ulusalcı kesimler ve devlet karşı çıkarak engellemeye ve kadük bırakmaya çalıştı. BDP içinde HDP projesine direnç gösterildi. HDP’ye geçiş Kürt Halk Önderi’nin ve Özgürlük Hareketi’nin dayatmasıyla sağlandı. Eğer kendi haline bırakılsaydı HDP projesi daha baştan boşa çıkarılırdı. Hem de Kürtlük adına demagojik ve milliyetçi söylemlerle! Sanki Kürtlükten, Kürtlerin haklarından vazgeçiliyormuş gibi bir algı yaratılıp HDP projesi baştan kadük bırakılmak istendi. Direniş ideolojik ve siyasi bir direnişti; liberal milliyetçiliğin direnişiydi. Aslında bu proje boşa çıkartılarak Kürtlere tek seçenek bırakılmak isteniyordu. Bu da işbirlikçi milliyetçilik seçeneğiydi. Kuşkusuz iyi niyetli yaklaşımlarla tereddütlü olanlar da vardı. Bunlar saf ve dürüst bir yaklaşımla, ama karşı çıkışın arkasındaki ideolojik ve siyasi yaklaşımı bilmeden, HDP projesinin Kürtlere en fazla kazandıracak, Kürtleri özgürleştirecek bir proje olduğunu anlamadan!

Eğer halkların kardeşliği içinde Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümü sağlanamıyorsa, o zaman işbirlikçilikle bir yere dayanarak çözüm aranmalıydı. Böylece Özgürlük Hareketi’nin siyasi olarak önü alınıp işbirlikçi milliyetçiliğin önü açılacaktı. Bu açıdan HDP projesine karşı çıkışın nedenlerini iyi anlamak gerekir.

HDP 2015 seçimlerine nasıl girmeli?

Şimdi BDP’den HDP’ye geçişte ayak diretenler, karşı çıkanlar bu defa da barajı aşamayız gerekçesiyle HDP’nin parti olarak seçime girmesine karşı çıkmaktadırlar. Bu defa da bu yolla HDP parti olarak anlamsızlaştırılıp boşa çıkartılacaktır. Niyeti ne olursa olsun bağımsızlarla girilsin demek, HDP projesini boşa çıkarmaktır. Zaten bağımsızlarla seçime girildiği an HDP projesinin ne siyasi ne de ideolojik anlamı kalacaktır. Sadece Mecliste 25-30 milletvekili olan bir parti durumuna düşecektir. Kürt halkının sırtından bunlar milletvekili olacak, ama hiçbir ideolojik ve siyasi doğrultusu olmayan parlamentoculuk oyunu oynayacaktır. Belki şimdiye kadar bağımsızlarla seçime girmenin bir anlamı vardı; ama mevcut siyasi ortamda bazılarını milletvekili yapma uğruna Türkiye’yi demokratikleştirme ve Kürt sorununun çözüm projesini boşa çıkarma anlamına gelecektir. Böyle görmeyenler ne HDP projesinden ne de bunun öngördüğü siyasi hedeflerden herhangi bir şey anlamış olur.

Demokratik müzakere ve  demokratik güç birliği 

Kuşkusuz her ikisini birbirinden koparmak mümkün değildir. Kürt Halk Önderinin ortaya koyduğu paradigma temelinde Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümü iki biçimde gerçekleşecektir. Ya demokratik müzakereyle devletin, siyasetin dönüşümü temelinde bir çözüm ya da demokrasi güçlerinin birliği, ittifakı ve mücadelesiyle çözüm. Bu iki çözümün her birinin yaratacağı çözümler yakın sonuçlar doğuracaktır. Kuşkusuz en etkili ve sonuç alıcı olan çözüm, her zaman demokrasi güçlerinin birliği, ittifakı ve mücadelesiyle gelecek çözümdür. Ancak demokrasi mücadelesi müzakerelerle devleti ve siyaseti dönüştürme temelindeki çözümlere de açıktır. Bu olabiliyorsa buna başvurulur. Çünkü diğer çözüm devletle mücadeleyi, zorlukları ve sıkıntıları da beraberinde getirecek bir çözümdür. Bu açıdan Kürt Halk Önderi ve Özgürlük Hareketi hep demokrasi güçleriyle birlikte mücadeleyi geliştirerek çözüm ararken mümkünse devletle ve mevcut siyasi iktidarla müzakere temelinde de Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümünü gerçekleştirme çabası yürütmektedir. Zaten demokrasi güçleri ittifakı ve mücadelesi olmadan da bu yönlü çözümün sağlanması mümkün değildir.

Kürt Özgürlük Hareketi uzun yıllardır böyle bir demokratik duruşu ve çözüm olanaklarını da devrede tutmaktadır. En son Kürt Halk Önderi Şubat ortasına kadar müzakerelerin sonuca gitmesini hedefleyen bir müzakere taslağı, yol haritası ve eylem planı sunmuştur. Mevcut iktidar böyle bir zamanlaması olan müzakereye yanaşırsa, bunun için de çalışılacak ve sonuç alınması için gereken her şey yapılacaktır. Ancak demokrasi güçleri demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümünü devletin ve Hükümetin insafına bırakamazlar. Kaldı ki Hükümet çözüm zihniyetine de, politikasına da sahip değildir. Kimi iyimser beklentiler yaratılmaya çalışılsa da AKP Hükümeti hala seçimlere kadar oyalamak, seçimi kazandıktan sonra da bildiğini okuyup özgürlük ve demokrasi güçlerini baskı altında tutup tasfiye etme politikaları izlemektedir. Hükümetin tutum, politika ve uygulamaları bunu ortaya koymaktadır. Zaten daha şimdiden zaman tüketmeyi hedefleyen ve seçim öncesi tamamlanamaz, yapılamaz deyip kendi siyasi amacını ve takvimini yürütmek istemektedir.

AKP’nin seçim oyunu bozulacak

Kuşkusuz Kürt Özgürlük Hareketi AKP’nin bu amaç ve takvim çerçevesinde rahatça seçime girmesine fırsat vermeyecektir. Oyun yapanların oyunu mutlaka bozulacaktır. Ancak Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümü için başka hamleler de gerekmektedir. Yoksa seçimden sonra devletin bu zulüm ve tasfiye harekatı ve buna karşı da 2012’yi aşan ağır bir savaş durumu yaşanması büyük bir olasılıktır. Bunu engelleyecek hamle ise HDP’nin partiyle seçime girerek barajı aşıp yeni bir siyasi denklem ve dinamik ortaya çıkarması olacaktır. Bağımsızlarla seçime girmek devlet ve AKP’nin oyununun parçası olmaktan çıkamama durumu ortaya çıkaracakken, parti ile seçime girmek ise Türkiye tarihinde olmadığı düzeyde radikal demokrasi güçlerinin Türkiye siyasetini etkileme durumunu sağlayacaktır. Partiyle seçime girme AKP’nin her türlü hesaplarını da, seçim sonrası şiddetli savaş olasılığını da bertaraf edip Türkiye’de demokratikleşmenin kapılarını sonuna kadar açacaktır. HDP’nin barajı aşmasının kesinlikle bu düzeyde radikal sonuçları olacaktır. Bu durum dar yaklaşım ve birkaç milletvekili elde etme biçiminde bir ufuksuzluğa  sahip olanlar tarafından görülemez. Amaçlarına bağlı olarak siyasi hedeflerine kilitlenenler bu gerçeği görürler. Mücadele gücü ve kazanma azminden kopmuş, günü kurtarmak isteyenler ise seçenekler arsındaki bu nitel farklılığı göremezler.

Gelinen aşamada ya şiddetli bir mücadele ile ya da siyasi yöntemlerle bir hamle yapılacaktır. Yoksa devletin ve AKP’nin politikaları altında çürüme ve tasfiye kaçınılmazdır. Bu nedenle parti ile seçime girme konusu bir ayrıntı, hatta bir seçenek değildir; devrimci demokratik düşünmenin sonucudur. Bunun dışında seçenek düşünmek, devrimci demokratik karakterden uzaklaşmak ve sistem içi oyunların parçası olmaktır.

HDP’nin sunduğu fırsat değerlendirilmeli 

Demokratik siyasetin, seçimin Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümü için rol oynamasını isteyenlerin bugün önündeki tek seçenek HDP çatısı altında parti kimliğiyle seçime gitmektir. Türkiye halklarının on yıllardır ağır bedellerle verdiği mücadele ve bunun yarattığı birikim de böyle bir siyasi hamle ile anlamlı hale gelecektir. Demokratik siyaset belki de ender görülecek biçimde radikal demokratik dönüşüme vesile olacaktır. Böyle bir anlayış ve tutumla seçime girmemek bu birikime hakkıyla karşılık vermek olmayacağı gibi, HDP projesini de bitirmek olacaktır. Hiç kimse partiyle seçime girmekle bağımsızlarla girmek arasında bu kadar fark olmaz gibi demagojik bir yaklaşım içine girmesin. Barajı aşmayız lafları ise gelinen aşamada ve siyasi ortamda değeri olmayan ve dinlenmeyecek kadar banal, yüzeysel ve basit bir argümandır. HDP projesine ideolojik ve politik olarak inananlar, bağımsız adaylarla girelim diyemezler. Zaten bağımsızlarla girelim diyenlerin önemli bölümünün HDP’ye soğuk yaklaşanlar ve boşa çıkarmak isteyenler olması da bu çerçevede manidardır. Dolayısıyla herkes savunduğu tezin ne anlama geldiğini derinden bilmelidir; en başta da HDP projesinin ideolojik-siyasi anlamını bilenler!

CHP ile yapılacak bir ittifakın da bağımsızlarla seçime girme gibi bir siyasi anlamı ve sonucu olmayan, sadece milletvekili kazanma gibi hedefi olan bir seçenektir. CHP’nin radikal dönüşüm karakterinin olmaması, bu seçeneği daha baştan siyasi içerikten koparmaktadır. Sadece AKP karşıtlığı üzerine kurulu bir seçim ittifakı Türkiye siyaseti açısından hiçbir sonuç doğurmayacaktır. Bu açıdan HDP etrafında bir demokrasi ittifakının ortaya çıkaracağı siyasi sonuçlar düşünüldüğünde tüm demokrasi güçlerinin bu seçenek üzerinde yoğunlaşması ve bunun pratikleşmesi için çabalarını ortaya koyması tarihi sorumlulukları gereğidir.

HDP etrafında emekçiler, kadınlar, gençler, sosyalistler, ezilen inanç ve etnik topluluklar, demokratik Müslümanlar, Türkiye’de köklü değişim olması gerektiğine inanan liberaller, mevcut devletten ve AKP’den rahatsız olan kesimler buluşturulursa Türkiye’nin kesinlikle siyasi geleceği değişecektir. Türkiye sadece kendi siyasi geleceğini değil, Ortadoğu’nun da siyasi geleceğini değiştirecektir. Bu açıdan HDP etrafında bir ittifakla seçime girme üzerinde yoğunlaşılmalı, bu temelde çalışmalara hemen başlanmalıdır. Halklarımızın önüne böyle bir tarihi fırsat düşmüştür.

Bunu değerlendirmeliyiz. AKP’nin mevcut hegemonik zihniyetine ve politikalarına son verecek, demokratik zihniyetle Türkiye’nin sorunlarının çözümünü sağlayacak yol budur. Herkes bunun bilinciyle hareket etmelidir.

Ermenilerin acısını hep yaşadık
ANF’ye Fetullahçılara yönelik operasyonlar konusunda yaptığımız söyleşide Robert Kopbaş ve Karin Karakaşlı Ermeni dostlarımız ve kardeşlerimizin bir konu vesilesiyle söylediklerimiz üzerinden aklımıza hiç getirmediğimiz, getiremeyeceğimiz yorumlar yapmaları bizleri üzmüştür. Hassasiyetlerini anlıyoruz; ancak çıkarsamaları gerçekten de bir zorlamayı ifade ediyor.

Fetullahçılara karşıtlığımızı ortaya koymuşum; onların da Ermeniler ve lobilerle ilişkilerini de belirterek sanki Ermenileri ve lobileri de aynı kefeye koymuşum gibi bir değerlendirme kesinlikle benim zihniyetimin de maksadımın da dışındadır. Tüm samimiyetimle böyle görmelerini istiyorum.

Taraf gazetesinin Fetullahçı çevrelerin Ermenilere karşı görünüşte olumsuz bir yaklaşım içinde olmamaları, hatta Ermenilerle iyi ilişki içinde görünür olma durumlarını hatırlatmışım. Ya da benim algım böyleydi. Burada sadece bir tespitimi ortaya koymuş oluyorum. Bu tespite katılınır ya da katılınmaz, buna bir şey diyemem. Bunu söylerken bir Ermeni karşıtlığı ifade etme kastım olmamıştır. Lobileri eleştirdiğimiz yanları olsa da o söyleşide buna da bir olumsuz anlam yüklemedim. Lobilerin tabii ki Ermeniler açısından olumlu işlevleri vardır. Lobi yapmak, lobiye sahip olmak kötülenecek, eleştirilecek bir durum değildir. Yanlış politika, yaklaşım ve uygulamalar varsa eleştirilir.

Ben o söyleşide Fetullahçılarla ilişkide olan Alperenlerin Hıristiyanlara yönelik cinayetlerini gündemleştirdim. Fetullahçıların tehlikeli yanlarını, özel savaşçı kirli yanlarını ortaya koymak istedim. Böyle yapanların nasıl çirkin ve ikiyüzlü politika izlediğini vurgulamak istedim. Çünkü Türkiye tarihi bu tür ikiyüzlülüklerin sıkça yaşandığı bir özel savaş tarihidir. Bir daha vurgulayayım, Fetullahçılarla ilişkinin belirtilmesi, Fetullahçıların Ermeniler ve lobilere yaklaşımı; Fetullahçılar kötüdür, o nedenle bunlar da kötüdür biçiminde kullanılmamıştır.

Hareket olarak Ermenilere olumsuz yaklaştığımızı söylemek gerçekten de haksızlık, vicdansızlık ve adaletsizliktir. Sadece Ermeniler için değil, tüm soykırıma uğrayan halkların acısını taşıyan, bu haksızlıkların giderilmesi mücadelesinde olan, her inancın farklılığını özgürce yaşamasını isteyen bir hareketiz. Bu konuda dünyada örnek bir hareket olduğumuzu iddia edebilirim. Pratiğimiz ortadadır. Kürdistan’da, Anadolu’da, Ortadoğu’da başta Ermeniler ve Asuriler olmak üzere Hıristiyan  toplulukların soykırıma uğratılması en fazla acı duyduğumuz ve öfkeyle karşıladığımız bir durumdur. Başta Önderliğimiz olmak üzere, tüm hareketimiz bu halkların sempatizanı, sevgilisi ve sevenidir. Bu halklar Ortadoğu’nun en büyük hazinesi ve zenginlik kaynağıydı. Bunlar soykırıma uğratılarak Kürdistan da, Anadolu da, Ortadoğu da çoraklaştırıldı. Ermeni soykırımı için söylediklerimiz de on yıllardır ortadadır. PKK’yi bu konuda anlatmaya kalkmak bile bize acı veriyor. Herkes gelip PKK’yi görebilir, yaşayabilir. Ermeniler dahil, hiçbir halk için olumsuzluğun zerresini göremez. Bu, PKK’nin felsefesidir, zihniyetidir, ideolojisidir. Bu nedenle eleştirirken, değerlendirme yaparken eklektik değil, bütünlüklü olmalıyız. Bugün Kürtlere ve Ortadoğu’da en başta da Ermenilere, Asurilere, ya da başka halklara olumlu yaklaşım varsa, gelişiyorsa bunda PKK’nin önemli payı vardır. Bunu görmemek olmaz. Bunları mitolojideki zalim tanrılar bile inkar edemez.

Kişi olarak ise kendimi anlatmak istemem. Tanıyanlar tanır, bilir. Eğer bu topraklarda Ermenilerin acısını  hisseden, empati yapan, hatta unutmayan ve unutturmayan bir yaklaşıma sahip olduğumu söylesem, bu, kendimi şu ya da bu yapma olarak görülmemeli. Çocukluğumun hikayelerini anlatmışım, okuyanlar okumuştur. Sivas’ın Gökçebostan ve Bezirci mahallelerinde büyüdüm, Ermenilerle iç içe yaşadım. Ermeniler evlerini bizim akrabalara kiralarlardı. Burada da yaşadıklarım var. Halamların köyünde iki Ermeni çocuğun bir Kürt ve bir Sünni Afşar Türk aile tarafından alınıp birinin Alevi Kürt, birinin Sünni Türk haline gelmesi trajedisini her an içimde hissetmişim. Böyle bir ailenin sevgisini en fazla görmüş bir çocuk olarak büyümüşüm. Bunları niye anlatıyorum? Öyle zorlamalar yapılıyor ve töhmet altında bırakılıyoruz ki, yazmak zorunda kalıyoruz.

Ben Kürdistan’ın Kürtlerin ve Ermenilerin ortak vatanı olduğunu; Kürtler ve Ermenilerin bu ortak vatanda kardeşçe yaşayabileceğini, Ermenilerin bu topraklara gelip yerleşeceğini açık kaynaklarda yazmış bir zihniyet ve yaklaşım içindeyim. Bundan daha fazlasını söylemeyi de gerekli bulmuyorum. Sadece Özgürlük Hareketi’ni doğru anlama ve yorumlama içinde olunmasını öneriyorum.

YLeni Özgür Politika

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: 2015 Seçimleri / bağımsız adaylar / HDP /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.