maden_iscileri

2014: Maden Emekçileri İçin Kapkara Bir Yıl – Mehmet Torun

Sol Defter- Haber - 1 Ocak 2015 - İşçi Gündemi / Türkiye

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

2014 yılı maden emekçileri açısından kapkara bir yıl olmuştur. Başta Soma ve Ermenek olmak üzere yaşanan facialarda yüzlerce maden emekçisi yaşamını yitirmiştir. İş cinayetlerinin katliamlara dönüştüğü bu yılda bugüne kadar 330 maden emekçisi yaşamını yitirmiş, yüzlercesi de yaralanmıştır. AKP’nin iktidara geldiği günden bugüne 14 bin 500 işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirmiş, sadece bu yıl içinde 1700 emekçi hayatını kaybetmiştir.

‘KAZA’ ÜRETEN SİSTEM

Maden facialarının temel nedenlerinin başında; bilgi ve teknoloji üretemeyen sistemin, dünya piyasaları ile rekabet edebilmenin en kolay yolu olarak, ucuz ve güvencesiz emek üzerinden üretim yaptırmayı model olarak benimsemiş olmasıdır. Türkiye’de uygulanan ekonomik sisteme, sermaye birikim koşullarına ve madencilik sektörünün özgün yapısına bakıldığında, uygulanan sistem yapısal olarak ‘kaza’ üreten bir sistemdir. Büyüme ve küresel piyasalarla rekabet edebilme adına uygulanan üretim zorlaması, uzun çalışma saatleri, işçi maliyetlerinin düşürülmesi, bir maliyet unsuru olarak görülen işçi sağlığı ve iş güvenliğinden yapılan fedakarlıklar! daha kötü çalışma koşullarını ve kazaları beraberinde getirmektedir.

İşçilik maliyeti kategorisi içindeki her şeyin (ücret, kıdem tazminatı, sosyal haklar, iş güvencesi, işçi sağlığı ve iş güvenliği tedbirleri vb.) mit haline getirilen ‘büyüme ve istikrarı’ tehdit ettiği görüşünün hem ulusal istihdam stratejisi belgesinde hem de ulusal sanayi stratejisinde hakim görüş olduğu ortadadır. Sektörde yaşanan özelleştirme, taşeronlaştırma ve rödovans ilişkileri ile örgütsüz yapı, güvencesiz gelecek ve kötü çalışma koşulları iş cinayetlerini artırmıştır. Son yaşanan Soma ve Ermenek faciaları, tüm bu dinamiklerin yaşandığı acılarla yüklü, olumsuz bir sembol olmuştur.

DEVLETİN SORUMLULUĞU

Devletin; işçi sağlığı ve iş güvenliği alanında araştırma yaptırmaktan, üretim süreçleri konusunda tarafları bilgilendirmeye, ulusal mevzuatı günün gereksinimlerini karşılayacak bir biçimde güncellemekten, insan sağlığını her şeyin üstünde tutarak işyerlerini etkili bir biçimde denetlemesine kadar pek çok sorumluluğu vardır. İşverenler; çalışanların korunmasını, işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin alınmasını maliyet unsuru olarak görmektedir. Yasanın, yönetmeliğin zorunlu kıldığı önlemleri almak, sağlık kurullarını oluşturmak konusunda işverenlerin sorumluluklarını kendiliğinden yerine getirmeleri beklenmemelidir. Son yıllarda, taşeronlaşma veya bir başka söylemle alt işveren uygulamaları yaygınlaşıp hızla artarak işyerleri küçük birimlere bölünmekte ve çalışan işçiler sendikasız kalmaktadır. Bunların sonucu olarak, denetim zorlaşmakta ve alınması gereken önlemler takip edilememektedir. Türkiye’nin bu alandaki yapısal sorunlarının temelinde, gerek işveren kesimi gerek kamu işvereni olan ve çalışma yaşamını düzenleme konumundaki devletin tercih ettiği ekonomik politikalar ve bu politikalara bağlı uygulamalar yatmaktadır. Ne yazık ki tercih yıllardır, özelleştirme, sendikasızlaştırma, kayıt dışı çalıştırma, taşeronlaştırma gibi sermayenin ihtiyaçlarına cevap verecek yönde kullanılmaktadır. Bu tercih ise çalışanların sağlığını ve güvenliğini tehdit eden güvencesiz çalışma biçimlerinin yayılmasını, kadın ve çocuk emeği sömürüsünün, kayıt dışı istihdamın artmasını, alana ilişkin gerekli yatırımların yapılmamasını, yasalarda belirtilen denetimlerin yeterince yapılmamasını da beraberinde getirmektedir.

GERÇEK İDDİADAN İBARET

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı her ne kadar çıkardığı  kanunlarda ve  genel olarak alana ilişkin mevzuatta yer alan birçok hükmün, Avrupa Birliği standartlarının, ILO sözleşmelerinin üzerinde olduğunu sık sık ifade etse de gerçekte ülkemizde yaşanan durum bunun sadece bir iddiadan ibaret olduğunu göstermektedir. İş Güvenliği Yasasının yürürlüğe girişinden bugüne kadar başta Soma ve Ermenek faciaları olmak üzere yaşanan iş cinayetleri mevzuatın da yetersiz olduğunu ve çalışanların aleyhine düzenlendiğini göstermektedir.

Çalışanların can güvenliğini sağlama ve güvenli iş koşullarını oluşturma devletin asli görevidir. Bugün geldiğimiz noktada; devlet denetim görevini dahi özelleştirdikçe, işçi sağlığı ve iş güvenliği hizmetleri piyasaya açıldıkça, eğitimler ve hizmetler kurulan ticari şirketlere kazanç olarak döndükçe, iş kazaları ve can kayıplarının azalmadığı aksine artarak devam ettiği görülmektedir. Emek yoğun üretimin hakim olduğu ülkemizde süren can kayıplarını engellemenin tek yolu güvenceli çalışma koşullarının sağlanmasından geçmektedir.

Maliyet olarak görüldüğü için gerekli önleyici tedbirlerin alınmadığı, yeterince denetimin yapılmadığı, sendikal örgütlülüğü zorlaştıran yasal ve fiili uygulamalar artırılırken taşeron istihdamı başta olmak üzere güvencesiz-kuralsız istihdamın çığ gibi arttırıldığı bir dönemde yaşanan bu can kayıpları birilerinin dillerine doladığı gibi kesinlikle fıtrat değildir.

Maden facialarında yaşamını yitiren maden mühendislerini ve tüm maden emekçilerini bir kez daha saygıyla anıyor, ailelerine sabır diliyorum.

* TMMOB Yürütme Kurulu Üyesi
Maden Mühendisi/Evrensel

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: iş cinayetleri / maden işçileri /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.