syriza-iktisat

Syriza’nın iktisat politikalarından sorumlu milletvekili Efklidis Tsakalotos ile söyleşi

E.Ahmet Tonak - 24 Ocak 2015 - Dünya Solu / Güncel Politika

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Ahmet Tonak (EAT): Avrupa Birliği’nin (AB) ne iktisadi ne de siyasi olarak umut verici bir gelecek vaat etmediği, kendi içinden birçok merkezkaç güç tarafından tehdit edildiği bir dönemde, Yunanistan için AB içinde kalmak niçin önemli? Ulus devletlere tek mümkün uluslararası alternatifi AB mi temsil ediyor? Avrupa genelinde bir sosyalist alternatif -Avrupa Sosyalist Birleşik Devletleri- için mücadele etmeye değmez mi?

Efklidis Tsakalotos (ET): Tam da birçok merkezkaç siyasi güç olduğu için! Syriza’da bizler ta başından beri avronun ilerici güçler tarafından değil, kemer sıkma politikaları tarafından tehdit edildiğini söylüyoruz. Hepimizin bildiği gibi her türlü sabit kur sistemi durgunluk ve kitlesel işsizlik dönemlerinde tehlikeye düşer. İlericiler, avro sistemi çöküşünün aynen 1930’lardaki gibi rekabetçi devalüasyonlara, milliyetçi çekişmelere ve daha kötü şeylere yol açmasından endişe duymalıdır.

EAT: AB içinde kalınsa bile, AB’ye mesafeli İngiltere ve Yunanistan’dan daha küçük İsveç gibi ülkelerin başından beri Eurozone dışında kaldığı hatırlanacak olursa, Yunanistan’ın Eurozone içinde kalması niçin gerekiyor? Avronun mutlaka fırtınayı atlatabileceğini varsaymak makul mu? Eğer değilse, niçin kolektif bir çöküş riski alınıyor?

ET: Daha önceki cevabımın Avrupa projesine desteğimizin sadece taktiksel değil, stratejik olduğunu netleştirmiş olması gerekir. Syriza, dış borç gibi problemlerin ulus-ötesi problemler olduğu için ulus-ötesi bir şekilde çözülmesi gerektiğini savunuyor. Bu ulus-ötesi yüzleşme, finans piyasalarına, uluslararası şirketlere direnebilme, ekonomiler arası vergi rekabetine, iklim değişikliğine karşı koyabilme gibi diğer konular için de geçerli.

Avro çökerse, bu çöküşten sonra ortaya çıkacak dönemin Avrupa entegrasyonu için daha uygun bir zemin sağlayacağı görüşü tarihsel destekten yoksun. 1930’ların hayaleti tüm ürkütücülüğü ile hatırlanmalı.

EATSyriza özellikle işçiler için hayati olan asgari ücretin yükseltilmesi ve istihdam garantisi politikalarını da içeren Selanik planını uygulama konusunda bayağı kararlı gözüküyor.  Bu politikaların uygulanabilmesi için gerçekçi finansman kaynakları nelerdir?  İstihdam garantisi programı için AB’nin fonlarını kullanmak olası mı?  Yabancı borç faizlerini askıya almak söz konusu mu?

ET: Selanik Planı, dış borçlara ilişkin yürüteceğimiz pazarlık sürecinden bağımsız kısa dönemli bir mücadele paketidir. Dolayısıyla, planlanan müdahalelerin nasıl finanse edileceğine ilişkin görüşleri de içeriyor. Bunlar, vergi kaçakçılığı ile mücadele ederek vergi matrahını genişletecek yeniden yapılandırılmış bir vergi sistemi kurmaktan, gecikmiş vergileri toplamaya ve gözden çıkarılmış eski vergileri, mükelleflerine daha uygun koşullar sağlayarak toplamaya kadar bir dizi düzenlemeyi kapsar.

Bunların yanı sıra, alacaklılarla yeni finansman antlaşması pazarlığına girişerek faiz dışı fazla hedeflerini önümüzdeki bir kaç yıl için ciddi bir biçimde azaltacağız.

Şu andaki faiz dışı fazla hedeflerini, hali hazırdaki program bağlamında Yunanistan’ın borcunu sürdürebilme stratejisi için merkezi önemde olmasına rağmen, neredeyse hiç bir iktisatçı, bırakınız toplumsal bakımdan kabul edilebilir olmasını, iktisadi açıdan da anlamalı bulmamaktadır. Eğer başarılı olabilirsek yatırım için kaynak yaratmış olacağımızdan ekonominin kriz sonrasındaki yeniden yapılanmasına girişebiliriz.

EATDış borç-GSYH oranının % 174 seviyesinde olduğu Yunanistan ekonomisinin başındaki en büyük dert şüphesiz dış borç ödemeleri. Avrupa finans sermayesinin hakim kanadı Yunanistan’ın borcunu tamamen ödemesinden yana ve Syriza ile borç görüşmesi yapmak niyetinde değil. Dolayısıyla, Syriza dış borç müzakerelerinden vazgeçmezse Avrupa finans sermayesinin Yunanistan’dan sermaye kaçışını hızlandırarak ülkeyi bir finansal iflasa sürükleyeceği kesin gibi. Eğer bu olası bir durum ise şimdiden sermaye hesaplarını bloke etmek ve bankaları kamulaştırmak gibi önlemler almak gerekmez mi?  

ET: Belirttiğiniz durumun gerçekleşip gerçekleşemeyeceğini göreceğiz. Piyasalar da şu andaki programın sürdürülebilir olduğuna inanmıyor. Kaldı ki Yunan halkının demokratik tercihini siyasi düzeyde göz ardı etmenin kolay olacağını sanmıyorum. O tür bir tavır Avrupa’nın geri kalanına çok kuvvetli bir mesaj göndermiş olur ki, bu da AB’nin alternatif toplumsal öncelikler ile demokratik süreçleri kaynaştıramadığı anlamına gelir. Sizin bahsettiğiniz merkezkaç siyasi güçlerin varlığını dikkate alacak olursak hiç de hafife alınabilecek bir ihtimal değil bu. Bu güçler, milliyetçi sağ da olabilir, soldakiler de olabilir fakat her hâlükârda Avrupa’nın demokrasi ve toplumsal adalet gibi temel ilkelerine gösterilen o tür bir umursamazlığın sonunda AB’nin nasıl olup da yaşayabileceği açık değildir.

Syriza’dan sonra İspanya’da Podemos ve İrlanda’da Sinn Fein’in de kamuoyu yoklamalarında önde gittiğini hatırlayalım. Avrupa’da bazı şeyler değişiyor. Sermaye gibi emekçiler de Avrupa genelinde örgütlenmeli. Mücadele etmemiz gereken bir savaştır bu!

EATSize göre, eğer ciddi bir iktisadi çalkantı yaşanır ve Syriza’nın önerdiği iktisat politikaları başarılı olmaz ise Altın Şafak’ın ciddi bir alternatif olarak ortaya çıkması mümkün müdür?

ET: Şüphesiz tehlike mevcut. Krizden ilerici bir biçimde çıkılmazsa otoriter bir kapitalizm sadece Yunanistan’da değil diğer ülkelerde de muhtemel bir alternatif olarak belirebilir. Yunanistan’ın Altın Şafak’ı bir bakıma bu uyuyan eğilimin aşırı bir versiyonunu temsil ediyor.

EATBir an için Avrupa finans sermayesinin ve Yunanistan burjuvazisinin bütün engellemelerine rağmen Syriza’nın başarıdan başarıya koştuğunu, işçi sınıfının ve Yunanistan halkının çoğunluğunun tam desteğini aldığını düşünelim. Syriza o ideal koşullar gerçekleştiğinde Yunanistan’ı nereye yönlendirebilir?

ET: Syriza’nın programı bir geçiş programıdır. Sadece kemer sıkma politikalarının tersini uygulayacak bir süreci başlatmakla kalmayacak, aynı zamanda neoliberal düzenin merkezi dayanaklarını da ortadan kaldıracaktır. Bütün geçiş programları gibi amaçlanan çatlaklar açarak daha radikal politikalara imkan sağlamaktır.

Avrupa’da bizlerin bunu başarıp başaramayacağı, bizim başından beri ilham kaynağımız olan toplumsal hareketlerin gündemi genişletmek için doğabilecek imkânlardan ne kadar yararlanacağına, daha katılımcı, kurumsal çeşitliliğe önem veren, toplumsal bakımdan adil bir ekonomiyi gerçekleştirme içinde olacağına bağlı. Sol hükümetlerin yapabilecekleri sınırlıdır. Toplumsal dönüşümler, özellikle modern dönemlerde milyonların aktif katılımını gerektiriyor. Sol partiler ve hükümetler kendi rollerini daha büyük atılımların katalizörü olarak görmeli. Kesin olan tek şey, enteresan bir dönemden geçtiğimiz! sendika.org

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: SYRİZA / Yunanistan Seçimleri /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.