kadin-istihdam-paketi-AA

Kapitalizm ve kadın emeği – Gencer Çakır

Sol Defter- Haber - 13 Şubat 2015 - Kadın Hareketi / Teorik Tartışmalar

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Giriş

Birbiriyle kesişen ve birbirini içeren kapitalizm ve kadın emeği konusu, kapitalizmin neoliberal döneminde özellikle mercek altına alınmayı hak ediyor. Zira kapitalizmin 1970’lerde yaşadığı derin iktisadî krizden çıkış “tedbir”leri arasında kadın emeği daha önce hiç olmadığı kadar ön plana çıkmıştı. Bu konuda sadece Asya deneyimi bile konunun ne kadar yakıcı ve öğretici olduğunu göstermeye yetecektir; çünkü Asya ülkelerinin çoğu 1970’lerden bu yana ihracata yönelik sanayileşme stratejisi uyguladılar ve ihracata yönelik sanayileşme de büyük ölçüde kadın emeğine yaslanıyordu (Yaman Öztürk 2010: 105).

Bu kısa yazıda kapitalizmin krizleri ve kadın emeği arasındaki “bağlantı”yı açığa çıkarmaya; krizlerle baş edebilmek için kapitalizmin ne tür “tedbir”lere başvurduğuna ve nihayetinde bu tedbirler içerisinde kadın emeğinin nerede konumlandığına eğilmeye çalışacağız.

Kapitalizmin devresel işleyişi

Sermayenin devresel hareketi şu şekildedir: Kapitalist elindeki parayla (para-sermaye) sürece başlar. Bu paraya biz kısaca P diyelim. Elindeki bu parayla kapitalist üretim araçları (ÜA) ve emek gücü (EG) satın alır. Bu iki meta türüne birden kısaca M diyelim. Bu şekilde kapitalistin elindeki para-sermaye metalara (M) dönüştürülür. Bu ilk devre, üretim alanı dışında yani piyasada gerçekleşir. Satın alınan bu metalar üretim yapılacak alanda bir araya getirilir. Kapitalist üretim, üretim süreci ve değerlenme sürecinin birlikteliği olarak karakterize olur. Buradaki asıl amaç, üretim yapmak değil; kapitalist için “katlanılması gereken zorunlu bir süreç” vasıtasıyla –yani üretim vasıtasıyla– artık değer üretmektir.

ÜA ve EG’nin bir araya getirildiği devre üretken sermaye devresidir ve süreç meta-sermayenin (M¢) üretilmesi ile sonlanır. Ortaya çıkan meta-sermaye (M¢) üretim süreci ve değerlenme sürecinin birlikteliğinin nesnelleşmiş bir “çıktı”sı, emek gücü ve emek araçlarının kristalize olmuş bir “ürün”üdür. Meta-sermaye (M¢) satılıp içindeki artık değer realize olduktan sonra da kapitalistin başlangıçta yatırdığı para-sermaye olan P karşımıza P¢ olarak çıkmış olur. Formüle ettiğimizde, artık değeri ya da onun kâr biçimini şu şekilde de ifade edebiliriz: P¢–P=DP. Bu formülde DP kapitalistin kârını temsil eder.

Bu düzeyde kapitalistin yapacağı iki şey vardır; DP şeklinde formüle ettiğimiz artık değeri ya olduğu gibi tüketecek ya da bu DP’nin bir kısmını yeniden sermayelendirecek. İlk duruma basit yeniden üretim, ikinci duruma ise genişletilmiş yeniden üretim denildiğini biliyoruz. Rekabetin her bir kapitaliste dayattığı zorunluluk, kapitalistleri genişletilmiş yeniden üretime zorlar. Bunu yapmadığında kapitalistin ayakta kalması çok zordur. Sermayenin birikebilmesi için üretimin genişletilmiş ölçekte sürmesi gerekir.

Tekil kapitalistler düzeyinde konuya yaklaşıldığında, sermaye birikiminin sorunsuz bir şekilde sonsuza dek sürüp gideceği anlaşılır. Hâlbuki birbiriyle kıyasıya yarışan kapitalistler, her bir tekil kapitalist gibi aynı davranışı sergilediğinde ortaya “öngörülemez” bir sonuç çıkar: kriz.

Kapitalist üretim biçiminde periyodik olarak uç veren krizler, kapitalist yeniden-üretim çevriminde bir aşamaya tekabül eder; ekonomik bir canlılık sonrasında gelen durgunluk ve durgunluğun daha da derinleşerek krize dönüşmesi. Bu anlamda kapitalist birikim, çalkantılarla dolu, devinimsel bir süreçtir. Birikim ve kârlılık arasındaki ilişki lineer değil, tersine inişli ve çıkışlıdır. Kapitalizmin tarihi krizlerle örülü olduğu için sermaye birikimi canlılık ve durgunluğun birbirinin yerini alan bir “köşe kapmaca” gibidir.

Kriz ve kadın emeği

Yukarıda kapitalizmin devresel işleyişini belli bir soyutlama düzeyinde anlatmaya çalıştık. Fark edildiyse bu soyutlama düzeyinde ne erkek emeği ne de kadın emeği görünür durumdadır. Bu soyutlama düzeyinde emek, en genel soyutluğu içerisinde ele alınmıştır. Şimdi ise emeği Marx’ın da gösterdiği gibi iki yönlü bir şekilde ele almak istiyoruz;soyut emek ve somut emek olarak…

Marx Kapital’de somut emek konusunu, “soyut insan emeğinin bir ifadesi” şeklinde ele almaktadır. Marx’a göre, farklı emek süreçleri içerisinden geçerek ortaya bir ürün koyan insanlar, birbirlerinden son derece farklı emek süreçlerine sahip bir üretimde bulunurlar. Örneğin ceketi yapan terzilik emeği ile keten bezini yapan dokumacılık emeği birbirlerine göre farklı somut emeklere sahiptir. Ama toplumsal bir süreç olan mübadele alanına geldiğimizde, bu farklı somut emek türleri soyut emek altında eşitlenir. Bu anlamda Marx’a göre somut emek, “soyut insan emeğinin elle tutulur gerçekleşme biçimi” olarak tezahür eder (2011: 70). Kısaca somut emekten kastedilen, nesneyi üreten emek sürecinin özgüllüğüdür.

Ben burada somut emek kavramını biraz daha “esnek” bir şekilde ele almaya ve buradaki amaçlarımıza uygun olarak bu kavramın ışığında kriz ve kadın konusuna alternatif bir yaklaşım getirmeye çalışacağım.

***

Sermaye, kadın emeği ile ilişki kurarken patriyarkanın temelini döşediği bir emek türünün (kadın emeğinin) “somut” yönüne hassasiyet gösterir. Yaman Öztürk’ün makalesinden (2010: 120) öğrendiğimize göre, örneğin Malezya’da yatırım yapacak uluslararası sermaye için işçi kadınların reklamını yapan broşürler hazırlanır ve broşürde aynen şunlar yazmaktadır: “Elleri küçüktür ve son derece özenle çalışır[lar]. Üretim hattının verimliliğine doğulu (Malezyalı) bir kızdan daha çok katkı koyabilecek denli iyi niteliklere ve kalıtsal özelliklere sahip biri daha var mıdır?”

Benim somut emek ile kastettiğim aslında tam da böylesi bir şey; yani kadın bedenine özgü “kalıtsal özellikler” kapitalist üretim sürecine içerilirken sermayenin bir önceliği olmakta; sermaye için bu özellikler artık değerin sızdırılmasında bir “avantaj”a çevrilmektedir.

Marx Kapital’de şöyle bir alıntıya yer verir; alıntı 15 Mart 1844’te Lord Ashley tarafından “On Saatlik Fabrika Yasası” bağlamında yapılmış bir konuşmadır. Şöyle demektedir Lord Ashley:

“Bir fabrikatör olan Bay E. bana, mekanik dokuma tezgâhlarının başında yalnızca kadın işçi çalıştırdığını; evli kadınları ve özellikle ailelerinin geçimine destek olan aile sahibi evli kadınları tercih ettiğini; bunların evli olmayan kadın işçilerden çok daha dikkatli ve uysal olduklarını; gerekli geçim araçlarını tedarik edebilmek için güçlerini son zerresine kadar harcamak zorunda kaldıklarını anlattı. Böylece birtakım erdemler, kadın karakterine özgü erdemler, kadınlara zarar vermeye başlıyor; kadın doğasındaki ahlak ve incelikle ilgili her şey kadının köleleşmesine ve acı çekmesine yol açan araçlar haline getiriliyor” (2011: 386).

Az önce de söylediğim gibi, somut emek konusu bence burada anlam kazanıyor. Kadınların “daha dikkatli” ve “uysal” olmaları; “güçlerini son zerresine kadar harcamak zorunda kalmaları” vs. gibi kadın bedenine “özgü” yanlar sermaye birikimine içerilirken kullanılmakta ve kapitalistler de patriyarkanın zeminini hazırladığı kadının somut emeğini bir “fırsata” dönüştürmektedir.

***

Bu konuyu açıklarken bir başka kavrama daha ihtiyacımız olacak; o da gerçek boyunduruk kavramı… Kapitalistin kadın emeği ile ilişki kurduğu nokta her ne kadar işe alınma süreci, yani piyasa alanı gibi gözüküyor olsa da, üretim süreci içerisinde kapitalistin kadın emeği üzerinde kurduğu boyunduruk çok daha kilit bir önem taşır. Bu kavramdan kastımız şu: Tarihsel gelişiminin şafağında sermaye, emek sürecini bulduğu ilk haliyle devralır. Zaman içerisinde emeğin verimlilik düzeyini, artık değerin üretilmesi anlamında devrimci bir biçimde değişikliğe uğratır. Marx, sermayenin henüz emek sürecini bulduğu ilk biçimiyle kullandığı, kendine göre yoğurmamış olduğu aşamayı sermayenin emek üzerindeki biçimsel boyunduruğuolarak ele alır. Sermaye emek sürecini kendine özgü biçimlendirir biçimlendirmez, sermayenin emek üzerindeki gerçek boyunduruğu aşamasına ulaşılmış olur (Savran 2007: 134-35). Kapitalist kadın emeği üzerinde, üretim süreci içerisinde aynı “fabrikatör Bay E.” gibi kadın emeği üzerinde boyunduruk kurar. Kadın bedenine, kadın karakterine özgü yanlar üzerinde kapitalistin artan baskısı yoğunlaşır ve tüm bu şeyler de karşılığı ödenmemiş emeğe duyulan açlık ile birleştiğinde kadın emeği sadece artık değer üretmenin bir “aracı” olarak işlev görmeye başlar.

***

Kadın ve erkek emeği arasında, kökleri çok eskilere uzanan ve patriyarka ile açıklanması akla uygun olan “eşitsiz gelişme”den dolayı, emek yoğun sektörlerde ve kapitalistlerin emek maliyetlerinden olabildiğince kısmak istediği, rekabetin son derece sert yaşandığı sektörlerde kadın emeğinin kullanımı kapitalistler için öncelikli tercih konusudur. Bu durum kimi sektörlerin “kadınlaştırılması”na yol açar. Temizlik, bakım, eğitim, sağlık, tekstil gibi sektörler “kadınlaştırılan” sektörlerin başında gelir. Kapitalizm krize girdiğinde ya da rekabetin baskısı altında kimi üretim tesisleri ülke dışına kaydırıldığında bu sektörlerde yoğun bir şekilde istihdam edilen kadın emekçilerin ciddi bir işsizlikle karşılaşacakları açıktır. Örneğin 2008 krizi ile birlikte 100 binden fazla kadına istihdam sağlayan Afrika tekstil endüstrisi, ithalatın durması ile birlikte çökme noktasına gelmiş ve bu kadınların çok önemli bir kısmı işlerini kaybetmiştir (Balta 2014: 86). Elbette bu konu “tek yönlü” ele alınamaz. Yani kriz durumu kadın emeğini hem dışarıda bırakmakta (işsizlik ile) hem de içermektedir (güvencesiz istihdam ile). Bu anlamda kadın emeğinin krizin çözümü için bir “tedbir” olarak görülmesi de hesaba katılmalıdır. Bunun için kadın istihdamının neoliberal dönemde niçin arttığı sorusu sorulmaya değer bir sorudur.

***

1970’lerdeki kriz (uzun kriz) dünya çapında sermayenin yeniden-yapılanmasını gündeme getirmişti. Sermayenin emeğe saldırısı ile karakterize olan bu dönemde, işçi sınıfının bir bütün olarak sosyal haklarında gerilemeler yaşanmış, emek esnekleştirilmiş ve güvencesizlik bir istisna olmaktan çıkıp adeta bir kural haline gelmiştir –ve süreç bugün de devam ediyor. Bu bağlamda kadın istihdamındaki yaygınlaşmayı ele almak aydınlatıcı olabilir.

1970’lerde başlayan uzun krize sermayenin cevabı, emeğin esnek ve ucuzlatılması olmuştur. Bu ise daha çok kadın emeği üzerinden gerçekleştirilmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda kadın istihdamını açıklayan etmenlerden bazılarını burada sıralamak aydınlatıcı olabilir: a) Yoksulluk nedeniyle kadınların düşük ücretle çalıştırılabilmesi; b) Üretimin emek yoğun niteliği; c) İşin niteliğinin örgü, dikiş gibi “kadın işi” olarak nitelenen ev işlerinin uzantısı olarak görülmesi; d) Kadınların uysal olmalarını bekleyen toplumsal cinsiyet anlayışı; e) Kadınlar için “elverişli” olduğu düşünülen ev eksenli işlerin önemi; f) İhracatın artmasının, talebi kadınların geleneksel olarak istihdam edildiği sektörlere kaydırması; g) Kadın emek gücünün ucuz olmasının üretimin “feminizasyonu”nu teşvik etmesi; h) Guy Standing ise bu konuda işçi sınıfının sendikal gücünün zayıflamasının rolüne dikkat çekmektedir. Ona göre emek piyasasında özellikle tam zamanlı işlerde çalışan sendikalı erkek işçilerin gücünün zayıflaması, işverenlere ucuz kadın emek gücünü erkek emek gücüyle ikame etme olanağı vermiştir (Yaman Öztürk 2010: 115).

Tüm bu parametreler bize, kapitalizmin ihtiyaçları doğrultusunda, patriyarkanın da yardımıyla, kapitalizmin kendi uzun krizini aşmak için büyük ölçüde kadın emek gücüne yaslandığını göstermektedir. Kapitalizmin kadın emeğini “içermesi” konusundan kastımız genel olarak budur. Kapitalizm kadın emeğini içerirken, kadının somut emeği üzerinden kadınla bir toplumsal ilişki kurar. Ama bu durum kendi içinde bir “çelişki”yi de barındırır. Kriz için bir “çözüm” olan kadın emeği, “kadınlaştırılan” sektörlerde bir kriz baş gösterdiğinde yine aynı kadın emeği için bu kriz bir “dışlama”ya yol açacaktır. Bu anlamda konu iki yönüyle ele alınmayı gerektirmekte. Ayrıca kriz dönemi, işsizliğin çığ gibi büyüdüğü, düzenli iş bulmanın gitgide zorlaştığı ve dahası aile gelirinin düşmesi gibi sonuçları açığa çıkardığında tüm bu yükler büyük ölçüde kadının üzerine yüklenir. Örneğin 2008-9 küresel krizi kadınlar için pek çok olumsuzluğu beraberinde getirmiştir. Daha önceki krizlerde yaşandığı üzere bir yandan kadın işsizliği erkek işsizliğinden daha yüksek oranda seyretmiş; kırdan kente göçün yaşanması kentlerdeki yüksek işsizlikle birleşince bu durum kadınları enformel işlere yöneltmek zorunda bırakmıştır. Dahası krizle birlikte hanehalkı gelirlerinin düşmesi, artan işsizlik ve yoksullaşma, hanelerin tüketim alışkanlıklarını değiştirmiş, daha önce piyasadan karşılanan ürünler evde üretilmeye başlanmıştır; bu da büyük ölçüde kadınların üzerinden gerçekleşmiştir (Dedeoğlu ve Yaman Öztürk 2010: 22).

Bitirmeden…

Bitirmeden bir başka konuya daha değinmek istiyorum. Üretimin gitgide otomatlaşması ve “basitleşmesi”, erkek emeğine göre ucuz olan kadın emeğinin gitgide “hâkim istihdam biçimi” olmasına yol açar mı?

Marx Kapital’de şöyle yazar: “Makineler, adale gücünü vazgeçilmez olmaktan çıkardıkları ölçüde, adale gücü olmayan veya vücut gelişmesi tamamlanmamış, ama organları daha kolay biçim alabilen işçiler, işe koşulacak araçlar haline gelir. Bu nedenle, makinelerin kapitalist tarzda kullanımının ilk sonucu, kadın ve çocuk emeğidir!” (2011: 378).

Üretim araçlarının büyüklükleri ve etki güçlerinin artmasına paralel olarak bu araçlar daha az sayıda işçi çalıştıran araçlara dönüşür; yapılan iş daha az hünerli hale gelir ve bu da sermayeyi daha hünerli işçileri daha az hünerli işçiler ile değiştirmeye zorlar.

“[K]apitalist, gittikçe artan ölçüde hünerli işçileri daha az hünerli olanlarıyla, olgun emek gücünü henüz olgunlaşmamış emek gücüyle, erkek işçileri kadın işçilerle, yetişkin işçileri gençlerle ya da çocuklarla değiştirerek, aynı miktarda sermaye ile daha fazla emek gücü satın alır” (Marx 2011: 614).

Bu eğilim kriz, kadın emeği ve kapitalizm arasındaki ilişkilerin anlaşılmasında bence dikkate alınmayı hak ediyor. Ne var ki, bu eğilimi “mutlaklaştırmak”tan da özellikle imtina etmek gerekir. Şunu demeye çalışıyorum; kapitalizmin gelişmesi, mutlak olarak kadın istihdamını “hâkim istihdam biçimi” haline getirir diyemeyiz. Elbette kapitalizm belli durumlarda kadın emeğini içerme “açlığı” yaşar; ama bu her zaman geçerli değildir. Örneğin metal işçilerinin grevine destek olmak için İstanbul/Küçükköy’deki vida fabrikası Ejot Tezmak’a gittiğimde, “Bu fabrikada hiç kadın işçi çalışıyor mu?” sorusuna, işçilerden “Hayır, burada hiç kadın çalışmıyor,” cevabını almıştım.

Kapitalizm ve kadın emeği ilişkisine dair en temel düzeyde sorulması gereken soru şu bence: Üretim “otomatlaşırken”, yapılacak en katlanılmaz işler her yaştan ve cinsiyetten kişiler tarafından yapılabilecek denli basit bir düzeye geliyorken, kapitalizm niçin özellikle kadın ve çocuk emeğine yaslanma eğilimi içerisindedir?..

Bütün insan toplumlarının evrensel bir kategorisi olan gerekli emek süresi kapitalizm altında, daha önceki dönemlere kıyasla hiç olmadığı kadar kısalmışken, bugün niçin 8 saati aşan çalışma saatleri birer “kural” olarak işlemektedir?..

Tarihsel olarak, iş gününün kısalması için işçi sınıfının uzun yıllar boyunca verdiği mücadeleler sonucunda bugün kapitalizmgöreli artık değer çekme uğruna “sabit” bir iş günü içerisinde emek gücünün yeniden-üretimi için gerekli olan gerekli emeksüresini üretim araçlarını devrimcileştirerek bir-iki saate –belki de daha kısa bir süreye– kadar indirmişken, niçin geçmiş dönemlere kıyasla çok fazla saatler çalışmaktayız?..

Bu ve benzeri sorular aslında bizi bütün bir “sistem” ile karşı karşıya getirmektedir. Yazıyı Coontz ve Henderson’dan yapacağım bir alıntı ile noktalamak istiyorum; şöyle diyor yazarlar:

“Cinsel eşitsizlik sosyoekonomik tabakalaşmanın öyle bir dayanağı olmuştur ki onu ayakta tutan patriyarkayla karşı karşıya gelmeden sınıf hâkimiyetine saldırılamaz. Aynı zamanda, kapitalizmin politik ve yasal cinsel eşitlik vaatlerini karşılayamamasıyla da görüldüğü gibi, ekonomik eşitsizliğe ve sınıflı toplumun politik yapılarına saldırmaksızın patriyarkayı kökünden söküp atmak da olanaksızdır” (2012: 78).

(gencercakir.tumblr.com)

Kaynakça:

·         Yaman Öztürk, Melda. 2010. “Kapitalist Gelişme ve Kriz Sürecinde Kadın Emeği: Asya Deneyiminden Çıkarılacak Dersler”, Çalışma ve Toplum, 2010/1, no. 24. http://calismatoplum.org/sayi24/yaman.pdf.

·         Marx, Karl. 2011. Kapital, Cilt 1, Çev. Mehmet Selik ve Nail Satlıgan, Yordam Kitap, 1. Baskı, İstanbul.

·         Savran, Sungur. 2007. “Yalın Üretim ve Esneklik: Taylorizmin En Yüksek Aşaması”, Devrimci Marksizm, Mart 2007, Sayı: 3.

·         Balta, Ecehan. 2014. “Yeni Barbarlık, Kadınlar ve Kriz”, DİSK-AR, 2014/Yaz, Sayı: 3.

·         Dedeoğlu, Saniye ve Yaman Öztürk, Melda. 2010. Kapitalizm, Ataerkillik ve Kadın Emeği (der.), Sosyal Araştırmalar Vakfı (SAV) Yayınları, İstanbul.

·         Coontz, Stephanie ve Henderson, Peta. 2012. “Sınıflı ve Devletli Toplumların Kökenindeki Mülkiyet Biçimleri, Politik İktidar ve Kadın Emeği”, Kadının Görünmeyen Emeği, (der.) Gülnur Acar-Savran ve Nesrin Tura Demiryontan, Yordam Kitap, 2. Basım, İstanbul.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Kadın / kapitalizm /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.