kadin1

Fırtınada Kadınlar – Gamze Yücesan Özdemir

Sol Defter- Haber - 23 Şubat 2015 - Kadın Hareketi / Teorik Tartışmalar / Türkiye Solu

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Kara ve fırtınalı günlerden geçiyoruz. Kadınlara yönelik şiddetin karşısında umutsuzluk, mağlubiyet ve kaybetme hissiyatını duymaktansa Ulrike Meinhof’u duymak gerekiyor sanırım: “Üzgün olmaktansa öfkeli olmayı yeğlerim.”

AKP iktidarında, kadınlara yönelik şiddet, işyerlerinde, evlerde, karakollarda, mahkemelerde ve sokaklarda artıyor. Yeteri kadar dayanılmaz olan bu şiddet, siyasal iktidarın ve ona yakın çevrelerin açıklamalarıyla daha da derinleşiyor ve kesifleşiyor. Bu şiddetin nedeni, AKP’nin kadınlara yönelik inşa etmeye çabaladığı muhafazakâr-liberal emek rejimidir.

Muhafazakâr-liberal emek rejimi kavramsallaştırması, kadınların işyerinde ve işyeri dışında gündelik hayat deneyimlerini birlikte açıklayabilmek için önemlidir. Diğer bir deyişle, kadınların işyerlerinde ürettiği ve yeniden ürettiği toplumsal ilişkileri ve işyeri dışındaki iktisadi, siyasi ve ideolojik yapıları birlikte anlamayı sağlar. Ayrıca bu kavramsallaştırma, rejime ilişkin kabul, ret ve/veya başkaldırı gibi tartışmaları da mümkün kılar. Kadınlara yönelik muhafazakâr-liberal emek rejimini nasıl açıklayabiliriz?

Bu emek rejimine, “liberal” sıfatını kazandıran, siyasal iktidarın kadınları emek piyasasına “fırlatma” politikalarıdır. Emek piyasasına “fırlatılan” kadınlar düşük ücretler ve uzun çalışma saatleri ile güvencesizliği tüm şiddetiyle deneyimliyorlar: Güvencesiz çalışan kadın mühendisler, her geçen gün emek sürecinde denetim ve vasıftan uzaklaşan kadın hekimler, uzun çalışma saatleri ve ucuz ücretlerle karşı karşıya olan hizmet sektöründe kadınlar, yoğun denetim altında kadın çağrı merkezi çalışanları, bakım işleri kamusal hizmet niteliğinden çıktıkça bu işleri üstlenen kadınlar, serbest bölgelerde büyük markalar için çalışan kadınlar, merdiven altı atölyelerde kadın işçiler, gezici-geçici çalışan mevsimlik kadın tarım işçileri…

Güvencesiz ve geleceksiz çalışma, kadınlar için fiziksel yıpranma demek. Kadın işçilerin geçirdiği iş kazaları, meslek hastalıkları ve üreme sağlığı ile ilgili sorunlar her geçen gün artıyor. Doğan çocuklarla ilgili de oldukça endişe verici istatistikler var: Yüksek ısıda çalışma sonucu bebekte büyüme gerilikleri, tekstilde çalışanlarda düşük doğum ağırlıklı bebek, erken doğum, ölü doğum… Güvencesiz ve geleceksiz çalışma, kadınlar için ruhsal ve psikolojik yıpranma demek. Kadın emekçilere yönelik denetim aygıtlarında, kadının “uysal”, “itaatkâr” ve “sorun çıkarmak istemeyen” gibi özelliklerine sürekli vurgu yapılıyor. Güvencesiz ve geleceksiz çalışma, kadınlar için iş ve gündelik yaşam arasındaki sınırların aşınması veya çökmesi demek. Eskiden, işçiler üretimi neredeyse sadece işyerinde yaparlardı; fakat günümüzde, “ev-eksenli çalışma” ve “evden çalışma” ile işyeri yaşamın her alanına doğru genişliyor. Ev, artık piyasadan azade değil ve piyasa ilişkilerinden görece korunmuş bir alan değil. Ev, artık doğrudan sermayenin ihtiyaçları için düzenlenmiş zaman ve mekân.

Bu emek rejimine “muhafazakâr” sıfatını kazandıran,  sağlık ve sosyal güvenlik gibi konuları kadına ve aileye yıkma sürecidir. Topluma sağlık ve sosyal güvenlik kamusal olarak sunulmadığı noktada, esas görev, aileye ve kadına düşüyor. Evin içinde kadınlar, hem piyasaya dönük üretim yaparak para kazanıyor hem ev işlerini yürütüyor hem çocuk bakıyor hem de yaşlı bakıyor.

Rejime “muhafazakâr” sıfatını kazandıran bir başka özellik, AKP iktidarının muhafazakâr değer olarak siyaset üretebileceği tek alanın “kadın” ve “kadının namusu” olmasıdır. AKP, piyasa değerlerini ödünsüz sahiplendiği noktada, bir çok muhafazakâr değerden vazgeçmiştir. AKP, piyasacılığın yılmaz savunucusu olarak piyasa ilişkilerinin “rekabet, hırs, piyasa, kar ve tüketim” gibi değerlerini sahiplenmektedir. Bu noktada, İslamcı siyasetin ve muhafazakârlığın, “azla yetinme, nefsine hâkim olma, tevekkül etme” gibi değerlerinin yeri yoktur. Dolayısıyla, AKP iktidarının muhafazakârlık noktasında siyaset üretebileceği tek alan “kadın” ve “kadının namusu”dur.

“Muhafazakâr” sıfatının bir başka nedeni ise, AKP’nin sahip olduğu “erkek” değerler setidir. AKP, Erdoğanizasyon doğrultusunda kendisi gibi düşünmeyen kimseye yaşama imkânı tanımayan, sürekli itaat bekleyen, küstah, baskıcı, despot ve otoriter bir tipoloji çizmektedir. Bu tipoloji kadınlara şiddeti körükleyen bir ideolojik ortamın yaratıcısıdır.

Kadınlara yönelik inşa edilmeye çalışılan rejim ne kadar şiddetleniyor ve sertleşiyorsa, mücadele de o kadar kadınlaşıyor. “AKP’ye Hayır” diyenlerin direnişi, Haziran Direnişi, kadındı aslında. Direnişin simgesi polisin karşısındaki kırmızılı kadındı. Direnişin sesi, kadının mutfağından yükselen tencere ve kapağın sesiydi. Direniş, Gezi Parkı’nda çocuklarının yanına gelen annelerin direnişiydi.

Mücadele kadınlaşıyor. Kadınlar, gösterdikleri direnç ve inatla, hayata inancı, umudu ve kararlılığı armağan ediyorlar. “Annem her fırsatta çocuklarına,  güneşe doğru zıplamalarını öğütlerdi” diyor bir kadın yazar ve ekliyor, “Güneşe ulaşamazdık ama hiç olmazsa ayaklarımız yerden kesilirdi.”

Kara gün kararıp gitmez, fırtına devam etmez. Mücadelede kadınlar aslında şunu söylüyorlar: “Bugüne inat yarın Haziran güneşi açacak!” (BirGün)

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: AKP / Kadınlar / muhafakar-liberal emek rejimi /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.