kapitalizm kriz

Sermayedarlar parsayı toplarken…

E.Ahmet Tonak - 23 Şubat 2015 - Dünya / Teorik Tartışmalar

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

2007’de başlayan kriz ile taşlar yerinden oynadı.  Sermaye sıkıştı, toparlanamıyor. Bilinen yöntemlerle yumuşak regülasyonlar dünyasında spekülatif yatırımlardan bol kârlılık tarihe karışmış gibi.  Genel bir şaşkınlık, ne yapacağını bilememe durumu her şeye hâkim. Bu durum sadece siyaset kertesinde hükümet edememe şeklinde tezahür etmiyor. İktisat kertesinde de sermaye sahipleri telaş ve çaresizlik içinde el yordamıyla kâr peşinde koşturuyorlar.

Bu ahvalin değişik göstergeleri var. OECD bünyesinde Serdar Çelik, Gül Demirtaş ve Mats Isaksson’ın şirket tahvilleri piyasası üzerine yürüttükleri araştırma* bize bazı ipuçları veriyor. Sermayenin daha riskli yeni arayışlar içinde olduğu kesin.  Araştırmanın kapsamı, hem küresel ölçekte hem de Türkiye’de şirket tahvilleri piyasasındaki taze eğilimleri görmemize imkân tanıyor.

***

İktisat terminolojisine aşina olmayan okuyucu için baştan bir iki hususu açalım.  Sermaye kavramı ile başlayalım. Sıkı Marksistler sermayenin aslında bir toplumsal ilişki olduğunu vurgulamayı pek severler. Doğru ve güzel, fakat ele alacağımız konu açısından işlemsel bir tanım olmadığı açık.  Marx’ın bizzat kendisinin kullandığı bir başka tanım şirket tahvil piyasası konusu için daha uygun; farklı sermaye tipleri, sermayeler arası ilişkilerin belirleyenleri gibi hususlar, tahvil piyasasının aktörlerini, özünü kavramak için gerekiyor.  Sermaye, üretim alanına yatırılıyorsa üretken sermaye, diğer alanlara yatırılıyorsa üretken olmayan sermaye şeklinde ayrıştırılabilir.  Üretken olmayan sermayenin bir şekli de borç/kredi olarak verilmeye hazır para-sermayedir. Bu tür sermayenin kârının kaynağı da üretim alanında yaratılan artık değer olmakla birlikte, aldığı en genel biçim faizdir.

Her tür sermaye büyümek ister. Üretken sermaye büyümeyi sağlamaya giriştiğinde bunu kısmen kendi artık değerine, kısmen de krediye/borçlanmaya dayalı olarak yapacaktır. Borçlanma, şirketlerin tahvil basmasını ve tahvil piyasasında para-sermaye sahibi yatırımcılara bu tahvilleri cazip kılmasını gerektirir.  Tahvilleri satın alacak (üretken sermayeye borç verecek) para-sermaye sahipleri haliyle şirketlerin ne kadar riskli olduğuna, elde edecekleri faiz gelirinin seviyesine bakarak karar verecektir.  Üretken sermaye sahipleri ise olabildiğince düşük faizle borçlanarak Marx’ın işletme kârı dediği miktarı (artık değer – faiz) maksimize etmeye çalışacaktır (Kapital, III, 23. Bölüm).  Kısacası, üretken-sermaye para-sermaye ilişkisi çelişkili bir ilişkidir.  Dolayısıyla da, şirket tahvil piyasası çıkarların çatıştığı bir piyasadır.

***

OECD’nin raporu, 2000 ve 2013 yılları arasında 108 ülkeden ihraç edilen 100.000’den fazla şirket tahvilini değerlendiriyor. Önemli bulgulardan biri, tahvil ihracında son yıllarda gözlemlenen artışın esas olarak finansal olmayan şirketlerden (üretken sermayeden) kaynaklandığı. Aşağıdaki şekilden de görüldüğü gibi söz konusu şirketler 2008 krizinden önce yılda ortalama 730 milyar dolar tutarında tahvil ihraç ederken, 2013 yılında tahvil ihracı 1,6 trilyon dolara ulaşmış. Tahvil ihraç eden finansal olmayan şirket sayısı da paralel bir artma göstererek kriz öncesinde yılda ortalama 1.250 iken, bugün bu sayı 2.500’e varmış. Bu artışı belirleyen iki önemli faktör, kriz sonrasında banka kredilerindeki daralma (deleveraging) ve tahvil faiz oranlarının tarihsel olarak en düşük seviyelerde olması.

Ahmet-tonak1

Küresel şirket tahvil piyasasındaki ülke ağırlıkları incelendiğinde, OECD ülkeleri piyasadaki ağırlığını korumakla birlikte 2000 – 2013 döneminde gelişmekte olan ülkelerde faaliyet gösteren şirketlerin tahvil ihracının da 15 kat artarak 467 milyar dolara ulaştığı görülüyor. Bu miktarın 356 milyar doları Çin, Rusya, Brezilya, Hindistan ve Meksika kaynaklı.

Politika faizlerinin çok düşük seviyelerde tutulduğu günümüz ortamında para-sermaye yüksek getiri elde edebilmek için daha riskli yatırımlara yönelme eğiliminde. 2000 yılında yatırım yapılabilir seviye altındaki tahvil ihraçları toplam ihracın %4’ü iken kriz sonrası yatırım alternatiflerinin azalması sonucu 2013 yılında bu oran %18’e ulaşmış. Kriz sonrası koşullarının tahvil piyasasında üretken sermayeyi avantajlı duruma getirdiği açık.

Türkiye’den tahvil ihraç eden şirketlerin durumuna baktığımızda ise ilginç bir farklılık ortaya çıkıyor. Küresel tahvil piyasasındaki durumdan farklı olarak, Türkiye’den ihraç edilen şirket tahvilleri ağırlıklı olarak finansal şirketlerden kaynaklanmış. Aşağıdaki şekilde görüldüğü üzere finansal olmayan şirketlerin tahvil miktarı 2010’dan, yani hemen krizin sonrasından günümüze 10 kat artmasına ve 2.5 milyar TL seviyesine erişmesine rağmen finans şirketlerinin gerisinde.

Ahmet-Tonak2

Finans şirketlerinin 2010’dan bu yana ihraç ettikleri tahvil miktarı ise 17 kat artarak 8 milyar TL seviyesine erişmiş. Bu tablodan yerli sermayenin davranışına ilişkin çıkarılabilecek iki sonuç:

  • Üretim sermayesinin yakın dönem kârlılık beklentileri muhtemelen olumsuz olduğu için, tahvil ihracında, dolayısı ile yatırımlarda finans şirketlerine göre daha temkinli;
  • Finans şirketlerinin ise spekülatif kârlılık beklentileri nispeten yüksek olduğu için, tahvil ihracında, dolayısı ile borçlanmada daha atak olduğudur.

Sermayenin bu tercihlerinin yeni bir krizin ön sinyalleri anlamına geldiğini düşünüyorum. Özellikle üretim sermayesinin “temkinli” davranışının işsizlik, finans sektörünün borçlanma hevesinin ise kırılganlık demek olduğunu tekrar tekrar vurgulamakta yarar var. Sadece siyaseten değil, ekonomik olarak da zor günlerin eşiğindeyiz.

* Serdar Çelik, Gül Demirtaş, Mats Isaksson. Corporate Bonds, Bondholders and Corporate Governance. Çalışmanın yazarlarından, eski öğrencim Gül Demirtaş’a raporu ve bulguları benimle paylaştığı için teşekkür ederim.

sendika.org

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Uluslararası Ekonomik Kriz /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.