yunanistan

“Yaratıcı muğlaklık” ile olmaz…

E.Ahmet Tonak - 1 Mart 2015 - Dünya / Dünya Solu / Teorik Tartışmalar

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Siyasetin dilini oldum olası sevemedim.  Bundan sonra da sevebileceğimi sanmıyorum.  Kısmen hamaset, kısmen yarısı boş bardağın sürekli dolu kısmını görme, geri kalanı da liderlik mistifikasyonu, abartısı, vs.

AB ile yapılan 4 aylık geçici anlaşma sonrası Syriza’nın lideri Alexis Tsipras’ın ettiği lafa bakın: “Muharebeyi kazandık, savaşı değil.”

Doğrusu, “Muharebeyi kaybettik, savaşın ne olacağını göreceğiz” olmalıydı. Ya da siyasetin dili kazanmamalıydı.

***

“Syriza iktidara geldiğinde” başlıklı yazımda, Selanik’te deklare edilen Ulusal Yeniden İnşa Programı’nda emekçiler için hayati önemde olan düşük asgari ücret ve işsizlik sorunlarını Syriza’nın hangi somut uygulamalarla çözmeyi planladığını ele almıştım.

Kısaca hatırlatayım, Program’da;

–  asgari ücretin Troyka’nın dayattığı kemer sıkma paketi öncesindeki 751 avro seviyesine yükseltileceği,

–  devletin 300,000 işsize iş sağlayacağı,

–  ve de en önemlisi, söz konusu politikaların bir finansman sorunu olmadığı açıkça belirtilmiş idi.

Kaynak sorununun üstesinden yolsuzluğu, kaçakçılığı önleyerek, ödenmemiş vergileri, sigorta primlerini derhal tahsil ederek gelinebileceği düşünülüyordu (6 milyar avro). Selanik Programı’nın öngördüğü 12 milyar avroluk kaynağın geri kalanı da AB fonlarından sağlanacak, dolayısıyla en azından kağıt üzerinde, 11.4 milyar avroluk harcama herhangi bir finansman sorunu ile karşılaşmayacaktı.

Asgari ücretin hemen yükseltilmesi, acilen 300,000 işsize iş yaratılması gibi somut müdahalelerin sosyalistlerce desteklemesi beklenir. Ben de, bu tür politikaları hem emekçilerin gündelik hayatını bir ölçüde yaşanır kıldığı hem de kapitalizmi aşma potansiyeli olan bir geçiş döneminin unsurları olarak gördüğüm için destekledim. Öte yandan, finansman beklentilerinin planlandığı gibi, özellikle AB fonlarından umulanların, gerçekleşemeyebileceğini dikkate alarak “dış borç faiz ödemelerinin askıya alınması”nı önermiştim.

O yazıdan bu yana 1,5 ay geçti, köprünün altından çok sular aktı!

***

protest2Ben bu yazıyı yazarken Syriza ile Troyka* (ya da yeni adı ile ‘Kurumlar’) görüşmeleri çoktan tamamlamış, Yunanistan kendisine dayatılan ‘reform mektubu’nu yazmış (mektubun aslında AB’li teknokratlar tarafından yazıldığı Yunanistan’ın sadece imzalamak zorunda kaldığı dedikodusu da cabası!), Troyka mektubu kabul etmiş, hatta Alman parlamentosu bile çoktan onaylamıştı! Arkamda açık olan televizyonda ise Atina’da protestoların başladığı haberi geçiyor, kırılan camlar, yakılan otomobiller gösteriliyordu.

Gelinen aşamanın tekrar değerlendirilmesi gerekiyor.

Her değerlendirme ölçüt gerektirir. Ölçütler politik değerler, hedefler ile uyumlu olmak zorunda.  Duruma, kendi adıma, nasıl baktığımı belirteyim. Benim ölçütüm 1,5 ay önce “Syriza iktidara geldiğinde” yazısını yazdığımda ne ise, şimdi de o: emekçilerin sorunlarını çözücü politikaların uygulanıp, uygulanmadığı, bu politikaların kapitalizmi aşma sürecinin unsurları olarak görülüp, görülemeyeceği. 

Selanik Programı ile Syriza, açıkça yukarıda kaydettiğim ücret ve istihdam sorunlarını “çözeceğim” dediği, özellikle istihdam paketi ile piyasanın (yani kapitalizmin) mantığını sorguladığı için Yunan halkının ve bazı sosyalistlerin desteğini alabilmişti.

Varılan aşamada, ‘reform’ mektubuna bakmak ve mektubu Selanik Programı’nda taahhüt edilen istihdam ve asgari ücret hedeflerini nasıl etkilediği açısından değerlendirmek gerekir. İstihdam konusu ‘reform’ mektubunda ‘Emek Piyasası Reformları’ başlığı ile alınmış ve aşağıdaki 3 maddede toplanmış – ‘kurumların’ o bilinen garip ve teknik üslubuna dokunmadan özetleyelim (vurgular bizim):

AB’nin emek piyasalarına ilişkin yasalarından en başarılı uygulamaları, toplumsal ortaklar (partners) ile danışma içinde, ILO ve OECD’nin mevcut teknik yardımlarından, uzmanlıklarından ve katkılarından faydalanarak hedeflemek;

Halen uygulanan işsizler için geçici istihdam programını genişletip, geliştirmek, ortaklarla anlaşarak/uzlaşarak ve mali imkanlar elverdiğinde; uzun süreli işsizler için de güncellenmiş vasıfları geliştirmek amacı ile aktif emek piyasası programlarını iyileştirmek;

Toplu sözleşme düzeninde, esneklik ihtiyacı ile adil olma dengesini kuran yeni ‘akıllı’ yaklaşıma geçiş. Bu yaklaşım sağladığı imkanlarla, rekabeti ve istihdam beklentilerini koruyacak bir asgari ücretin zaman içinde yükseltilmesini içerecektir. Asgari ücretin hangi kapsamda ve ne zaman değiştirileceği toplumsal ortaklarımıza, Avrupalı, ILO dahil olmak üzere, uluslararası kurumlara danışılarak ve de yeni oluşturulacak bağımsız kurumun ücretlerde yapılacak değişikliklerin verimlilik seyri ve rekabet edebilirlik ile uyumlu olup olmadığına ilişkin tavsiyesi dikkate alınarak kararlaştırılacaktır.

Yukarıdaki taahhütler Selanik Programı’nda hemen uygulamaya konulacağı sözü verilen 300,000 işsize iş paketinin, en azından şimdilik rafa kaldırıldığının deklare edilmesidir. Sadece bununla kalınmamış, Troyka’nın istihdam koşullarını sermaye lehine düzenleyen dayatmalarına boyun eğilmiştir. Bu bağlamda bir iki noktayı vurgulamak isterim:

–  AB’nin emek piyasası başarıları olarak söz edilen “en başarılı uygulamalar” esnek ve güvencesiz çalıştırmadır;

–  “Toplumsal ortaklar (partners)” kapitalistler, sermaye demektir;

–  “Halen uygulanan işsizler için geçici istihdam” adı üstünde, eski kemer sıkma politikalarından kalan, son derece sınırlı ve geçici bir uygulama olup Selanik Programı’nda taahhüt edilen 300,000 işsize iş programı değildir. O program en iyimser yorumla ertelenmiştir;

–  “Esneklik ihtiyacı ile adil olma dengesini” kurmak kemer sıkma politikalarına devam demektir; söz konusu politikalar uygulanır iken adil olunamaz;

–  “Verimlilik seyri ve rekabet edebilirlik ile uyumlu” ücret artışı emek yanlısı değil, sermaye yanlısı bir politikadır.  Rekabet kapitalizmin, uluslararası rekabet küreselleşmenin (ki küreselleşme de emperyalizmin) kod adıdır. Geçiş dönemlerinde uygulanan iktisat politikalarının emek yanlısı olup olmadığının ölçütü artık değer oranının düşürülmesidir; o da, verimlilik artışına endeksli ücret artışı uygulaması ile sağlanamaz.

Syriza bu ‘reform’ mektubu ile geri adım atmıştır. Dolayısıyla, bundan sonraki destek, mektubun Syriza tarafından ne kadar ciddiye alındığına, harfiyen uygulanıp uygulanmadığına bağlı olmalıdır. Bu 4 aylık sürenin, çoktan geliştirilmiş olması gereken B planını geliştirmek ve tek taraflı olarak uygulanabilecek politikaların gerektirdiği mobilizasyonu örgütlemek için harcanması tek çıkış yoludur. Son tahlilde, mektup bir kâğıt parçası, borç da bilgisayar ekranına yansıyan elektro-manyetik muhasebe girdisidir.

sendika.org


Varoufakis’in “kurumlar”ın “Troyka” demek olmadığını (Varoufakis’in mektubun dili için kullandığı ifade ile söyleyecek olursak) yaratıcı bir muğlaklık ile kanıtlama çabası için, Bkz. http://www.bloomberg.com/news/videos/2015-02-26/we-ll-do-everything-to-stay-in-euro-zone-varoufakis

 

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: AB / SYRİZA / Troyka /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.