Polis Fransa

İç güvenlik yasasının gelecekteki hedefi işçilerdir! – Av. Feyzi Çelik

İşçilerin Sesi - 14 Mart 2015 - İşçi Gündemi / Teorik Tartışmalar / Türkiye

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

 

İç güvenlik yasa tasarısı, kamuoyunda daha çok 6-8 Ekim Kobané’ye destek ve Gezi eylemleri üzerinden tartışılıyor. Toplumsal mücadelenin temel dinamikleri olan işçi, köylü ve küçük esnafın hak arayışı karşısında polis şiddeti gözden kaçırılıyor. Haksızlıklara karşı itirazını ortaya koyan kim olursa olsun, öğrenciler, kadınlar , Aleviler, Kürtler ya da taraftar grupları polisin şiddetiyle kolayca karşı karşıya kalıyor.

Bundan bir süre önce Gaziantep’te, kendilerine verilmesi gereken dükkanların verilmemesini protesto eden küçük sanayi esnafına gaz sıkmak istemeyen polise, polis amirinin “sık ulan, sıksana” diyerek şiddet uygulaması, iç güvenlik yasasındaki düzenlemelerin hayata geçmesi halinde, hak arayışına giren işçisinden, öğrencisine, esnafından memuruna karşı kim olursa olsun polisin şiddetiyle karşı karşıya bırakacağını gösteriyor.

Polis ve askerin mevcut yetkileriyle, işçilere ne yapabildiğinin sayısız örnekleri var: 15-16 Haziran 1970 Genel Grevi, neredeyse tüm 1 Mayıslar, 1990 Zonguldak madeni işçilerinin grevi, mezarda emekliğe karşı yapılan eylemler, Tekel İşçilerinin eylemlerinde polis ve asker şiddeti ilk akla gelen örnekler…

Yasa tasarısı ne getiriyor?

İç Güvenlik Yasa tasarısı, daha önce çıkarılmış bulunan ve toplumun tamamını özel yaşam hakkına aykırı bir şekilde gözetim ve denetim altına alan MİT Yasası ve Yargıyı yürütmeye bağlayan, her türlü suçlama için “makul” şüpheyi yeterli gören Yargı Paketinin bir parçası. Bu yasanın uygulaması, polis şiddetinin görünen yüzü olacak.

Özgürlük-güvenlik dengesi denilerek, özgürlükler güvenlik adı altında kullanılamaz duruma getiriliyor. Barışçı şekilde yapılacak en küçük basın açıklaması dahi güvenlik gerekçesi ileri sürülerek, savcı ve hâkim kararı olmadan kişiler 48 saate kadar gözaltında tutulabilecekler. Gözaltı kararına karşı başvuru yolu da olmayacaktır. Gözaltındakine karşı bir suç işlenmesi halinde, savcının karakola gelip delil toplama yetkisi dahi olmayacak.

Tasarı ile, “Suç işlenmesinin önlenmesi, vatandaşların kendilerini güvende hissetmelerinin sağlanması, can ve mal emniyetinin temin edilmesi, suçun aydınlatılması ve suçluların yakalanması gibi” gibi gerekçeler ileri sürülerek kolluk kuvvetlerine Savcı veya Hâkim kararı olmadan durdurma, arama ve gözaltına alma yetkisi veriliyor. En korkuncu da, kolluğun silah kullanma yetki ve alanlarının genişlemesi. Havai fişek, sapan, yüzün kapalı olması vs. denilerek bunlara karşı hem silah kullanılabiliyor hem de bu şekilde davrananlara ağır cezaların getiriliyor olması.

Tasarı ile yapılmak istenilen düzenlemelerden biri de, toplantı ve gösterilerde kişilerin, “kimliklerini gizlemek amacıyla yüzlerini tamamen veya kısmen bez ve sair unsurlarla örterek katılanlar iki yıl altı aydan dört yıla kadar, yasadışı örgüt ve topluluklara ait amblem ve işaret taşıyarak veya bu işaret ve amblemleri üzerinde bulunduran üniformayı andırır giysiler giyerek katılanlar ile kanunların suç saydığı nitelik taşıyan afiş, pankart, döviz, resim, levha, araç ve gereçler taşıyarak veya bu nitelikte sloganlar söyleyerek veya ses cihazları ile yayınlayarak katılanlar altı aydan üç yıla kadar” hapis cezası verilebilecek.  Ceza Hukukunun temel ilkelerinin dikkate alınmadığı bu düzenlemeler en sıradan bir hak arayışı suç kategorisine konularak, soruşturma açılması ve hakim savcı kararı olmadan gözaltına alınmayı kolaylaştırıyor. Grevde, kullanılan sloganlar ve pankart ve afişlerdeki yazı ve resimler “Yasa dışı örgütü andırıyor” gerekçesiyle hem polisin müdahalesini imkanını sağlıyor hem de bu hakkını kullanan işçiler kolayca gözaltına alınabilecek.

Sermaye itiraz istemiyor

Sözde Bakanlar Kurulu kararı ile ertelenen “Birleşik Metal İşçilerinin Grevi”nin gerekçesinde, toplumsal olayların orantısız güç kullanım simgesi olan “TOMA yapımının aksamasının” gösterilmiş olması dahi, İç Güvenlik kavramının ne kadar genişletilebileceğini gösteriyor. Yasa tasarısının gelecekteki hedefinin kimler olacağını da gösteriyor. “İş güvensizliği” devam edip yeni Soma’lar, Ermenek’ler, Torunlar cinayetleri gereken önlemler alınmadığı için devam edeceğinden, iş cinayetlerine karşı çıkışlar “isyan, grev, ayaklanma” vs. diye adlandırılarak polisin müdahalesine daha açık hedef olacak.

Sermaye politikalarının en acımasız şekilde uygulandığı, taşeronlaşmanın kural haline geldiği, iş güvenliğinin olmadığı bir sistemde işçilerin sonsuza kadar sessiz kalmaları mümkün değildir. İç güvenlik kaygısı hakim oldukça, iş güvenliğinin de olmayacağı bilinmeli. İş cinayetlerine karşı itirazlar “iç güvenlik” kapsanıda sayılacak ve polis yetkilerini en acımasız biçimde kullanacaktır. Bu nedenle, İç Güvenlik Yasa tasarısının gelecekteki gerçek muhatapları işçiler olması kaçınılmazdır.

İktidarda kim olursa olsun, toplumsal olaylar baş gösterdiğinde değişmez olan “gösterinin yasa dışı örgütlerin propagandasına dönüştüğü” klişesidir. Bu tanım geçmişte az da olsa savcı ve hâkimlerin onayına ihtiyaç duyarken, yeni yasa tasarısıyla doğrudan doğruya polis amirlerinin keyfine bırakılıyor. Böyle yaparak hak arayışındaki toplumsal desteğin önünü kesmeye çalışıyorlar.

“Susma! Sustukça sıra sana gelecek” sloganın ne kadar gerçek olduğu, polisin sınırsız yetkiyle donatılması halinde, herkesi durdurduğu, aradığı, gözaltına aldığı, hapse attığı, silah sıktığı görüldükçe anlaşılacaktır. Yasanın gelecekteki esas hedefi olan işçi sınıfı, bugünden geleceği için hazırlanmalı, yasa tasarısının geçmemesi için çalışmalıdır.

İşçilerin Sesi Gazetesi Mart 2015, sayı 36

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: İç Güvenlik Paketi /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.