kadin şişecam-işçileri-

Sendikaları Kim Nasıl Değiştirecek?

Zafer Aydın - 19 Mart 2015 - İşçi Gündemi / Teorik Tartışmalar / Türkiye / Türkiye Solu

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Uzun süredir cevabını arayan soru, Soma’dan sonra biraz daha yakıcı bir biçimde gündeme gelmiş oturmuş vaziyette: “Nerede bu sendikalar?” Öyle ya, işçiler yüzer yüzer ölürken, heder olmuş hayatların arkasından bile isyanı, direnişi, öfkeyi ortaya koyamıyorsa, varlığını hissettiremiyorsa ne işe yarıyor?  Bugün işe yaramıyorsa, ne zaman işe yarayacak? Ya da işe yarayacak hale gelebilir mi, gelirse bunu kim, nasıl başarabilir? Sorular basit, yalın ama önemli ve bu soruların yanıtlanmasının, gereğinin yapılmasının gecikmesine de kimsenin tahammülü yok!

Görünen köy kılavuz istemez misali, her şey apaçık ortada: Sendikaların altın çağı diye tanımlanan dönem geride kaldı. Günümüzde yüksek sendikalaşmadan, yükselen işçi eylemlerinden söz edemiyoruz. Sendikalar eski heybetli görüntüsünden, sorun çözme gücünden artık çok uzakta. İşgücü içinde ücretlilerin sayısı artıyor olmasına rağmen, sendikaların üye sayısı artmıyor, tersine azalıyor. Güvenirliği, toplumsal ağırlığı günden güne eriyor. İşyerinde ve ülke düzeyinde temsil gücü giderek kayboluyor. Bırakalım yeni haklar elde etmeyi, mevcutları koruma becerisi bile sergilenemiyor.

Lafı dolaştırmadan,“Neden böyle?” sorusuna yanıt vermek üzere söze girmek gerekirse, sendikaların bu denli gerilemesinde iki büyük çözülmenin etkisi olduğunun altını çizmek gerekiyor. Birincisi, büyük ölçekli merkezi üretim modellerinin çözülmesi, ikincisi, reel sosyalizmde yaşanan çözülmedir. Bunlardan birincisi, sendikaların doğuşu ve gelişme sürecinde sendikaları biçimlendiren koşullarda; ikincisi sendikacılığın ideolojik ve politik beslenme kaynaklarında yaşanan değişime işaret eder.

Malumu ilam, ama bir kez daha söyleyelim: Sendikaların doğduğu ve geliştiği koşullarda, 70’li yıllardan başlayarak büyük bir dönüşüm yaşanıyor. Üretimin, istihdamın, işgücünün yapısı, çalışma rejimi, uygulanan ekonomik-politik önemli oranda değişime uğradı. Ortaya çıkan değişiklikler, sendikaların varlığı için bir anlamda güvence, bir anlamda da, büyük avantaj sağlayan koşulların değişmesi anlamına geliyor.  Büyük ölçekli tel örgülerle çevrili işyerlerinin yerini, hukuksal ve mekânsal olarak parçalanmış işyerlerinin aldığı, hatta işyeri kavramının kendisinin bazı sektörlerde buharlaştığı, standart ve tam zamanlı çalışmanın standart dışı çalışmaya dönüştüğü, işçi lehine düzenlemelerin, işçi aleyhine bir hale geldiği ortamda, sendikalar dramatik bir biçimde zayıflamaya, gerilemeye başladı. Sendikaların ortaya çıkan yeni duruma ayak uydurma, yeni koşullara kendini uyarlayabilme becerisini gösterememesi, sendikaların yaşadığı gerilemeyi ve kan kaybını daha da büyüttü.

Fordist biriktirme modelinden yavaş yavaş uzaklaşmaların başladığı, kapitalizmin neoliberal iktisadi politika tercihlerinin daha fazla uygulanır hale geldiği bu dönemde  süreci hızlandıran bir gelişme de,  reel sosyalizmde ortaya çıkan çözülme oldu. Bu çözülme fordist biriktirme dönemine özgü ekonomik ve sosyal kazanımlara yoğun bir saldırıya zemin yarattı. Sosyalizme ve sosyal dünya talebine karşı bir anlamda “işçileri kapitalizmde tutmanın” maliyeti olarak görülen haklara artık gerek yoktu. Ne de olsa artık kapitalizm rakipsizdi! Aşama, aşama emeğin ekonomik ve sosyal haklarının tasfiyesi gündeme geldi. Bu tasfiye sürecine karşı direniş ihtimallerini azaltmak, direniş gücünü zayıflatmak için de,  emeğin örgütlü gücünü kırma hamleleri başladı. İşe sendikacılığın ideolojik hammaddesi olan, hak, dayanışma, eşitlik, adalet gibi kavramların içini boşaltarak başladılar. İdeolojik bütün araçlarla dünyayı değiştirme umuduna, sosyalizm hedefine taarruz ettiler. Emeğin üretimde belirleyici bir unsur olmaktan çıktığı, toplumsal yaşamda oynayacak rolü kalmadığı propagandasını  yaptılar. İşçi sözcüğü itibarsızlaştırılarak, eğitimli iş gücü arasında kendini işçi görmeme eğiliminin yükselmesi pompalandı. Toplumun büyük bir kesimi ile birlikte işçiler ve sendikacılar da “piyasa” kodu ile servis edilen neo liberal hegemonyanın çekim alanı içine girdi. Kârlılık ve verimlilik gibi kavramlara yapılan güzellemelerle emek unutulmaya yüz tuttu. Özelleştirme makbul bir öneri gibi herkese benimsetildi. Sendikacılar liberal ideologların “devlet pijama mı üretecek?” diskurunu tekrarlaya tekrarlaya,  neo liberal uygulamalara bir nevi kan verdiler. Arkasından işyerlerinde sendikaların tabanını daraltan özelleştirme, kapsam dışı çalışma ve taşeron gibi uygulamalar hızlandırıldı.

Olaylar ve olgulara bağlı olarak ortaya çıkan değişimlerle, ideolojik, kültürel ve politik alanda yaşanan erozyon eklemlenince beklenen felaketin yaşanması bir anlamda kaçınılmaz bir hale büründü. Felaketin yaklaştığı saptaması, işçi haklarının budanacağı ve ortadan kaldırılacağı tespiti, sendikaları bekleyen tehlikeler, 90’lı yılların ilk yarısından itibaren hem bu alana dönük akademik çalışmalarda, hem de sendikaların kendi bünyelerinde sıklıkla dile getirildi. Ancak bu teorik saptamalar pratikte karşılık bulamadı.

Emeğe, emeğin haklarına, örgütlü gücüne yönelik saldırılar ilk ortaya çıkmaya başladığı andan itibaren, örgütlenmesinin ağırlığını kamuya ait işyerleri oluşturan geleneksel sendikacılar, sürece teslim oldular. Saldırı karşısında mevcut hakları koruma kaygısı ağır bastı. Adına müktesep hak sendikacılığı diyebileceğimiz bir hat üzerinden, mevcut üyenin mevcut hakları korumak üzerine diyalog ve lobiye dayalı, kısmen mücadeleyi de içeren bir çizgi geliştirdiler. Bu hat yeni hak taleplerinden vazgeçme, içe kapanma, kendini işyerlerinin duvarları arasına hapsetme anlamına geldiği gibi, siyasal iktidara ve sermayeye bağımlılığı da arttırdı. Dolayısıyla bu hat üzerinden mevcut hakları korumak mümkün olmadı. İşçilerin elde avuçta kalan haklarının büyük kısmı tasfiye edildi. Zaman içinde bu hat üzerinden sendikacılığın yetersizliği ortaya çıktıkça varlıklarını sürdürmek üzere “hizmet sendikacılığı”  “sosyal diyalog sendikacılığı” gibi “yeni sendikacılık” kavramları ve pratikleri üretilerek “zaman kazanmaya” oynandı. Geleneksel sendikalar ve sendikacılık anlayışı dışında kalan sendikalarda da söylem farklı olmakla birlikte, başka türlü bir pratik gelişemedi. Savunma amaçlı eylemler ortaya çıksa bile ülke genelinde politik güç ve eylemle birleşemediği için sendikal harekete bir kanal açamadı.

Sonuç itibariyle, sendikalar değişime ayak uydurma becerisini sergileyememiş, yeni koşullar karşısında örgüt yapısını, anlayışını mücadele yöntemlerini çeşitlendirememiş örgütler olarak bugünlere geldiler. Sendikaların gerilemesinde dışsal faktörlerin(12 Eylül yasaları, teknolojik dönüşümler, uygulanan ekonomik faktörler vs.) etkisinden çok sendikaların kendi bünyesinden kaynaklanan sorunların etkisi belirleyicidir. Çünkü yaşanan sorunları aşma becerisi, değişen koşullar karşısında kendini yeniden dizayn etme, güçlendirme, iç demokrasisini gerçekleştirme faaliyeti bir anlayış ve zihniyet sorunudur. Sorunlar ve çözümler kataloğunda birinci sıraya yazılması şart olan, esas mim konulması gereken nokta da burasıdır. Çünkü fikir, anlayış, ideoloji, politika olmadan sendikacılık olamaz. Nitekim olamıyor, sendikacılık bir fikir ve ideal işi olmaktan çıktığı için, sendikaların kaderini değiştirebilecek irade ortaya çıkamıyor. Sendikaların bu denli fikirsizleşmesinin, apolitikleşmesinin nedeni solun işçi sınıfıyla, sendikal hareketle olan bağlarının zayıflamasıdır. Sendikal hareket düşünsel desteği daima soldan almıştır. Sendikal harekette tartışmaları sol yaptırmıştır. Soldan sendikal dünyaya taşınan kavramlarla sendikal dünya sözünü kurmuştur. Sendikal hareketin yöneliminin, perspektifinin oluşmasında, sendikaların yapı ve anlayışlarında ortaya çıkan dönüşümlerde doğrudan ya da dolaylı olarak sol vardır. Hatta solcu olmayan sendikacıların bir kısmının düşünsel dünyasının, bir kısmının söz ve eylemlerinin biçimlenmesinde solun yadsınamayacak payı söz konusudur.  Solun yükseldiği  60’lı-70’li yıllarda sendikal hareketin de yükselmesi, sözünü ettiğimiz bağın önemli bir göstergesidir.  Geldiğimiz nokta itibariyle, sendikaların içinde bulunduğu kaotik durum ve bu duruma yanıt üretilememesi solun sınıftan kopuşunun hem sonucu, hem de ürünüdür.

Solun sınıfın içinde düşünsel bir merkez, değiştirici, dönüştürücü, özgürleştirici bir dinamik olmaktan çıkması likidasyon ve tasfiye diye tarif edebileceğimiz iki düzlemde gerçekleşti. Bu aslında bir anlamda 12 Eylül’ün bile başaramadığı bir durumdu. Çünkü 12 Eylül’de yapılan bütün temizliklere rağmen, sınıfın içinde diri unsurlar vardı ve onların elinde sendikal hareket dinamizm kazanıyor, dönüşümler yaşıyordu. Ancak bu süreç 90’lı yılların ilk yarısından itibaren akamete uğradı.

Solun sınıfın içinde likidasyona uğraması genel olarak solda yaşanan likidasyonun uzantısı biçiminde cereyan etti.  Reel sosyalizmin çözülmesi, uygulamalarını eleştirsin ya da desteklesin solun tamamında bir kırılma, gerileme yarattı. “Elveda Proletarya”diye estirilen yalan rüzgârlarının, piyasa güzellemelerinin peşinden, bayraklar derlenip toplanırken sınıfın içindeki sol kadroların bir kısmı geri çekildi, bir kısmı da piyasanın faziletlerinden yararlanmak üzere işçi tulumunu çıkarıp, esnaflığa meyletti. Böylece sendikal fikri ve örgütsel dinamizmi sağlamada önemli bir kayba uğradı. Buna ilerleyen yıllarda solun sınıf siyasetini bir kenara bırakmasının yarattığı boşluk da eklenince kadro kaybı iyice büyüdü.

Solun sınıfla yaşadığı uzaklaşmanın ikinci ayağı, sendikalardan tasfiyesiyle gerçekleşti. 1989 Bahar eylemlerini aşağıdan örgütleyen ve yarattığı devrimci dalgayı arkasına alan sol kadrolar,  geleneksel sendikaların önemli bir kısmında sendika yönetimlerine geldiler. Büyük iddialarla, ilan edilmiş programlarla sendika yönetimlerine gelen sol kadrolar kısa sürede gelinen yere uyum sağladılar, değişim ve dönüşüm iddiasına uygun bir profil sergileyemediler. Geleneksel sendikacılardan farklarını ortaya koyacak radikal hamleler yapamadılar. Buna niyetlenenler ise, tamamlama becerisi gösteremediler. İddia/söylem ile eylem arasındaki farkın açılması solun sendikalar içinde inandırıcılık problemi yaşamasına ve tasfiyesine yol açtı.

Tasfiye ve likidasyonla  sendikal alanda etkinliğini kaybeden solun bıraktığı boşluğu doldurabilen güç çıkmadı. Solun tasfiyesiyle sendikal hareket, ideolojik politik beslenme kaynağını kaybetti. Politik önermelerden, sendikal politikalara ilişkin önermelerden yoksun hale geldi. Sendikal demokrasi ve iç denetim konusunda diri tutulan hassasiyetler zayıfladı. Bu şartlar altında güdümlü, fikirsiz, sendikacılığı sadece sendikaların ekonomik imkanlarını kullanmaktan ibaret gören  sendikal anlayış, sendikalara iyice hakim hale geldi.  Onların yönetiminde  sendikalar,  misyon ve amaçlarından giderek uzaklaştı, adı var kendi yok hale geldi.

Elbette sendikaların içinde bulunduğu durum salt, solun sınıfın içinde etkinliğini kaybetmesiyle izah edilemez. Ama içinde bulunduğu koşulları değiştirme, dönüştürme fikri gücünden yoksun olması, değiştirme coşkusunu ve umudunu kaybetmesi, solun zayıflayan   etkisine bağlanabilir.  Bu açıdan bakıldığında sendikalarda değiştirici dönüştürücü dinamiklerin ortaya çıkması, sendikaların makûs talihini yenmesi,  nitel bir sıçrama yapması, hak arama örgütü olarak yeniden kendini bulması, solun sınıfın içinde yeniden politik güç haline gelmesiyle mümkündür. Bu bir örgütlenme meselesidir.  Solun kendini sınıfın içinde örgütlemesi sendikalarda radikal dönüşümleri gerçekleştirebilecek dinamiklerin ortaya çıkmasını sağlamanın ilk adımıdır. Yani sendikalarda nitel sıçramayı gerçekleştirecek dinamiklerin ortaya çıkması da bir örgütlenme sorunudur.

Bugün sendikaların işe yaramaz hale gelmesine duyulan öfke, fabrikalarda, işyerlerinde aşağıdan bir kaynamayı hissettiriyor. Bu kaynamayı karamsar, umutsuz bir öfke olmaktan çıkarıp bilinçli bir yönelim kazandırmak için solcular sadece dayanışma eylemleriyle gittikleri fabrikaların, işyerlerinin kapısına işçileri örgütlemek üzere gitmek zorunda.  Bu noktalarda geçmişte yaşanmış örnekleri, deneyleri hatırlamakta, incelemekte fayda var. Geçmişte sol soyut bir mücadele çağrısı yaparak, işçilerle buluşmadı. Emek harcayarak, zaman harcayarak, işçi mahallerine taşınarak, fabrikalarda işçi olarak girip çalışarak bunu sağladı. Örneğin bugün avukatlık yapan F.O. 70’li yıllarda hukuk fakültesi öğrencisiyken, işçileri örgütlemek üzere Demirdöküm  Fabrikası’nda meydancı olarak işe girdi, evini de Alibeyköy’e taşıdı. İşçiler arasında, sendikanın içinde kendi fikri ve idealleri doğrultusunda etkinlik sağlamaya çalıştı.  F.O. tek örnek değil elbette. Sendikal hareket içinde sol etkinlik, biraz da bu çalışma sayesinde sağlandı.  Gençliğin devrimci dinamizmiyle işçi sınıfının içinde bulunduğu koşulları değiştirme enerjisinin buluşması sendikaları güçlü, etkin hale getirdi. İşçi sınıfının siyasallaşması, siyasal bilinç edinmesi sınıfın mücadelesinde ne kadar rol oynadıysa, devrimcilerin, sosyalistlerin bu bilinçlenmeye yaptığı katkı da, o kadar önemli rol oynadı. Sendikaları ele geçirme vs. negatif örnekler yaşanmış olmasına rağmen, bu gerçeğin hakkını teslim etmek gerekir. Örnek uç gelebilir, ya da dönem kıyaslaması yapılabilir, buna itiraz etmem, ama koşulların kendi kendine değişmesi, kendiliğinden bazı gelişmelerin olması mümkün değil. Bu alanda devrimci bir özveri, inat, ısrar, girişkenlik gerekli. Sınıfa dışarıdan bilinç götürme vb. tartışmaların girdabına takılmadan, geçmişte yaşanan deneylerin olumlu noktalarını öne çıkararak, onları da aşacak bir pratiğe ihtiyaç var.

Ezcümle, sorun sendikalarda değil, sendikacılık anlayışında. Başka türlü bir sendikacılık anlayışını inşa etmeden sendikalarda değişim beklenemez. Bu inşa da ancak sol ile mümkün. Sınıfın örgütünü, mücadelesini, mücadele araçlarını güçlendirme amaç ve perspektifini taşıyan fikir demetini sahiplenen, bunu  işyerlerine götüren, tartışan, tartıştıran ve arkasına güç yığan sol kadrolar, devrimci militanlar, öncü işçiler olmadan, sendikalarda değiştirici dönüştürücü dinamik beklentisi hayalden öteye geçemez.  (RedPolitik Sayı: 1 Şubat 2015’de yayınlanmıştır)

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: sendika bürokrasisi / sendikalar /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.