imalat sanayi

İmalat Sanayi Çöküşte – Nazif Ekzen

Sol Defter- Haber - 19 Nisan 2015 - Teorik Tartışmalar / Türkiye

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Geçen elli yıllık ve daha uzun dönem Cumhuriyet iktisat tarihine baktığımızda bir tek benzer dönem var. 1956-1960 dönemi böylesi bir sürekli düşük büyüme dönemi olmuştu. Arkasından 1958 devalüasyonu geldi. Düşük büyüme dönemleri ya da yılları, Türkiye’nin uzun dönemdeki geleneksel büyüme hızı olan, yıllık ortalama %5-5,5 oranının altında kalan yıllar ve dönemler. Son dört yılda (2012-2014 arasında) 12 çeyrek döneme baktığımızda büyüme hızlarının hep %5 seviyesinin altında kaldığını ve giderek daha dip (%1,5-2,5) noktalara inme eğiliminde olduğunu görüyoruz. Türkiye, son dört yıldır süren ve kronikleşen bu “dar boğazdan” çıkamıyor. 2015 yılına ilişkin açıklanan makro tahminler ve yılın ilk çeyreğindeki aylarda, özellikle imalat sanayinde gördüğümüz gerileme bu dar boğazın devam edeceğinin somut göstergeleri. Şimdi geçen dört yıl ile karşılaştığında risklerin ve kaynak maliyetlerin yükseldiği ve daha da kıtlaşmış olan bir dış kaynak bulma dönemi yaşıyoruz.

Kamu Ekonominsin Yok Edilmesi-Kamusal Alanın Talanı: Sanayi Açık Tehdit Altında

1980’de Türkiye iktisat politikası tercihlerinde radikal değişikliklere giden ekonomi yönetimi, esas olarak kaynak tahsisinde Washington Uzlaşısının 1970’li yılların sonu 1980’li yılların başında dayattığı; neo-liberal yeniden yapılandırma modelini, sınırsız-sorumsuz piyasa modelini benimsediğinde, Türkiye’de kamu ekonomisinde oldukça geniş bir alanda dağılmış bulunan sektörleriyle; madencilik ve enerjide toplam üretimin çok büyük bir oranını, imalât sanayisinde ise sınai katma değerin yaklaşık %40,5’ini üreten, istihdamın %36’sını sağlayan bir KİT sistemi vardı.(KİT kısaltması ile 1984 yılında yapılmış olan; iktisadi devlet teşebbüsü + kamu iktisadi kuruluşu tanımlamasının toplamını esas alıyoruz). 1980-85 sonrasından başlayarak esas itibariyle “özelleştirmeye” konu edilen sermaye stoku bu alanda yer aldı. Kamuda imalat sanayinin tasfiyesi hızlandırıldı.

Sonra “yapısal reformlar” dönemine girdik. 1999 tarihli IMF Yapısal Reformları ile başlayan dönem içinde, özellikle Ecevit sonrası, AKP’nin son 12 yıllık iktidarında özelleştirme ve deregülasyonlar bütün kamu mal varlığına yayıldı. Bu süreç içindeki son otuz-beş yıllık (1980-2014) dönemin sonunda Türkiye de; “ Washington Uzlaşışsının dikte ettirdiği özelleştirme aracı kullanılarak” bütün kamu ekonomisi, emvali madencilik, enerji ve imalat sanayinde kamu ekonomisi yok edildi. Kamunun bütün mal varlığı talan edildi. Adeta “yağmalandı”, sadece kamu sermaye stokunun yok edilmesi ile kalınmadı. Türkiye’de örgütlü çalışma ve çalışma güvenliğinin kamu tarafından denetlenmesi ortamı “deregülasyonlarla” yok edildi.

1980 eylülist diktasından bu yana yönetime gelen “ farklı siyasi iktidarlara karşın” kesintisiz yaşanmakta olduğumuz neo-liberal köktenci “özelleştirmeci tek siyaset”, son dönemde artık maddi kayıpları ötesinde, yaşadığımız “işçi katliamlarının” da ana nedeni haline gelmiştir.

Bir zamanlar, 10 yıl belki biraz daha önce belki 15 yıl önce, dünyada “Sanayi Gücü” olan ilk 15 ülke arasında yer alıyordu Türkiye. 1990’lı yıllarda yaşanan tüm kaosa karşı Türk imalat sanayi dünyada ilk 15 ülke arasında yer aldı. 2000’li yılların başlarından bu güne Türk imalat sanayi sürekli güç ve uluslar arası alanda zemin kaybetti. Bugün artık sanayide ilk 15 arasında sayılmıyor.

Türk İmalat Sanayi Gücü Kaybettirildi

2012 yılı sonu itibarıyla yapılmış bir çalışma, Türkiye’nin yatırım ve sanayi gücünün nasıl yitirildiğini somut sonuçları ile göstermesi bakımından önemli. Onun da ötesinde önemli değişen dünyanın sanayi üretim gücünün, katma değer yaratma gücünün nasıl değiştiğini ve değişen güç dengesinin dünya ticaret hacmine nasıl yön değiştirdiğini ve değişim içinde Türkiye’nin üretim gücünü nasıl yitirdiğine ilişkin. Uluslararası alanda imalat sanayinde üretici ülkelerin sıralamasının nasıl değiştiğini göstermekte.

Çalışma McKinsey Institute ait, 2012 yılının sonunda yayınlandı. Geleceğin dünyasında imalat sanayine bakıyor. Önce, son 30 yılın bir değerlendirmesi var. “Manufacturing the Future: The Next Era of Global Growth and İnnovation” başlığının taşıyor. (meraklısına not:McKinsey Global İnstitute, Manufacturing the Future:The Next Era of Global Growth and İnnovatin”2012. www:mckinsey.com/mgi)

Öncelikle Türkiye açısından baktık. 1990-2010 döneminde, 2010 sonrasında Türkiye’nin nasıl uluslar arası imalat sanayi değerlendirmesinde gücünü kaybettiğini görüyoruz. İmalat sanayinde gücünüzü kaybedince, ihracat gücünüzü kaybediyorsunuz. Raporun tespitleri, uluslar arası alanda ihracat gücünün belirleyicisi imalat sanayi. Dünyada dış ticarete konu olan malların %70’ini imalat sanayinin üretimleri oluşturuyor. Bu üretim sürecinde varsanız, dünya ticaretinde varsınız.

Rapor çalışmasının içinde yer alan Dünya tabloları var. 1980-2010 döneminin, imalat sanayi üretiminde en büyük 15 ülkesini gösteriyor. 1980’li yıllarda Türkiye bu listede yok. 1990’lı yıllarda 13. sıradan listeye giriyor. 2000’li yıllarda 2 sıra geriliyor ve 15. sırada yer alıyor. 2010’lu yıllara geldiğimizde Türkiye artık 15 ülke grubunda değil. Liste dışı kalmış durumda. İmalat sanayi üreticisi olarak bu listedeki gücünü kaybettiğini görüyoruz. Türkiye yok ancak Endonezya ilk defa listeye giriyor.

İmalat sanayindeki gücünü kaybedince, ihracattaki gücünüzü de kaybediyorsunuz. 2015 sonrası yılları Türkiye’sine baktığımızda aynı bu tabloyu görüyoruz.

Yurt-içi tasarruf gücünde son on beş yıllık dönemde izlediğimiz hızlı gerileme yatırım gücüne ve imalat sanayinin gücüne doğrudan yansıyor. Bakıldığında son dönemde Türkiye de yatırım büyüklüğünde sıçramaların olduğu yılları görüyoruz. Ancak bu sıçramaları kaynağında sanayi yok, imalat sanayi yok. Yatırımların inşaata yığıldığının görüyoruz. Aydınlık Gazetesinde bu yatırım eğilimine sıkça vurgu yapmaya çalıştık. Türkiye’nin inşaatla ve İstanbul ile büyüme gibi “mümkün olamayacak” bir yola girdiğini söyledik. Türkiye özelleştirmeler ile kurulu sanayi kapasitesine kaybederken yerine yenilerini koymadı. Yatırım yapıyormuş gibi göründüğü alanlar inşaat ve hizmet alanları oldu.

Türkiye’nin sermaye sınıfı sanayiyi kolaylıkla terk etti. İnşaatçı oldu. Hemen çok yeni yayımlanan TUİK’in 2014 yılı GSYİH tablosuna baktığımızda sabit sermaye oluşumunda imalat sanayinin GSYİH içinde payının %20’nin altına indiğini görüyoruz

McKinsey raporu, dünyadaki değişimi de belgeliyor. Şimdi imalat sanayinde dünyada en büyük ilk 10 arasında, Çin, Brezilya, Hindistan ve Rusya yer alıyor. BRİCS ülkeleri ilk on grubunun büyükleri artık. Gücünü kaybedenler; İngiltere, Fransa Almanya ve Japonya. Bu veriler her şeyi ile çok öğretici. Dünyanın değişmekte olan yönünü gösteriyor. Yükselen yeni dünyayı gösteriyor. (MülkiyeHaber)

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: ekonomik kriz / imalat sanayi /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.