david cameron

Birleşik Krallık’ta Seçimler ve Düşündürdükleri – M. Görkem Doğan

Sol Defter- Haber - 9 Mayıs 2015 - Dünya / Dünya Solu / Teorik Tartışmalar

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

7 Mayıs Perşembe günü Birleşik Krallık halkı sandık başındaydı. Seçimlere katılan oluşumlar arasında memleket solcularını heyecanlandıracak bir PODEMOS, bir SYRIZA olsun yok. Benim gibi eski kafalıysanız Britanya adasında dikkatle takip edeceğiniz kitlesel bir sosyalist politik odak da bulamazsınız. İrlanda’nın ise hem kuzeyinde, hem de güneyinde böyle partiler vardır ama Sinn Fein Ulster’da aynı seçim çevrelerini zaten kazanır, belki en fazla Belfast’ın etrafında bir seçim çevresi el değiştirir (nitekim değiştirdi). Hiç de heyecanlı değil… Bununla birlikte her üç Britanyalının ikisinin sandık başına gittiği hiç de düşük sayılamayacak katılımla gerçekleşen Birleşik Krallık seçimlerinin bu sonuçları önümüzdeki dönem Avrupa siyaseti ve seçim sistemleri konularında bazı ilginç öngörülerde bulunmamıza olanak veriyor.

Muhafazakârların beklenmedik sayılan zaferi, yani tek başına iktidara gelecek sayıda koltuk kazanmış olmaları pek çok kişiyi şaşırtmış, Avrupacıları ise üzmüşe benziyor. Oyların neredeyse yüzde otuz yedisiyle meclisin neredeyse yüzde elli birini kazanmak kuşkusuz uygulanan hakkaniyetsiz seçim sisteminin bir sonucu, bu sonucun beklenmedik olması da söz konusu seçim sisteminden ötürü meclisteki sandalyelerin dağılımını tahmin etmenin zorluğundan kaynaklanıyor. Fakat bu konuya yani seçim sistemine son kısımda döneriz. Bununla birlikte 20. yüzyılın en başından beri ilk defa dönemini tamamlayan bir hükümet seçimde oyunu arttırıyor, her ne kadar bu artış yüzde birden az da olsa. Aslında, 1992’den beri partinin oyu yüzde 35 civarını pek aşmıyor, bununla birlikte, bu seçimde Muhafazakârlar oylarını korudukları için önemli bir seçim çevresi kaybetmedikleri gibi seçimin en büyük mağlubu eski koalisyon ortakları Liberal Demokratların kaybettiği pek çok yeri de kazandılar.

Muhafazakâr Partinin, John Major’dan çok daha az zeki Michael Hesseltine’dan çok daha az ilham veren (bunların kim olduğunu merak eden gençler wikipedia’ya başvurabilir) ama onlar gibi bir tek ulus Tory’si olan lideri David Cameron’un bu sonucu alabileceğine kendi partisinde dahi inanmayanların olduğuna eminim. Tabi burada tek ulus Tory’si ve iki ulus Tory’si ne demek açıklamak gerekiyor. İki ulus Tory’si terimi Thatcher’ın adıyla özdeşleşen neoliberal itikatları güçlü, müfrit piyasacı, eski paternalist muhafazakârlıkla dalga geçen bir kesimi ifade eder. Hizmet, finans ve bilişim sektörünün geçindirebildiği İngiltere’nin (Birleşik Krallık’ın değil) güney batı kısmında bu tür muhafazakârlığın seçmen kitlesi güçlüdür. Galler, İskoçya, Cornwall ve İngiltere’nin kuzeyinde ise pek bir karşılığı yoktur. Tek ulus Tory’leri ise Thatcher’ın sulu gözler diye adlandırdığı geleneksel değerlere bağlı paternalist muhafazakârlardır.

Cameron bir tek ulus Tory’si olarak Britanya’yı nasıl tek bir ulus olarak tutacak biraz tartışmalı gerçi. İskoçya’da İskoç Ulusal Partisi 59 seçim çevresinin 56’sını, İskoçya’daki oyların yarısını alarak kazandı. Bağımsızlık referandumunda AB’nin dışında kalırsınız kartını oynayarak kazanan Cameron seçim bildirgesine İngiliz milliyetçiliğini tatmin etmek için 2017’de bir AB referandumu düzenleyeceğini yazdı. AB üyeliğinden ayrılacak bir Birleşik Krallık’ın İskoçya ile nasıl birleşik kalacağı meçhul. İngiliz milliyetçiliği ve UKIP ise yükseliyor seçim sistemi bu partinin sadece 1 koltuk kazanmasına yol açsa da. Üstelik mecliste sadece 12 koltukluk bir çoğunluğu olan Cameron tıpkı John Major’un son dönemi gibi partisindeki radikallerin (bunların özellikle UKIP’ten ötürü daha gürültülü olacağı da düşünülürse) esiri olabilir. Major’ın dönemi genç Blair’in parlak seçim başarısıyla sonlanmıştı.

Blair demişken İşçi Partisi umduğunu bulamadı. Blair’in eski bir danışmanı İngiltere’de sol bir kampanyayla seçim kazanılamayacağını söylüyordu dün televizyonda. Sağdan bir kampanyayla da İskoçya’yı kazanamıyorsunuz. İkisinin ortasını yapmaya kalkınca da böyle oluyor. Bu seçimde İşçi Partisi oy oranını tekrar yüzde otuzun üstüne çekti. Bu yüzde 1.5 oranında zayıf bir toparlanma ama İskoç Ulusal Partisi’ne o kadar çok koltuk kaybettiler ki Westminster’da daha az parlamenterle temsil edilecekler. Üstelik ne Liberal Demokratların kaybettiği seçim çevrelerinde kazanabildiler ne de Muhafazakârlarla aralarında gidip gelen seçim çevrelerinde anlamlı bir kazanç elde ettiler. İngiltere ve Galler’deki kaleleri de ancak 650 koltuklu Westminster’da 232 parlamenter anlamına geldi. Partinin PASOK’laşmasından bahsedenler var. İskoçya’da var olmayan bir İşçi Partisi ancak bir büyük koalisyonun ortağı olarak ya da İskoç Ulusal Partisi ile birlikte hükümet olmayı hayal edebilir. Her iki durum da ortalama seçmenin onlara oy vermemesi için bir nedendir. Neoliberal dönem biterken kendisiyle birlikte bir reformist eski işçi partisini daha mezara sürüklüyor Avrupa’da. Bir diğeri için Fransa’daki seçimleri beklememiz gerekecek.

Seçimde yüzde 12.6 oy oranıyla üçüncü olsa da sadece bir milletvekili seçtirebilen Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi (UKIP) seçimin kazananı sayılmıyor. Bunun nedeni açık konuşmak gerekirse seçim sistemi. Yoksa bu seçimle UKIP ABD’deki Çay Partisi gibi Muhafazakârların aşırı sağ kanadı olmaktan çıkıp gerçek bir sağ popülist partiye dönüştü. Bu seçimde sadece AB karşıtı, Atlantikçi küçük müteşebbislerden değil, yerli (siz göçmen karşıtı yerlici söyleme tav olmuş diye okuyun) emekçilerden de oy almaya başladı. Kıta Avrupa’sında görmeye alıştığımız sağ-aşırı sağ popülist partilerden biri daha artık UKIP. Seçim nispi temsil sistemiyle olsa Muhafazakârlarla olası koalisyonlarından bahsediyor olacaktık.

Eskiden İşçi Partisi’ne oy veren kesimlerden bu seçimde oy almaya başladıklarını ve böylece oylarını arttırdıklarını birkaç somut örnek üzerinden anlatabiliriz. Cornwall’ın hemen kıyısında Devonshire’da Plymouth ya da Midlands’de Warwick, bunların her ikisi de kentsel alanlar, Thatcher sonrası Muhafazakâr Parti’nin esas bulunduğu alanın dışında bölgeler, seçimin sonucunun ortada olduğu düşünülüyordu, Muhafazakârlar kazandı. UKIP her ikisinde de üçüncü parti oldu oy oranlarına baktığınız zaman UKIP’in sadece muhafazakâr seçmenden oy almadığını açıkça görüyorsunuz. Liderleri Nigel Farage’ın adaylığını koyup seçimin merkezlerinden biri haline getirdiği Thanet South’da her iki müesses partinin eşit oranda oy kaybettiğini net bir biçimde görüyorsunuz. Farage sadece 2800 oyla seçimi kaybetti. Galler’de geçen seçimde yüzde 2 olan UKIP oy oranı bu seçimde yüzde 14’e çıktı. Bölgesel oy oranı aynı kalan Muhafazakârlar böylece bir asırdan uzun süredir İşçi Partisi’nin elinde olan Gower’ı 27 oy farkla da olsa kazandı. Muhafazakârların seçimdeki tek büyük yenilgisinin yaşandığı Wirral West’de eski bakan Esther McVey’i İşçi Partisi devirdi. Oranlara baktığınızda UKIP’in burada İşçi Partisi tabanından oy alamadığını görüyorsunuz.

Tabi İşçi Partisi esas kaybı İskoç Ulusal Partisi’ne (SNP) karşı yaşadı. Oy oranları Birleşik Krallık genelinde yüzde beşin altında, seçimlerde 8 koltuk kazanan Liberal Demokratlardan da az, ama 56 parlamenterle meclisteki en büyük üçüncü grup oldular. İskoçya’yı süpürdüler ülkelerinde her iki oydan birini aldılar, bağımsızlık referandumunda başka siyasal güçlerin de desteklediği kampanya bunu becerememişti. SNP’ye oy kayışı inanılmaz boyutlarda, seçime katılım oranı da bir coşkuyu yansıtıyor. Angus gibi geleneksel kaleleri olan kırsal bölgelerin yanına (ki bunlar AB’den çıkış tehdidiyle referandumda birlikçi tutum takınmışlardı) referandumda bağımsızlık yönünde oy veren eskiden İşçi Partisi’nin kalesi olan kentsel alanları da eklediler. Görülen o ki buralarda önemli miktarda genç oyu da aldılar. Sonuçta kemer sıkma politikalarına açıkça karşı çıkıyorlardı.

Kimi soldan analizler referandumdan gelen momentuma dayalı bu coşkuya, işçi sınıfı ve genç oyuna bakarak SNP’nin başarısından, doğru bir sosyalist stratejiye dair çıkarımlarda bulunmaya çalışıyorlar. Ben bunun imkânına dair şüpheliyim. SNP kuşkusuz sola kayan bir parti, referandum başarısızlığından sonra görevi bırakan tarihsel önderi Alex Salmond gelenekselci bir İskoç ulusalcısıydı, yeni lider Nicola Sturgeon partinin var olan halini daha iyi yansıtan bir sosyal liberal. Karşımızdaki teknokratik ve oligarşik Whitehall Caddesi elitine karşı halkçı bir sandık isyanı, buna şüphe yok. Lakin bundan Avrupa’da başka yerde de var, hatta daha iyisi açıkça solcusu var. Bu, son tahlilde sol popülist siyasal organizasyonların, doğrudan Laclau’ya referansla konuşanlarının dahi, bize ne anlattığından ne öğrettiğinden emin değilim (eski sosyal demokrat partilerin yolunun yol olmadığını zaten biliyoruz) ve popülizm UKIP’te, Front National’de ve en iyi Cinque Stelle’de görüldüğü gibi zapt edilmesi zor bir hayvan. Blaircilerin haklı olduğunu iddia edecek değilim fakat onlar yüzde bir biz yüzde doksan dokuzuz öyleyse yes we can (ya da İspanyolcasını mı tercih edersiniz) stratejisi sermaye sınıfının teçhizatına karşı söylem düzeyinin ötesinde herhangi bir başarı kazanmış değil. Zaten seçim sonuçlarını görünce Londra belediye başkanı Boris Johnson, başka bir tek ulus Tory’si, İskoçya’ya mali konularda tam bağımsızlık verelim deyiverdi (SNP gerçek dünyayla yüzleşsin bakalım anlamında). Ama bu işaret ettiğim başka bir tartışma.

Seçim sistemine gelecek olursak, sonuçların oransızlığından ötürü bugünlerde Britanya medyası seçim reformu meselesine sıkça değinir. Daha önce de çok oransız sonuçlar oldu sonraki seçimde aynı şey tekrarlanmayınca reform lafı rafa kaldırıldı. O durumda yapılan son referandumda (İskoç referandumu değil) reform önerisi seçmen tarafından reddedildi. Fakat iki seçim üst üste aynı adaletsizlik yaşanırsa kamuoyu bu konuyu kolayca unutmaz. Muhafazakârların yüzde 35’i ancak aşma hali devam ederse ve İşçi Partisi’nin Pasok’laşması durumunda reform kaçınılmaz olacaktır. Çoğunlukçu sistem sürdürülemez. Bu konuda kanaatimi çok açık bir biçimde söyleyeceğim. Bir parti oyların 0.6’sıyla üç milletvekili bir başkası 12.6’sıyla 1 milletvekili çıkarıyorsa, barajlı bile olsa nispi temsile dayalı bir sistem çoğunlukçu bir seçim sistemine evladır derim. Bunu barajı kaldırırız ama dar bölge getiririz diyen AKP’li aklı evveller için söylüyorum. Nispi temsil iyidir, barajı kaldırın yeter.

http://baslangicdergi.org/birlesik-krallikta-secimler-ve-dusundurdukleri/

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: İngiltere Seçimleri /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.