celik iscileri can safak

Can Şafak’tan yeni bir çalışma: Ereğli 1965-1980 Çelik İşçileri

Zafer Aydın - 6 Haziran 2015 - İşçi Gündemi / Teorik Tartışmalar / Türkiye Solu

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Can Şafak; Haydarpaşa Sendikası,  1971 Cam Grevleri ve Büyük Grev’den  sonra Çelik İşçileri kitabıyla emek tarihine ilişkin monografiler serisine yeni bir halka daha ekledi. İnatçı, sabırlı, özenli bir çalışma ile işçi sınıfı tarihinden bir kesiti daha gün ışığına kavuşturdu, ilgililerle buluşmasını sağladı. Sosyal Tarih Yayınları’ndan çıkan kitabında Can Şafak, 1965’den 1980’e kadar  Karadeniz’in şirin bölgesi Ereğli’de kurulu Ereğli Demir ve  Çelik Fabrikaları (Erdemir)’nda  içinde solun, devletin, sendikaların ve sermayenin yer aldığı uzun metrajlı bir filmde yaşananları  kare kare göz önüne seriyor. Hiçbir ayrıntıyı atlamadan, hiçbir detayı gözden kaçırmadan 15 yıllık bir zaman dilimi içinde  Erdemir’de  ne yaşanmışsa tekmili birden tanıklıklar ve belgeler eşliğinde  “Çelik İşçileri” kitabında yer alıyor.

Erdemir,  Ereğli’nin, hatta çevre köy ve kasabalarla geniş bir bölgenin can suyu olan, kentin ekonomik ve sosyal hayatında önemli yere sahip bir fabrika. Bu fabrikada 1965’den 1980’e kadar yaşanan sendikal örgütlenme ve hak arama mücadelesinde başat kavramsa “Sendikal rekabet.”  Fakat Erdemir’de yaşananları sadece sendikal rekabet kavramıyla açıklamak ya da burada olup biteni sadece “İşçileri kim temsil edecek?”, “Toplu sözleşmeyi kim imzalayacak?” kavgası olarak anlamak doğru olmaz. Sıradan bir yetki mücadelesi  gibi gözüken sorunun  arka planında sosyal ve siyasal süreçlere yön verme, emeği kontrol altına alma, DİSK’i biçimlendirme, sendikal hareket içinde politik güçlerin etki alanını arttırma ya da tersinden daraltma  çabaları var.  Bütün bunlarla  birlikte kitaptaki  en dikkat çekici nokta sendika/siyaset ilişkileri. Can Şafak, kitabında 70’li yılların ikinci yarısından itibaren  hızlanarak gündeme oturan sendika/siyaset ilişkilerinde yaşanan kapışmalara, sorunlara, çelişkilere Erdemir üzerinden bir ayna tutuyor.  Kitapta yer alan bilgilerle  Can Şafak, sendika/siyaset ilişkilerine ve iç dinamiklerin şekillenmesinde dış etkenlerin varlığına ilişkin önemli bir tartışmanın kapısını da aralamış oluyor.  İlgi duyanlar için yeni tartışma başlıkları sunuyor.

Film metaforundan gidecek olursak; Ereğli’de film devasa bir demir çelik fabrikasının kurulma kararıyla  başlar. Kent dışından binlerce emekçi  fabrikanın inşaatında çalışmak üzere Ereğli’ye gelir. Erdemir özelinde ilk sendikal örgütlenme de inşaat işçileri arasında gelişir. “Açlar yürüyüşü” ile bilinen  efsane  sendikacı Fukara Tahir’in (Öztürk), yine sınıf hareketinin önemli simalarından  İsmet Demir’in önderliğinde gelişen Yapı-İş  Federasyonu, Erdemir’in inşasında çalışan işçiler arasında örgütlenir. Üniversite kantinlerinden işçi örgütlenmesine koşan devrimci gençlerin bir kısmı da bu örgütlenmede görev alır. Erdemir, 1964’te deneme üretimine başladığında dönemin pek çok fabrikasında olduğu gibi  burada da fabrikanın inşaatında çalışan işçiler işe başlarlar. İnşaat işçileri  sanayi işçisi kimliği kazanır.  Bu işçiler Erdemir’de Maden-İş örgütlenmesinin de taşıyıcı kolonları haline dönüşürler. Yapı-İş’te yetişmiş kadroların da desteğiyle Maden-İş, 1964 yılında  4 bin 200 işçinin çalıştığı fabrikada 4000 civarında üye yaparak, yetki alır ve sözleşme imzalar.  Ancak bu sözleşmenin yarattığı memnuniyetsizlik işyerinde Türk-İş üyesi  Metal-İş Federasyonu’nun örgütlenmesini doğurur. Yapı-İş örgütlenmesinden gelen bazı isimler de bu örgütlenmede sorumluluk üstlenirler.  Bu noktadan itibaren bir tarafta  Maden-İş ,diğer tarafta  önce Metal-İş’in ,ardından da Demir-İş’in, Çelik-İş’in ve   Devrimci Maden-İş’in yer aldığı  sendikal rekabet başlar.  İşyerinde uygulanan hakiki grevler de, “şike grev” de, grevlerin sonuçları da bu rekabetin yol açtığı çekişme ve kırılmaların etkisi altında şekillenir. 1980’de 12 Eylül darbesi ile sendikal faaliyetler durduruluncaya kadar da  Erdemir’de sendikal mücadele, rekabet gölgesi altında devam eder.

Erdemir’in tarihinde 15 yıllık döneme rengini veren sendikal rekabet, özellikle son yıllar itibariyle  siyasal rekabet meselesinden bağımsız ele alınamaz. Erdemir’de sendikalar arasında yetki çekişmesinin yaşandığı yıllar hem emek hareketinin sıçradığı, hem içinde devrimci fikir ve örgütlenmelerin sınıfın içinde geliştiği, olgunlaştığı, hem de  solun memleket sathında yükseldiği dönemdi. Bu dönemin karakteristik özelliklerinden biri de sol içi rekabetti. Sol içi rekabet, sendikal alanda hem rekabete can veren hem de buradan beslenen bir işlev görüyordu. Türkiye Komünist Partisi (TKP)’nin  özellikle Maden-İş içinde ağırlığının artması, bunun Maden-İş’in yönetimde olduğu dönemde DİSK’e yansıması solun diğer kesimlerinde rahatsızlığa yol açıyordu. TKP’li sendikal kadroların, “sendikaları ele geçirme” yaklaşımı da karşıda geniş bir  sol cephenin oluşmasına neden oluyordu. Erdemir’de   Maden-İş’in en sert rekabet yaşadığı  Devrimci Maden-İş’in kuruluşunda böyle bir etki söz konusu. Can Şafak, kitabında Maden-İş’e karşı CHP Merkezi tarafından kurdurulan, kimi sol/sosyalist örgütlenmelerce sahiplenilen,  Abdullah Baştürk başkanlığındaki DİSK Yönetimi tarafından da el altından desteklenen Devrimci Maden-İş’in kuruluşunu yazılı kaynaklara  ve tanık ifadelerine dayanarak detaylı bir biçimde aktarıyor. Böylece kulaktan kulağa yayılan, bir nevi söylenti muamelesi gören konuya açıklık getiriyor. Can Şafak, sadece bu konuya açıklık getirmekle kalmıyor, rekabet, gerilim, çatışma ekseninde ve sınıfın içinde solun temellerinin zayıflamasında önemli bir etkene de  işaret ediyor.

Kitap, odağında sendikal örgütlenmenin yer aldığı bir faaliyetin, bir kentin hayatında nasıl bir değişim ve dönüşüme yol açtığını da gayet güzel aktarıyor. Daha çok sağ partilere oy vermiş, sağcı/muhafazakar bir kent kimliğindeki Ereğli artan sendikal mücadeleyle paralel olarak sola yöneliyor, solculaşıyor. Bölgede yayınlanan Sömürücüye Yumruk ve İşçi  Davası gibi sol tandanslı gazeteler de bu alanda önemli bir işlevi yerine getiriyor.  Bu yanıyla Ereğli’deki politikleşme dikkat çekici bir boyuta ulaşıyor.  Sosyal, siyasal mücadelenin ve bilinçlenmenin  gelişmesi karşısında egemenlerin cephesinden önleyici tedbir olarak devreye sokulan 12 Mart da  Ereğli’yi hedefe koyuyor. Erdemir’de  teknik bir arıza nedeniyle Ayşe adlı fırının patlaması da onlara aradığı fırsatı veriyor. Fabrika yöneticilerinin teknik bir arıza olduğunu açıklamasına rağmen Sıkıyönetim Komutanı Faik Türün’ün zorlamasıyla  aralarında  avukat, gazeteci,işçi ve sendikacıların da  bulunduğu bölgenin  solcuları, sabotaj suçlamasıyla tutuklanarak yargılanıyor.  Kitapta tanıklıklar eşliğinde imal edilmiş bir suçun  eşliğinde hücumbotlarla Ereğli sahillerine  çıkarma yapan devlet aklının güzel bir resmi de  yer alıyor.

Çelik İşçileri kitabında anlatılan, işçi sınıfı tarihinde bir birikimin, önemli bir deneyimin serüveni. Bu serüvenin kitaplaşması  sadece dünde yaşananların kayıt altına alınması, ya da bir anımsama ve anımsatma çabası olarak görülemez. Günümüze dair sorulan sorulara cevap oluşturma niyeti ve amacını da taşır. Bugün işçi sınıfı hareketi dün bulunduğu noktadan daha ileri bir aşamada bulunmadığı için işçi sınıfının tarihinde yer alan her deneyim daha bir önem kazanıyor; geriye dönüp bakmayı, üzerinde tartışmayı  daha da gerekli kılıyor. Çan Şafak, Çelik İşçileri kitabıyla bu gerekliliğe önemli bir katkı yaptı. Bu değerli çalışma dünü anlayarak, bugünün seçeneklerini yaratmak isteyenlerin bunun için emek ve çaba harcayanların dikkatinden kaçmasın.Birgün Kitap

Ereğli 1965-1980

Çelik İşçileri

Can Şafak

Sosyal Tarih Yayınları

511 sayfa

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Ereğli Çelik İşçileri /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.