hdp secim beyannamesi

Zafer ve iki HDP

- 9 Haziran 2015 - Teorik Tartışmalar / Türkiye / Türkiye Solu

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Zafer…

Kendini açıkça solda tanımlayan, radikal bir ulusal kurtuluş hareketinin kışkırttığı büyük bir sosyal hareketin birikimine yaslanan, çok farklı toplumsal hareket ve direnişle sokakta dirsek temasında olan bir partinin, yani HDP’nin 6 milyon oy alması, hepimiz için (sonuçlarını daha tam kestiremediğimiz) muazzam bir zaferdir.

Bu hiç kuşkusuz solun, emekçi ve ezilenlerin, başta Kürtler olmak üzere bütün ezilen halkların bir zaferidir; HDP’li olsa da olmasa da bu yolda omuz omuza yürüyen hepimizin zaferi…

HDP’nin başarısı, siyasal güç ilişkilerinde emekçi ve ezilenler lehine ciddi bir kırılma anlamına geliyor. HDP mevcut siyasi güç dengelerini istikrarsızlaştırarak sola doğru bir siyasallaşmayı kışkırtmış oldu. Bu siyasallaşma ve barajın aşılmasının yarattığı özgüven,  önümüzdeki dönemin toplumsal mücadele ve direnişleri açısından devasa bir moral ve maddi güç anlamına geliyor.

Mesele sadece seçim sonuçlarıyla da alakalı değil. HDP’nin başarısının ardında Kürt özgürlük hareketinin otuz yılda inşa ettiği siyasallaşma ve AKP’nin şahsında cisimleşen neoliberal otoriterizme karşı verilen ve Gezi direnişiyle niteliksel bir sıçrama yaşayan mücadelelerin yarattığı birikim var. Bu birikimi göz ardı eden, seçim başarısının ardında bu mücadelelerin yarattığı dip akıntısının tesirini es geçen bir siyasal tartışma, ister istemez parlamentarizmin ufkuyla sınırlı kalacaktır.

Meclis aritmetiğinde gündeme gelen değişim kadar kritik bir faktör, toplumsal güç dengelerinde ağır aksak yaşanmakta olan değişim, oldukça çelişkili ve kesintili biçimlerle de olsa açığa çıkan siyasallaşma dinamikleridir. Dipten gelen, birden bire uç verip hızla geri çekilip kalıcılaşamayan amorf bir siyasallaşma dalgasıyla karşı karşıyayız. İşçi sınıfındaki “içgüdüsel” hareketlenme bundan, artık çevik olmadan dozerlerin kentsel yağmaya girişemez hale gelmesi bundan, kadın cinayetlerine karşı kısa zaman önce yaşanan muazzam patlama bundan…

Eldeki sonuçlar, seçim öncesinde belki “erken” ama açık işaretlerini gördüğümüz yönetememe krizinin iyiden iyiye derinleşmesi anlamına geliyor. Gerileyen ve rıza devşirmekte ciddi zaaflar gösteren ama hâlâ belli oranda“popüler” bir AKP, tek partili“güçlü” hükümet devrinin son buluyor oluşu ve giderek kendi içinde saflaşan bir hâkim sınıf, daha istikrarsız ve “sert” bir siyasal atmosfer anlamına gelecek. Önümüzdeki günlerde hepimizin tanık olacağı saray entrikaları, bu müstakbel temsil krizinin giriş sahnesinden başka bir şey olmayacak.

Neoliberal otoriterizmin “aşırılıkçı” ya da “şefçi” versiyonuyla daha “mutedil” ya da “güler yüzlü” versiyonu arasında yaşanacak bir kapışmaya doğru gidiyoruz. Kimi zaman açık, çoğu zamansa örtülü olacak bir büyük güç mücadelesi olacak bu. Sarayın dağıttığı imtiyazlar temelli daha kuralsız, açıkça otoriter bir neoliberal kapitalizm ile normlar (hukukun üstünlüğü) ve kuvvetler ayrılığını şiar edinmiş daha “regüle” bir neoliberal kapitalizm versiyonu arasındaki kapışma…

Hâkim sınıf ve devlet personeli arasında muhtemelen giderek daha sertleşecek bu saflaşmanın yaratacağı sonuçlar elbet hepimizin kaderi üzerinde etkili olacak. Muktedirler arası kapışma, toplumsal mücadelelerin manevra kabiliyetini artıracak,radikal sosyal ve siyasal taleplerin daha fazla duyulur olmasını sağlayacak çatlaklara gebe. Dolayısıyla bu kapışmaya bigâne kalmak akıl kârı değil.

Ancak bir hususa şimdiden dikkat etmek elzem. Hâkim sınıfın küçümsenmemesi gereken bir bölümü, HDP’nin açığa çıkardığı muazzam radikal birikimi kendi siyasal projesi açısından işlevli kılmaya çalışıyor, çalışacaktır. HDP’nin ana akım medyada, liberal-muhafazakâr kalem erbabı ve “kamuoyu oluşturucusu” tarafından onca iltifata mazhar kılınıyor olması hiç de tesadüf değildir.

HDP bir “normalleşme” girişiminin, neoliberal otoriterizmin “aşırılıkçı” versiyonunun tasfiye ya da hiç değilse kontrol altına alınması çabasının bir aracı kılınmaya çalışılabilir. Kapitalist devletin göreli özerkliğini mutlaklaştırma, “yürütmeyi” sermaye devletinin normatif sınırları dışına taşırma yolunda zamanımıza has bir “Bonapartist” figür olarak Erdoğan’ı zapturapt alma, yani bir tür “normalleşme” yolunda HDP’ye vazife biçenlerin sayısı daha şimdiden çok. Televizyon kanallarında dün geceden itibaren boy gösteren türlü türlü liberal şahsiyetin yaptığı yorum ve değerlendirmelerin satır aralarında açıkça görülen bir eğilim bu.

İltifat marifete tabiidir derler. HDP’ye “normalleşme” taraftarlarınca biçilen marifet de müesses nizam harici bir siyasal güç olarak siyasal güç ilişkilerini ezilenler lehine kırılganlaştırması değil, tersine “merkeze yolculuk etmesi”, yani bir tür olağanlaşmanın, televizyon ekranlarında şimdiden sıkça duymaya başladığımız tabirle “restorasyonun” destekleyici güçlerinden olması.

HDP’nin o devasa radikal potansiyellerini çarçur etmesi anlamına gelecek bu önerinin sahiplerinin yanılgısı, HDP’yi mümkün kılan büyük mücadele ve direniş geleneğinin derinliğini kavrayamıyor oluşu. HDP’yi karizmatik liderliğe, medyatik seçim kampanyasına ve “emanet oylara” indirgeyen bu yaklaşım, bu partinin gerisindeki toplumsal dinamikleri, kökleşmesi ve gelişmesini sağlayan mücadeleleri görmüyor, görmek istemiyor. Gezi isyanının, Kobane serhıldanının toplumsal güç dengelerinde yarattığı tektonik kaymayı kavrayamıyor, kavramaktan kaçınıyor. Toplumun geniş kesimlerinde şimdilik kırılgan ve çelişkili bir siyasallaşmayı tetikleyen, HDP’ye kayışı mümkün kılan bu büyük alt üst oluşları, bu dip akıntısını göremedikleri, küçümsedikleri için de yanılıyorlar.

Onların HDP’si ile barajı yıkmak için bazen canı pahasına seferber olup birbirine dayanışmayla kenetlenen “bizlerin” HDP’si arasında dağlar kadar fark var. O farkı kimseye unutturmamaksa hepimizin boynunun borcu…

Bize düşen, yukarıda bahsi geçen ve HDP’nin büyük başarısının ardında yatan bu kolektif ama amorf siyasallaşmanın uç verebileceği, çoğalacağı, görünür hale geleceği birleşik zeminleri inşaya soyunmak. HDP’nin muazzam zaferinin en büyük dersi, birlik ve dayanışmanın bizlere nasıl bir güç verdiği. Bu dayanışmayı sandıkta olduğu kadar şimdi de “sokakta”, toplumsal mücadelelerin tozu dumanı arasında daha da büyütmek.

Unutmayalım: AKP ve Erdoğan bir seçim yenilgisi alsa da 13 yıllık tek başına iktidar olmanın yarattığı mevzileri ellerinde bulundurmaya devam ediyor. AKP şahsında cisimleşen otoriter-neoliberal düzenin siyasi direnci ve şiddetini alt edecek bir mücadele sokakta, yani işyerlerinde, sınıflarda, müştereklerimizin savunusunda, meydanlarda olacak, olmalı.

Neticede kazandık. Neoliberal otoriterizmin “şefçi” versiyonuna hep beraber okkalı bir şamar vurduk. Kazanabileceğimizi gördük. Şimdi önemli olan bu…

http://fotibenlisoy.tumblr.com/post/121088982509/zafer-ve-iki-hdp

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: 7 Haziran Seçim Sonuçları / HDP /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.