ford-otosan tensikat

‘Sendikalar Sendika Olma İşlevini Yitirdiler’

Zafer Aydın - 11 Haziran 2015 - İşçi Gündemi / Teorik Tartışmalar / Türkiye / Türkiye Solu

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Kristal-İş Sendikası eski eğitim uzmanı, araştırmacı/yazar Zafer Aydın ile sendikal hareketin sorunlarını ve sorunların nasıl aşılabileceğini konuştuk. Zafer Aydın, devlet ve sermaye ideolojik bağımlılığı sınıfsal sorumluluğun önüne koyan sarı/güdümlü sendikacılığın metal direnişi ile aldığı darbenin mücadeleci bir sendikal sürece nasıl evrilebileceğine, aynı iş yerinde beyaz yakalılar ile mavi yakalıların mücadelesi nasıl ortaklaştırılacağına dair görüşlerini bizlerle paylaştı. Aydın ile arkadaşımız Mahmut Yılmaz görüştü.

-Kayseri, Bilecik, Yozgat, Antep ve ardından Bursa’da başlayıp İzmit, Eskişehir, Ankara, Bolu, Sakarya, Adana, İzmir’e vb yayılan sendikasız/sendikaya rağmen işçi eylemleri/direnişlerine şahit olduk. Sendikal hareket ile “kendiliğinden” sınıf hareketleri arasındaki makas neden bu kadar açıldı?

zafer_aydinBurada en temel problem sendikaların sendika olma işlevini yitirmiş olmalarıdır. Bir emek örgütü, iş yerlerinde üyesi var, o üyelerinden aidat alıyor, aidat karşılığında sözleşme imzalanıyor. Ancak tüm faaliyeti buna indirgenmiş durumda. Emeğin sorunlarını dert edinmiyor, emeğin haklarına saldırılar karşısında direniş sergilemiyorlar. Bir sosyal muhalefet odağı olarak ortaya çıkıp emekçiler için taleplerde bulunmuyorlar. Emekten ve sendikal anlayıştan o kadar uzaklaşıyorlar ki; Hak-İş Başkanı çıkıp “Asgari ücret taleplerinin ayakları yere basmalı”diyebiliyor. İnsanca yaşam için asgari ücretin artırılması için mücadele etmesi gerekenler bir konfederasyonun başkanı bunu telaffuz edebiliyor.

-Hak-iş Genel Başkanı Mahmut Aslan Patronlara sorunların çözümünde empatik anlayış göstermeli, demişti. Boydak Holding CEO’su Memduh Boydak,  “endüstriyel barışın sürekliliği için içtenlikle çaba harcayan HAK-İŞ’e teşekkür ederim” açıklaması yapmıştı. Boydak işçisinin eylemleri daha hafızalarımızda canlı…

Devlete ve sermayeye ideolojik bağımlılığı sınıfsal sorumluluğun daha önünde görüyorlar.  O yüzden işçinin hakkını savunmak yerine  patronun hele bu patronla aynı dünya görüşüne sahiplerse  onun görüşlerinin, çıkarlarının sözcülüğünü yapıyorlar. Türk-İş’te de durum çok farklı sayılmaz. Türk-İş’e bağlı sendikaların bir kısmı ise siyasal iktidar güdümü altında Bir kısmının ise yaşadıkları çürüme, yolsuzluk, yozlaşma nedeniyle haklarında açılan davalar var. Bu davaların muhtemel sonuçlarından kaçmak için hükümet karşısında boyunları kıldan ince.  İktidarın  elinde rehin durumundalar.

-Devlet ve sermaye, sendikal bürokrasinin açıklarını koz olarak dosyalıyor…

Bu sır değil, sağır sultan bile duydu, biliyor. Devlet ve sermayenin rehin sendikacıların, güdümlü sendikacıların koltuklarında kalması için çaba harcadığını da herkes biliyor.  Dolayısıyla sınıf örgütü kimliğinden sendikalar uzaklaştıkça, işçilere yabancılaştıkça, emeği, eylemi, grevi, hak mücadelesini unuttukça işçilerde aşağıda bir öfke birikiyor. İşçi, “Bizim aidatlarımızla Mercedes’e biniyor, günlerini gün ediyorlar” diyor. Sonuçta bu tarz sendikalara yönelik bir tepkinin, öfkenin olması anlamlıdır. Ancak bu tepkilerin daha da anlam kazanabilmesi için bu eylemlerin bir yönelimin, stratejisinin, bilgi ve bilincin olması gerekir. Stratejiden ve bilinçten  yoksun olduğu için bu eylemler sendikasızlığa övgü eylemleri gibi yansıyor.

-Sendikal hareket yeni sermaye birikim rejiminin yarattığı güvencesizlik, taşeronlaştırma, esnek çalışma/istihdam biçimlerine dair neden etkin politikalar üretemiyor?

Aslında 1990’lardan başlayarak sendikal harekette, iktisadi politikalarda, istihdamın yapısında teknolojide ortaya çıkan değişime dair sendikal hareketin neler yapması gerektiğine ilişkin çokça tartışma oldu. Bilgiler, metinler ortaya çıktı, yaklaşımlar üretildi. Bir arşiv çalışmasıyla aslında epeyce tartışma yürütüldüğünü görürüz. Sendikal hareket bu zeminlerde oluşan fikirleri, önerileri taşıyacak kadrolardan yoksun olduğu için hayata geçirme becerisini ortaya koyamadı. Durum belli, bir iş yeri hukuksal ve mekânsal olarak parçalanmış durumda; bütün parçalarında birlikte örgütleneceksiniz. Nasıl örgütlenilecek? konusunda elbette bir çok sıkıntı var; yasalar, işverenin gücü, sermayenin sendikalar konusundaki stratejileri vs karşımızda devasa bir güç var. Bu güç yenilmez değil, yeter ki doğru yerde doğru adımlar atılabilsin ama bu adımları örgütleyecek kadrolardan yoksun sendikal hareket. Çünkü sendikal faaliyet fikir ve ideal işidir.  Ne var ki, sendikal hareketin kadrolarının çoğu için mücadele, fikir ve ideal olmaktan çıkmış durumdadır. Esas mesele sınıfın bu fikirlerle buluşacağı, hak mücadelesi zeminlerini genişleteceği politik mücadele zeminlerinin ortaya çıkarılmasıdır. Sendikal hareket kendisini yenileyemiyor, değiştiremiyorsa bunun bir nedeni de sınıfın içerisinde politik dinamiklerin yoksunluğundandır. Fikirler var, ama o fikirleri hayata geçirecek irade yok. Yani yemeğin nasıl yapılacağını herkes biliyor ama yemek yapmak için kolları sıvayıp mutfağa girmek gerekiyor.

-Türkiye’de yıllardır sendikal hareketin krizinden ve işçi sınıfının kompozisyonundaki değişimden bahsediliyor. Metal direnişinde de bariz görülebilecek ve hayatında ilk defa bir direnişe katılan, fiili bir greve katılan genç işçi kitlesi var. Bu işçilerin siyasallaşma ve kültürlenme süreçleri de son 10-15 yılda şekillendi. Ekonomik yapıdaki değişim ve işgücünün vasıf yapılanması sendikal hareketin tarihsel olarak güçlü bağlara sahip olduğu ve geleneksel üye kitlesinin oluşturduğu işgücü grubunun değiştirdiğini, bu değişimin sendikalaşma eğilimini zayıflattığı söyleniyor. Bu konudaki düşünceleriniz nedir?

İşçi sınıfının ağırlıklı olarak vasıfsız olduğu, seri üretimin yapıldığı, binlerce işçinin aynı mekânsal bütünlük içinde bulunduğu, insanların daha çok aynı mahallelerde yaşadığı, sosyolojik olarak aralarında başka ilişkilerin de bulunduğu zaman ve zeminde sendikal örgütlenmelerin işi görece çok daha kolaydı. Sendika bir iş yerinde örgütlenmek istediğinde bunun ilişki ve olanakları farklı biçimlerde yaratılabiliyordu. 3-4 saatte fabrikanın bir ucundan girip yüzlerce üye yapmak mümkün olabiliyordu. Koşullar şimdi çok daha farklı: Daha çok ikna süreçlerine ihtiyaç var. İşyerinde ilişki kurmak yeterli olmuyor, yaşam alanlarında onunla ilişki kurmak gerekiyor. Beğenilerini, yaklaşımlarını, dilini, düşünüş biçimlerini dönüştürecek kültürel/siyasal etki yaratmak lazım. Bütün bunları dert eden bir sendikal anlayışın olması gerekiyor.

-İşyerlerinin dışında dayanışma pratikleri ve yeni bir toplumsallık inşası gerekiyor…

Kesinlikle. Sınıf hareketinde bir değişim ve dönüşüm için, sendikalara alternatif olarak görülmeyecek, sendikal örgütlenmeyi güçlendirecek başka örgütlenmelere, ilişkilere ihtiyaç var. Bölgelerde İşçi Dayanışma Dernekleri kurulabilir, bunlar hem sendikal örgütlenmeye zemin yaratabilir, hem de sosyal ve kültürel faaliyetler yürütülebilir. Pekiştirici örgütlenmeleri gündeme almak gerekiyor. Ekonomik/demokratik mücadele aracı olarak sendikaların dışında da bir alan açılabilir, takviye edilebilir. Geçmişte sendikal hareketin içinde yer alan kadrolar, devrimci gençler mahallelere gidiyordu. İşçinin üyesi olduğu hemşehri derneğinde onu buluyordu. Futbol maçında vb ilgi alanlarında yakalıyordu. Bu meseleleri dert edinen bir solun olmaması da bu meselelerin aşılmasını güçleştiriyor.

-Üretici sendikaları, birlikleri var. Solun tarihinde kooperatif geleneği de var. Sermayeden bağımsız yeni bir dayanışma ve toplumsal inşası faaliyetleri düşünülebilir.

Mücadeleyi tahkim edecek, süreklilik kazandıracak örgütlenmeler olması gerekiyor. Şuan sadece sendikaya üye olmak tek başına yeterli olmuyor.

– Sendikal yapıyı gerileten faktörler olarak yeni kapitalizm, neoliberal politikalar, istihdam ilişkilerinin yapısal değişimi, sermayenin sendikal hak gaspları, toplumsal yapıdaki değişimler-mülksüzleşme, proleterleşme, göç vb- tespit edilebilir. Bu tespitlere sendikaların yapısı açısından neler eklersiniz?

Metal grevinin ortaya serdiği iki durum var: Birincisi Türkiye’de sendikal özgürlüklerin olmamasıdır. Tek bir sendikal model ve anlayış dayatılmış durumdadır. İşkolu, işyeri barajlarına dayanan model varlığını devam ettiriyor. Uluslar arası hukuk ve sendikal normlar açısından işçilere farklı sendikalarda örgütlenme, farklı tipte sendikalarda örgütlenme özgürlüğünün tanınması lazım. İşyeri sendikasının yasal olarak önü kesilmiş durumdadır. Türk Metal Sendikası’na büyük bir öfke var, ama mesela işyerlerinde işçiler “Ben kendi sendikamı kurmak istiyorum” derse kuramıyor. Çünkü toplu iş sözleşmesi yapabilmesi için iş kolu barajını aşmak zorundalar. Anti demokratik bir sendikalar yasası var. İkinci boyutu ise sendikal demokrasinin olmamasıdır.Türkiye’de iyi kötü temsili demokrasi en fazla sendikalarda işlerdi. 10 yıl öncesine kadar çoğu sendika temsilcisini seçimle iş başına getirirdi, kongresini toplamak için delege seçimleri yapardı. Delege seçimleri ise yargı denetiminde değildi. Türk Metal ve muadili sendikalarda gerçek bir delege seçimi yapılmazdı, kâğıt üstünde halledilirdi. Fabrikalarda kendilerine yakın, kendilerine oy verecek olanları seçilmiş gibi gösterilirdi. Onlarla şube genel kurulu toplanır, oradan da merkez delegesi seçilir, merkez delegeler de merkez yönetimi seçerdi.Sağlık-İş Sendikası Genel Başkanı Mustafa Başoğlu, Türk Metal Sendikası’nın eski genel başkanı Mustafa Özbek, BASİSEN’de Metin Tiryakioğlu vb birçok örnekte 30-40 yıl sendika başkanı olarak  bu sayede devam etmiştir.  Bu insanların neredeyse ömür boyu  sendika başkanı olarak durmalarının arkasında böyle bir süreç, düzen vardır. Seçildikten sonra sendikanın bütün olanaklarını bir sonraki seçimde yeniden seçilmek için seferber ederler. Şube birleştirme, şube kapatma/açma vb operasyonlar da yaparak iktidarlarını korurlar. İş öyle bir noktaya geldi ki; demokratik temayüllere uygun davranan sendikalarda dahi temsilci seçimleri yapılmıyor. “Ekibimle çalışmak istiyorum”, bahanesiyle kendi bildiği insanları atıyor. Atama ile seçim arasında şöyle bir fark var: İşçi sandık kurulup gidip oy verdiğinde, kendi oy verdiği insan seçilmese bile seçilen temsilciye “Bizim temsilcimiz” diyor. çünkü meşru ve demokratik bir süreç işletiliyor. Atanmış bir temsilciye asla “Bizim temsilcimiz” demiyor. “Sendikanın temsilcisi”, diyor. Bu bir yabancılaşma ortaya çıkıyor. İşçilerin kendilerini doğrudan ya da dolaylı etkileyen kararlarda/süreçlerde söz hakkının olması gerekir. TİS işçilere danışılması gerekir. Eskiden işçilerle belirli periyotlarda genel üye toplantılarının yapılması, temsilciler meclisleri, genişletilmiş temsilciler meclisleri, başkanlar kurulları yapılırdı ve kararlar iyi ya da kötü dar bir ekibin/elitin belirlemediği işçinin de çeşitli düzeylerde katıldığı, sözünü söylediği süreçler sonunda alınırdı.Şimdi bunu yapan sendika sayısı çok azaldı. Öyle ki işçilerin Ford’da, Renault’ta, Arçelik’te Türk Metal Sendikası’nın yaptığı sözleşmeden haberi bile yok. Gelinen aşamada sendika içi  demokraside  temsili demokrasi de tıkandığı, yetersiz kaldığı bir noktadayız. Bu saatten sonra taban demokrasisinden, doğrudan demokrasiden başka bir seçenek yoktur. İşçi sendikal yapının her kademesinde seçimlere doğrudan katılabilir ve genel merkez yöneticileri dâhil kendisi seçebilir. Bunun önünde hukuki bir engel de yoktur. Seçim kampanyası ilan edilir, adaylar çıkar, sandıklar işyerlerine kurulur Genel Başkan da dâhil işçiler doğrudan seçer. Yasal bir zorunluluk halinde de genel kurulda da onaylanır. Bunun için işçinin doğrudan söz söyleyebileceği katılım kanallarını açmak gerekir.Sendikal demokrasi açısından katılım ve seçimden sonra da en önemli nokta da açıklık/şeffaflıktır ve denetlenebilirliktir. Sendikanın yaptığı bütün harcamaların belgeleri ile yayınlanması gerekir. Belge ve bilgilerin kolay ve rahat ulaşılabilecek bir hale sokulması gerekir. İnternet bunun için etkin kullanılabilir.

Metal işçisi sendikal demokrasi açısından aslında yol gösterdi, deneyim ortaya koydu. Sendikal hareket içinde o kadar çok Türk Metal özentisi var ki… Ben çok duydum “Helal olsun Türk Metal’e biz onlar gibi yapamıyoruz” serzenişlerini. Türk Metal’e imrenen, özenen sendikacılar var. Ağzının açanın kafasına vurarak kolay yönetmek istiyorlar, hatta patrona liste verip işten işçi attırarak… İşçiyi baskılayarak “rahat ve kolay” yönetme arzusundalar. 12 Eylül’ün  zihniyeti, şuan ki siyasal iktidarın zihniyeti ve sendikal bürokrasinin zihniyeti rahat ve kolay yönetme tercihiyle buluştu. Türk Metal bunun cisimleşmiş halidir. Ama bu manzara az çok hepsi için geçerlidir.

-Sendikasız işçilerin üyelik deneyimine dair araştırmalar sendikaya üye olmama nedenleri olarak, işveren baskısı, diğer arkadaşlarının sendikaya üye olmaması, sendikaya güvensizlik vb gruplanıyor. Sarı sendika ve sınıf ve kitle sendikası ayrımı genç ve güvencesiz işçilerde nasıl belirgin hale getirilecek?

Sınıf ve kitle sendikacılığının anlatılması, bu anlayışın işçilere ulaştırılması konusunda sıkıntılar var. Metal direnişi açısından ele alırsak Birleşik Metal İş Sendikası açısından da böyle bir durum söz konusudur. Benzetmek gerekirse, “Seni başkan yaptırtmayacağız” gibi taşıyıcı, vurucu, akılda kalıcı ve güven vericibir argümana ihtiyaç var.  Burası senin sendikan, evin, burada birlikte karar alacağız yöneteceğiz, birlikte mücadele edeceğiz, söz ve karar sahibi olacaksın gibi bir güvencenin bir biçimde sınıfa iletilmesi verilmesi lazımdır.

Metal işkolunda sarı-güdümlü sendikalarla mücadeleci sendikalar arasında kavga hep oldu. Metal işkolunda işverenler her zaman sarı ve güdümlü sendika tercih etmiştir, karşısında işçi kendi sendikasını fiili eylemlerle, işyeri işgalleriyle getirmiştir. Hem işverenin bileğini bükerek hem de sarı sendikaya karşı mücadele ederek işvereni kendi sendikasının karşısına oturtmuştur. 1968’deKavel’de1969’daSinger’de  Demir Döküm’deSungurlar’da1970’lerdeNetaş’da işçi fiili gücünü devreye sokarak, işyerlerini işgal ederek sarı sendikaları kovup kendi sendikasının işyerine girişini sağladı. Eyleme çıkan işçiler sarı sendikayı istemiyoruz ama şu sendikayla devam edeceğiz diyorlardı. Şu anda ise metal işçilerinin eylemi böyle bir seçenekle yürümüyor. O nedenle de bir belirsizlik taşıyor. Direniş alternatifini yaratarak ortaya çıkmış olsaydı Türkiye’de sendikal harekette ciddi sonuçlara yol açabilirdi, her şeye rağmen de açtı. En azından sarı sendikalara duyulan güvensizliği, yoz/çürümüş sendikaların bir sorun olduğunu gösterdi. Ancak metal işçilerinin, kararsızlığını, güvensizliğini giderecek adımlara ihtiyaç var. Burada Birleşik Metal İş Sendikası’nın daha atak, etkin, güven verici bir görünüm çizmesi gerekiyor. Şu anda nesnel olarak demokratik, mücadeleci bir sendikal hareket için bütün koşullar var. Burada eksik olan bu sendikal anlayışı propaganda edecek, büyütecek kadro ve sendikal yapılardır. Birleşik Metal İş Sendikası’nın böyle bir rol oynaması lazım. Adeta bir laboratuar kurup göstermesi, kendi sendikal işleyiş ve anlayışını görünür kılması gerekiyor.

-Hak-İş’e geçişler daha yoğun… İSDEMİR’in 2002 yılında özelleştirilmesinin ardından Çelik-İş, geçerli olan 11 aylık sözleşmenin iptaline göz yummuş ve tepki çekmişti. KARDEMİR ve Feniş Alüminyum’da da benzer durumlar yaşanmıştı.

Çelik-İş, Türk Metal Sendikası ile aynı kefeye konamaz ama kumaş aynıdır. Metal işçileri bunu da göz önünde bulundurmalı. İşçiler, devlet, sermaye, sarı sendika düzeninin duvarından bir tuğla çektiler. Tuğla çekilmiş duvar çabuk yıkılır. İşveren, MESS duvara yama yapmaya çalışacaktır. Başkalarının da gidip o duvara bir tekme atması gerekir. Türk Metal Sendikası seçim sözleri verdi, işleyişimizi, tüzüğümüzü değiştireceğiz, genel kurulumuzu önceye alacağız vs demeye başladı ama süreç onlar için kolay kolay geriye döndürülemez.

-Metal sektöründe fiili mücadele deneyimlerini örneklediniz. Bursa’da da işçiler sadece fabrikaya kapanmak yerine dışarıda da direnişi sürdürdüler. Dışarıda ve içeride aynı anda sürdürülen direniş ana akım medyaya yansımasa bile direnişin etkililiğini çok artırdı. Başta aileler olmak üzere dayanışma için de olanak yarattılar. Sınıf kendi eyleminden çok hızlı öğreniyor.

Evet, böyle hoş bir sonucu da oldu. Fabrika içine kapanarak bir eylemin başarılı olma şansı giderek azaldı. Bu direniş örneğin sosyal medyayı çok etkili kullandı. Sosyal medya adeta sesi soluğu oldu. Bu ikili direniş, yani hem fabrikanın içinde hem de dışında olmak etkili bir yöntem, Bu direniş gücünü iki ayrı siper kazarak çoğalttı. Artık cin şişeden çıktı. Eylem yapan, hakları için mücadele  eden işçilerin psikolojisi de değişti. İşveren artık eli sopalı fabrikanın içinde dolaşamaz, eskiden aldığı kadar kolayca işçiyi zapt-u rapt altına alamaz. Direnişin dolaylı böyle sonuçları da oldu. İşçi için en önemli bilinç dönüşüm alanı eylem ve grevdir. Orada öğrendikleri ile hayata bakışı değişiyor. Metal işçileri de  hem sosyal hem de siyasal bilinçleri açısında bu süreçten farklılaşarak çıkacaktır. Bunun çok örneği  var,  direnişten önce MHP’li bir işçinin daha sonra sol bir partiden belediye başkanı adayı olması gibi. Ya da imamken sendika genel başkanı ve komünist olması, komünist partiye  üye olması gibi.

-Bir başka noktaya değinmek gerekiyor: Direnişler boyunca beyaz yakalılar fabrikadaydı. Beyaz yakalılarla kısmi olarak üretime devam etmek isteyen işyerlerinde yaralanmalara yol açan kazalar yaşandı. Aynı işyerinde beyaz yakalılar ile mavi yakalıların mücadelesi nasıl ortaklaştırılacak? Farklı sendikalar yoluyla mı TİS süreçleriyle mi?

İşyerinde farklı, birden çok sendika yerine tek bir sendikada örgütlenmenin daha doğru olacağını düşünüyorum. Eğer talepler ortaklaştırılabilirse, talepler beyaz yakalı mavi yakalı ayrımını dikkate alan bir yerden oluşturulabilirse tek çatı altında mücadelenin daha etkili daha sonuç alıcı olacağı kanaatindeyim. Beyaz yakalıların kendi sendikasını, mavi yakalıların kendi sendikasını kurup mücadele etmesi yerine tek sendika içinde ama işçilerin işyerinde üstlendikleri rolün farklılıklarını da gözeten, taleplerini ona göre belirleyen bir mücadele perspektifi ve TİS süreci bana daha doğru geliyor.

-Beyaz yakalıların işçi sendikalarına üye olmalarının önü açık mı?

Beyaz yakalıların işçi sendikalarına üye olmalarının önünde hiçbir engel yok. Renault’taki mühendislerde, teknik elemanlar da oradaki örgütlü sendikaya üye olabilirler. Engelleyici faktör sendikaların toplu sözleşmeye koydukları kapsam dışı maddesidir. Sendikalar vasıfsız işgücünün yoğun olduğu dönemde onların örgütü olarak vasıflı işgücü ile aralarına mesafe koymuşlardı. Kapsam maddesi ile de sözleşmeden yararlanacaklar tarifleniyordu. Diğerleri sözleşmenin dışında bırakılıyordu. Şuanda kapsam dışı maddesi işverenler tarafından sendikaların gücünü daraltıcı nitelikte kullanılıyor. TİSK’e üye işyerlerinde kapsam dışı oranı neredeyse yüzde 10’lardan yüzde 25’lere çıktı.

Ayrı sendika olduğu zaman direniş ve hak mücadelesinin TİS sürecinin, grev süreçlerinin uyumlulaştırılmasında da zorluklar yaşanacaktır. Cam grevinde yaşandı: Kapsam dışı personelle üretim yapmaya, mal yüklemeye, grevi kırmaya  çalıştılar.  Beyaz yakalılar da sendika üyesi olsa hak elde etmenin de  yolu daha da açılacak, mücadelede kullanılacak yöntemlerin de etkisi artacaktır

-Eklemek istedikleriniz…

Sınıf hareketlenince sol heyecanlanıyor ama solun heyecanının fabrikalara taşınması lazım DİSK’in örgütlenmesine geçmişte solun katkısı üzerinde durularak yeni ilişki biçimleri kurulmalıdır. Ama bu ilişki amele perverlikten öteye geçmelidir.

direnemek.org

Zafer Aydın Kimdir?

Zafer Aydın sendikacı, eğitimci, siyasetçi, yazar. TBKP, SBP, BSP ve ÖDP’de çeşitli kademelerde görev yaptı. 3 yıl kadar Yaşam Radyo’da “İş başı” adlı bir programı hazırlayıp sundu. Kristal-İş Sendikası’nda eğitim uzmanı olarak çalıştı. Yayınlanmış kitapları: Geleceğe Yazılmış Mektup 1968 Derby İşgali (Sosyal Tarih Yayınları, 2012, “Kanunsuz” Bir Grevin Öyküsü Kavel 1963 (Sosyal Tarih Yayınları, 2010), Forum mu Yapsak Yoksa Devrim mi (Versus, 2008), Sollamalar (Aykırı Yayınları, 2006) Ayrıca Aziz Çelik ile birlikte, Paşabahçe 1966, Gelenek Yaratan Grev (TÜSTAV, 2006), Küreselleşme ve Sendikal Hareket (Kristal-İş, 1997) ve Temel Sendikal Bilgiler (Kristal-İş, 2006) kitaplarının da yazarıdır.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: işçi sınıfı / sendikalar /

Comments

  1. murat diyor ki:

    Sn. Aydın,
    cevap verirseniz memnun olurum…ilke ve hedefimiz ” işçi iktidarıdır” diyen bir sol sendikanın akp’li bir belediyeyle sosyal projeye imza atması ne kadar doğrudur ?

    saygılar

murat için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.