hdpye-saldiri-istanbul-18052015

HDP’nin “topuğu”, yani zayıf noktası ne?

- 23 Haziran 2015 - Güncel Politika / Teorik Tartışmalar / Türkiye Solu

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Rivayet odur ki Aşil daha bebekken kâhinler onun genç yaşta öleceğini bildirirler. Dehşete kapılan annesi Thetis, bu kaderi önlemek için oğlunu, efsaneye göre suları insanı yaralanamaz, zarar göremez kılan Stiks nehrine daldırır. Ancak Thetis, bebeği suda boğulmasın diye onu topuğundan tutup suya batırıp çıkarttığından Aşil’in topuğu, Stiks sularının bahşettiği o büyüyle yıkanmamış olur.

Aşil büyür, bilindiği gibi, savaş meydanlarını titreten büyük bir savaşçı, hemen herkesin hem çekinip hem hayran olduğu bir komutan olur. Meşhur Truva Savaşı’nda yer alır ve o savaşta zafere giderken, kimsenin beklemediği bir biçimde, Truva kralının oğlu Paris tarafından zehirli bir okla öldürülür. Paris’in oku, Aşil’in topuğuna, Stiks nehrinin sularına değmemiş o topuğa isabet etmiştir.

Modern zamanlarda malum, “Aşil’in topuğu”,  görünüşteki güce ve sarsılmazlığa karşın düşüşe, belki de yok oluşa götürecek ölümcül bir zaafa işaret etmek için kullanılan bir metafor halini alır.

HDP ve “organik parti”

Mitolojiyi bir yana bırakıp bizim “kahramanımıza”, son seçimde altı milyon oy alıp 12 Eylül’ün barajını yerle yeksan eden HDP’ye gelelim. HDP’nin yıkandığı Stiks nehri nerededir bilinmez ama bu en güçlü göründüğü anda onun en ciddi zaafına, yani düşmanlarının zehirli oklarına maruz kalması muhtemel “topuğuna” dair birkaç şey söylemekte yarar var.

Organik bir parti haline hiç değilse henüz gelememiş olması, yani toplumsal mücadeleler alanlarına birleşik bir müdahalede bulunmayan bir parti oluşu, HDP’nin esas itibariyle seçimlerde ve seçimler aracılığıyla (sonra da mecliste) siyaset eden bir parti olması anlamını taşıyor. Yani HDP’nin koalisyon senaryolarına dair bir stratejisi muhtemelen var ama mesela kamu emekçileri hareketinin yeniden inşasına dair bir stratejik perspektifi yok.

Hasılı HDP’nin sınıf siyasetine, gençlik alanına ya da başka mücadele alanlarına dönük ayırdedici bir müdahale şekli ve araçları yok. Haksızlık olmasın diye şöyle düzeltelim: Kürt Özgürlük Hareketinin ya da “bileşenlerin” böyle araç ve mekanizmaları var ama bir bütün olarak HDP’nin yok. Dolayısıyla tüm bileşenler bu alanlarda esas itibariyle (tabir caizse) kendi bildiklerini okuyor. Bu boşluğu potansiyel olarak doldurmaya aday HDK’nin ise şimdilik de olsa beklenen etki ve cazibeyi yaratamadığı ortada.

Bu durum, HDP’nin sosyal mücadele ve direnişler içerisinde kökleşmeye dönük sistemli bir faaliyetle kendisini inşa edecek mekanizmaları olmadığı anlamına geliyor. “Organik” bir parti haline gelemeyince, yani mücadele alanlarına ilişkin bütünlüklü bir faaliyetin olmadığı koşullardaysa her siyasal dönemeç krizlere yol açmaya aday.

Meclis grubunun bağımsızlaşması

Aslında kurumları, organları, kadroları ve kitle seferberliği mekanizmalarıyla gerçek partinin BDP (şimdi DBP) olduğunu, HDP’nin özellikle Kürdistan coğrafyasındaki bu siyasal makinenin üzerine bina edildiğini tekrar hatırlamakta yarar var. HDP hâlâ ve esas olarak bir “çatı” partisi görünümü vermeye devam ediyor.

Bu anlamda, HDP’nin yakalamış olduğu başarıyla mesela yakın zamana kadar (batıda) işleyen ilçe teşkilatlarının sayısı, çeşitli mücadele alanlarına ilişkin bütünlüklü ve birleşik müdahale kapasitesi, (yine batıda mevcut) kadroları arasında ciddi bir asimetri var. Bu asimetrinin önümüzdeki dönemde ciddi sıkıntılara yol açacağı kestiriminde bulunmak için Aşil’in genç yaşta öleceği kehanetinde bulunan kâhinlerden olmaya gerek yok.

HDP’nin önümüzdeki istikrarsız ve gelgitli siyasal süreçte sermayeden ana akım medyaya, bir dizi düzen içi aktörün basıncıyla karşılaşacağı, daha şimdiden karşılaşmakta olduğu açık. Yakın dönemde partinin özellikle meclis grubunun çeşitli kurumsal aktörlerin kuşatmasıyla karşı karşıya kalacağını tahmin etmek de mümkün.

Böylesi bir kuşatmaysa ancak meclis grubunun manevra kabiliyetini toplumsal mücadele ve direnişler lehine daraltarak aşmak mümkün. Sol bir siyasal parti meclise girdiği andan itibaren meclis grubunun partiden bağımsız bir siyasal karar mercii haline gelme riskiyle karşı karşıya kalır. Meclis grubu (hele hele 80 kişilikse) parti organlarından bağımsızlaşma, onları kendine (ve dolayısıyla ister istemez burjuva parlamenter düzenin kısıtlarına) tabii kılma eğilimine girer. Bu eğilim ya yüksek derecede bütünleşmiş ve kurumsallaşmış parti organlarının direnci ya da sokak muhalefetinin etkili müdahaleleriyle bütünüyle bertaraf edilemese de kontrol altına alınabilir.

HDP’nin “denge ve frenleri”

İşte bizim Aşil’in topuğu, HDP’nin gerek böyle bir iç kurumsallaşma-örgütlenme düzeyine ulaşamamış olması gerekse toplumsal muhalefete (arada gerçekleşen eylemler dışında) dair birleşik müdahale mekanizmalarına sahip olmaması. Bu durum, siyasetin yapıldığı esas mercii haline gelecek meclis grubunu, düzen içi basınçlara karşı görece savunmasız bırakmaya aday. Böyle “denge ve fren” mekanizmaların yokluğu, meclis grubunun heterojenliği de düşünüldüğünde, milletvekillerinin kendilerini partiden bağımsız hissederek kendi kişisel ya da kesimsel çıkarları gereği davranmalarının yol açabileceği krizlere de kapı aralıyor.

KCK’nin ve/veya DBP’nin bilhassa Kürt coğrafyasındaki örgütlü gücünün, toplumsal seferberlik mekanizmalarının böylesi riskleri azaltabilecek “denge ve fren” mekanizması rolü oynayacağı elbette şimdiden söylenebilir. Ancak batıda böyle mekanizmaların yokluğunda bu rol hep sınırlı olacak, “Türkiyelileşen” partinin ihtiyacı olan kapsama erişemeyecektir.

“Kahramanımızın” barajı aşmasının yarattığı siyasal olanakları önemseyenler, bir köşede oturup onun düşmanın oklarına hedef olmasını bekleyecek değil elbette. Bugün HDP’li olsun ya da olmasın bu kritik seçim eşiğinin aşılmasında rolü olanların hızla ele alması gereken husus, bilhassa batıda HDP’ye oy vermiş yüz binlerin sokakta seferber olmalarını sağlayacak mecraları yaratmak olmalı. Ancak böylesi mecralar, yani milletvekillerini kendisine hesap verir kılacak güçlü toplumsal hareketlerin müdahaleleri aracılığıyla HDP’nin yarattığı umutların düzen içi siyasetin labirentinde berhava olması önlenebilir. HDP’ye oy verenlerin “yüksek siyasetin” ve bitmek bilmeyen koalisyon senaryolarının izleyicisi konumuna düşmelerine, siyasal hayatın meclis iç tüzüğünün maddeleriyle sınırlanmasına müsaade etmemeliyiz.

Parlamenter güç dengelerinde belki de ilk defa bu kadar lehimize bir durum ortaya çıkmıştır. Bu yeni durum, sağ-sol liberal kanaat önderlerinin “sağduyusuna” ve “normalleşme-restorasyon” heveslerine terkedilemeyecek kadar ciddi potansiyelleri önümüze koymaktadır. Seçmenleri basitçe oy veren olmaktan çıkartıp siyaseten aktif kılacak, siyasetin ağırlık merkezini parlamento koridorlarından “sokağa” doğru bükecek özerk, birleşik muhalefet zeminlerinin inşa edilmesinde 10dan Sonra bağımsız seçim inisiyatifi gibi girişimlerin deney ve birikimi pekâlâ yol gösterici olabilir.

Hasılı “koalisyon totoyla”, “Gezi koalisyonu” tipi Zihni Sinir projeleriyle vakit geçirecek lüksümüz yok. “Topuğumuza” sıkmak için şimdiden fırsat kolluyorlar.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: 7 Haziran Seçim Sonuçları / HDP /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.