syriza

Yunanistan: Tek ülkede “radikal demokrasi” sınavı

Seyfi Adalı - 3 Temmuz 2015 - Dünya Solu / Güncel Politika / Teorik Tartışmalar

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Yunanistan’da son altı aydır yaşanan siyasal süreç, AB emperyalizminin çirkin yüzünün bütün gaddarlığı ve sömürücülüğüyle görülmesine fırsat verdi. SYRİZA, Yunanistan’a dayatılan ekonomik despotizmin ve iç siyasetin krizinden doğdu. Kitleler uluslararası finans sermayesinin kıskacında hergün daha çok yoksullaşırken, SYRİZA’nın çektiği rest, yoksul kitleler ve işçi sınıfı arasında başka bir alternatifin mümkün olduğuna işaret ediyordu.

İşçi ve yoksulların geleneksel burjuva partilerini reddetip SYRİZA’ya yönelişinin Avrupa başta olmak üzere dünya genelinde alt sınıflarda ve sosyalist solda yarattığı umut, emperyalizmin yol açtığı devasa dış borçlar, özel sermayenin finans borçları ve çöken kamu hizmetlerinin tersine çevirecek bir hükümete duyulan ihtiyaca işaret etmiş oldu. Dış borçlarımızı ödemeyeceğiz, sözünün kendisi bile devrimci sosyalist bildiri metinlerinden çıkarak hükümet katında ifade edilen, bir ihtimale dönüştü.

Kapitalist Avrupa’nın deneyimli sözcüleri, SYRİZA’ya yaramaz çocuk muamelesi çektiler ve adım adım “ya bizimle bu düzeni sürdürürsün ya da çekip gidersin” dediler. SYRİZA ise, seçim öncesindeki söylemini adım adım yumuşatarak AB emperyalizminin özellikle de IMF ve Almanya’nın dayatmalarına boyun eğdi. IMF, AB ve finans sermayesinin sözcüleri bu geri adımları sonuna kadar götürmekte kararlı davrandı ve 5 Temmuz Referandumu’na kadar iş dayandı.

SYRİZA’nın emperyalizme karşı ileri sürdüğü politikalar, bir alternatif olmaktan çok, en iyimser ifadeyle “çarpışarak geri çekilme” diye ifade edilebilir.

Referandumdan hayır çıkması halinde bundan, kitlelerin SYRİZA’ya desteğinin sürdüğü ve geri adım atmadığı sonucu çıkar (gönlümüzün Hayır’dan yana). Bunun ekonomik ve siyasal karşılığı yani bu tepkinin devrimci bir harekete dönüşme ihtimali ise, SYRİZA’nın önderlik kapasitesini aşacaktır. Ancak toplumun memnuniyetsizliğini ifade eder. SYRİZA’nın örgütlü bir sınıf hareketine dayanmaksızın kazandığı seçim zaferinin daha sert gerçeklerle karşılaşmasına tanık olacağız, demektir.

Referandumdan evet çıkacak olursa, yani kitleler de SYRİZA gibi geri adım atarsa, bu ilk elde AB emperyalizminin zaferi olarak okunacak. Ancak oy veren yoksul kitleler açısından ise, bunda şaşılacak bir yan olmayacak. Herkes gibi Yunan emekçileri ulusal sınırlar içindeki çözümlerin çıkmaz olduğunu seziyorlar.

SYRİZA seçim zaferiyle ve hükümet olarak başaramayacağı, başarmasına izin verilmeyecek taleplerle işe girişti. Sözcüklerle ifade ettiği siyasal hedefler için devrimci bir partiye ihtiyaç olduğu gerçeğini bilerek atladı ya emperyalizmi ikna edebileceğini varsaydı ya da mecbur bırakacağını düşünmüş olmalı. Oysa Helen uygarlığının çıktığı topraklar, sermaye için artık para etmiyor…

SYRİZA gerçeği bize radikal demokratik bir programın tek ülkede gerçekleşme ihtimalinin zorluklarını ortaya koyuyor.

Alternatif olarak geriye Yunan Komünist Partisi kalıyor. Bu parti devrimci ve komünist sözcüklerinin anlamını öylesine milliyetçi ve sekter bir biçimde boşaltmış bulunuyor ki, Yunan işçi sınıfına devrimci ve komünist bir alternatiften söz etmek Komünist Partisi’ni çağrıştırdığı oranda, kitleler için inandırıcı ve peşinden gidilebilecek bir devrimci alternatiften söz etmek adeta imkansızlaşıyor.

Bir kez daha radikal demokrasi (yeni sosyal demokrasi) ile Stalinizmin yoksullar ve işçi sınıfının moralini bozuyor ve kitlelerin devrimci bir yön bulmalarına yardım etmedikleri gibi, önüne engel olarak çıkıyor.

Devrimci Marksizm ise, çok zayıf ve dağınık.

Ancak durum umutsuz değil: Çünkü emperyalist kapitalist sistem radikal demokratik talepleri karşılayamayacak kadar sıkışmış durumda. Devrimci alternatiflerin hayat bulması içinse, SYRİZA tipi deneyimlerin hızla yaşanmasını ve ardından gereken sonuçları çıkartarak daha ileri hamlelerin örgütlenmesi için yeni olanakların ortaya çıkmasını bekleyeceğiz.

Tüm koşullarda mücadeleci Yunan işçi sınıfı ve yoksullarıyla dayanışmamızı ifade edeceğiz. Referandumdaki kararları ne olursa olsun esas ihtiyacımız olan şeyin kapitalizmin yıkılması olduğunu tekrarlamak istiyoruz. Bu yüzden, işçi sınıfı hareketini “protestocu ve parlamentocu” bir çizgiden çıkartıp devrimci bir çizgiye taşıyacak genç kadın ve erkek devrimci sosyalistlere ihtiyaç var.

Kısmi, radikal en küçük talebin bile, devrimci bir yolla elde edilmesinden başka seçeneğin olmadığı bir çağdayız. Yüzyılın başında sosyalizmin tek ülkede mümkün olup olmadığını tartışıyorduk; şu günlerde ise radikal demokrasinin tek ülkede mümkün olup olmadığına tanıklık ediyoruz.

Ya sosyalizm ya barbarlık!

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: radikal demokrasi / sosyal demokrasi / Stalinizm / SYRİZA /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.