diktatöt

Tarihte bireyin rolü – Dr. Murat Özveri

Sol Defter- Haber - 26 Ağustos 2015 - Türkiye / Türkiye Solu

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Yaşamının önemli bir bölümünde sürgündü.

Her zaman tarihin akışını tanrının özel olarak seçtiği büyük kişiliklerin belirlediğine inandı.

Kendisinin de tanrı tarafından görevlendirilen, tarihin akışını değiştirecek büyük kişiliklerden birisi olduğuna inanıyordu.

Politik mücadelesinde kitlelere asla hayır demedi. Kendisini sınıflar üstü ve düzenin koruyucusu olarak gösterdi. Orta sınıfa ve çiftçilere “düzen” ve “refah”, yoksullara “yardım” sözü verdi. Aralık 1848’de 7.5 milyon seçmenden 5.5 milyonunun oyunu alarak cumhurbaşkanı seçildi.

İktidara gelince orduda ve yönetimde bütün kilit noktalara kendi adamlarını yerleştirdi. Ulusal Meclisten çok kendisine sadık kişilerden oluşan bir hükümet atadı. Anayasa, dört yılını tamamlayan bir cumhurbaşkanının yeniden seçilmesini önlüyordu. Darbe yaptı. Yasama Meclisini dağıttı. Yarattığı fiili duruma hukuki çerçeve çizmek için yeni bir anayasa yapıp referanduma sundu.

Yarattığı fiili duruma uygun hukuki çerçeve çizmek için hazırlattığı anayasa referandumda kabul edilince, monarşiyi yeniden kurdu.Yeni bir referandum daha yapıp, kendisini III. Napolyon adıyla imparator ilan ettirdi.

***

On üç yaşındayken, tüberkülozdan babasını kaybetmiş bir öksüzdü. Okulunu maddi zorluklar nedeniyle bırakmak zorunda kaldı. İnşaat işçiliği yaptı.

Yirmi bir yaşında parasızlıktan evsizler yurduna yerleşmek zorunda kaldı.

Birinci Dünya Savaşı’na gönüllü olarak katıldı. Onbaşı rütbesiyle asker oldu. Gösterdiği başarılarla o güne değin onbaşı rütbesinde hiç kimsenin alamadığı ordu nişanlarını aldı.

Savaş sonrası üyeliğe kabul edildiği Alman İşçi Partisinin propaganda işlerini üstlendi. Kısa sürede partinin lideri olmayı başardı. Partinin lideri olunca partinin adını Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi olarak değiştirdi. 1929 dünya ekonomikrizi sonrasında partisi oylarını artırdı. 1930 seçimlerinde yüzde 18 oy aldı. İkinci büyük parti oldu.

1933 yılında komünistlere karşı koalisyon hükümeti kurması için başbakan atandı. 27 Şubat 1933 akşamı Alman Parlamento binasında (Reichstag) bir yangın çıkarıldı. Ertesi gün, cumhurbaşkanına anayasanın kişi hak ve özgürlükleriyle ilgili maddelerini ortadan kaldıran bir kararname imzalattı. 81 komünist parlamenteri tutuklattı.

Koalisyon hükümeti kurmakta başarısız olunca yeniden genel seçim yaptırdı.

Seçimlerin hemen ertesinde parlamentodan bir “yetki kanunu” çıkmasını sağladı. Bu kanun, parlamentonun tüm yetkilerini dört yıl süreyle hükümete devrediyor ve çalışmalarına bu süre için ara veriyordu. Oylamanın yapılacağı gün parlamento, kendisinin başında olduğu Nazi partisinin sivil milisleri olan SA tarafından kuşatıldı. Bazı sosyal demokrat parlamenterler içeri alınmadı.

23 Mart 1933 günkü parlamento oturumunda “Halkta ve İmparatorlukta Sıkıntının Kaldırılmasına Dair Yasa” (Gesetz zur Behebung der Not von Volk und Reich) adındaki yetki tasarısı kabul ettirildi.Almanya’da parlamenter demokrasi böylece sona erdi.

***

Rize’den İstanbul’a göçle gelmiş dar gelirli bir ailenin çocuğuydu. İstanbul

Kasımpaşa’da büyüdü.

Yoksulluğa, adaletsizliğe, hırsızlığa, haram yemeye karşı bir siyasi söylemi dile getirdi.

“Eğer bir gün duyarsanız Tayyip Erdoğan çok zengin olmuş, bilin ki haram yemişimdir” dedi. Başbakan oldu. Dünyanın en zengin siyasetçileri arasına girdi.

Kendisine bu sözü hatırlatanlar hakkında cumhuriyet savcıları “Cumhurbaşkanına hakaret”ten 4 yıl ceza isteyen davalar açtılar.

17/25 Aralık 2013’te kendisinin ve oğlunun isminin karıştığı, bugüne kadar görülen en büyük yolsuzluk soruşturmasını hükümete karşı darbe olarak nitelendirip durdurmayı başardı. Baba-oğul arasındaki evde korunan para sıfırlama konuşmaları, İran asıllı bir iş adamı ile bakanlar ve devlet bankaları yöneticileri arasında gidip gelen ayakkabı kutusundaki paralar gibi yolsuzluğu bütün boyutuyla ortaya çıkaran ses ve video kayıtları, deliller hukuka uygun toplanmadığı gerekçesiyle yok sayıldı.

Adı yolsuzluk soruşturmasına karışan milletvekillerinin Yüce Divanda yargılanmasına izin vermedi. Ülkenin büyük iş ihaleleriyle bizzat ilgilenmeye devam etti.

“Yaradılanı severiz yaradandan ötürü” dedi, arkasından”Affedersiniz Ermeni” diye ayrımcılık yaptı. Türkiye tarihinin en kanlı olaylarından biri olan Reyhanlı saldırısından sonra olaya mezhepçi yaklaşıp “Reyhanlı’da 53 Sünni vatandaşımız şehit edildi” dedi. Kartel medyası vardı, yanına kendi oluşturduğu “havuz medyası”nı ekledi. Kendisini övmeyen basına ateş püskürdü. Gazete sahiplerini ağlattı. Gazete ve televizyon kanallarına, doğrudan talimat verebileceği yöneticiler yerleştirdi.

Gazeteci kovdurttu.

Dindar Kürtlerden oy alacağını düşünerek 40 yıldır süren savaş için çözüm süreci başlattı. Bunun seçimde kendisine ve partisine oy kazandırmadığını görüp “çözüm buzdolabında” dedi, polisi çatışmaya soktu.

Yargıyı etkisizleştirecek atamaları bizzat yaptı. Cumhuriyet tarihinde ilk kez hakimleri kararları nedeniyle tutuklattı. Hakimlerin verdiği kararlar nedeniyle kendi oluruyla hakim tutuklanan ülkede, “Oğlum yolsuzluk yaptıysa hesabını yargı sorar” dedi. Oğluna dokundurtmamak için binlerce polisin görev yerinin değiştirildiğini, savcıların hakimlerin görevden alındığını unutturmaya çalıştı.

Yargı, iktidarını simgeleyen sarayın yapımının durdurulmasına karar verince yemin ettiği Anayasa’ya göre yargı kararlarıyla bağlı olmasına karşın, “Sıkıysa gelin yıkın” diye yargıya meydan okudu.

Başbakanlığında Meclisi fiilen devre dışı bırakan bir güce sahip oldu, bu gücün etkisiyle cumhurbaşkanı seçildi, daha da güçlendiğine inanarak “başkanlık” istedi.

Halk seçimlerde başkanlık isteğine olumsuz yanıt verdi. Ülkeyi fiilen, seçim kaybetmiş bir hükümetin idaresinde bırakıp, savaş ilan etti. Yetinmedi, fiili durum yarattığını, sistemin değiştiğini ilan etti, artık yapılması gerekenin bu fiili duruma anayasa değişikliğiyle hukuki çerçeve çizmek olduğunu söyleyerek darbe yaptığını ilan etti.

Anayasa’nın vermediği yetkileri kullanmaya, anayasal düzeni çiğnemeye yüzde 52 oyla seçilmiş cumhurbaşkanı olmasıyla hak kazandığına inandı.Kendisi seçildiğinde “milli irade esastır” dedi, kendisini başkanlığa taşıyacak parti tek başına iktidar olacak oyu alamayınca seçim sonucunu beğenmedi, bu oyu vermeyenin de “milli irade” olduğunu reddetti, seçimlerin yenilenmesini istedi.

Yüksek Seçim Kurulundan önce erken seçim tarihini 1 Kasım olarak açıkladı.

Kendisine seçimden iki gün önce akmayan kan neden seçimden iki gün sonra akmaya başladı denildi, “Bu topraklar bundan sonra da şehit kanıyla yoğrulmaya devam edecek” dedi. Yardımcısı, “Desteklediğimiz parti tek başına iktidar olmazsa kan durmayacak” dedi. III. Napolyon, ülkesini Almanya ile savaşa soktu, yenildi. Sürgünde öldü.

Hitler, II. Dünya Savaşı’nı başlattı. Milyonlarca insanın ölmesine neden oldu. Sığınağında intihar ederek öldü.

Tarihten ders almak gerek.

Evrensel

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: AKP / bireyin rolü /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.