Barış

Demirtaş siteminde haklı mı?

Foti Benlisoy - 23 Aralık 2015 - Güncel Politika / Türkiye / Türkiye Solu / Ulusal Sorun

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Kürt illerinde sürdürülen operasyonlar karşısında ülkenin batısının sessiz kaldığına dikkat çekerek, “Gezi’de ‘devleti tanıdık’ diyenler demek ki tanımamış” diye konuşmuş, adeta sitem etmiş ve muhtemelen de Kürt halkı arasında yaygın bir hissiyata tercüman olmuş.

Hepimiz hatırlıyoruz. Gezi direnişi gerçekten de memleketin batısıyla Kürtler arasında kısmi de olsa önemli bir “karşılaşmaya” vesile olmuştu.  Lice’de Medeni Yıldırım’ın katledildiği saldırı sonrasında İstanbul ve başka illerde gerçekleştirilen protestoları herhalde anımsıyoruz.Elinde Türk bayrağı, “yaşasın halkların kardeşliği” sloganları atan insanları da… Bugünlerdeki sessizlik işte o “karşılaşmanın” vaat ettikleriyle gerçekten de tam bir tezat oluşturuyor.

Gezi’den bugünlere nasıl gelindiği üzerine uzun uzadıya yazacak değilim. Maksadım, Demirtaş’ın siteminden yola çıkarak elbet çuvaldızı değil ama iğneyi kendimize batırmamız gerektiğini hatırlatmak.

Gezi sırası ve hemen sonrasında, direnişinin mümkün kıldığı “karşılaşmaların” kendiliğinden, hareketin kendi başına seyri ve evrimi sürecinde yeni “ittifakları” mümkün kılacağı gibi bir iyimser beklenti hâkim oldu maalesef. Haziran günlerinin her zaaf ve yanlışımızı kendi başına telafi edebileceği gibi bir yanılsamaya çoğumuz kapıldı. Oysa Gezi, mevcut siyasal saflaşmaların “ayarını” bozan bir etkide bulunmuşsa da onun yarattığı bu etkinin süreklileşmesi, hatta kalıcılaşması öyle kolayca hallolacak bir mesele değildi.

Çok daha önce de aktardığım bir örneği hatırlatayım: 2011 yılının yaz aylarında, genellikle “Arap Baharı” olarak anılan Arap ayaklanmaları “tam gaz” devam ederken İsrail’de, toplumsal eşitsizliklere, hayat pahalılığına, özellikle de konut fiyatlarının artışına karşı gösteriler gerçekleşir. Tahrir esinli olduğu aşikâr meydan işgalleri söz konusu olur. Eylemler sırasında daha önce eşi benzeri pek olmayan sahneler yaşanır: İsrailli göstericiler Mısır ve Tunus bayrakları taşır, Arapça sloganlar atar, “Mısırlı gibi yürü” gibisinden pankartlar açarlar. İşgal alanlarında Filistinliler kendi çadırlarını oluştururlar ve etkinliklerini düzenlerler. İsrail gibi, hele hele son on yıllarda Arap düşmanlığının ve İslamofobinin zirve yaptığı bir ülkede hareket böyle sahneleri mümkün kılar. Ancak maalesef hareket bu benzersiz “karşılaşmayı” bir ittifaka, bir ortak mücadeleye dönüştüremez, yani onu kalıcılaştıramaz.

Sosyal adaletsizliğe karşı kitlesel tepki, Filistin halkının on yıllara yayılan sömürgecilik karşıtı hareketiyle ortaklıklar inşa etmekte başarılı olamayınca, İsrail’deki hareketin (klişe tabirle) “hayat damarlarından biri” kopmuş olur. Dolayısıyla geri çekilen hareket ülkenin siyasal ikliminde ciddi bir dönüşüme yol açmaksızın nihayete ermiş olur. Eskiye, eskinin cinai rutinine geri dönülür. Bugün bir üçüncü intifadadan bahsediyor olmamız boşuna değil.

Kıssadan hisse: Hareketin yükseliş anındaki “kardeşleşme” ne kadar önemli olsa da tek başına asla yeterli değil. Bizde de solun önemli bölümü, açığa çıkmış kitle enerjisinin hareket içerisinde Kürt halkının meşru ve demokratik talepleriyle tanışması, buluşması için ciddi bir inisiyatif gösteremedi. Oysa o günlerdeki “karşılaşma” ve “kardeşleşmelerin” daha sürekli “buluşmalara” dönüşmesi ancak böylesi bir inisiyatif ve kararlılıkla mümkündü. Bunun yerine solun bir bölümü zamanını, Kürt hareketinin Gezi direnişinin ilk aşamasına katılmakta gösterdiği (kısmen anlaşılır) tereddüdü diline pelesenk etmekle, hatta ulusalcılarla beraber “Gazdanadam” gibi etkinliklere katılmakla harcadı. Gezi, belki de ilk defa, ülkenin batısında kitlesel bir barış hareketinin inşası için olanaklar yaratırken bu imkân kullanılamadı.

Dolayısıyla Demirtaş ve Kürt halkı siteminde haklıdır. Üstelik o sitemin ucunun bir parçası da (Demirtaş istese de istemese de) bize de dokunmaktadır.

Şimdi “mazi kalbimde bir yaradır” diye hayıflanacak değiliz elbet. Böyle (haklı) sitemler hiç olmasın diye musibetten ders çıkartıp karınca kararınca savaş karşıtı bir hareketin batıda inşasına çalışmak durumundayız, pardon zorundayız.

baslangicdergi.org

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Gezi İsyanı / HDP / Selahaddin Demirtaş /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.