renault 2

Cumhurbaşkanı ve Türk Metal ile Kürt yoksulları ve otomobil işçisi…

Seyfi Adalı - 10 Mart 2016 - İşçi Gündemi / Türkiye Solu / Ulusal Sorun

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Her vesileyle Anayasa’da yer alan “tarafsızlık” ilkesini bir kenara bırakarak, tarafını açıkça belli ederek toplum karşısına çıkan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, bu kez işçinin desteğini yitirmiş, düşkün bir sarı sendika olan Türk Metal’e destek verdiğini açıkladı.

Bu son derece hayırlı olmuştur. Tarafını Türk Metal’den yapan bir cumhurbaşkanını, uzun uzun metal işçisine anlatma zahmetinden de bizi kurtarmış oldu. Cumhurbaşkanı ve daha öncesinde Çalışma Bakanı Süleyman Soylu işçilerin tercihlerine müdahale ederek, işin içine “siyaset”i sokmuş oldular ki, bu da otomobil işçisi için ikinci önemli kazanım sayılır. Artık işçinin siyaset yapma hakkı vardır. Karşılarında sadece Renault yönetimi, MESS, Türk Metal yoktur bunlara hükümet ve cumhurbaşkanı da eklenmiştir.

İlk iki sonuç şudur: Birincisi, Cumhurbaşkanı Türk Metal’e destek vermektedir, ikincisi hükümet Renault işçisinin tercihine siyasi müdahalede bulunmaktadır. Saflar nettir. Kim işçinin yanında kim sermayenin ve sarı Türk Metal’in yanında duruyor, amasız, fakatsız ortaya çıkmıştır.

Türk Metal Sendikası’nın 8 Mart vesilesiyle Bursa’da düzenlediği “Kadın İşçi Kurultayı”na katılan Erdoğan, önce DİSK Genel Kurul’undan Çalışma Bakanının kovulmasını “millete yapılmış bir saygısızlık” saymış ve karşılıksız kalmayacağını açıklamıştır. Ardından da Renault fabrikasında “sendika seçme özgürlüğü’nü kullanıp, Türk Metal’den istifa ederek DİSK Birleşik Metal-İş’e üye olan 5 bin işçinin özgür seçimini hiçe sayayarak “Oralara aydın müsvettesi olarak gelip destek verenler”den söz etmiştir.

Her vesileyle sandık, seçim, millet iradesinden söz eden cumhurbaşkanı, eğer millet onun tercihi yönünde bir seçim yapmadıysa, bunu milli irade saymıyor. Tıpkı 7 Haziran seçim sonuçlarını tanımayıp 1 Kasım erken seçimine gidildiği gibi, Renault işçisinin seçimini iptal edip, Türk Metal’i seçtirmek üzere müdahalede bulunuyor.

Türk Metal sendikası Renault fabrikasında toplusözleşme imzaladığı için, sendikalar yasası 3 yıllığına bu işyerinde Türk Metal’i toplu sözleşme yetkisine sahip dolayısıyla temsilci seçme hakkı olan sendika olarak kabul ediyor.

Yasa kabul ediyor ama işçiler bu sendikayı kabul etmiyor! İşçiler Türk Metal sözleşmeyi Bosch sözleşmesinden düşük imzaladığı için tanımadıklarını açıkladılar ve bunu 5 Mayıs 2015’ten bugüne kadar devam eden eylemleriyle gösterdiler ve birkaç ay evvel de Türk Metal’den istifa edip DİSK’e geçtiler.

Cumhurbaşkanının ifadesiyle söyleyecek olursak, “milli irade” DİSK’tedir ama toplusözleşme yetkisi Türk Metal’de.

Bu gibi “iç hukuk” karmaşaları yaşandığında devreye uluslararası hukuk girer. Nitekim, DİSK Birleşik Metal-İş Sendikası da Renault yönetimiyle masaya oturup Küresel Sanayi Sendikaları (IndustriALL) ile imzalamış olduğu Çerçeve Sözleşme ve uluslararası sözleşmelere uygun olarak 29 Şubat 2016 tarihinde işçilerin kendi temsilcilerini seçeceği “Sosyal Diyalog Komitesi” seçimi kararı aldılar. Renault Yönetimi de bu seçimlerin yapılacağını ilan etti.

Temsilci seçiminin yapılacağı güne gelindiğinde, Çalışma Bakanı Süleyman Soylu’nun da açık beyanıyla, sürece Türk Metal yönünden müdahalede bulunuldu ve seçimler yaptırılmadığı gibi, işçilere yönelik saldırıya, operasyona girişildi. Önce 15 işçi işten atıldı ardından 100 işçinin kartı okumadı, polis biber gazıyla yürüyüş yapan işçilere müdahalede bulundu, 21 işçi daha sonra serbest bırakılsa da gözaltına alındı.

Devletin, hükümetin, sermayenin ve polisin uyguladığı şiddet derecesi bir kenara bırakılarak söyleyecek olursak, Sur’da, Cizre’de devlet ve kolluk kuvvet aklı nasıl çalışıyorsa, Bursa Renault işçisi karşısında da aynı mantık işledi. En küçük bir fark olmadan, sadece şiddet dozu farklı olmak koşuluyla.

Şiddet dozu farklı olması işçilerin polis saldırısı sırasında “terörist değil emekçiyiz” sloganı atmış olmaları değildir. Sur ve Cizre’deki gibi bir saldırıyı işçilere yapamayacakları için (en azından bugün için) şiddeti az, mantığı benzer bir operasyonla karşı karşıya kaldık.

Bir bütün olarak işçi sınıfını karşısına alacak bir devlet ve hükümet gücü henüz yok; olması da pek vaki olmamıştır. Bütün işyerlerinden tepki gelme halini göze alamadıkları için, şiddetlerini geri çekmek zorunda kalmışlardır.

Ve bu saldırı, aynı gün (Çarşamba) Diyarbakır halkının Sur’a yürüyüş yaptığı güne gelmiştir ki, Diyarbakır ve Bursa’da aynı devlet iki ayrı saldırıyı yürütmüştür.

Sonuç olarak, saflar netleşmekte, toplum hızla bloklaşmaktadır. Bu bloklaşma işçi sınıfı ve yoksulları bölmek üzere Türk/Kürt, Alevi/Sünni ekseninde yürütülse de altı kazındığında karşımıza devasa bir sınıf kavgası, sınıf ayrışması çıkmaktadır. İşçi sınıfını birleştirecek olan bu yüzden Türklük, Kürtlük, Sünnilik veya Alevilik olamaz. İşçi sınıfı, ortak çıkarları temelinde birleşmeli, ulusal ve mezhepsel ayrımları ikinci plana itebilir; itmelidir.

İşçiler bölününce bundan iktidarlar ve sermaye kazanır. Aynı iktidar ve sermaye çevreleri Kürtlere ve işçilere saldırmaktadır. Öyleyse, sınıf çıkarları temelinde, demokratik taleplerimizle yanyana gelme becerisini gösterebilirsek, Diyarbakır ve Bursa’yı birlikte kazanabiliriz. Aksi halde, ateş düştüğü yeri yakacaktır ki, bu bir bütün olarak toplumun kaybetmesi demektir. Bu durum iktidarın ve sermayenin umrunda bile değildir…

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Cumhurbaşkarı / Kürt yoksulları / otomobil işçisi / Türk Metal /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.