ankara eylemi 01

“Biz siyasiler, ülkemizde işlenen cinayetlerden sorumluyuz” R.Tayyip Erdoğan (*)

Seyfi Adalı - 14 Mart 2016 - Güncel Politika / Teorik Tartışmalar / Türkiye Solu / Ulusal Sorun

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Savaşın tarafı olmayan halk kitlelerinin ölümüne yol açan 13 Mart Ankara Kızılay’daki intihar eylemi, “kör terör” eylemidir. Bu saldırıda ölenler, kirli savaşın ve AKP hükümetinin zaten mağdurları olan, savunmasız, yoksul insanlar, belediye otobüsü ve metro yolcusu; işinde, gücünde olan insanlardır. Sıradan insanların hedef alınması kabul edilemez, savunulamaz.

Bu eylemin savunulamaz olması, bizi iktidarın ağzıyla konuşmaya da itmemelidir. CHP örneğin, “teröre karşı açık çek” verdiği AKP ile aynı yerden konuşuyor; milli birlik ve beraberlikten söz ediyor. En fazla söylediği ise, “istihbarat zafiyeti”dir. Meseleyi eksikler, zaaflar, 14 yıllık AKP iktidarına bağlamanın aslında hiçbir şey söylememekle aynı şey olduğunun farkında olmalıyız. 

Böyle bir eylemin meydana gelmesine yol açan siyasal ortamın nasıl oluştuğuna bakmadan ve buna sebebiyet veren mevcut siyasal dinamikleri açığa çıkartmadan “terör eylemi”ni kınamak, “hesabını soracağız” demek boş konuşmak olur.

Diğer yandan kendisine sosyalist, devrimci diyen kimi Türk sosyalist kesimlerinde ise, “sınıfçılık” perdesinin arkasına gizlenerek, Kürt halkının içinden çıkan kör terör eylemlerini “burjuva ulusçuluğu”, “Kürt ırkçılığı”, “işçi sınıfına, emekçilere saldırı” gibi ele alan yaklaşımlardır.

Öte yandan Kürt demokratik hareketi içinden de “Doğu’da her gün böyle insanlar ölüyor, ne var yani” diğer yanıt verenler olabilir ki, bu da sadece siyasal değil duygusal kopuşu ifade eden, doğru bir değerlendirme olmayacaktır.

Biz, demokratik temelde bir hak mücadelesinin barış talebiyle birlikte egemen sınıfların karşısına kitlesel orak çıkıldığında ne kadar etkili olduğuna tanığız. 2013 Haziran (Gezi) Ayaklanması, 7 Haziran 2016 milletvekili seçimlerinin sayısal/siyasal sonuçları demokratik karakterli kitle tepkileri/eylemleriydi; son derece kıymetli ve başarılıydı.

Ankara’da patlayan bombalarla kıyaslandığında siyasal etkisi tartışılmaz biçimde işçilere, yoksullara, kadınlara, Kürtlere, gençlere moral ve umut veriyordu. Ancak kör terör eylemleriyle ise,  değil moral ve umut elde etmek, tam aksine AKP rejiminin baskı mekanizmalarını güçlendiriyor, kitle hareketini ise, hızla geriye çekmektedir.

İşçi hareketi tarihinde 1 Mayıs 1977’nin dönüm noktası olması gibi. Hatırlamak gerekirse 1977’de 34 işçinin katledilmesinin ardından işçi/kitle hareketi adım adım geri çekilmiş, faşist saldırılar ve devrimci şiddet eylemleri karşılıklı olarak 12 Eylül 1980’e kadar artarak sürmüştü. Faşist hareketin (Ülkü Ocakları) aydınlara, Alevi toplumuna, devrimci işçi ve öğrencilere yönelik saldırıları sıkıyönetim ilan edilmesine ve ardından askeri darbeye kadar varmıştı.

Bugün esasen koşullar değişmiş olsa da, 2013 Haziran ile 2016 Haziran arasındaki 3 yıllık süreçte adım adım güçlenerek ileriye doğru evrilen demokratik talepli kitle hareketi, 24 Temmuz’dan başlayarak yerini karşılıklı askeri güçlerin çatışmasına bırakmıştır. 13 Mart eylemi, yeni bir dönemin de işaretidir.

AKP hükümetinin 7 Haziran seçimlerinin hemen öncesinde başlayıp ve 1 Kasım erken seçimlerine kadar ulaşan dönem içinde siyasi/ideolojik tahkimatı yaptığı ırkçı nefret söylemi, MHP’den aldığı açık, CHP’den aldığı ulusalcı destekle askeri aygıtları devreye soktu; çok ağır silahların kullanılmasıyla zirve noktasına 94 gün süren Sur Sokak Savaşında çıktı.

Bodrum katında 130 kişinin ölümünün günlerce beklenmesi, doğal yollarla (susuzluk gibi) ölmeyince mahallelerin tank toplarıyla dövülerek yerle bir edilmesine tanık olduk. Mahallelerin anonslarla boşaltılıp, evlerini boşaltmayanları terörist sayarak yakıp yıkıp imha eden operasyonlar sürüyor.

Diğer yandan Atatürk büstünü Kürt komşusuna zorla öptürmekten tutun, Diyarbakırlı arkadaşının alnına rujla TC yazıp fotoğrafını paylaşmaya kadar varan; yani halk arasına inen bir ırkçılıkla yüz yüzeyiz.

Son olarak, HDP’nin, Batı demokratik ve sosyalist kamuoyunun, sendikaların ve CHP’nin olayları önleyecek adımlar at(a)maması, kıstırılmış, katledilen bir halkın öfkeli gençliği arasında kör terör eylemlerine yönelecek koşulları yaratmıştır.  

Kürt meselesinin müzakere ve demokratik çözüm ihtimaline son verip, Dolmabahçe Masası’nı dağıtıp, yeniden savaşa girişen AKP hükümetinin uyguladığı askeri şiddet nasıl beklenmedik seviyede ise, bunun yol açtığı kör terör eylemleri de bir o kadar beklenmedik seviyede şiddetli oluyor.

İşçi sınıfına ve Kürt yoksullarına bu tür eylemlerin hiç bir yararı olmadığı gibi, AKP rejiminin sebep olduğu haksızlıkları, eşitsizlikleri perdeleyen; onu mağdur duruma koyan ve böylece halk kitleleri üzerindeki otoritesini olduğu gibi devletin bütün baskı mekanizmalarını güçlendirmeye yarayan bir bahane oluyor. Bombaların kitleler üzerinde yarattığı korku, tedirginlik, demokratik muhalefetin sokağa çıkma dinamiğini törpülerken, AKP rejiminin tam da istediği siyasal suskunluk ortamını yaratılmasına katkı yapıyor. Bu bakımdan AKP hükümeti için ölenler değil, bu ortamı fırsata çevirmek siyasal kıymette oluyor. 

Bu eylemin savunulacak bir yanı yoktur. Ancak eylemin gerçekleştiği siyasal iklimin siyasi sorumlusunun AKP olduğu apaçıktır. AKP’nin içte Kürt, dışta Suriye politikaları sebebiyle IŞİD veya TAK gibi örgütler kitleleri, masum insanları hedef seçebiliyorlar.

Barış talebi “teröre destek” sayıldıkça, serbest seçim sonuçlarını bile kabul edilmeyip yeniden seçimlere gidildikçe, başkanlık konusunda ısrar, şahsi bir rejim talebi haline döndükçe, biz gidersek kaos gelir, Beyaz Toros’lar gelir edebiyatıyla toplumu tehdit edilip sonra da iktidar olduktan sonra bizzat Beyaz Torosları ve kaosu topluma yaşattıkça, toplumun demokratik kanalları bir bir kapatılıp, demokratik tepkiler, basın yargı ve kolluk kuvvetleriyle en sert biçimde ezildikçe, Ankara’da patlayan bombalara benzerlerini yaşamamız kaçınılmaz olacaktır.

Ölümlerin durması, Kürt halkıyla bin yıllık olduğu söylenen kardeşliğimizin yeniden kurulması, IŞİD, El Nusra gibi belalara verilen desteğin kesilerek Suriye’nin geleceğine kendi halkının karar vermesini sağlamak için AKP rejimine son vermek gerekiyor.

Bu döneme son vermek için, AKP’nin 14 yıllık iktidarına yol açan sermaye desteğini, AB ve ABD desteğini kırmak, ona oy veren seçmen desteğini geri kazanmakla mümkündür. Kitlelerin yaşamakta olduğu yoksulluğa, işsizliğe ve geleceksizliğe taleplerimizde, gündemimizde daha fazla yer ve önem verirken, ceberut devletin işçi sınıfını ulus temelinde parçalanmasına karşı durmalıyız.

(*) Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 13 Şubat tarihinde Latin Amerika ülkeleri ziyaretinin son durağı Meksika’nın başkenti Meksiko’da, mevkidaşı  Meksika Cumhurbaşkanı Enrique Pena Nieto ile baş başa ve heyetler arası görüşmelerin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında ABD’de üç Müslüman gencin öldürülmesi ile ilgili Obama’yı eleştirdiği konuşmadan…

iscilerinsesi.org’tan alınmıştır

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Ankara / canlı bomba / kör terör /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.