murat-karayilan

Karayılan: OHAL’i Kürt Özgürlük Hareketi ve Türk solunu tasfiye için uzattılar

Sol Defter- Haber - 4 Kasım 2016 - Güncel Politika / Türkiye Solu / Ulusal Sorun

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

PKK liderlerinden Murat Karayılan, HDP’ye yönelik operasyonlar ve savaş başta olmak üzere güncel gelişmeleri değerlendirdiği toplantısında faşist saldırılara her alanda yanıt verileceğini söyledi:

“Sessiz kalmak AKP faşizmini güçlendirmek anlamına gelecektir. Böyle olursa halk da benimledir, diyor. Ve böylece saldırıyı daha da yükseltiyor. Dolayısıyla herkes kapısının önüne çıkıp sesini yükseltip, biz bunu kabul etmiyoruz demelidirler. Gün böyle bir gündür. Gün onur ve fedakarlık günüdür. Biz inanıyoruz ki halkımız bu fedakarlığı ve duruşu sergileyecek ve tüm alanlarda gereken cevabı bu faşist saldırılara verecektir. Halkların demokrasi ve özgürlük mücadelesini böyle başarıya ulaştıracaklardır. Umudumuz budur.”

Murat Karayılan’ın, ANF’de yayımlanan güncel gelişmeleri değerlendirdiği konuşması şöyle:

“Bugün Ortadoğu bölgesinde kapsamlı bir savaş var. Üçüncü Dünya Savaşı gibidir. Bütün uluslararası güçler bir şekilde bu savaşa katılmışlardır. Hem yerel hem bölgesel güçler, bazıları direk bazıları da dolaylı bir şekilde bu savaşa katılmışlardır. Yürütülen bu savaşta DAİŞ ve El-Nusra çetelerine karşı, bölgedeki halkların üzerinde yürütülmek istenen faşizme karşı Kürt halkı ön plana çıktı. Türk devleti ve AKP hükümetinin desteğiyle, yine Suudi ve Katar devletleri, bölgede güçlendirilmiş selefi hareketler bölge halklarına karşı, bölge bileşenlerine karşı ve insanlığa karşı büyük bir tehlike oldular. Çünkü bu çeteler İslam perdesi adı altında vahşet yürütüyorlar. Ve bu, adını verdiğimiz devletler tarafından yapıldı. Silah, para imkan bu devletler onlara verdiler. Bu çetelere karşı hareketimiz, Apocu hareket her yerde mücadele yürüttü. İdeolojik siyasi mücadele sonra da Kürdistan’a el uzatıldığında, çok şiddetli saldırılar geliştiğinde bizler de buna karşı direniş başlattık.

Kürdistan Özgürlük Hareketi DAİŞ eliyle oluşturulan karanlık ve faşizme karşı, ki AKP’nin oluşturmak istediği de buydu, direndik. Ve bütün Kürt halkı hep birlikte direndi. Rojava, Bakur ve Başur Kürdistan’ında bu çetelere karşı duruşu Kürt halkı bölgede geliştirdi, çetelerin saldırılarına karşı, işgalciliğe karşı hareketimizin öncülüğünde gelişen direniş hem Kürt halkının stratejisini güçlendirdi hem de Kürt sorunu çözümünün projesini, bölgedeki diğer halkların sorunlarını gündeme koydu. Bu direniş Kürt halkını bölgede öncü yaptı. Artık Kürtlerin bölgede yer ve statü sahibi olması gerektiğini gösterdi. Özellikle 2013 Newroz’unda Önder Apo’nun sunduğu deklarasyon, Kürt halkının ve bölgenin manifestosu niteliğindeydi. Manifestoyu zemin alan Kürtler mücadelesini daha da yükseltti, güçlendi, yayıldı. Kürtlerin bu gelişmesi Kürdistan’daki sömürgeci güçleri zorladı, tahammül göstermediler. Öyle ki çözüm sürecini boşa çıkardılar. Dolmabahçe sarayı mutabakatını ret ettiler. Görüşme ve diyalog masasını devirdiler. Kürt halkına karşı Türk devleti AKP hükümetinin öncülüğünde yeni bir süreç ve savaş kararı aldı.

Sistem içinde çelişki vardı, zayıflık vardı ama AKP, Ergenekon, MHP ittifakı halkımıza karşı faşizm temelinde katliam ve soykırım saldırılarını başlattılar. Çökertme planını devreye koydular. Kürt halkı birçok kazanım elde etti, Kürtlere çökerterek alt etmeyi planladılar. Hem Kürt halkına karşı hem de sol ve sosyalist kesimlere karşı bu şekilde bir saldırı başlattılar. Hatta Kürtlerin gelişmesini durdurmak için AKP hükümeti bölge devletleriyle de ittifak geliştirmek istediler. Uluslararası güçlerle birlikte tekrardan uluslararası komployu tekrardan devreye koymak için Türkiye’yi pazarlamaya başladılar. Amaçları Kürt halkını ve özgürlük mücadelesini boğmaktır. Önce El Nusra ve DAİŞ eliyle yapmak isteler ama Kobani’de, Şengal’de El Nusra  ve DAİŞ çetelerinin saldırıları yenilince gelişince bu sefer de AKP faşizminin kendisi devreye girdi.

Erdoğan iki şeyi kabul edemediği söylüyor: Bir Kobanê zaferi, diğeri de 7 Haziran seçimlerinin başarısı. Bunun için yönteme başvuruyorlar. İlk başta Kürt halkına karşı Erdoğan ve Fethullah Gülen ittifakıyla savaştılar. KCK operasyonları bu ittifak temelinde geliştirildi. Diyalog sürecinin boşa çıkarılması için Fethullah hareketini maşa gibi kullandılar. Daha sonra talan ettiklerini paylaşmak için Erdoğan ve Gülen arasında çelişkiler yaşandı ve bir birleriyle çatışmaya başladılar. 15 Temmuz’da Gülen ve bazı güçler iktidara el koymak istediler, bunun için savaştılar, bunu yapmak isteyenler başarısız oldular. Şimdi AKP bunu sonuna kadar kullanmak istiyor ve bunu da Türkiye’de despot, faşizan bir sistemle geliştirmek istiyor. Ve böylece Kürt özgürlük hareketini tasfiye etmeyi düşünüyor ve hedefliyor. Bunun için olağan üstü hali üç ay daha uzattılar. Esas olarak Fethullahçılar kimdir, kim değildir bellidir. Hepsi de bir birinin yakın arkadaşlarıdır. Devlet içinde bir birini iyi tanıyorlar. Zaten üç ay içerisinde bunların hepsini yakaladılar.

OHAL’i Kürt Özgürlük Hareketi ve Türk solunu tasfiye için uzattılar

Olağanüstü halin üç ay daha uzatılmasının sebebi, Kürt özgürlük hareketi ve Türkiye solunun tasfiyesi içindir. Şimdi AKP rejimi kendisine karşı olan muhalefeti tasfiye etmek için, Türkiye’de özgürlük ve demokrasi mücadelesini ortadan kaldırmak için geniş çaplı bir saldırı içerisindedir. Türkiye’de birçok güç bu saldırılardan korktu ve kendilerini geri çekti. Şimdi direnen Kürt halkıdır, Kürt özgürlük hareketidir ve demokratik güçlerdir. Şimdi de faşizan saldılar bu güçlere karşı geliştiriliyor. Çünkü Erdoğan iktidarının zemini boştur, kendinden korkuyor. Yenileceklerini gördüler ve bunun da sebebi olarak Kürdistan özgürlük mücadelesini gördüler. Dolayısıyla Kürdistan özgürlük mücadelesini saldırılarının birinci hedefi yaptılar. Sadece Türkiye’nin resmi sınırları içinde değil, Türkiye sınırları dışında da saldırılarını geliştiriyorlar. Bir yandan uluslararası güçlere laf atıyor, diyor ki niye bana destek vermiyorsunuz, niye Kürt özgürlük mücadelesine karşı durmuyorsunuz.

Rojava’daki halkımız El Nusra ve DAİŞ’e karşı savaşmaktan  başka kimseye karşı bir mermi bile atmamışlardır. Rojava halkımız Suriye’de en çok ezilen halktır. Zulüm altındaydı. Şimdi imkanlar yaratıldı, DAİŞ ve El Nusra’nın (ki AKP desteğiyle savaşıyorlar) saldırılarına karşı kendilerini savunuyorlar.  Kürt halkı orada demokratik bir Suriye zemini yaratıp statüye kavuşmak istiyorlar. AKP bundan dolayı hem tüm dünyanın Kürtlere karşı çıkmasını istiyor hem de kendisi müdahale ediyor. Kürt halkı orada kendi doğal haklarını istiyor sana ne oluyor? Hayır diyor Kürt olduğu için statü kazanamaz. Aynı yöntemle Şengal halkı direndi ve şu anda AKP Şengal halkını kendi hedefine koymuş. Musul’da mutlaka yer edinmek istiyor. Güney halkına müdahale etmek istiyor. Ve böylece kontrol altına almak istiyor. Şimdi AKP statü almaması için Rojava devrimini boğmak istiyor. Güney Kürdistan’da olan statüyü de kontrol altına almak istiyor ki ileride onu da boğabilsin. Bunları yapabilmek için de Kuzey Kürdistan’daki mücadeleyi zayıflatıp marjinal etmesi gerekiyor. Şu an bunun için çabalıyor. Bunu yaparken kimi Kürtleri de yanına almak istiyor.

AKP’nin şimdiki planları da boşa düşmüştür

Herkes artık görmeli, AKP’nin niyeti kötüdür. Açık bir düşmanlık yapıyorlar. Şu an amaçları budur, bir sessizlik ortamı yaratarak kuzeydeki kurumlarımızı yenilgiye uğratarak başarı elde etmek istiyor. O zaman Rojava, Başur ve Rojhilat üzerinde de istediklerini yapabileceklerini düşünüyorlar. Bu nedenle merkez şimdi kuzey Kürdistan’dır. Çünkü Rojava Kürdistan’ı üzerindeki amaçlarına ulaşamadı. Rakka operasyonu QSD güçleri tarafından örgütleniyor, Türk devleti bunun içerisinde değildir. Bağırıp çağırıyorlar Minbic’i bilmem nereyi alacağız, diyorlar. Bu öyle kolay değildir. Nasıl ki AKP’nin şu ana kadar Rojava üzerindeki planları boşa düştüyse şimdiki planı da boşa düşmüştür. Arap halkı Şehba bölgesinde Türk işgaline karşı şimdi direniyor. Rojava üzerindeki hedeflerini başarıya ulaştıramazlar. Aynı zamanda Musul operasyonuna katılmak oraya müdahale etmek istedi. Böylece Güney üzerindeki planlarını başarıya götürmek istedi. Fakat buna karşı da Irak hükümeti diğer dünya devletleri Türkiye’nin müdahalesini kabul etmediler.

AKP yenilecektir

AKP, Rojava Irak ve Güney üzerindeki planlarında sonuç elde edemeyince yönünü bir kez daha Kuzey Kürdistan’a vermiştir. “Eğer ki Kuzey Kürdistan’da başarıya ulaşırsa diğer tüm amaçlarımı yerine getiririm” diyor. Türkiye devleti otuz üç yıldır özgürlük mücadelesini tasfiye etmek için zaten saldırılarını yürütüyor. “PKK’yi bugün ya da yarın tasfiye edeceğim” diyor. 1984 15 Ağustos atılımı başladığında Kenan Evren 72 saatte tasfiye edeceğini söyledi. Sonrasında çok kişi iktidara geldi örneğin, Tansu Çiller “3 ayda bitireceği” dedi. Şimdi de Erdoğan Nisan ayına kadar bitireceğini söylüyor. MHP Ergenekon ittifakıyla ve kimi işbirlikçi Kürtlerle birlikte Kürt Özgürlük Hareketini nisan ayına kadar tasfiye edeceğini söylüyor. Bu otuz üç yıldır Türk devleti her 3 ayda, 6 ayda tasfiye edeceğini söylüyor fakat bu hareket gittikçe büyüdü. Çünkü bu hareket bir hakikat üzerinden yürüyor. Kürt ve Kürdistan hakikati üzerinden kendini var ediyor. Bu hareket Kürt halkının doğal haklarını istiyor. Dolaysıyla bu hareketi ortadan kaldıramazlar. Kendileri yenilecektir. Artık Kürt ve Kürdistan hakikatinin üzerini örtemezler.

Bu önemli süreçte, Ortadoğu bölgesinde geniş bir savaşın olduğu bu süreçte artık Kürt halkı kendi doğal hakkını elde edecektir. Bunun önünü artık kimse alamaz. Fakat Erdoğan “ben bunun önünü alırım” diyor. Kendisinden öncekiler dar düşündükleri için her yönüyle saldırıya geçmedikleri için başarısız oldular diyor. Kendisi Rojava, Güney, Rojhilat, Kuzey kısacası her tarafa saldırarak sonuç alacağını zannediyor. Böylesi büyük bir gücünün olmadığını da biliyoruz. İstihbarat, teknik ve psikolojik savaşla sonuç elde etmek istiyor. Karasal olarak savaş yapabilecek ciddi bir gücü de yoktur. Saldırılarla kendini güçlendirmek istiyor. Saldırılarla şovenizm dalgasını güçlendirerek, böylece diktatörlük sistemini kurumsallaştırarak Kürt Özgürlük Mücadelesini hedefe koyup böylece sonuç almak istiyor. Amacı budur. Bu nedenle nasıl ki daha önce gülen hareketini bize karşı kullanmak istediyse, kendisinin maşası ve tetikçisi yaptıysa şimdide onları kendine gerekçe yaparak 15 Temmuz’dan bu yana olağan üstü yasalar çıkardılar. Kürt halkının bütün haklarını, kazanmış olduğu mevzileri ve yaratmış olduğu değerleri böylece ortadan kaldırmak istiyorlar. Bunları yapabilmek için de Kürt halkını sessizleştirmek istiyor. Bunun için de direnen Kürt şehirlerine vahşetle saldırıp yıktı. Fakat istediği sonuca ulaşamadı. Şimdi Kürt belediyelerini Kürtlerin ellerinden almak istiyorlar. Milletvekilini tutuklamak istiyorlar. Kürt halkının sesinin kesilmesi ve aralarındaki dayanışmanın kaldırılması için ilk başta Kürt basınına saldırdılar. Kültürel, siyasi, toplumsal kısacası bütün Kürt yayın organlarını kapattılar. Sadece dil öğreten kanalları bile kapattılar. Yine Kürtlerin sesini yayınlayabilecek potansiyel kanalları da kapattılar. Örneğin Hayat TV. Türkiye solunun yayınlarını da kapattılar. Bu kapatma dalgaları Cumhuriyet gazetesine kadar gitti. Cumhuriyet gazetesinin yazarları gözaltındadır. Öyle yapmak istiyor ki bir sessizlik yaratılsın. Kimse Kürt özgürlük mücadelesinden bahsetmesin. AKP faşizmine karşı kimse ses çıkarmasın. Kürt halkı hangi kurumlara güveniyor? Belediyelerdir, belediye eşbaşkanlarıdır. Onlara da müdahale edildi. Hiçbir mevzi bırakmak istemiyor.

AKP faşizmine sessiz kalınırsa yarın bu saldırılar başka yere ulaşır

Türkiye’de halkların partisi olarak, Türkiye’deki var olan inançları hepsinin içinde yer aldığı HDP kuruldu. Önceki gece yarısında HDP’ye yönelik geniş bir operasyon başlattılar. HDP eşbaşkanları Sayın Selahattin Demirtaş ve sayın Figen Yüksekdağ gözaltına alındılar. Toplam HDP’nin 11 milletvekili şu an gözaltındadır. Bundan önce Amed belediye eşbaşkanlarını gözaltına aldılar. KJA sorumlusu sayın Ayla Akat’ı da gözaltına aldılar. Şimdi de HDP’nin eşbaşkanları ve milletvekillerini gözaltına alarak saldırılarını doruğa ulaştırdı. Faşizm bugün her yere ulaştıysa yarın başka yerlere de ulaşır. Eğer ki Kürdistan halkları ve Türkiye demokratik güçleri, Alevi halkımız, Türkiye emekçileri AKP’nin bu faşizan saldırılarına karşı sessiz kalırsa, yarın bu saldırılar başka yerlere de ulaşır. Alman papaz meselesi gibi bir durum yaşanır. Nasıl ki papaz Hitler Almanyası’nda bir gün gelip birini tutukluyor, siyasetçidir deniliyor. Daha sonra işçiler yakalanıyor, daha sonra aydınlar ve en sonda sıra papazlara gelince geride ses çıkaracak kimse kalmıyor. Papaz, “ben sessiz kaldığım için bu böyle oldu” diyor. Bu durum Türkiye’de yaşanmamalı. Bundan dolayı AKP ve Türk devleti faşizmine karşı özgürlük tarafları ve halkların kardeşliğini isteyen kesimler seslerini yükseltmeli, buna karşı çıkmalıdırlar.

Halkımız bunu bilmelidir. Eğer ki bu saldırıları karşı sessiz kalırlarsa bu saldırlar genişleyecek ve Kürdistan’da savaş daha da derinleşecektir. AKP korku imparatorluğu yaratmak istiyor. Bunun için herkesi susturmak istiyor. Kimse bu süreçte korkmamalıdır. Halkımız haklıdır, bir halk olarak kendi sözcülerine sahip çıkmalıdır. Seçilmişlerine ve milletvekillerine sahip çıkmalıdırlar. Eğer ki sahip çıkmazlarsa kendilerine daha fazla yönelim gerçekleşecektir. Şimdi gecenin bir yarısında eğer ki parlamenterlerin kapısını kırıp içeri giriyorlarsa yarın herkesin kapısını kırabilirler. Dolayısıyla bu süreç herkesten daha sorumlu, daha örgütlü, daha cesaretli ve daha eylemli davranmalarını istiyor.

Kürt halkı duruşunu herkese gösterecektir

Kürt halkı kimlik ve statü kazanma kararı vermiştir. AKP Kürtlerin statü kazanmaması için Rojava’ya, Güney’e ve Kuzey’deki tüm Kürt kurumlarına saldırıyor. Biz de köle değil kimlik sahibi olmak istiyoruz. Statü sahibi olmak istiyoruz. Öyleyse herkes elini taşın altına koymalıdır. AKP faşizminden korkmamalıdırlar. Gerekli mücadeleyi yapmalıdırlar. Şu an Kürt halkı dünyanın gözleri önünde bir sınavla karşı karşıyadır. Dünyanın hepsi şu an izliyor, Amed eş başkanları tutuklandıktan sonra, HDP eş başkanları tutuklandıktan sonra bakalım Kürt halkı ne yapacak. Korkacak, sessizleşecek, kendi evine mi çekilecek yoksa sokaklara mı dökülecek diye Kürtler izleniliyor. Tam da burada Kürt halkı yaratmış olduğu düzeyi açıklığa kavuşturacaktır. Duruşunu herkese gösterecektir. Eğer sokağa çıkarsa bu iradesine kimliğine sahip çıkıyor ve artık özgür yaşamayı hak etmiş demektir. Bunun tam tersini yaparsa demek ki herhangi bir hak talebinde bulunamaz. Dünyada böyle bir kanaat oluşur. Bundan dolayı bu süreçte sessiz kalmamak zulme karşı dayanışmayı geliştirmek anlamlı bir duruş, çok çok önemlidir.

AKP İslam perdesiyle Türkiye toplumunu kandırdı. Kürt halkını da kandırmak istedi fakat Kürt halkı buna kanmadı. Ve bunu da 7 Haziran’da gösterdi. Şimdi ortaya çıktı ki bunlar İslami değiller, milliyetçidirler. Bunların gerçeğini Kürt özgürlük mücadelesi açığa çıkardı. Çünkü sadece AKP’ye karşı duran özgürlük hareketidir. Eğer ki Kürt halkı bu duruşunda ısrar ederse AKP yenilecektir. Çünkü onlar haksızdır, onların temelleri zayıftır. Bizler ise haklıyız ve temellerimiz sağlamdır. Bizler pratikte de sözümüze sahip çıkmalıyız. Değerli halkımız pratikte de sözüne sahip çıkabilmesi için bu önemli günde sessiz kalmamalıdır. Ülkede, ülke dışında bütün dünyada var olan tüm Kürdistanlılar AKP’nin bu saldırılarına karşı, Türk devleti sömürüsüne karşı sessiz kalmamalı temsilcilerine sahip çıkmalıdırlar. Sözcülerine sahip çıkmak, kendine sahip çıkmaktır, geleceğine sahip çıkmaktır. Bugünün önemini göz önüne alarak Kürt halkı hareket etmelidir. Hareket olarak buna karşı elbet sessiz kalmayacağız.

Faşist saldırılara karşı tüm alanlarda gereken cevap verilecektir

AKP’nin halkımızın değerlerine, kültürüne, kurumlarına karşı geliştirmiş oluğu saldırılar aynı zamanda savaşı da derinleştirecektir. Çünkü saldırı ve şiddetle halkımız ve bize yöneliyor. Buna karşı her yöntemle direnmek hakkımızdır. Örgüt olarak bütün cephelerde gerekli cevabı verebiliriz ve vereceğiz de. Fakat bu mesele profesyonel güçlerin, savaşı geliştirmek meselesi değildir. Düşman, Kürtler PKK’den HDP’den Kürtlükten vazgeçti ve artık bizimledirler diyor. Dolaysıyla savaşı derinleştireceğiz diyor. Düşmanı bir bütünen yenilgiye uğratmak için herkes üzerine düşeni yapmalıdır. Gerilla da, siyasetçiler de, kadrolar da ve elbette halk da gerekeni yapmalıdır. Eğer bunlar birbirini tamamlarsa hiç kimse bize karşı duramaz. Bu nedenle herkes sorumlu yaklaşmalıdır. Doğrudur en büyük sorumluluk ve yük bizim üzerimizdedir. Biz bunun farkındayız. Bunun altından kalkmak için gerekeni yapacağız. Fakat halkımız da sessiz kalıp düşmanın elini güçlendirmemelidir. Çünkü sessiz kalmak AKP faşizmini güçlendirmek anlamına gelecektir. Böyle olursa halk da benimledir, diyor. Ve böylece saldırıyı daha da yükseltiyor. Dolayısıyla herkes kapısının önüne çıkıp sesini yükseltip, biz bunu kabul etmiyoruz demelidirler. Gün böyle bir gündür. Gün onur ve fedakarlık günüdür. Biz inanıyoruz ki halkımız bu fedakarlığı ve duruşu sergileyecek ve tüm alanlarda gereken cevabı bu faşist saldırılara verecektir. Halkların demokrasi ve özgürlük mücadelesini böyle başarıya ulaştıracaklardır. Umudumuz budur.

Bu tarihi anda mücadelemiz daha da yükselecektir. Nasıl ki Rojava Kürdistan’ında halkımızın direnişi gün geçtikçe başarıya ulaşıyorsa, Güney Kürdistan’da da halkımız yarattığı değerlere sahip çıkıyorsa, Kuzey Kürdistan’da da halkımız yarattığı değerlere sahip çıkacak ve kendi yarattığı değerlere karşı geliştirilen saldırılara gerekli cevabı verecektir. Bu umut ve inançla bütün halkımıza ve mücadele veren herkese başarılar diliyoruz.

Sendika.Org

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: KCK / Murat Karayılan / PKK /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.