trump_clinton

ABD başkanlık seçimleri: Hep büyük sermayenin kazandığı bir şov-Lutte Ouvriere

Sol Defter- Haber - 14 Aralık 2016 - Genel

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail
ABD Başkanlık seçimlerini Trump’ın kazanması birçok tahminleri yanılttı. Ama Trump’ın Meksikalı ve  Müslüman karşıtı söylemleri  kitleler arasında genellikle Cumhuriyetçilere oy verenleri sevindirdi ve de onlar bağrılarına hiç basmadıkları siyahi bir Başkanın da gitmesine sevindiler. Cumhuriyetçi evanjelist dinci seçmenler burunlarını kapayarak  üç evlilik yapan dinci tavırlar yerine seks düşkünü olanTrump’a oy verdiler. Ama Demokratlardan o kadar nefret ediyorlardı ki istemeye de olsa yine  de  Trump’a oy verdiler.

Trump sadece bazen Demokratları ve bazen de Cumhuriyetçileri destekleyen Ohio gibi Orta ABD devletlerinde kazanmakla sınırlı kalmayıp ayni zamanda da genellikle Demokratlara oy veren Michigan’da da kazandı. Michigan’da fabrika kapanmaları devam ediyor ve de emekçilerin yaşam şartları her geçen gün daha da kötüye gidiyor. Dahası işlerini koruyabilen emekçilerin ise sözleşmeleri gözden geçirilip hem ücretleri azaldı hem de emeklilik şartları geriledi. Trump’ın ülkeyi terk eden iş olanaklarını yeniden geri getireceği ve koruma önlemleri alacağı demagojisi etkili oldu.

Trump ayni zamanda “Occupay Wall Street” ve “düzen karşıtı” söylemlerini kullanıp Obama’nın getirdiği sağlık sisteminin pahalılaşmasını teşhir etti. Bu sözü edilen eyaletlerde beyazların çoğunluğu Trump’a oy verdi: örneğin Ohio’daki beyazların üçte ikisi Trump’a ve sadece üçte biri Cinton’a oy verdi; Michigan’da ise beyazların yüzde 64’ü Trump’a ve sadece yüzde 28‘i Clinton’a oy verdi.

Her ne kadar da Afrikalı kökenli ABD’lilerin yüzde 88’i ve Güney Amerikalı kökenlilerin de yüzde 65’i Clinton’a oy vermiş olsa da, onlar seçmenlerin küçük bir bölümünü oluşturuyor ve üstelik çoğu da Wall Street’in şampiyonu olarak bilinen Clinton’a oy vermek zahmetine katlanmadılar. ABD’de kitlelerin önemli bir kesimi, özellikle de en yoksulları, seçimlere katılmıyorlar: ya seçmen listelerine bile kayıt yapmıyorlar ya da mahkümiyet yedikleri için, 6 milyon kişinin durumunda olanlar gibi, oy verme hakları yoktur. Veya bir kısmı da bu seçimlerin neye yaradığını görmüyor. 8 Kasım günü ABD seçimlerinde oy hakkı olanların sadece yüzde 55’i oy kullandı. Yani Trump oy verme hakkı olan toplam 230 milyon ABD vatandaşının sadece 60 milyonunun oyunu alarak seçildi.

Hillary Clinton iş çevrelerinin ve AB siyasetçilerinin gözdesiydi. Ancak bu olgu ABD’deki kitleler için iyi bir referans değildi! Demokratlar, son 8 yıl olmak üzere,  son 24 yılda 16 yıl boyunca iktidarda idiler ve bu dönemde eşitsizlikler daha da arttı ve yaşam şartları çok daha kötüye gitti. Bu siyasette Clinton’un payı büyüktür. Hatta 2008 yılında Obama tanınmış birisi olmamasına rağmen Clinton’u Cumhuriyetçilerin ön seçimlerinde büyük farkla yenmişti. Hatta bu 2016 seçimlerinde de Clinton’un rakibi Bernie Sanders, Clinton’un Wall Street adayı olduğunu teşhir ederek  toplam 50 eyalettin 22’sini kazanmıştı.

Trump seçilebilmek için kendini düzen karşıtı birisi gibi takdim etti: bir emlak para babası için bu gerçekten büyük bir üçkağıttır! Seçimi kazandıktan sonra yaptığı konuşmada büyümeyi iki katına çıkarmayı, kaybedilen iş imkanlarını yerine geri getirmeyi, yeni hastaneler inşa etmeyi, yolları tamir etmeyi söz verdi. Tüm bunlar bir şov! Trump da , diğer büyün siyasetçiler gibi büyük burjuvazinin istediğini yapacak. Her ne kadar bir milyarder de olsa kapitalist ekonomiye hükmedemeyecek.

Trump seçim kampanyası esnasında bir sürü demagoji yapıp vaatlerde bulundu, ama bunları yerine getirmeyecek.

Kaçak göçmen olgusuna son vereceği sözcünü verdi.Trump’un zaferi bu yabancı düşmanlığının ne kadar geliştiğini gösteriyor ve bu olay daha da büyüyebilir. Tabi ki Trump bazı sembolik önlemler, Meksika sınırındaki duvarın uzatılması gibi, önlemler alabilir. Ancak ABD’de 11 milyon civarında kaçak göçmen vardır ve Trump şirketleri de dahil, birçok şirket çok düşük ücretlerle çalıştırdığı bu oturma izni olmayan göçmen işçilerle ayakta duruyor ve bu şirketler bu işçileri kullanmaya devam edecek. Zaten Obama döneminde mevcut olan, bazı oturma izni olmayan yabancıları gönderme olayı, artarak devam edecek. Dolayısıyla da bu göçmenlerin yaşam şartları daha da kötüleşecek,  ama yine de bu göçmen olgusu bitmeyecek: çünkü burjuvazinin buna ihtiyacı var.

Trump seçim kampanyası süresinde ABD’yi terk etmiş istihdam olanaklarını yeniden ülkeye geri getireceği ve korumacılığı uygulayacağı sözünü en büyük koz olarak kullandı. Tabi ki ABD burjuvazisi iç piyasasını korumak istiyor ve hatta şimdiden Federal devlet dışa karşı ticari bir savaş sürdürüyor. Ama diğer yandan büyük çokuluslu şirketler diğer dünya pazarlarına da girmek istiyor. Meclis ve Senatodaki çoğunluk Cumhuriyetçilerin elindedir ve onlar serbest ticareti savunuyor. Üstelik Apple iPhone ve İPad’larının üretimini Midwest’de değil şimdiki gibi Çin’de üretmeye devam edecek!

 

 

 

ABD seçim sistemi: Bir demokrasi bozuntusu

ABD başkanlık seçimleri iki seviyede olur: 19 Aralık günü büyük seçmenler bir seçim toplantısı yaparak Başkanı seçecekler. Trump 306 ve Clinton ise 232 büyük seçmen desteğine sahip. Ama diğer yandan son seçim sonuçlarına göre Clinton’un aldığı oy sayısı, Trump’ın aldığı oylardan 1.75 milyon daha fazladır.

Bu oy farkının böyle olmasının açıklaması ise Başkanlık seçiminin aslında 50 farklı oylamadan oluşmasındandır. %50 eyaletin 48’inde seçimi kazanan taraf bütün büyük oyları alır (seçimi kazanan malı götürür prensibi). Oy farkı 1 oy olsa bile bu kural değişmez. Trump seçimleri önemli eyaletlerde çok az oy farkı alarak kazandı. Başkanı seçen büyük seçmenlerin Clinton’u seçmesi gerektiğini isteyen bir imza kampanyası 4.5 milyon imza elde etti. Ama bunun başarı şansı yok gibi, çünkü büyük seçmenler partilerine bağlı kişilerdir. ABD seçim tarihinde kaybedenin Başkan olması bu defa ile besinci kez oluyor. Bundan bir önceki örnek 2000 yılında Al Gore’un Bush’tan 500 binden fazla oy almasına rağmen Bush’un seçilmesiydi.

Bir demokrasi örneğini teşkil ettiğini iddia eden bu ülkenin kökenleri ABD’nin oluşum dönemine, yani 18’inci yüzyılın sonlarına kadar gider. O dönemlerde ülke yönetimi bir yandan büyük burjuvalardan ve diğer yandan ise kitlelerden ödü kopan köle sahibi büyük toprak sahiplerinden oluşuyordu. O dönemde halkın seçime katılma hakkı yoktu. ABD Anayasası 1787 ile 1789 yılları arasında oluşturuldu. Yeni oluşan Federal devlette 13 eski sömürge vardı. Bu birliktelik ise sömürgeci Büyük Britanya’ya karşı verilen bir savaş sonrasında oluşturuldu.  Ama iktidara yeni gelen bu farklı güçler arasında çıkar çelişkileri vardı. Bu nedenle de bu yeni anayasayı oluşturanlar belirli çelişkilere çözüm bulmak zorundaydı.  Kuzey ile Güney arasında büyük bir zıtlık vardı: köle nüfusun yoğun olduğu Güney eyaletleri , kölelerin hiçbir hakkı olmamasına rağmen, orantı olarak tüm haklara sahip olmasını isterken Kuzey eyaletleri buna karşıydı. Sonunda bir uzlaşma diye kabul edilen “beşte üç” diye iğrenç bir çözüm bulundu. Bir köle oyunun değeri, özgür bir vatandaşın oyunun beşte üç değerine eşit olacaktı. Böyle bir uygulama da ancak dolaylı seçim sistemi ile uygulanabilirdi…

Her ne kadar da seçim sistemi o zamandan bugüne kadar olan sürede belirli değişikliklere uğramış olsa da, büyük seçmen kuralı olan  bu temel “beşte üç” sistemi aynen devam ediyor. Örneğin Wyoming eyaletinde 3 büyük seçmen var (2 tane senatör ve 1 tane milletvekili), ama Kaliforniya eyaletinde 55 büyük seçmen (2 senatör ve 53 milletvekili) var. Böylece Wyoming’de her 195 bin seçmen için 1 tane büyük seçmen hakkı ve Kaliforniya için ise her 711 bin seçmen için bir büyük seçmen hakkı var. Böylece bu seçim sistemi ile her zaman nüfusu az olan ve tutucu bir nüfusa sahip olan kırsal eyaletlere kıyak yapılıyor…

Bu yazı farklı LO sayılarından derlendi

 

Wall Street  kendinden birisine kavuştu

 

A

BD Başkanlık seçimleri her şeyden önce Clinton ve Demokratların bir yenilgisidir. Bizlere ABD’nin işsizlik sorununu çözdüğü söylendi. Aslında 2008 krizinden bu yana sanayinin gerilemesi ve yoksulluğun giderek artması şeklinde büyük bir felaket yaşanıyor. Milyonlarca aile konutlarından oldu ve çoğu sokakta karavanların içerisinde yaşamak zorundadır. Resmi rakamlara rağmen işsizlik devamlı artıyor. İş bulan kişiler ise düşük saat ücretlerinden dolayı bir işle geçinemedikleri için çoğu zaman birkaç iş birden yapmak zorunda kalıyorlar.

2008’de , Obama’nın seçilmesiyle, artık siyahilere kölelik döneminden beri yaşatılanlara, ayrımcılığa  son verileceği söylenmişti. Bugün ise siyahiler, ırkçı ve her an tetiğe basma alışkanlığına sahip ırkçı polisler tarafından öldürülmemeleri için eylemler tertiplemek zorundadırlar.

ABD’de her şey zenginler için tıkırında gidiyor. Ama bu kitleler için hiç de böyle değil. Clinton statükonun adayıydı. O her zaman zenginlerin bankacıların dostu oldu ve de bu nedenden dolayı da Demokrat tabanı ona karşı çıktı.

Trump sağcı, gerici çevrelerin de ötesinde kızgın bazı emekçi çevrelerin de desteğini elde etti. Ama bu emekçiler kendi öz çıkarlarına karşı tavır aldılar. Bu doymak bilmez vurguncu ve aşağılık     Trump milyarlık servetini emek sömürüsü ile elde etti. Ona oy veren emekçiler düzene karşı geldiklerini sanıyor. Trump evet ABD siyasi sisteminin dışında birisiydi, ama hiç de kapitalist sistemin dışında birisi değil. Yani sahte bir alternatiftir.

Trump’ın seçilmesi bir deprem filan değil. Çünkü o da iktidara gelince bütün demagoglar gibi o da seçim esnasında söylediklerini yapmayacak. Daha şimdiden, Beyaz Saraya çıkmadan bile kıvırmaya başladı…

Trump bir demagog, bir kadın düşmanı ve bir ırkçıdır. Kadınların kürtaj hakkına karşı olan hakimleri görev başına getirmek istiyor. Milyonlarca göçmeni sınır dışı etmek istiyor. Trump’ın zaferi işçi sınıfı içerisindeki bölünmüşlüğü daha da büyültebilir. Önümüzdeki aylarda veya yıllarda siyahilere, göçmenlere ve özellikle de kadınlara karşı yapılan saldırılar artabilir. Tabi ki bu yeni bir şey değil. Beyaz Saray’da koltukta oturanlar hiçbir zaman emek dünyasından yana olmadı. Diğer yandan ise bu seçimlerde kimse emek dünyasının çıkarlarını savunmadı. Clinton’un yenilgisi emek dünyasının yenilgisi değil. Emek dünyası kendi öz çıkarları alanında, yani sınıf mücadelesinde kendi çıkarlarını savunmalı.

 

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: ABD / seçim / Trump /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.