chavez-duvar

Venezüella devriminin sorunu yeterince ileri gitmemiş olmasıydı – Slavoj Žižek

Sol Defter- Haber - 29 Ağustos 2017 - Dünya Solu

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

1970’lerin başında, CIA’in Şili’de demokratik olarak seçilen Salvador Allende hükümetinin nasıl alt edileceğini önerdiği bir notta, Henry Kissinger kısa ve öz olarak şunu yazıyordu: “Ekonomiyi bağırtın.”

ABD yüksek temsilcileri bugün aynı stratejinin Venezüella’da uygulanmakta olduğunu açıkça kabul ediyorlar: eski ABD Dışişleri Bakanı Lawrence Eagleburger, Fox News’a Chavez’in Venezüella halkındaki çekiciliği “yalnızca Venezüella nüfusu daha iyi bir yaşam standardı için bazı hünerler gördüğü sürece işler. Ekonominin gerçekten kötüleştiği bir noktada Chavez’in ülke içindeki popülaritesi kesinlikle azalacak ve ona karşı başlattığımız ve kullanmamız gereken tek silah, ekonomiyi daha kötü hale getiren ve böylece ülke ile bölgedeki çekiciliğini aşağıya çekecek olan ekonomik araçlardır… Şu anda ekonomilerini daha kötü hale getirmek için yapabileceğimiz herhangi bir şey iyi olacak, fakat paçayı sıyırabiliyorsak bunu bizi Venezüella ile doğrudan çatışmaya sürüklemeyecek şekilde yapalım.”

En azından şunu söyleyebiliriz ki bu gibi ifadeler, Chavez hükümetinin karşılaştığı ekonomik zorlukların (örneğin ülke genelindeki büyük üretim ve elektrik sıkıntılarının) yalnızca kendi ekonomi siyasetinin beceriksizliklerinin bir sonucu olmadığı fikrine inanırlık kazandırıyor. Şimdi, bazı liberallerin yutmasının zor olduğu, önemli siyasi noktaya geliyoruz: burada açıkça kör piyasa süreçleri ve tepkilerle (dükkan sahipleri bazı ürünleri raflardan uzak tutarak daha fazla kâr elde etmeye çalışıyor) ilgilenmiyoruz, daha ziyade tamamen planmış bir stratejiden söz ediyoruz.

Bununla birlikte, Venezüella’daki ekonomik felaketin büyük ölçüde Venezüella’nın büyük sermayesinin ve ABD müdahalelerinin birleşik etkisinin sonucu olduğu ve Maduro rejimine karşı muhalefetin çekirdeğinin, popüler demokratik güçler değil, aşırı sağcı şirketler olduğu doğru olsa bile, bu daha fazla soruyu ortaya çıkarmaktadır. Bu suçlamalar göz önüne alındığında neden Chavez ve Maduro’ya hakiki bir radikal alternatif sunan Venezüella solu yok? Chavez soluna karşı muhalif mücadeleye egemen olan aşırı sağ girişim, kendisini neden Chavista’nın ekonomiyi kötü yönetmesinin sonuçlarına katlanan sıradan insanların sesi olarak dayatıyor?

Chavez sadece petrol parasını savuran bir popülist değildi; uluslararası medyada büyük ölçüde göz ardı edilen şey, üretim düzeninin yeni biçimleri ile özel mülkiyet ve devlet mülkiyetinin ötesine geçmeye çalışan biçimleri deneyerek kapitalist ekonomiyi yenmek için olan karmaşık ve çoğunlukla tutarsız çabalardır: çiftçi ve işçi kooperatifleri, işçilerin üretime katılımı, onu denetlemesi ve örgütlemesi, özel mülkiyet ve toplumsal denetim ve örgütlenme vb. arasındaki farklı melez biçimler (öyle ki, sahipleri tarafından kullanılmayan fabrikalar çalıştırmaları için işçilere  verilir.).

Bu yolda çok sayıda vurkaç vardır -örneğin, ulusallaştırılmış fabrikaları işçilerin sahipliğine verme, hisseleri aralarında dağıtma gibi bazı girişimler daha sonra terk edildi. Burada, taban girişimlerinin devlet tasarılarıyla etkileşime girdiği sahici girişimlerle uğraşmamıza rağmen, pek çok ekonomik başarısızlığa, etkisizliğe ve yaygın yolsuzluğa da dikkat etmek gerekir. Her zamanki hikaye, (yarım) yıl hevesli bir çalışmadan sonra işler bozulur.

Chavismo’nun ilk yıllarında geniş bir popüler harekete geçmeye açıkça tanık olduk. Bununla birlikte, büyük soru ortada: popüler öz örgütlenmeye olan bu güven, hükümeti yönetmek için nasıl bir etkiye sahip olmaktadır, olmalıdır? Hatta bugün hakiki bir komünist iktidarı düşünebilir miyiz? Elimizde olan ise felaket (Venezüella), teslim (Yunanistan) ve kapitalizme tam bir dönüştür (Çin, Vietnam). Julia Buxton’ın söylediği gibi, Bolivarcı Devrim ” Venezüella’daki toplumsal ilişkileri değiştirdi ve bir bütün olarak kıtada büyük bir etkiye sahip oldu. Fakat trajedi asla düzgün bir şekilde kurumsallaşmaması ve böylece sürdürülemez olduğunun kanıtlanmasıdır.” Hakiki özgürleştirici siyasetin devletten uzak durması gerektiğini söylemek çok kolay: geride kalan büyük problem devletle ne yapılacağıdır. Devletin dışında bir toplumu hayal bile edebilir miyiz? Derhal bu sorunlarla ilgilenmemiz gerekiyor.

Bir şeyleri gerçekten değiştirmek için, (mevcut sistem içerisinde) hiçbir şeyin gerçekten değiştirilemeyeceğini kabul etmek gerekiyor. Jean-Luc Godard, “bazı şeyler değişecek böylece her şey aynı kalacak”ı tersine çevirerek “Ne change rien pour que tout soit différent” (hiçbir şeyi değiştirme böylece her şey farklı olacak) mottosunu ileri sürer. Geç kapitalist tüketici dinamiklerimizde, her daim yeni ürünler tarafından bombardıman altına alınmış durumdayız, ancak bu sürekli değişim gittikçe monoton hale gelmektedir. Sadece sürekli kendini-devrimcileştirme sistemi sürdürebiliyorsa, herhangi bir şeyi değiştirmeyi reddedenler etkili bir şekilde gerçek değişimin etmenleridir.

Veya, farklı bir şekilde ifade edersek, gerçek değişim yalnızca eski düzenin üstesinden gelmek değildir, her şeyden önce yeni bir düzenin kurulmasıdır. Louis Althusser bir keresinde Kierkegaard’ın insanları memurlar, hizmetçiler ve baca temizleyicileri olarak sınıflandırmasına layık olarak bir devrimci liderler tipolojisi uydurdu: bir atasözü aktaranlar, bir atasözü aktarmayanlar, (yeni) bir atasözü bulanlar. Birincisi madrabazlar (Althusser’in düşüncesine göre Stalin), ikincisi başarısızlığa mahkûm olan büyük devrimciler (Robespierre); yalnızca üçüncüsü bir devrimin gerçek doğasını anlayan ve başarılı olanlar (Lenin, Mao).

Bu üçlü, büyük Ötekiyle ilişkilenmek için üç yöntem ifade etmektedir (simgesel öz, en iyi şekilde atasözlerinin aptallıkları içinde ifade edilen yazılı olmayan gelenekler ve bilgelikler alanı). Madrabazlar, devrimi kendi uluslarının ideolojik geleneğine göre yeniden yazar (Stalin’e göre, Sovyetler Birliği Rusya’nın ilerici gelişiminin son aşamasıydı). Robespierre gibi radikal devrimciler başarısız olurlar çünkü yeni bir dizi geleneği uygulama çabalarında başarısızken sadece geçmişle bir kopuşu işletirler (Robespierre’nin dini yeni bir kült olan Yüce Varlık’la değiştirme fikrinin en büyük başarısızlığını hatırlayın). Lenin ve Mao gibi liderler (en azından bir süre) başarılı oldular çünkü yeni atasözleri buldular, yani bu, gündelik yaşamı düzenleyen yeni gelenekleri uyguladıkları anlamına geliyor. En iyi Goldwynizmlerden* biri, eleştirmenlerin filmlerinde pek çok eski klişe olduğunu şikayet etmelerinden haberdar edilince Sam Goldwyn’in senaryo departmanına yazdığı bir nottur: “Daha çok yeni klişeye ihtiyacımız var!” O haklıydı ve sıradan gündelik yaşam için “yeni klişeler” yaratmak, bir devrimin en zor görevidir.

Biri burada bir adım daha ileri gitmeli. Solun görevi sadece yeni bir düzen önermek değil, aynı zamanda mümkün görünen şeyin ufkunu değiştirmektir. Açmazımızın paradoksu bu haliyle şöyledir; küresel kapitalizme karşı olan direnişler, (kapitalizmin) ilerlemesini engellemede tekrar ve tekrar başarısızlığa uğruyorken, kapitalizmin ilerici parçalanmasını açıkça işaret eden pek çok eğilimden tuhaf biçimde bihaberdirler -adeta iki eğilim (direniş ve kendi kendine parçalanma) farklı seviyelerde hareket ediyor ve karşılaşamıyor bu nedenle içkin çürüme ile paralel bir biçimde sonuçsuz protesto gösterileri elde ediyoruz ve bu ikisini kapitalizmin üstesinden özgürleştirici bir biçimde gelmek için koordineli bir eylemde bir araya getirmenin yolu yok.

Buna nasıl geçildi? Solun (çoğu) küresel kapitalizmin saldırısına karşı umutsuzca eski işçi haklarını korumaya çalışıyorken, post-kapitalizm ile ilgili konuşanlar (Elon Musk’tan Mark Zuckerberg’e kadar) neredeyse yalnızca en “ilerici” kapitalistlerdir – sanki kapitalizmden yeni bir post-kapitalist düzene geçme konusu bildiğimiz kapitalizm tarafından ele geçirilmiştir.

Ernst Lubitch’in Ninotchka‘sında, kahraman bir kafeteryayı ziyaret eder ve kremasız kahve sipariş eder; garson şöyle yanıt verir: “Üzgünüm, ama krema bitti. Size sütsüz kahve getirebilir miyim?” Her iki durumda da müşteri düz bir kahve alır, ancak bu kahveye her seferinde farklı bir olumsuzluk eşlik eder, ilki kremasızdır, sonraki sütsüzdür. “Sade kahve” ve “sütsüz kahve” arasındaki fark tamamen sanaldır, gerçekte kahvede fark yoktur -yokluğun kendisi olumlu bir özellik olarak işlev görmektedir.

Bu paradoks Yugoslavların Karadağlılarla ilgili eski bir şakasında da (Karadağlılar eski Yugoslavya’da tembel olarak yaftalanırdı) güzel bir biçimde tasvir edilmiştir: “Neden Karadağlı bir adam uyurken yatağının yanına bir dolu bir boş bardak koyar? Çünkü gece boyunca susayıp susamayacağını önceden düşünmek için çok tembeldir.” Bu şakanın amacı yokluğun kendisinin pozitif olarak ifade edilmesi gerekliliğidir: dolu bir bardak suya sahip olmak yetmez, eğer Karadağlılar susamamışsa, onu basitçe görmezden gelecektir -bu negatif olgunun kendisinin ifade edilmesi gerekiyor, suya-ihtiyaç-olmaması boş bardağın boşluğunda cisimleştirilmelidir.

Siyasi bir eşdeğeri, sosyalist dönem Polonya’sında herkesçe bilinen bir şakada bulunabilir. Bir müşteri bir mağazaya girip sorar: “Muhtemelen tereyağınız yok, yoksa var mı?” Yanıt: “Üzgünüm, ama biz tuvalet kağıdı olmayan mağazayız; tereyağı olmayan mağaza sokağın karşısında!”

Veya günümüz Brezilya’sını, bir karnaval sırasında, düşünün, tüm sınıflardan insanlar sokakta beraber dans edecek, bir an için ırk ve sınıf farklarını unutacak -ancak işsiz bir işçinin, ailesine nasıl bakacağı konusundaki endişelerini unutması ve dansa katılması veya zengin bir bankacının fakir bir işçiye kısa süre önce kredi vermeyi reddettiğini unutarak kendisini salması ve halktan biri olmakla ilgili iyi hissetmesi açıkça aynı değildir. Her ikisi de aynı sokakta, ama bankacı kremasız dans ederken işçi sütsüz dans ediyor. Benzer bir şekilde, 1990’daki Doğu Avrupalılar sadece komünizm içermeyen demokrasiyi değil, aynı zamanda kapitalizm içermeyen demokrasiyi de istiyorlardı.

Ve solun yapmayı öğrenmesi gereken şey budur: sütsüz bir bir kahvenin bir anda kremasız bir kahveye dönüşmesi umuduyla aynı kahveyi teklif etmek. Ancak o zaman krema mücadelesi başlayabilir.

[1]          Goldwynizm: Mizahi ve istemsiz olarak bir deyimin, atasözünün yanlış kullanımı (ç.n.).

[Independent’daki İngilizce orjinalinden Toprak Sis tarafından Sendika.Org için çevrilmiştir]

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Chavez / Devrim / Venezuela /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.