inonu-menderes

Milli bakiye, d’Hondt, yüzde 10 barajı: İşte 1946’dan bugüne Türkiye’de uygulanan seçim sistemleri – İnan Ketenciler

Sol Defter- Haber - 10 Kasım 2017 - Güncel Politika / Türkiye

facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

T 24 – Türkiye’nin çok partili siyasi hayatında seçim sistemi birçok kez değiştirilirken Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin geçtiğimiz günlerde yaptığı “Yüzde 10 barajı çok ağır” açıklaması, Seçim Kanunu’nda olası bir değişikliği tekrar siyasetin gündemine getirdi. Türk siyasi hayatına 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra, “siyasal istikrar” gerekçesi öne sürülerek 10 Haziran 1983 tarihli 2839 sayılı kanunla giren yüzde 10’luk seçim barajı her seçim öncesi tartışma konusu oldu.  12 Eylül darbesi öncesi barajsız d’Hondt sistemi kullanılırken, Türkiye çok partili ilk seçimin yapıldığı 1946’dan itibaren “açık oy, gizli tasnif”, “liste usulü çoğunluk”, “nispi temsil” gibi birçok farklı sistemle seçime gitti.

Türkiye’de 1946’dan 2015’e yapılan genel seçimlerde yaşananlar ve yapılan sistem değişiklikleri şöyle:

1946 seçimleri: Açık oy, gizli tasnif

Çok partili ilk seçim olmasına karşın demokratik usullerle yapılmayan 21 Temmuz 1946 genel seçiminde Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) 395, Demokrat Parti’nin (DP) 66 ve bağımsızların 4 milletvekilliği kazandığı açıklandı. 5 Haziran’da Milletvekili Seçim Yasası’nın değiştirilmesinin ardından cumhuriyet tarihinde ilk defa tek dereceli seçim gerçekleştirilirken açık oy gizli tasnif uygulaması eleştirilere neden oldu. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk çok partili genel seçimi olan bu seçim adli denetimin dışındaydı. Bazı usulsüzlük iddialarından dolayı “şaibeli seçim” şeklinde de anılan bu genel seçim ile ilk kez aday esaslı blok oy sistemi uygulandı. Her ilin bir de seçim çevresi bulunurken, her 40 bin vatandaş için bir milletvekili seçiliyordu. Herhangi bir ilin nüfusunun 40 binin altında olması halinde o ile bir milletvekilliği veriliyordu. Nüfusu 40 binin üzerindeki iller için milletvekili sayıları 55.000’e kadar 1, 55.001-95.000 arasındakiler için 2, 95.001-135.000 arasındakiler için 3, 135.001-175.000 arasındakiler için 4 olarak belirlenmişti.

1950: CHP 27 yıl sonra iktidarı kaybetti

CHP ve DP’nin uzlaşmasıyla 16 Şubat 1950’de seçim yasası yeniden düzenlendi. Bu seçim kanunu, tek dereceli, eşit ve gizli oy, açık tasnif ve her ilin bir seçim çevresi kabul edildiği liste usulü çoğunluk sistemine, yani çok oy alanın seçim bölgesindeki tüm milletvekilliklerini kazanması ilkesine dayalı bir seçim sistemi getirmekteydi. Bu seçim kanununa göre 22 yaşını bitiren her Türk vatandaşı seçme, 30 yaşını bitiren her Türk vatandaşı da seçilme hakkına sahipti. Yeni seçim yasası, getirdiği tek dereceli, gizli oy açık sayım ve çoğunluk sisteminden başka; en az beş ilden aday gösterebilen partilerin radyodan yararlanmalarını, Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) oluşturulmasını, seçimlerin yargıç güvencesi altında yapılmasını, idare amirleri, memurlar, askeri kişiler ve milletvekillerinin görev yaptıkları yerin seçim bölgesindeki seçim kurullarına seçilememeleri, siyasi parti ve bağımsızların sandık başlarında gözlemci bulundurabilmeleri, oyların kapalı yerde verilmesi, seçim sonuçlarının hemen açıklanması, kazanan adayların listesinin asılması, oy pusulalarının Sulh Hukuk Mahkemelerinde korunması ve TBMM ya da Yüksek Seçim Kurulu’nun isteği olmaksızın nakledilememesi, 11 kişiden oluşacak olan Yüksek Seçim Kurulu’nun 6 üyesinin Yargıtay, 5’inin de Danıştay üyeleri arasından gizli oyla seçilmesi gibi yenilikler getirmekteydi.

1950 Türkiye genel seçimleri, 14 Mayıs’ta TBMM’nin 9. dönem milletvekillerinin belirlendiği seçim oldu. “Gizli oy , açık tasnif” yönteminin ilk kez uygulandığı 1950 seçimlerinde oyların yüzde 52,7’sini alan Demokrat Parti, Meclis’teki sandalye sayısının (487) yüzde 86,2’sine sahip oldu ve 420 milletvekili çıkardı. CHP 63 milletvekili çıkarırken, Millet Partisi (MP) 1, bağımsızlar 3 sandalyeye sahip oldu. Bu seçimlerle CHP’nin 27 yıllık iktidarı da sona erdi.

1954: İkinci DP dönemi

Yine liste usulü çoğunluk sisteminin kullanıldığı 1954 seçimlerinde, DP 1950’ye göre oylarını artırırken CHP ise oy kaybetti. Meclise giren siyasi partilerden DP oyların 57,6’sını, CHP 35,4’ünü, CMP ise 4,9’unu aldı. Uygulanan seçim sistemi nedeniyle DP oyların yüzde 57,6’sını almasına karşın meclisin yüzde 94,82’sini kazandı. CHP ise oyların yüzde 35,4’ünü almasına rağmen mecliste ancak yüzde 5,5 ile temsil edilebildi. DP 503 sandalye kazanırken, CHP 31, CMP 5, bağımsızlar 2 milletvekilliği kazandı. Bu durum, 1950 seçimlerinde de uygulanan liste usulü çoğunluk sisteminin eleştirilmesine yol açtı. 1954 seçimlerinde nispi temsil esası uygulansaydı DP 281, CHP 211, CMP 32, Türkiye Köylü Partisi (TKP) 18 milletvekili kazanmış olacaktı.

1957: Seçim kuralları ihlal edildi

İktidardaki DP’nin 1958 yılının ilkbaharında yapılacak olan seçimleri yedi ay öne çekmesiyle halk, 27 Ekim 1957’de sandık başına gitti. Liste usulü çoğunluk sisteminin uygulandığı seçim, Türkiye tarihinin en tartışılan seçimlerinden biri olarak tarihe geçti. Oylama sürerken saat 14:00’te radyodan seçim kanununa aykırı şekilde DP’nin seçimleri açık ara kazandığı ilan edilmeye başlandı. Oyların yüzde 47,87’sini alan DP TBMM’deki sandalyelerin yüzde 69’unu alarak 424 milletvekili çıkardı. CHP oyların yüzde 41,9’unu almasına rağmen liste usulü çoğunluk uygulaması nedeniyle 178 milletvekilinde kalırken, tutuklu Osman Bölükbaşı’nın partisi CMP ve Hürriyet Partisi 4’er milletvekili çıkardı.

1961: Darbe sonrası ilk seçim

1961 Türkiye genel seçimleri, 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra yapılan ilk seçim oldu. 15 Ekim 1961 tarihinde ilk kez nispi temsil (D’Hondt) sistemiyle yapılan bu genel seçimler ile Türkiye Büyük Millet Meclisi 12. yasama dönemi için 450 milletvekili seçildi. 15 Ekim’deki milletvekili seçimleri nispi temsil sistemiyle yapıldı. CHP, oyların yüzde 36,7’sini toplayarak 173 milletvekili çıkarınca TBMM’de birinci parti oldu. AP 158, Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (CKMP) 54, YTP 65 milletvekilliği kazandı. Hiçbir parti mutlak çoğunluğu kazanamadığı için CHP ile AP arasında bir koalisyon hükümeti kuruldu. 1961 anayasasının getirdiği diğer bir değişiklik ise iki meclisli (Senato / TBMM) yapı oldu.

D’Hondt sistemi nedir?

D’Hondt sistemi, Belçikalı hukukçu ve matematikçi Victor D’Hondt tarafından 1878’de tasarlandı. Nispi temsili temel alan bu sistem, Türkiye’de 1965 Millet Meclisi genel seçimi ile 1966 Millet Meclisi ara seçimi dışında 1961’den bu yana uygulanıyor.

D’Hondt sisteminde bir seçim bölgesinde partilerin aldığı oylar, o seçim bölgesindeki toplam milletvekili sayısına varıncaya kadar bölünüyor. Elde edilen sayıların büyükten küçüğe doğru sıralanıyor ve milletvekillikleri bu sıralamaya göre partilere paylaştırılıyor. D’Hondt sistemi, bir milletvekilinin temsil ettiği

seçmen sayısını en üst seviyede tutmayı amaçlıyor. Eğer seçimin yapıldığı ülkede seçim barajı varsa, milletvekili çıkarmak için partilere barajı aşma şartı getiriliyor.

1965: Milli bakiye sistemi

1965 Türkiye genel seçimleri, 10 Ekim’de yapıldı. İlk kez Millî bakiye sisteminin uygulandığı bu seçimlerde, Türkiye tarihinde ilk defa bir sosyalist parti olan Türkiye İşçi Partisi milletvekili çıkararak meclise girdi. Yüzde 52,87 oranında oy alan AP 240, yüzde 28,75 oranında oy alan CHP 134 milletvekili çıkardı. Diğer partiler ve bağımsızlar arasındaki milletvekili dağılımı şöyle oldu:

Millet Partisi – 31
Yeni Türkiye Partisi – 19
Türkiye İşçi Partisi – 14
Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi – 11
Bağımsızlar – 1

Milli bakiye sistemi nedir?

Millî bakiye veya ulusal artık, nispi temsil ile beraber kullanılan ve oyların mecliste en adil şekilde temsilini sağlayan seçim sistemi olarak Türkiye’nin seçim tarihine geçti. Millî bakiye sisteminde seçim bölgelerindeki milletvekili sayıları nispi temsil sistemine göre bulunuyor. Partilerin seçim çevrelerinde aldığı bütün artık oylar toplanıyor. Açıkta kalan milletvekili sayısına bölünerek milli seçim kotası bulunuyor. Her partinin elindeki toplam artık oy milli seçim kotasına bölünerek, bununla orantılı bir şekilde milletvekilleri dağıtılıyor. 1965 seçimlerinin ardından TİP’in mecliste temsilini önlemek için sistem değiştirildi.

1969: Barajsız D’Hondt sistemine geçiş

Barajsız D’Hondt sisteminin uygulandığı 1969 seçimleri Türkiye’de ideolojik kamplaşmaların hızlandığı bir süreçte yapıldı ve ülke tarihinin en düşük katılımlı seçimi olarak tarihe geçti. Seçmenin sadece yüzde 64,3’ü sandığa gitti.  AP yüzde 6,4 oy kaybederek yüzde 46,6 oy oranı ile 256 milletvekili,  CHP ise  yüzde 27’ye gerileyerek 143 milletvekili ile meclise girdi. Güven Partisi 15, bağımsızlar 13, Millet Partisi 6, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) 1, Birlik Partisi 8, TİP 2 ve YTP 6 milletvekili çıkardı.

1973: CHP birinci parti

1973 genel seçimleri sonuçlarına göre, Bülent Ecevit başkanlığındaki CHP yüzde 33,29 oyla 185 milletvekili, Süleyman Demirel başkanlığındaki AP yüzde 29,82 oyla 149 milletvekili, Ferruh Bozbeyli başkanlığındaki Demokratik Parti yüzde 11,89 oyla 45 milletvekili, Necmettin Erbakan başkanlığındaki Milli Selamet Partisi yüzde 11,80 oyla 48 milletvekili, Turhan Feyzioğlu başkanlığındaki Cumhuriyetçi Güven Partisi yüzde 5,26 oyla 13 milletvekili, Alparslan Türkeş başkanlığındaki MHP yüzde 3,38 oyla 3 milletvekili, Mustafa Timisi başkanlığındaki Türkiye Birlik Partisi yüzde 1,1 oyla 1 milletvekili, bağımsızlar % 2,82 oyla 6 milletvekili çıkardı. AP-MHP-MSP koalisyonu beklenirken bir sürpriz  yaşandı ve  6 Ocak 1974’te CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit’in başbakanlığında CHP-MSP koalisyonu kuruldu. CHP-MSP koalisyonunun en bilinen icraatı Kıbrıs Harekâtı oldu.

1977: Katılım yüzde 72

1977’de seçimlere 8 siyasi parti katıldı, katılım oranı yüzde 72 olarak gerçekleşti. Seçimlerde hiçbir parti TBMM’de çoğunluğu sağlayamadı; CHP yüzde 41,4’le 213, AP yüzde 36,9’la 189, MSP yüzde 8,6’yla 24, MHP yüzde 6,4’le 16, CGP yüzde 1,9’la 3, DP yüzde 1,9’la 1 milletvekili çıkardı. 67 ilden 42’sinde CHP, 23’ünde AP, 1’inde MSP, 1’inde de bağımsız adaylar birinci oldu. Seçimin en belirgin özelliği, toplam geçerli oyların yüzde 78,26’sının iktidar adayı iki büyük partide toplanmasına karşılık, geri kalan yüzde 21,73’ünün seçime katılan diğer altı parti ile bağımsızlar arasında dağılması oldu. 1973’te oyların yüzde 63’ünü alan bu iki siyasi partinin oy oranlarındaki 15 puanlık yükseliş, geçen yasama dönemine bir tepki olarak, seçmenlerin çok geniş çoğunlukla oylarını tek parti iktidarı oluşturma yönünde kullandıkları şeklinde yorumlandı.

1983: Darbe sonrası seçim barajı

1983 Türkiye genel seçimleri, 12 Eylül darbesinin ardından yapılan ilk genel seçimi olma niteliği taşıyordu. Seçimlere Millî Güvenlik Konseyi’nin izin verdiği üç parti katıldı. Ülke ve seçim çevresinde yüzde 10 barajının ilk kez uygulandığı seçimde meclise üç parti girdi. Seçim sisteminin özelliği nedeniyle siyasi partiler genel ve seçim çevresi barajlarını aşmak zorunda kalırken, bağımsız adaylar sadece seçim çevresi barajını aşmak zorunda sayıldı. Hiçbir adayın seçim çevresi barajını aşamaması halinde geçerli oylar siyasi partiler ve bağımsızlar arasında milletvekili sayısına ulaşana kadar bölünmesi ve büyüklük sıralamasına göre dizilmesiyle milletvekillikleri paylaştırıldı. Oyların yüzde 45.14’ünü alan ANAP 400 üyeli TBMM’de 212 milletvekili kazanırken, Halkçı Parti oyların yüzde 30,46’sı ile 117 milletvekilliği elde etti. Seçimlerin favorisi sayılan Milliyetçi Demokrasi Partisi ise oyların yüzde 23,27’sini alarak 71 milletvekili çıkarabildi.

1987: Özal modeli kontenjan milletvekili

1987 seçimleri, Türk siyasi hayatında yüzde 93.3’lük oranla katılımın en yüksek olduğu seçim olarak tarihe geçti. Milletvekilliklerinin dağılımı “çift barajlı” ve “kontenjanlı” bir sistemle belirlendi. Bu sistem, kontenjan adaylarının seçimi yönünden “çoğunluk”, liste adaylarının seçimi yönünden ise “Barajlı D’Hont” sistemlerinin karmasından oluştu. “Özal modeli” olarak bilinen modelde, milletvekili sayısı 6’yı geçen iller birden çok seçim çevresine ayrıldı. Ayrıca 6 milletvekili çıkaracak bölgelerde partilere birer kontenjan adayı gösterme hakkı tanındı. Kontenjan milletvekilliğini o seçim bölgesinde en çok oyu alan partinin otomatik olarak kazanması hükmü getirildi.   Sisteme göre, önce yüzde 10 oranındaki Türkiye barajı belirlendi. Bunun için 104 seçim çevresindeki geçerli oylar, gümrük kapılarında kullanılan geçerli oylarla toplandı. Bu sayıya göre, yüzde 10 baraj belirlendi. Bu barajı geçemeyen parti milletvekili çıkaramadı.

Gümrük kapılarında kullanılan geçerli oylar, seçim çevrelerinin toplam geçerli oylarına göre dağıtıldı. Seçim çevresi barajının hesaplanması ve milletvekilliği dağılımı ise şöyle yapıldı:

Bir seçim çevresinde gümrüklerdeki oylardan yansıyanlar dahil, geçerli oyların toplamı, o çevreden çıkan milletvekili sayısına bölündü. 6 milletvekili çıkaracak seçim çevresinde bu bölme işlemi bir eksiği ile yani 5 milletvekili çıkaracakmış gibi yapıldı. Biri kontenjan 5 veya 4 milletvekili çıkaran seçim çevresinde ise bölme işlemi, toplam milletvekili sayısına göre yapıldı.

Bölme işlemi sonucu elde edilen rakam, o bölgenin “seçim çevresi barajı”nı oluşturdu. Bir partinin milletvekili çıkarabilmesı için en az bu rakam kadar oy alması gerekti. Bağımsız adaylar için de aynı baraj rakamı geçerli oldu. Hiçbir partinin “seçim çevresi barajı”nı aşamaması halinde baraj dikkate alınmadı ve partiler barajı aşmış gibi hesap yapıldı. 104 seçim çevresinde gerçekleşen 1987 seçimlerinde, yüzde 20, yüzde 25 ve yüzde 33,3 düzeyinde oluşan seçim çevresi barajları seçim sistemine hakim oldu. Kontenjan milletvekili çıkarmayan seçim çevrelerinde, milletvekili dağılımı için, o partinin aldığı geçerli oy sayısı önce 1’e, sonra 2’ye, o seçim çevresinden çıkacak milletvekili sayısına kadar bölündü. Daha sonra çıkan rakamlar sıralamaya konuldu. Bu sıralama, o seçim çevresindeki milletvekili sayısı tamamlanıncaya kadar devam etti.

Kontenjanlı seçim çevrelerinde en fazla oyu alan partinin kontenjan adayı milletvekili seçildi. Bu gibi seçim çevrelerinde milletvekili dağılımı şu şekilde yapıldı; partilerin aldıkları geçerli oylar, kontenjan dışında çıkacak milletvekili sayısına bölündü. Yani, bölme işlemi kontenjan ile birlikte çıkacak milletvekili sayısının bir eksiği yapıldı. Kontenjan adayı dahil 5 ve 4 milletvekili çıkaracak seçim çevrelerinde de bölme işlemi bir eksiği ile yapıldı. Kontenjan milletvekili uygulaması Turgut Özal hükümetinin ürünüydü ve muhalefetin büyük tepkisini çekti. Seçim sonucunda ANAP bir önceki seçime göre yüzde 8,83 oranında oy kaybetmesine rağmen yeni sistemle milletvekilini artırarak TBMM’de 292 sandalyenin sahibi olurken, SHP 99, DYP 59 milletvekili çıkardı.

1991: ANAP’ta Mesut Yılmaz dönemi

1989 Ekim’inde ANAP Genel Başkanı ve Başbakan Turgut Özal, muhalefet partilerinin boykot ettiği seçim sonunda cumhurbaşkanlığına seçildi. 5-16 Haziran 1991’de yapılan ANAP genel kongresinde genel başkanlığa seçilen Mesut Yılmaz, ANAP’ın iktidar partisi olması nedeniyle, Yıldırım Akbulut’un istifası üzerine başbakanlık görevine getirildi.

1991 seçimlerinde, 1987’de uygulanan seçim yasası seçim çevresi barajlarının indirilmesi ve tercihli oylarla belirlenen kontenjan milletvekilliğinde yapılan iki değişiklikle aynen uygulandı. Çıkarılacak milletvekili sayısı 6’ya kadar her il bir seçim çevresi sayıldı, altıdan fazla milletvekili çıkaracak iller ise birden fazla seçim çevresine bölündü.

74 ildeki 107 seçim bölgesinde düzenlenen seçimlerde 1987 seçimlerindeki gibi çifte barajlı d’Hont sistemi uygulandı. Bir partinin milletvekili çıkarabilmesi için, ilk koşul olarak o partinin Türkiye genelinde yüzde 10’luk barajı, daha sonra, illerin seçim çevreleri için belirlenmiş ve yüzde 25’lere ulaşan barajları aşmaları gerekti. Seçimlerden önce gerçekleştirilen yasa değişikliğiyle, 2 ve 3 milletvekili çıkaran yerlerdeki çevre barajları indirildi. Buna göre, iki milletvekili çıkaran seçim çevrelerinde daha önce yüzde 50 olan çevre barajı yüzde 25, üç milletvekili çıkaran yerlerde yüzde 33 olan çevre barajı da yüzde 25 oldu. Yasa uyarınca, kontenjan adayı gösterilen dört milletvekili çıkaran seçim çevrelerinde seçim çevresi barajı yüzde 25, kontenjan adayı gösterilen beş milletvekili çıkaran seçim çevrelerinde seçim çevresi barajı yüzde 20 olarak uygulanırken, altı milletvekili çıkaran seçim çevrelerinde de yüzde 20 oldu.

Çift barajlı seçim sisteminin getirdiği olumsuzluklardan etkilenmek istemeyen değişik siyasi partiler bu seçimde işbirliği yoluna gitti. Milliyetçi Çalışma Partisi (MÇP) ile Islahatçı Demokrasi Partisi (IDP) Refah Partisi çatısı altında, Halkın Emek Partisi (HEP) Sosyaldemokrat Halkçı Parti çatısı altında yüzde 10’luk ülke barajı ile seçim çevresi barajlarını aşmayı başardı.

Seçim öncesinde gerçekleştirilen diğer bir önemli değişiklikle tercihli oylarla seçilen kontenjan milletvekilliği uygulaması getirildi. Bir partinin tercihli (kontenjan) milletvekilliği çıkarabilmesi için ise, önce seçim çevresi barajını aşması, sonra da diğer barajı aşan partilerden bir tek oy fazlası alması gerekiyordu.

Yasaya göre siyasi partiler, iki milletvekili çıkaracak seçim çevresinde dört, üç milletvekili çıkaracak seçim çevresinde altı aday göstermek zorundaydılar. Ayrıca kontenjan milletvekili bulunan seçim çevrelerinde ise, bu aday düşüldükten sonra kalan milletvekili sayısının iki katı kadar aday gösterebildiler. Seçmenler, önce oy verecekleri partiyi işaretledikten sonra, isterlerse oy verdikleri partinin listesindeki adaylar arasından sadece bir tanesini işaretleyebildi. Eğer seçmen bir tercihte bulunmamışsa ya da birden fazla adayı tercih etmişse partinin yaptığı sıralamayı kabul etmiş sayıldı.

Birden fazla kontenjan milletvekili çıkarılan çevrelerde, seçim çevresini tek parti aşmışsa, tüm kontenjan milletvekillerini o parti kazandı. Birden fazla parti aşmışsa, oyların bölünmesi yoluyla milletvekillikleri paylaşıldı. Tercihli oy sistemine göre, bir seçim çevresinde partiye verilmiş olan geçerli oyların en az yüzde 15’i kadar tercih oyu alan aday veya adaylar, oy miktarına göre parti sıralamasında öne geçti. Adaylardan hiçbirinin aldığı tercihli oy miktarının yüzde 15’i bulamaması halinde, partinin hazırladığı ve birleşik oy pusulasında yazılı olan listedeki sıra aynen geçerli oldu. Seçimlerde değişik partilerden 52 aday tercihlerle ön sıralara çıkarak milletvekili olma hakkını kazandılar.

1987 seçimlerinde ANAP’ın lehine işleyen çifte barajlı seçim sistemi bu kez DYP lehine işledi. Altı siyasi parti ve bağımsız adayların yarıştığı 20 Ekim 1991’deki seçimlerde, yüzde 27,03 oranında oy alan DYP kazandığı 178 milletvekilliğiyle TBMM’nin yaklaşık yüzde 40’ını elde ederken, iktidar partisi ANAP yüzde 24,01 oy oranı ve kazandığı 115 milletvekilliğiyle ikinci parti durumuna geriledi ve 8 yıldır bulunduğu iktidardan düştü. Diğer partilerden SHP 88, RP 62 milletvekilliği kazanırken, DSP yüzde 10,74’lük oy oranına karşın seçim çevresi barajları yüzünden yalnızca 7 milletvekilliği kazanabildi.  Seçimlerin ardından, ittifakla seçime giren partilerin ayrılmasıyla mecliste 8 siyasi parti ortaya çıktı.

1995: Türkiye milletvekilliği tartışması

1995 seçimleri öncesi yapılan kanun değişikliğiyle seçmen yaşı 20’den 18’e indirildi. 18-20 yaş grubundakiler ilk kez bu seçimde oy kullanabildi, ceza ve tutukevlerinde tutuklu olarak bulunanlara da oy kullanma hakkı tanındı. Yine aynı düzenlemeyle TBMM’nin üye sayısı 450’den 550’ye çıkartıldı ve bu 550 milletvekilinden 100’ünün seçim çevrelerine bağlı kalmaksızın, partilerin ülke genelinde aldıkları oylar esas alınarak “Türkiye milletvekili” olarak seçilmeleri öngörüldü. Yüzde 10’luk ülke barajı korunurken, seçim çevresi barajları yüzde 10’a indirildi. 1991 seçimlerinden önce uygulamaya konan kontenjan adaylığı uygulamasına son verildi, seçim çevreleri genişletildi. Önce her ile bir milletvekilliği dağıtıldıktan sonra son genel nüfus sayımındaki rakam kalan milletvekili sayısına bölünecek ve il nüfusunun bu sayıya bölünmesi ile her ilin çıkaracağı milletvekili sayısı belli olacaktı. Çıkaracağı milletvekili sayısı 18’e kadar olan iller bir seçim çevresi, sayısı 19’dan 35’e kadar olanlar iki; 36 ve daha fazla milletvekili düşenler ise üç seçim çevresine ayrıldılar. Bu düzenlemeyle İstanbul üç, Ankara ve İzmir ikişer seçim çevresine bölündü, öteki illerin her biri ise birer seçim çevresi olarak düzenlendi. Demokratik Sol Parti’nin başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesi, seçim bölgesi barajını ve Türkiye Milletvekilliği adı altında 100 yeni milletvekili seçilmesini öngören düzenlemeleri iptal etti; bu iptal karşısında, TBMM’nin üye sayısı 550’ye çıkarılarak seçime gidildi.

Seçimde Necmettin Erbakan’ın RP’si yüzde 21,38’le 158, Mesut Yılmaz’ın ANAP’ı yüzde 19,65’le 132, Tansu Çiller’in DYP’si yüzde 19,18’le 135, Bülent Ecevit’in DSP’si yüzde 14,64 ile 76 ve Deniz Baykal’ın başında bulunduğu CHP’si yüzde 10,71 ile 49 milletvekili çıkardı.

1999: Erken seçim

Aralık 2000’de yapılması gereken milletvekilliği seçiminin yerel seçimlerle birleştirilerek 18 Nisan 1999 tarihinde yapılması kararlaştırıldı. 30 Temmuz 1998 tarihinde TBMM Genel Kurulu, erken genel seçimlerle yerel seçimlerin 18 Nisan 1999 tarihinde birleştirilerek yapılmasına karar verdi. Yüzde 10’luk seçim barajını aşan 5 siyasi partiden DSP 136, MHP 129, FP 111, ANAP 86 ve DYP 85 milletvekilliği kazandı.

2002: Oyların yüzde 46,33’ü temsil edilemedi

Yüzde 10 ülke barajlı d’Hondt sistemi uygulanan 2002 erken genel seçimlerinde, yalnızca Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ve CHP barajı aşarak meclise milletvekili sokmayı başardı. Oyların yüzde 34,3’ü ile 363 milletvekilliği kazanan AKP, TBMM’nin üyelik sayısının yaklaşık yüzde 66’sını alarak liste usulü çoğunluk sisteminin uygulandığı 1950’li yıllardan sonra TBMM’deki en büyük temsil gücünü elde eden siyasi parti oldu. Yüzde 19,39 oranında oy alan CHP 178 sandalye alırken, 2002 genel seçimlerinde verilen oyların yüzde 46.33’ü mecliste temsil edilemedi.

2007: İkinci AKP dönemi

Türkiye’nin 10. cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer‘in yerine 11. cumhurbaşkanının seçilememesi üzerine Anayasa’nın 101. maddesi gereğince genel seçimin 22 Temmuz 2007 günü yapılması karara bağlandı. Eski seçimlerde olduğu gibi Milletvekili Seçimi Kanunu’nun 33. maddesi gereğince yüzde 10 barajı uygulandı. AKP yüzde 46,58 ile 341, CHP yüzde 19,39 ile 112, yüzde  14,27 oranında oy alan MHP ise 71 sandalye kazandı. Meclise 26 bağımsız isim girerken, bunlardan 20’si DTP’ye katılarak TBMM’de grup kurdu.

2011: 5 yıldan 4 yıla indi

21 Ekim 2007 tarihli referandum ile birlikte yürürlüğe giren anayasa değişiklikleri uyarınca genel seçim süresi 5 yıldan 4 yıla indirildi. Dönemin başbakanı Tayyip Erdoğan genel seçimlerin normal tarihinden bir ay önce, haziran ayı başında yapılacağını duyurdu. TBMM 3 Mart 2011’deki oturumunda milletvekili genel seçimlerinin 12 Haziran 2011 pazar gününde yapılmasına ilişkin önerge TBMM Genel Kurulu’nda oybirliğiyle kabul edildi.

2010 Nisan ayında seçim kanunda birtakım değişiklikler yapıldı. Seçimlerde Kürtçe propaganda yapılması serbest bırakıldı. Tahta oy sandıkları yerine eni 40, boyu 55, yüksekliği 50 cm, şeffaf, ısıya ve kırılmaya dayanıklı sert plastikten yapılan sandıklar kullanıldı. Bilboardlarda propaganda süresi uzatılarak 20 günden 30 güne çıkarıldı. Bu seçimlerde ilk kez 25 yaşındakiler milletvekili adayı olabildi. Seçimde yüzde 49,83 oy alan AKP 327, yüzde 25,98 oy alan CHP 135 ve yüzde 13,01 oy alan MHP 53 sandalye çıkardı. TBMM’ye 35 bağımsız milletvekili girerken, bunlardan bazıları BDP çatısı altında birleşerek TBMM’de grup kurdu.

2015: 13 yıl sonra bir ilk

7 Haziran seçim sonuçlarına göre, hiçbir siyasi parti tek başına iktidar olabilmek için gerekli olan 276 sandalye sayısına ulaşamadı. 2002 yılından beri iktidarda olan AKP meclis çoğunluğunu kaybetti. AKP, yüzde 40,9 oy oranı ve 258 sandalye sayısı ile seçimlerden birinci parti olarak çıktı. CHP oyların yüzde 25’i ile 132 sandalye elde etti ve ikinci parti oldu fakat oy oranı ile milletvekili sayısı 2011 genel seçimlerine göre düştü. MHP oyların yüzde 16,3’si ile 80 milletvekili kazandı ve oy oranını ve sandalye sayısını bir önceki seçimlere göre yüzde 3,28 artırdı. Seçimlere ilk kez katılan HDP yüzde 10 seçim barajını geçerek, aldığı yüzde 13,1 oy oranı ile Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 80 milletvekili ile temsil edilmeye hak kazandı.

Kasım 2015: AKP yeniden tek başına

7 Haziran’ın ardından güvenoyu alabilecek bir hükûmetin kurulamaması nedeniyle Cumhurbaşkanı erken seçim kararı aldı ve YSK seçim tarihi olarak 1 Kasım 2015’i belirledi. 1 Kasım seçimlerinde yüzde 49,50 oranında oy alan AKP 317, yüzde 25,32 oranında oy alan CHP 134, yüzde 11,90 oranında oy alan MHP 40 ve  yüzde 10,76 oranında oy alan HDP TBMM’ye girdi.

2019’da baraj tartışması

16 Nisan 2017’de cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin yüzde 51,4’le kabul edildiği açıklanan referandumla sistem değişikliğine gidildi. Buna göre, Kasım 2019’da yapılması beklenen genel seçimler, cumhurbaşkanlığı seçimiyle aynı gün yapılacak. Parlamentodaki milletvekili sayısının 600’e çıkarılmasını öngören anayasa değişikliği düzenlemesinin tam metni şöyle:

Bahçeli baraj tartışmasını başlattı

MHP lideri Devlet Bahçeli, partisini baraj altında gösteren anketleri ‘kamuoyu oluşturmaya yönelik araştırmalar’ olarak nitelendirirken, MHP’nin baraj sorunu olmadığını söyledi. Seçim barajının ittifaklarla veya başka türlü kararlılıklarla aşılabilir bir duruma geldiğini vurgulayan Bahçeli, barajın indirilebileceği değerlendirmesinde bulundu.

Bahçeli, “Yüzde 10 barajı Türkiye’de çok ağır bir baraj, geçmişten beri ifade ettiğimiz şekliyle” dedi ve şunları söyledi:

“Hele hele ilk 12 Eylül sonrasında yeniden siyasi yapılanma sürecine geçildiğinde hem il de yüzde 20-25 arasında bir baraj bunun üstünde de yüzde 10 bir baraj konmuştu. O baraj tabi 12 Eylül döneminde darbe teşebbüsünde bulunan zihniyetin himayelerinde faaliyetlerine başlayanlar için öyle bir baraj söz konusu edilmemişti. MSP ile MHP üzerinden bu konular tartışılır hale gelmişti ve bunların baraj altında kalarak Türk siyasi hayatında silinmesi arzusu olmuştu. Öyle bir dönem içerisinde siyasi hayatın nasıl devam etmesi gerektiği, barajın nereye kadar çekilmesi gerektiği konuları gündeme geldiğinde sonuç alınamadığı için hepinizin bildiği gibi bir ittifak uygulaması olmuştu. O ittifakta Refah Partisi Milliyetçi Hareket Partisi ve Islahatçı Demokrasi Partisi arasında oldu. Bu uygulamanın da öncülüğünü MHP o zaman yapmıştı.

Şimdi Türkiye’de iki şeye dikkat etmek gerekiyor. Artık bu zorlamalarla ve dayatmalarla birilerini öldürerek kendini yaşatma yerine hep beraber nasıl yaşarız, demokrasi içerisinde bunu nasıl başarırız, Türkiye’yi nasıl bir istikrar ve normalleşme sürecine getirebiliriz konusunda bir uzlaşmaya varacak çalışma yapmak lazım. Bu yüzde 5 mi olur batı demokrasilerinde olduğu gibi, yüzde 7 mi olur yoksa yüzde 10’da kalıp böyle mi devam etmesi gerekir, bunları görmek lazım. Bu konuyu yaparken bir başka partiyi yok farz edip ezerek kendine bir yol çizmeye çalıştığında da bunun bir anlamı olmadığı görüldü. Yani bütün bunlardan ders çıkarmak lazım, benim söylemek istediğim konu o.”

AKP: Görüşlerin belirtilmesinden memnunuz

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ünal, seçim barajıyla ilgili, “Siyasi partilerin görüşlerini açıklamalarından son derece memnunuz” dedi. Ünal, “Siyasi partilerin önümüzdeki süreçteki uyum yasalarıyla ilgili, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçişte yapılacak yasal düzenlemelerle ilgili, Seçim Kanunu ve Siyasi Partiler Kanunu’yla ilgili görüşlerini açıklamalarından son derece memnunuz” dedi.

CHP: Baraj olmamalı

CHP Parti Sözcüsü Bülent Tezcan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin seçim barajının düşürülme ihtimaline yönelik verdiği mesaj sonrası “Biz seçim barajı olmaması gerektiğini düşünüyoruz” açıklamasında bulundu. Tezcan, “Seçim barajı ile ilgili bizim düşüncemiz çok net. Barajlı seçim, barajlı demokrasi demektir. Biz seçim barajı olmaması gerektiğini düşünüyoruz. Birçok kanun teklifi verdik, seçim barajı hiç olmamalıdır. Israrla belli bir barajda mutabakat aranıyorsa belki yüzde 3 düşünülebilir ama arzu edilen hiç olmamasıdır. Yüzde 10 kabul edilebilir bir baraj değildir” dedi.

facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: seçim sistemi / yüzde 10 barajı /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir