ARTI GERÇEK- Geçtiğimiz günlerde Ülker Bisküvi’nin hisselerinin yüzde 30’u Yıldız Holding’in İngiltere’de birkaç yıl önce kurduğu Pladis Foods şirketine geçti. Hisselerin daha evvel de yüzde 21’i yine aynı şirkete aktarıldığından, bu adımla Ülker’in yüzde 51’i, Türkiye yurttaşları tarafından kurulsa da bir İngiliz şirketi olan Pladis Foods’un oldu. Bu adımı, Yıldız Holding’in Ülker’i yurtdışına kaçırdığı yolunda iddialar izledi. Murat Ülker, aslında birkaç yıldır gerçekleşmekte ve gelişmekte olan hareketin medyada duyulmasının ardından “zorunlu” bir açıklama yaparak, işlemin Yıldız Holding’in bünyesindeki atıştırmalık yatırımlarının tek bir çatı altında toplanması yolunda aldıkları kararın teknik bir sonucu olduğunu söyledi. Ne var ki, olup bitenin “teknik bir işlem”den ibaret olduğuna kimse inanmadı. Yorumların büyük bir çoğunluğu, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’la, kısa bir süre başbakanlık yaptıktan sonra adeta “açığa alınan” Ahmet Davutoğlu arasındaki gerginliğin Ülker’e yansıması olduğu yolundaydı. Söylentilere göre Ülker Ailesi, bu gerginliğin kendilerine ve şirketlerine yönelik bir fiile dönüşüp dönüşmeyeceğinden emin olamıyordu.

Fakat Ülker’in kuruluşundan bugüne tarihine bakıldığında, gerek Cumhurbaşkanı Erdoğan’la gerekse Türkiye’de siyasetin belirleyicisi konumundaki başka aktörlerle ilişkisinin çok daha derinlere gittiği kolayca anlaşılır. Ülker’i, yatırımlarını ülke dışında yoğunlaştırmak gibi radikal bir karara iten sebepler Erdoğan’la ilişkilerinin gerginliğinin yarattığı endişelerden ibaret olmayabilir. Ülker’i endişelendiren çok sayıda gerginliğin sebeplerini anlamak için ise geçmişine şöyle bir bakmak gerekir.

ÜLKER’İN ‘YERLİ VE MİLLİ’ GEÇMİŞİ

Ülker’in mevcut siyasi ve bürokratik aktörlerle geçmişte kurduğu ilişkilerin kendisine nasıl bir gelecek hazırladığına ilk örnek 1979 yılında gerçekleşen bir grevden. Olayın kahramanları ise Sabri Ülker, Alparslan Türkeş ve Tekin Küçükali. Bu aktörlerden Tekin Küçükali, 2004-2011 yılları arasında Kızılay Başkanlığı yaptı. Ardından sağlık sorunlarını bahane ederek istifa etti. Ancak söylentiler istifanın ardında Küçükali’nin Ömer Çelik’le Adana’daki Kızılay Şubesi’ne yapılacak bir atama konusunda yaşadığı tartışmanın ve kurumun yaptığı uluslararası yardımlarda kendini öne çıkartan tavrının Erdoğan’ı kızdırması olduğu yolundaydı. Küçükali’nin, 1979’daki Ülker grevi esnasında Sabri Ülker’le tanışmasını sağlayan, dönemin MHP Genel Başkanı Alparslan Türkeş’ti. Küçükali, ayrıntılarını kendisinden alıntılayacağımız olay esnasında Milliyetçi İşçi Sendikaları Konfederasyonu’ndaydı (MISK).

“Alparslan Bey bizi makamına çağırarak şöyle bir görev verdi. Sabri Ülker Bey dostumuzdur. Zora düşmüş. Gidin selamımızı söyleyin. Bir talimatları var mı bakın. Şartlar ne olursa olsun mutlaka Sabri Bey’in problemi çözülsün. Biz Ülker’de devreye girdikten sonra yapılması gerekenleri tespit ettik. Önce fabrikaya giriş çıkışların kontrol altına alınması gerekiyordu. Çünkü fabrika kapısında ve çevrede hem silahlı çatışmalar hem fiili güç denemeleri oluyordu. Bu olaylar çevre sokaklara da taşıyordu. Öncelikle Ülker ailesi fertleri için can güvenliği aldık. Onları başka mekanlara naklettirmek mecburiyetinde kaldık. Birinci meseleyi hallettikten sonra bütün ağırlığımızı fabrikaya verdik. Doğru ile yanlışı ayırt etmekte zorluk çeken işçilere psikolojik tedavi uyguladık. Ardından da personel taşıyan servis araçlarının içine arkadaşlarımızı koyarak karşı tarafın gücünü kırmaya çalıştık. Zor kullanmak kolaydı. Oysa biz akla dayalı organizasyon yapmak istiyorduk. Sabri Bey de aklıyla bizim fabrikadaki gücümüzü çok iyi organize ediyordu.” Kaynak: http://t24.com.tr/yazarlar/murat-sabuncu/fedaisinden-askere-ismet-abi-formulune-bilinmeyen-bir-ulker-hikayesi,9391

Bu grev sonrasında fabrika bir gecede 70 kamyonla Ankara’ya taşındı.


(Ülker direnişi-2014/2015)

ÜLKER’İN DİSK KORKUSU

Sabri Ülker’in hayat hikâyesinin anlatıldığı kaynaklarda sık sık DİSK’e atıf yaptığı rahatlıkla görülebilir. İşçilerin bir taleplerini kabul etse, ertesi gün başka bir taleple geldiklerini, bunun da DİSK yüzünden olduğunu sık sık ifade eden Sabri Ülker, fabrikalarında yalnızca sağ sendikalara yer vermeye gayret eder. Bununla birlikte, Ülker’in Topkapı’daki fabrikasında çalışan 8 işçi, taleplerini dillendirmediği ve patron hesabına çalıştığı gerekçesiyle Hak-İş’e bağlı Öz Gıda İş’ten ayrılarak DİSK’e bağlı Gıda İş Sendikası’na geçerler. Şirket hemen ilişiklerini kesmek ister. İşçiler de greve gittiklerini açıklayarak haklarını talep ederler. DİSK’in yanı sıra, Emek ve Adalet Platformu ve muhalif medyanın da desteğini alan işçiler 140 gün süren direnişlerinin ardından kıdem tazminatlarını, o ana kadarki sigortalarını alır ve işsizlik maaşından da yararlandırılarak fabrikadan uzaklaştırılırlar. Bir müddet sonra HDP İstanbul Milletvekili Levent Tüzel, Ülker işçileriyle ilgili olarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından yanıtlanmak üzere bir soru önergesi verir. Önergenin konusu, işçilerin işten sendika değiştirdikleri gerekçesiyle çıkartılıp çıkartılmadıklarıdır. Bakanlık, işçilerin sendika değiştirdikleri için işten çıkartıldıklarını ve bu nedenle Ülker’e para cezası verildiğini açıklar. Ancak tüm yaptırım bu kadardır. Ülker’in bu vakada işten attığı işçilerden Murat Topal’ın anlattıkları bu şirketin ve ailenin sağ politikayla ilişkisinin olduğu kadar, sağ politikanın “millet” ve “din” kavramlarından ne anladığının da kapsamlı bir özeti niteliğinde. (Kaynak: http://www.emekveadalet.org/haberyorum/direnen-ulker-iscileri-murat-topal/)

ÜLKER’İN EN SİYASİ YATIRIMLARI: ASAM VE AVSAV

28 Şubat esnasında Ülker de “irticacı şirketler” arasında sayılıyor ve bu damgadan kurtulmak için gereken her şeyi yapabileceği izlenimi veriyordu. Nitekim, 1999 yılında, bugün Meral Akşener’le birlikte siyaset yapmakta olan, o dönemde ise MHP’deki Avrasyacı ekibin öncüsü olarak bilinen Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın kurucu başkanı olduğu Avrasya Araştırmaları Merkezi’nin ana sponsoru oldu. Avrasya Bir Vakfı bünyesinde kurulan ASAM oluşturulurken Özdağ’la Ülker Ailesi arasındaki ilişki, Avrasya Bir Vakfı Başkanı Şaban Gülbahar tarafından sağlanmıştı. Bir “düşünce kuruluşu” olarak tasarlanan ASAM’ın amacı, Türkiye ile SSCB dağıldıktan sonra bağımsızlaşan Orta Asya ülkeleri arasındaki siyasi ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesine katkıda bulunmaktı. ASAM’ın kadrosu kimi milliyetçi akademisyenlerle emekli siyasetçi ve generallerden oluşuyordu. ASAM’ın siyasi görüşleri zamanla Ülker’i rahatsız etmeye başladı. Önce sponsorluğunu çekeceğini, ardından da aynı alanda faaliyet gösterecek yeni bir yapılanma oluşturacağını, ASAM’dan arzu edenlerin bu yapılanma içinde devam edebileceklerini duyurdu. Yeni yapılanmanın adı Avrasya Türk Kültürü Stratejik Araştırmalar Vakfı olacaktı. Dönemin parasıyla 1 milyon YTL’nin vakfedileceği bu kuruluşun çekirdeğini esi Adalet Bakanı Oltan Sungurlu, ASAM’dan ayrılan emekli Orgeneral Edip Başer, dönemin Başbakanı Erdoğan’ın dış politika danışmanlığını yapan Ahmet Davutoğlu, sağ siyasetin meşhur isimleri Murat Sökmenoğlu, Edip Safter Gaydalı, Ersin Taranoğlu, Saffet Arıkan Bedük, EİK Başkanı Rona Yırcalı, daha evvel Ülker adına grev kırıcılığı yapmış olan Tekin Küçükali ve akademisyen Nur Vergin oluşturdu.

ERDOĞAN VE ÜLKER

Ülker sağ siyasetteki modaların yakın takipçisi olageldi. Bu nedenle başta sponsorluk olmak üzere pek çok araçla sağ siyasetçileri ve kurumları da destekledi. Ülker’le sponsorluk değilse bile dolaylı yoldan ticari ilişkisi olan siyasetçilerden biri de Erdoğan’dı. Bu ilişkinin sona erdiği 2005 yılına kadar Erdoğan, Ülker ürünlerinin İstanbul’un Anadolu yakasındaki distribütörlük tekelini elinde bulunduran üç şirketin ortağıydı.

Bu şirketlerden Emniyet Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş. 1995 yılında kuruldu. Kurucuları Erdoğan’ın eniştesi Ziya İlgen, Ülker Ailesi’nin damadı Orhan Özokur’un kardeşi Atilla Özokur, Ergun Bodur ve Reşat Sözen olan bu şirket Ülker’in bisküvi ve çikolata ürünlerinin dağıtımını yapıyordu. Erdoğan ve Bodur’un da ortakları arasında yer aldıkları İhsan Gıda, yoğurt ve süt ürünleri dağıtımıyla iştigal ediyordu. Erdoğan başbakan olduktan sonra ise Yenidoğan Gıda adıyla yeni bir şirketin daha kuruluşunda yer aldı. Sonradan yapılan haberlere göre, Erdoğan’ın siyasette bu kadar güçlü bir konumdayken ticaretle uğraşmayı sürdürmesini eleştirenler sadece muhalifleri değildi. Yüzde 12 hissesinin olduğu Yenidoğan Gıda’nın, açılışını başbakan olarak yaptığı Cola Turka’nın dağıtımını yapacak olması o dönem bir hayli eleştirilmişti. Erdoğan yaptığı açıklamalarda bunda bir yanlışlık görmediğini, hatta “ticaret yapmazsa geçinemeyeceğini” söylemişti. Ancak bir müddet sonra şirketlerdeki tüm paylarını sattı. Bu defa da şirket satışından elde ettiği dolar bazında 12 kat kârla dikkatleri üzerine çekti. Erdoğan’ın şirketlerdeki payı 2001’deki mal beyanına göre 75 bin 235 dolardı. 2005’teki satıştan elde ettiği gelir ise yine kendi mal beyanına 923 bin dolar olarak yansımıştı. Şirketleri satın alan Trabzonlu işadamı Ahmet Günaydın, Erdoğan’la herhangi bir tanışıklığı olmadığını, basit bir iş adamı olarak teklif verip şirketleri satın aldığını açıkladı.

Bir yıl sonra, yeni istişare kurulunu basına tanıştırırken Murat Ülker, Erdoğan’la Ülker markası arasındaki ticari ilişkinin bir başka boyutunu daha anlattı:

“Kimi zaman Sayın Erdoğan’ın Ülker’e ortak olduğunu iddia edenler bile çıktı. Sayın Erdoğan, Ülker’in distribütörlerinden birinin 5 ortağı arasındaydı. O ortaklık gerçekleştiğinde kendisi siyasette etkin bir noktada da değildi. Kendisi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’yken bir sohbet sırasında distribütör şirketteki hissesini satıp çıkması konusunda tavsiyem oldu. Tayyip Bey’in o distribütör dışında grubumuzla hiçbir bağlantısı olmadı. Kendisi bildiğiniz gibi distribütör şirketteki hissesini de başbakanlığı sırasında devredip ayrıldı.” (Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/belediye-baskaniyken-tayyip-bey-e-ulker-i-birak-demistim-5657688)

SAĞ MODANIN YAKIN TAKİPÇİSİ ÜLKER

Gerek Sabri Ülker, gerekse iki çocuğundan şirketlerle daha çok özdeşleşen Murat Ülker muhafazakâr kimliklerini hiç saklamadılar. Birbirleriyle rekabet halindeki sağcı-muhafazakâr siyasi örgütlenmelerin hemen hepsiyle çıkarları doğrultusunda işbirlikleri de yaptılar. Ahmet Davutoğlu’nun ise bütün bu kompozisyonda ayrı bir yeri oldu.

Murat Ülker ve Ahmet Davutoğlu liseden sınıf arkadaşlarıydılar. Hatta Davutoğlu, aileye arkadaşının babasından “Sabri Amca” diye bahsedecek kadar yakındı. Davutoğlu ile Ülker aileleri kısa bir süreliğine dünür de oldular. Dünürlük müessesesi bir müddet sonra sona erdi. Ancak Davutoğlu’nun da kurucuları arasında yer aldığı Bilim ve Sanat Vakfı’nın, Ülker Ailesi’nin desteğiyle kurduğu Şehir Üniversitesi dolayısıyla kolay kolay sarsılmayacak bir başka ilişkileri daha bulunuyor. Bu ilişki, Davutoğlu’nun henüz Erdoğan’ın tepkisini üzerine çekmeden evvel üniversiteye hayli büyük ayrıcalıkların tanınmasını sağladı. Bu ayrıcalıkların başında kuşkusuz, Kartal Cevizli’deki eski TEKEL Fabrikası’nın arazisinin Şehir Üniversitesi’ne yeni bir kampus inşası için verilmesi de bulunuyordu. Kartal ahalisinin yanı sıra pek çok meslek ve sivil toplum kuruluşu bu karara yıllarca muhalefet etti. Ahali, arazinin park olarak değerlendirilmesini talep ediyordu. Nihayet Temmuz 2015’te Danıştay 13’üncü Dairesi, bu tahsis işlemini iptal ederek arazinin Özelleştirme İdaresi’ne iadesine karar verdi. Ancak karar uygulanmadı ve tapu Şehir Üniversitesi’ne geçti. Yüzlerce ağacın kesildiği arazide kampus inşaatı 2015 yılında başladı.

OTOYOL-KÖPRÜ İHALESİ OLMADI

Öte yandan, Ülker’in talep ettiği tüm ayrıcalıkları elde ettiği söylenemez. Bu ayrıcalık taleplerinin kimilerinin zamanlama hatası, kimileri ise sadakatini yeterince ispat edememesi dolayısıyla reddedildiği konuşuldu. Reddedilenler arasında en çok dikkat çeken ise 2013 Şubat’ında, Erdoğan ve Gülen Cemaati arasındaki gerilim artık saklanamayacak kadar yükselirken gündeme gelen otoyol ve köprü özelleştirmesi oldu. Ülker ailesi Erdoğan-Gülen çekişmesinde tarafsızlığını korumaya çalışıyordu. Bu esnada Ülker, Koç ve Malezyalı UEM Grup’la oluşturduğu bir konsorsiyumla 17 Aralık 2012’de yapılan bu ihaleye girdi ve teklif ettiği 5.7 milyar dolarla da kazandı. Ancak çok değil, bir buçuk ay sonra, Maliye Bakanlığı ihalenin iptal edildiğini bildirdi. İptalin gerekçesi ise Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan ve özelleştirilecek otoyol ve köprülerden devletin 20 milyar dolara kadar gelir elde edebileceğini gösteren bir rapordu. Bu raporun, ihale gerçekleştikten sonra hazırlandığına kimse inanmadı. Neyse ki iptal, devletin kasasına gidebilecek yıllık 15 milyar doların Ülker’in başını çektiği kuruma gitmesini engellemiş oldu. Murat Ülker, iptal sonrasında her zamanki açıklamalarından birini yaparak, “Şükür çok borçlu bir adam olacakken şimdi rahatladım” dedi. Ancak yıllar sonra, 2016’da, neden yatırımlarını Türkiye dışına kaydırdığı yolundaki eleştiriler karşısında iptal edilen bu ihaleyi hatırlatarak, “Koç Grubu’yla konsorsiyum kurduk, otoyollara teklif verdik. İhale iptal edildi. Hata bizim mi? Yani, ülkemizde de yatırım yapmaya çalışıyoruz” diyecekti.

ÜLKER’İN SEÇİMİ

Bu manzaraya bakınca Ülker’in, çeşitli kollarına farklı dönemlerde destek verdiği milliyetçi-mukaddesatçı siyasetin kendi içindeki çatışmaların tam ortasında kaldığı rahatlıkla söylenebilir.

Aralık 2007’de Godiva’yı, Campbell Soup’tan 850 milyon dolara satın alan Ülker, 2012’de dünyanın en zengin aristokratı sıfatını taşıyan Brunei Sultanı Bolkiah’la 100 milyon dolarlık bir ortaklık yaptı. Bolkiah, Yıldız Holding’e ait Marsa Yağ Sanayi’nin yüzde 20’sini satın aldı.

Eylül 2015’te, Ülker’in meşrubat şirketleri olan Della Gıda, Bahar Su ve İlk Mevsim Meyve Suları’ndaki hisselerinin yüzde 90’ı Japon Dydo DRINCO’ya, 335 milyon TL karşılığında satıldı. Cola Turka, Camlica, Saka Su, Sunny, Maltana, Eskipazar, Flores ve Link artık bu firmanın elinde.

Haziran 2016’da, İngiltere’de Pladis’i kuran Yıldız Holding, İngiliz McVitie bisküvi markasını da satın aldı. Aralık 2016’da, Yıldız Holding’in Ülker’deki hisselerinin 400 milyon dolarlık kısmı (yüzde 21’i) Pladis’e satıldı. Bu satışın, 15 Temmuz sonrasında Ülker Ailesi’nin, Erdoğan’ın kendilerine karşı tavır almasından tedirgin olmasının sonucu olduğu iddia edildi. Satışın gerçekleştiği hafta Ülker’in hisse fiyatları yüzde 3.8’lik bir değer kaybı yaşayarak 19.5 liradan 16.91 liraya düşmüştü.

Ağustos 2017’de, Just-Food.com adlı sitede yayınlanan bir yazı, Ülker’in İngiltere’deki yatırımlarını büyütme kararı aldığını, Pladis’in 2019’da Londra Borsası’na gireceğini haber veriyordu. Kasım 2017’de Yıldız Holding’in kontrol hisselerine sahip olduğu Şok Marketler Ticaret A.Ş.’nin Londra’da halka arzı için uluslararası bankalarla görüşmeler başladı. Yaklaşık 3 milyar dolar değerindeki şirket için talep toplamak üzere de Ünlü&Co ve Citi şirketleri yetkilendirildi.

Fakat elbette Ülker Ailesi Türkiye’den bir kalemde vazgeçecek değil. 3 Ocak 2018 günü Milli Savunma Bakanı Nurettin Canikli, süregelen asker zehirlenmelerine çare olarak karavanayı kontrol altına alma girişimleri çerçevesinde yapılan ihalenin sonucunu açıkladı. Askerin karavanası bundan böyle Yıldız Holding bünyesindeki Kerevitaş’a emanet edilecek. Aynı gün Kerevitaş hisseleri yüzde 9 artışla 127.7 liraya çıktı.

Kısaca söylemek gerekirse, Ülker Ailesi, markaları konumundaki Ülker’i İngiltere’ye taşıyarak ülkeyi terk etmiş olmadı. Sırtını sağlam bir hukuk sistemine dayayarak kendini garantiye almış oldu. Başlıca yatırım alanı olan Türkiye’de, yine kendisinin de katkıda bulunduğu ayrıcalık ve mahrumiyet hukukuna dayanan riskli ortamdan kazanç elde etmeye devam edecek gibi görünüyor. Bu kazançtan elde edilecek vergilerin bir kısmı ise, dünyaya açılmanın yolunu tüketicilikte bulan Türk ekonomisinin, Brexit’le kendi içine kapanma kararı veren İngiliz ekonomisine küçük bir hediyesi olacak.