arjantin

Eric Toussaint: “İğrenç borcun” reddedilmesi meşrudur – Vittorio de Filippis

Sol Defter- Haber - 16 Ocak 2018 - Dünya / Dünya Solu / Güncel Politika / Teorik Tartışmalar

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

“Bir ülkenin borcu halkın yararının karşısında ise ve alacaklıların yararına yarayacak şekilde hizmete sokulmuşsa, iptal edilmelidir” diyor, Gayri Meşru Borçların Reddi Komitesi’nin sözcüsü Eric Toussaint.

Son yapıtı olan “Borç Sistemi / ulusal borçların tarihi ve reddi”nde[1] Eric Toussaint, Gayri Meşru Borçların Reddi Komitesi’nin sözcüsü olarak egemen devletlerin borçluluğunun nasıl her zaman bir tahakküm ve soygun silahı olarak kullanıldığının anahtarlarını veriyor. Sayfalar ilerledikçe, pek bilinmeyen ve kimi kez de çok tuhaf olan borçların tarihi, okuyucunun gözleri önünde akıp gidiyor. Arşiv belgeleriyle ve her ülkeden ve her görüşten siyasi sorumlular arasındaki temasların resmi tutanaklarıyla zenginleşen Borç Sistemi tarihsel bir dalış olup “iğrenç”, gayri meşru ve dayanılmaz borçlara karşı mücadelenin yeni doğmakta olan bir mücadele olmadığını gösteriyor.

Güney ülkelerinin borç bunalımının her zaman kapitalist ülkelerde oraya çıkan bunalımlara bağlı olduğunu açıklıyorsunuz.

19. yüzyıldan itibaren, dış borca başvurmak ve serbest değişimin kabulü en büyük bankaların bulunduğu belli başlı kapitalist güçlerin, ekonomilerin tümünü vesayet altına almalarının en temel etmenini oluşturur. Her borç bunalımı öncesinde sanayileşmiş ülkelerin ekonomilerinin aşırı ısınmasına tanık oluruz ve bu aşırı ısınma sırasında fazla sermaye vardır ve bir kısmı “çevre” ekonomilerine doğru yeniden değerlenmek üzere gider. Bunalım, sonradan genel olarak borçlanmış çevre ülkelerinin dışsal etmenleriyle ortaya çıkar: Resesyon ya da finansal iflas ya da zamanın büyük güçlerinin merkez bankaları tarafından karar verilen faiz oranı politikasında değişiklik…

Bu geçmişi bugüne aktarmak biraz abartılı olmuyor mu?

Bugünkü borç sistemi güçlü devletlerin zayıf devletler üzerindeki egemenlik düzeneklerini yeniden üretir. Borçlu ülkelerin egemen sınıflarının bu borçtan kârlı çıktıklarını da belirtelim. Yöneticileri içeride ve dışarıda borç almaya teşvik ederler. Çünkü borç alma burjuvazi üzerinde ağırlığı olan vergilerin fazla olmasını engeller. Ülkelerinin borç senetlerini satın alırlar ve böylece Devlet garantili yüksek bir kâr elde ederler.

Size göre, iki yüzyıl önce devreye sokulan bir dizi düzenek bugün de hala etkin, öyle mi?

Egemenlik silahı olarak borcun kullanılması 19. yüzyıl boyunca belli başlı güçlerin dış politikasında önemli bir rol oynamıştır ve gelişen biçimleriyle 21. yüzyılda da sürmektedir. 1820 ve 1830 yıllarında Yunanistan alacaklı güçlerin diktasına (özellikle İngiltere ve Fransa) boyun eğmiştir. Devrim sırasında Fransa’dan özgürlüğünü alan ve 1804’te bağımsızlığını ilan eden Haiti 1825 yılında borç yoluyla köleleştirilmiştir. Borçlanmış Tunus Fransa tarafından 1881’de işgal edilmiş ve “koruma” altına (protektora) alınmıştır. Aynı olay Mısır’ın başına gelmiş ve 1882’de İngiltere protektorasına girmiştir. Son on yılda Yunanistan, Güney Kıbrıs, Portekiz ya da İrlanda’nın başına gelenler bunu doğrulamaktadır. Kuşkusuz, kullanılan yöntemler değişmiştir ve yeni baskı biçimleri uygulamaya girmiştir. 2010’dan beri IMF (Uluslararası Para Fonu), AMB (Avrupa Merkez Bankası) ve AK’dan (Avrupa Komisyonu) oluşan (ve Avro bölgesi ekonomi bakanlarını bir araya getiren Avrogrup) Troyka (Üçlü), ekonomik ve toplumsal düzlemde ne yapılacağını Yunanistan’a zorla kabul ettirmekteler.

Ama Yunanistan’ın da sorumluluğu var. Borç sistemiyle ilgisi nedir?

2000’li yılların başında avro bölgesinin yaratılması önemli uçucu ve spekülatif finansal akımların yaratılmasına neden oldu ve “merkez” ülkelerden (Almanya, Fransa, Benelüks, Avusturya) çevre ülkelerine doğru (Yunanistan, İrlanda, Portekiz, İspanya, Slovenya) gitti. Merkezin özel büyük bankaları ve finansal kuruluşları çevre ülkelerin özel ve kamu kesimlerine borç verdiler. Çünkü, merkez ülkelerin ulusal piyasalarına yatırım yapmak yerine bu ülkelerde değerlendirmek daha kârlıydı. Tek bir paranın avro’nun varlığı, bu akımları kolaylaştırdı. Çünkü devalüasyon riski yoktu. Bu da özel bir kredi balonu yarattı ve özellikle gayrimenkul piyasasını ve tüketimi etkiledi. Batı Avrupa’nın özel bankaları AMB’nin kendilerine düşük maliyetle ve fazlaca verdiği parayı borçluların ödeyebilme gücünü dikkate almadan Yunanistan gibi ülkelere borç olarak verdiler. Riskler önemli değildi ve bankalar kârlılık arıyorlardı. 2010 yılında Yunanistan’ın başına gelen sonra İrlanda, Portekiz, [Güney] Kıbrıs ve bir ölçüde İspanya’nın da başına geldi.

Çevre, Merkez… Bu sözcükler artık ekonomide pek kullanılmıyor.

Bununla birlikte, Avrupa Birliği içinde olsun ya da dünya genelinde olsun, “zengin merkez” ülkeleriyle “çevrenin ülkeleri” arasında bir hiyerarşi vardır.

Ama, ifşa ettiğiniz “iğrenç borç” kavramıyla bunun ilişkisi nedir?

Birtakım içtihatlar temelinde, Bolşevik Devrimi’nden sonra Paris’e iltica eden Rus hukukçu Alexander Sack 1927 yılında “iğrenç borç”un hukuksal bir tanımını geliştirmiştir. Bu öğretiye göre, eğer borç halkın çıkarına aykırı şekilde alınmış ve alacaklılar bunun bilincinde iseler, ya da zaten olmak zorundadırlar, bu borç “iğrenç” olarak nitelenir ve iptal edilmelidir. Bu öğreti muhafazakâr bir profesörden kaynaklanır ve alacaklıların çıkarını savunmak isterken borçluların da aldıkları borcu nasıl kullandıklarını denetler.

Bir kısım borcun bu temel üzerinde iptal edildiğini ileri sürüyorsunuz.

Evet, özellikle ABD’de. 1830 yılında, ABD’nin dört eyaleti toplumsal isyanlarla çalkalanır ve yolsuz yönetimleri devirirler ve madrabaz bankacılardan alınan borçları reddederler. Finanse edecekleri altyapı projeleri yolsuzluk nedeniyle gerçekleşmez. 1865’te, Kuzeyliler Güneylilere karşı savaşı kazandığında, Güneylilerin savaşı finanse etmek için bankalardan aldıkları borçları reddetmelerini isterler (Anayasa’nın 14. Maddesindeki değişikliğin içeriği budur). Bu borç “iğrenç”tir, çünkü köleliği desteklemek için alınmıştır.

Başka örnekler de var mı?

Yüzyıl önce, 1918’de Sovyet’ler çarın borçlarını reddetmiştir. 1919’da Kosta Rika, eski diktatörü Fernando Tinoco Granados’un aldığı borcu sadece ailesine yararlı olduğu gerekçesiyle reddeder. ABD’nin eski başkanı William Taft hakem olarak devreye girer ve reddetmeyi onaylar. Çünkü borç alınan para kişisel çıkarlara hizmet etmiştir. Daha yakın zamanda, Irak’ın işgal edilmesinden on gün sonra, 2003’te, ABD Hazine sekreteri John Snow G7’deki meslektaşlarını çağırarak Saddam Hüseyin’in aldığı borçları “iğrenç borç” olduğu gerekçesiyle iptal etmelerini ister. 2004 yılında, Irak’ın borcunun yüzde 80’i iptal edilir. Bu da uluslararası hukuk kanıtının geçerliliğini gösterir.

Tüm bu gözlemleri Yunanistan’a nasıl aktarabiliriz?

Troyka’nın (üçlü) Yunanistan’dan istediği borç kamu borcunun yüzde 90’ını temsil eder. Yunan halkının karşı olması isteğine karşın üçlünün kredileri verilmiştir. Yunan halkı temel haklarını ihlal eden ve durumlarını iyileştirmeden yaşam koşullarını ağırlaştıran önlemlerle karşı karşıya kalmıştır. Üçlü Yunanistan’a borç vererek batılı özel bankaların borçlarını ödemeye zorlamıştır. 2015 yılında Yunanistan parlamento başkanı Zoé Konstantopoulou’nun isteği üzerine çalışmalarında bulunduğum Yunan borcuyla ilgili gerçek komisyonu, Troyka’nın halktan istediği gerekliliklerin kötü sonuçlarının bilincinde olduklarını ortaya koymuştur.

Venezüella için de durum aynımı?

Bu konuda fikir ileri sürmek için, Hugo Chavez ve ardılı Nicolas Maduro yönetimi altında alınan borçlar için bir teftiş gerekir. Şu soruya yanıt vermek için: Bu borçlar halkın çıkarlarına mı hizmet etti yoksa ayrıcalıklı bir azınlığın çıkarlarına mı? Borçlanma sürecinin çok sıkı bir incelemesi gerekli. Nicolas Maduro’ya karşı olan muhalefet borcun askıya alınması ya da iptalini istemiyor. Yerel egemen sınıfın yönetimde olan iktidarın aldığı borçlara yatırım yaptığını ve Nicolas Maduro’nun devrilmesinden sonra borcun ödenmesine devam edilmesine güvendiğini hatırlatmakta yarar vardır.

Bir borcu reddetmek dış finansmandan kopmak anlamına gelmez mi?

Kapitalizmin tarihi aksini gösteriyor. 1837’de, Fransız bankacıların borcunu reddeden Portekiz sonra Fransa ve diğer ülkelerden borç almak yoluna gitti. Bu ABD için de geçerli. Sovyetler 1918’de borçlarını reddeder ve bu eyleme karşın 1924’ten itibaren tüm batılı ülkeler SSCB’ye borç vermek için kapısını çalarlar. Örnekler çok. Gayri meşru borcun iptalinin yeterli olmadığını da belirteyim! Bankalar, para, vergi sistemi, yatırım öncelikleri ve demokrasi konusunda diğer politikaları gerçekleştirmeden borcu iptal etmek bu ülkeyi yeni bir borç evresine (batağına) sürüklemekten başka bir işe yaramaz. İğrenç adı verilen borcun iptali gerekli ve meşrudur ama bütünlüklü bir ekonomik ve toplumsal plan içinde yer almalıdır.

Dipnot:

[1] Le système dette: Histoire des dettes souveraines et de leur réputation, Les liens qu libèrent, 2017.

18 Aralık 2017

[Libération gazetesindeki Fransızca orijinalinden İsmail Kılınç tarafından Sendika.Org için çevrilmiştir]

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Dış Borç / emperyalizm / İç Borç /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.