rana-plaza

Rana Plaza katliamından beş yıl sonra – Marienna Pope-Weidermann

Sol Defter- Haber - 9 Mayıs 2018 - Dünya

facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

 

Beş yıl önce 24 Nisan tarihinde, Rosina Atker her zaman olduğu gibi işe annesi ve kızıyla birlikte sabah 8’de vardı fakat bir daha evine dönemedi. Rosina, Rana Plaza binasında çalışan bir tekstil işçisiydi. Dört aylık hamileydi. Rosina ve berberindekiler işyerine vardıklarında, kızı ona yöneticiden eve gitmek için izin istemesini söyledi; bina hiç de güvenli görünmüyordu, herkes duvarlardaki çatlakları görebiliyordu fakat işçilere “endişelenmemeleri ve işe devam etmeleri” söylenmişti.

Aslında yerel yönetim yetkilileri, bir önceki gün, fabrikanın bütün faaliyetlerinin durdurulmasını tavsiye etmişlerdi. Daha alt katlardaki banka ve mağaza çalışanlarına işe gelmemeleri söylenmişti. Fakat tekstil işçileri, işten çıkarılma tehdidiyle çalışmaya zorlandılar. Sadece birkaç saat sonra bina çökecek ve enkaz altında yüzlerce işçi mahsur kalacaktı.

Rana Plaza’nın enkazı altından Rosina’nın cansız bedenini bulmak arama kurtarma ekiplerinin beş günün aldı.

Rosina, Rana Plaza katliamında ölen 1.100’den fazla kişiden biri olacaktı.

Rana Plaza faciası, dünyaya, moda endüstrisinin işçilerin hakları konusundaki iğrenç umursamazlığının gerçek bedelini açıkça göstermiş oldu. Kısa süre sonra ise çöküşün önlenebileceği, makinelerin ve çalışanların ağırlığının binanın taşıyabileceğinden altı kat daha ağır olduğu açığa çıktı. Tehlike, sadece fabrika patronları tarafından değil, binayı sözümona denetleyen tekstil markaları tarafından da bile isteye görmezden gelinmişti.

Yerküreyi bir öfke dalgası kapladı. Bir milyondan fazla insan yürüyüş yaptı, protesto etti ve imza kampanyalarına katıldı. Küresel adalet mücadelesi veren insan hakları örgütü War on Want, Rana Plaza faciasında yaralanan ve hayatını kaybeden kişilerin ailelerine tazminat verilmesi için baskı yapmak ve İngiltere’deki insanları bu konuda seferber etmek adına sendikalarla birlikte çalıştı. Muazzam bir kamusal baskı altında, 150’den fazla büyük marka ve perakendeci, sendikaların başını çektiği Bangladeş Güvenlik Anlaşması olarak adlandırılan girişime dahil oldu.

Bangladeş Anlaşması, hükümet, şirketler ve işçiler arasında gerçekleştirilen çığır açıcı bir üç taraflı anlaşmaydı. Tekstil işçilerinin üzerinden milyarlar kazanan markalar ve perakendeciler ilk defa işçiler ile toplu anlaşma yapmayı kabul ettiler.

Şubat 2014 itibariyle Anlaşma 1.600 fabrikayı kapsıyordu. Bu fabrikalar artık bağımsız ve şeffaf denetimlere, zorunlu tamiratları karşılamaya ve işçilerin güvensiz çalışmayı reddetme, bir sendikaya üye olma ve güvenlik standartları karşılanmadığında kolektif eylem yapma hakkını tanımaya yasal olarak bağlı hale geldiler. Anlaşma’daki her bir nokta, tekstil endüstrisinin etkisiz gönüllü anlaşmalar dayatma ve öz-değerlendirme konusunda kapalı kutu olma konularındaki uzak ara rekorundan tarihi bir geriye dönüşe karşılık geliyor.

Paramparça bir beton mezarlıkta dört bir yana saçılmış giysilerin görüntüsü, herkesi ikna etmeye yetmedi. Bazı markalar, en başta da GAP ve Asda’nın sahibi olan Walmart şirketi Anlaşma’ya katılmayı reddettiler. Bu şirketler, bunun yerine, kendi rekabetçi girişimlerini ortaya koymayı tercih ettiler: İşçilerin hakları yerine şirket sorumluluğuna odaklanan o eski gönüllülük yaklaşımına dayanan bir plandı bu. Rana Paza çöktüğünde Rosina’yı, karnındaki doğmamış bebeğini ve diğer 3.600 ölen ya da yaralanan kişiyi yüz üstü bırakan bir sistemdi. Fakat bu şirketler yalnız değillerdi: İngiltere hükümeti, AB ülkelerinin bu bağlayıcı anlaşmaya karşı çıkmasına ön ayak oldu.

Bu yılın Ocak ayında, Bangladeşli tekstil işçilerini temsil eden sendikalar, kendi fabrikalarında güvenlik tehditlerini düzeltmeyi ertelemesi üzerine adı verilmeyen bir çok-uluslu moda firmasından 2.3 milyon dolar tazminat aldılar. Anlaşma, yürürlüğe girmesinden beş yıl sonra, değerini göstermiştir ve sendika da Anlaşma’nın hayatları kurtaran bir eyleme tercüme edilmesinin mümkün olduğunu kanıtladı.

Yine de sendikaların bu tazminatı almak için iki yıl boyunca mücadele vermesi gerekti. Bu durum önemli bir gerçeği de yansıtıyor: Anlaşmalar, işçilerin örgütlenme ve kendi yaşamlarını ve geçimlerini savunmak adına şirketlerle mücadele etme hakkı olmaksızın asla yeterli değildir.

Bu hedefe varmak için daha gidilecek çok yolumuz var. Bangladeş’te, Anlaşma, fabrikaları daha güvenli hale getirdi fakat sendika kurma ve sendikaya üye olma hakkı ya da greve gitme hakkı halen daha zalim bir baskıya maruz kalıyor. Geçen yıl, binlerce işçi, açlık sınırı ücretine daha yakın bir ücret alabilmelerini sağlayan biçimde ücretlerinin iki katına çıkarılması talebiyle sokaklara çıktı. İşçilere verilen karşılık, tutuklamalar ve davalar ve de binlerce işçinin endüstri patronları tarafından kara listeye alınması oldu. Bangladeş tekstil endüstrisindeki ücretler, temel maliyetleri karşılayamayacak kadar düşük olmaya devam ediyor ve aman içinde bir sendikaya sahip olma hakkı halen olmayan işçiler çalışma konusunda zorlanmaya devam ediyor.

İşçiler ise bu zorlamaya yenilikçi yanıtlar veriyorlar. Sendika kurma hakkının reddedildiği yerlerde, Bangladeş Anlaşması tarafından kurulmuş olan Mesleki Sağlık ve Güvenlik işyeri komiteleri, işçilerin örgütlenmeye başlaması ve sendika kuruluşunun zeminin oluşturmak için bir başlangıç noktası olarak kullanılmaktadırlar.

Örneğin Serbest Ticaret Bölgeleri ve Genel Hizmet Çalışanları Sendikası (FTZGSEU) ile ortak çalıştığımız Sri Lanka’da, hükümet ve şirketler Mesleki Sağlık ve Güvenlik komitelerinin oluşturulması askıda kalmıştır fakat tekstil işçileri “gölge komiteler” ile yola devam etmişlerdir. Bizler, fabrikada eğitimle meşgul olan bu enformel gruplaşmaları ve sadece Mesleki Sağlık ve Güvenlik komitelerini değil, emekçilerin haklarını ve sendika kurma hakkını da destekliyoruz. Yine, resmi olarak tanınsınlar ya da tanınmasınlar, sendikalar ortaya çıkmaya başladılar.

Her yıl milyarlarca kâr elde eden moda markaları ill birlikte, temel emek ve insan haklarına saygının tercihe bağlı bir şey olduğu düşüncesi, bir rezalettir. Anlaşma, bu düşünceden doğru önemli bir uzaklaşma adımıdır ve Ocak ayında kazanılan tazminat, Anlaşma’nın şirketleri işçilerinin yaşamlarını tehlikeye atmaları halinde tazminat ödemeye mahkum etmekte kullanılabileceğini göstermiştir. Fakat mesele insanları kârdan önemli görmeye geldiğinde, ister sağlıkta ve güvenlikte isterse adil bir günlük ücret konusunda, şirketler her daim kendi kâr-zarar dengelerini korumaya çalışmaktadırlar.

Tek başına Anlaşma’nın işçileri korumayacak olmasının nedeni de budur. Anlaşma, fabrikadaki işçiler ona sahip çıktıkça ve onur ve adalet için örgütlenme hakkına sahip oldukça değerlidir.

[Red Pepper’daki İngilizce orijinalinden Soner Torlak tarafından Sendika.Org için çevrilmiştir]

facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Bangladeş / Rana Plaza /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir