3.havalimanı05

Erdoğan’ın “zafer anıtı” 3. Havalimanı’nın tarihi: Doğa katliamı, hukuksuzluk, iş cinayetleri

Sol Defter- Haber - 29 Ekim 2018 - Güncel Politika

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Hukuksuzluk, doğa katliamı, hak gaspları ve iş cinayetleri… Bu dört kavram bugün Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla 29 Ekim resepsiyonunun düzenleneceği 3. Havalimanı’nın tarihinin özeti. Sendika.Org  3. Havalimanı’nın 18 Ağustos 2012’de Bakanlar Kurulu kararı ile başlayan talan ve katliam tarihini derledi

Tayyip Erdoğan’ın “Havalimanı değil, zafer anıtı” diyerek reklamını yaptığı 3. Havalimanı’nın açılışının yapılması planlanan tarihti 29 Ekim. Fakat işçiler ne kadar tehdit edilirse edilsin, baskı altına alınırsa alınsın inşaat yetişmedi. Bu nedenle esas açılış 31 Aralık’a ertelenirken Erdoğan ise 29 Ekim resepsiyonu ile birlikte temsili bir açılışla yetinmek zorunda.

3. Havalimanı’nın 18 Ağustos 2012’de Bakanlar Kurulu kararı ile başlayan tarihine bakacak olursak Erdoğan’ın dediği gibi gerçekten de bir “zafer anıtı”; doğa katliamının, hak gasplarının, hukuksuzlukların, iş kazaları ve iş cinayetlerinin yani AKP’nin 16 yıllık iktidarında halka reva gördüğü her şeyin.

Yandaş şirketlerden yağma ve talana ortak girişim

18 Ağustos 2012’de Bakanlar Kurulu, 3. Boğaz Köprüsü, 3. Havalimanı ve Kanal İstanbul projeleri için İstanbul’un Avrupa yakasının Karadeniz kıyılarında 42 bin 300 hektarlık bir alanı “rezerv yapı” olarak belirledi ve 8 Nisan 2013’te de Toplu Konut İdaresi Başkanlığı’nı (TOKİ) bu alanı kamulaştırması için görevlendirdi. Mayıs 2013’te TOKİ’nin kamulaştırma çalışmaları başlamadan hemen önce ise 22 Nisan’da AK-TEL Mühendislik şirketinin hazırlamış olduğu ÇED raporu askıya çıktı, 3 Mayıs’ta ise inşaatın ihalesi yapıldı. Yapılacak olan 3. Havalimanı’nın 25 yıllık işletme hakkını, AKP iktidarının yandaşı ve “ihale şampiyonları” olan Cengiz-Limak-Kolin-Mapa-Kalyon Ortak Girişim Grubu, KDV hariç 22 milyar 152 milyon avroluk bir teklifle aldı.

Bu sırada Erdoğan, Gezi Parkı’nda Topçu Kışlası yapılacağını açıkladı. Gezi Parkı’na iş makinelerinin girmesinin ardından İstanbul’da başlayan eylemler bir anda Türkiye’nin dört bir yanını sardı. Karşısında Haziran İsyanı’nı bulan Erdoğan, havalimanının dünyanın en büyüğü olacağını ve bu isyanın, Türkiye’yi kıskanan “dış mihraklar” tarafından çıkarıldığını ileri sürdü. İsyanın ardından Erdoğan, aralıklarla Topçu Kışlası’nı sayıklamaya devam etti.

Mahkeme “Yürütmeyi durdurun”, bakan “Bizi etkilemez” dedi

Havalimanı’nın yapılmasına ilişkin ÇED Olumlu raporunun iptali için İstanbullu yurttaşlar tarafından açılan dava, mahkemelerin sürekli olarak “yetkisizlik” kararı vermesi bir oyalama halini almıştı. Fakat 21 Ocak 2014’te İstanbul 4. İdare Mahkemesi bilirkişi keşfi yapılması ve ÇED Olumlu raporuna ilişkin geçici yürütmeyi durdurma kararını taraflara tebliğ etti. Dönemin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Lütfi Elvan, kararın havalimanı inşaatını etkilemeyeceği, Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğü (DHMİ) ise kararın yapılan iş ve işlemleri durdurmasının söz konusu olmadığını söyledi.

Bölge İdare Mahkemesi: Yürütmeyi durdurma kararı hukuka uygun değil

10 Mart’ta ise ortaklık, mahkeme kararını beklemeyerek etrafından dolanmak için bakanlığa yeni bir ÇED dosyası verdi. Eğer bakanlık yeni ÇED dosyasını kabul edecek olursa, mahkemenin verdiği yürütmeyi durdurma kararı geçersiz olacak, karara ilişkin yeniden dava açılmasını gerektirecekti. 17 Mart’ta Bölge İdare Mahkemesi, ortaklığın işini kolaylaştıran bir karara imza attı. Mahkeme, İstanbul 4. İdare Mahkemesi’nin yürütmeyi durdurma kararını “hukuka uygun olmadığı” gerekçesiyle bozdu.

Çevre Bakanı Güllüce, kesilen ve kesilecek ağaçlardan habersiz

Bu sırada Çevre ve Şehircilik Bakanı İdris Güllüce, CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun soru önergesine verdiği yanıtta, başlı başına bir doğa katliamı projesi olan 3. Havalimanı’nın “kamu yararı” gözetilerek yapıldığını ileri sürdü, inşaat için kaç ağaç kesildiği ya da kesileceğini ise bilmediğini söyledi. Bundan birkaç yıl sonra İGA CEO’sunun da ağzından dökülecek olan “kesilecek her ağacın yerine 5 katı ağaç dikimi yapılması” taahhüdünü verdi.

İlk iş cinayeti, ilk basın sansürü: Osman Ceylan

7 Haziran 2014’te ise o dönem başbakan olan Erdoğan adı sık sık yolsuzluk, talan, iş kazaları ve iş cinayetleriyle gündeme gelecek olan 3. Havalimanı inşaatının temel atma töreninde yerini aldı. Basın yansıyan ilk iş cinayeti ise temel atma töreninden yalnızca bir ay sonra yaşandı. Hafriyat kayması sonucunda iş makinesi operatörü Osman Ceylan göle düşerek hayatını kaybetti. Jandarma ve şirketin güvenlik görevlileri, o gün de tıpkı bugün olduğu gibi alana girmek isteyen basın emekçilerini engelledi.

Danıştay, acele kamulaştırma işleminin yürütmesini durdurdu

17 Eylül 2014’te TMMOB’a bağlı Mimarlar Odası, Çevre Mühendisleri  Odası ve İnşaat Mühendisleri Odası, 3. Havalimanı’nın temelinin hukuka aykırı bir şekilde atıldığı, ihalenin plana ilişkin herhangi bir işlem yokken yapıldığı gerekçesiyle dava açtıklarını duyurdu. Diğer yandan İstanbul Barosu da TOKİ’ye verilen kamulaştırma yetkisinin “yurt savunması” ya da “yurt savunmasına benzer nitelikte bir durum”un olmadığı gerekçesiyle iptal edilmesi istemiyle dava açılmıştı. Danıştay 6. Dairesi, 9 Haziran 2014’te acele kamulaştırma kararının uygulanmadığını, uygulanmayan bir kararın da yürütmesinin durdurulmasına gerek olmadığını ileri sürerek talebi reddetmiş, baro ise bu karara itiraz etmişti. Dosyayı inceleyen Danıştay İdari Davalar Kurulu 22 Ekim 2014’te ret kararlarını kaldırdı ve acele kamulaştırma işleminin yürütmesini durdurdu.

4 Aralık 2014’te ise Kuzey İstanbul AŞ, 7121 Sayılı Kıyı Kanunu’na aykırı bir şekilde paravanların arkasından kıyıdan kum çektiği haberleri basına yansıdı. Köylüler ise şirket tarafından açık bir şekilde tehdit edildiklerini, çocukların okula gittiği yolun şirkete tahsis edildiğini ve sürekli elektrik kesintileri ile yıldırılma politikası izlendiğini belirtiyordu.

Verilen bayram ikramiyesi vaadi de tutulmadı

15 Temmuz 2015’te ise Ramazan Bayramı öncesinde işçilerle iftar yapan Erdoğan, işçilere 2 bin 500 TL bayram ikramiyesi verilediğini söyledi. Kalyon İnşaat’ın patronu Cemal Kalyon ise “Biz ‘çılgın beş’liyiz. İşçilerimiz bayram harçlığı verdik” dedi. Fakat 24 Temmuz’da bu ikramiyenin yalnızca ana firmalarda çalışan işçilere verildiği, taşeron işçilere ise verilmediği ortaya çıtı.

Aynı yalan: “Kesilen bir ağaca karşılık beş ağaç”

2 Ağustos 2015’te ise Cumhuriyet gazetesinden Çiğdem Toker’e konuşan İGA şirketinin CEO’su Yusuf Akçayoğlu, 3. Havalimanı’nın yarattığı tahribatı reddetmemekle kalmadı, bunu “Uygarlık ile doğa çelişiyor” sözleri ile destekledi. Akçayoğlu, dönemin Çevre ve Şehircilik Bakanı Güllüce’nin “kesilen bir ağaca karşılık beş ağaç” sözlerini tekrarlayarak kesilen ağaçların yerine yapılacak dikimin yaratılan tahribatı karşılayamayacağını belirtti.

Kamu bankaları 2 milyar avro kredi veriyor, Erdoğan “Kamunun cebinden para çıkmayacak” diyor

19 Ekim 2015’te ise 3. Havalimanı’na kredi arayışı İstanbul Çırağan Sarayı’nda düzenlenen toplantının gündemiydi. Toplantıda konuan Erdoğan, projeye karşı çıkanları “vatan haini” ilan ederken, kredinin yüzde 70’inin Ziraat Bankası (1 milyar 480 milyon avro), Halkbank ve Vakıfbank (960’ar milyon avro) gibi kamu bankalarından sağlanmasına ilişkin imza atıldığını belirtti. DHMİ’nin ise işletme sırasında şirketlere gelir garantisi vermiş olduğunu söyledi, kamunun cebinden para çıkmayacağını ileri sürdü.

İlk iş bırakma eylemi: Taşeron şirket İGA’nın şantiye koşullarının kötü olduğunu kabul etti

Basına yansıyan ilk iş bırakma eyleminin tarihi ise 21 Ocak 2016’ydı. İşçiler çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve hak gasplarının engellenmesini talep ediyordu. Patron, taşeron çalışan işçilere İGA’nın şantiye koşullarının kötü olduğunu kabul ederek işçilerin istediği şartları sağlayacağını taahhüt etti.

İGA bakanlıktan 24 hektar istedi, tesis kurmadığı halde “Yetmiyor” dedi

İGA, Ağaçlı ve Işıklar köylerinde planlanan kumtaşı ocağı ve kırma-eleme tesisi projesi için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na başvurdu. Bakanlık dosyayı inceledikten sonra 11 Şubat 2016’da 24 hektarlık alan için “ÇED gerekli değildir” kararı verdi. Fakat 27 Ağustos’ta İGA, bu alana herhangi bir tesis dahi kurmamışken, alanın yetmediğini belirterek kapasite artışı istemiyle yeni bir başvuru daha yaptı. Danıştay yaklaşık bir yılın ardından bakanlığın “ÇED gerekli değildir” kararını, arazinin 25 hektardan büyük ve toplam olarak 86,87 hektar olması itibariyle ÇED gerektiği yönündeki kararıyla bozdu.

Bakanlıktan bir “ÇED gerekli değildir” kararı daha

31 Ocak 2017’de ise Çevre ve Şehircilik Bakanlığı 15 bin metrekare ilave dolgu alanı için başka bir “ÇED gerekli değildir” kararı verdi. Bakanlığın bu kararı verdiği sırada işçiler zorunlu fazla mesaiye karşı eylemdeydi.

Koşullar da talepler de değişmedi

13 Şubat 2017’de ise işçiler “İnsanca yaşamak istiyoruz” sloganıyla kamp amirliğine doğru yürüyüşe geçti. İGA’nın özel koruması gibi davranan jandarma kamp amirliğinin önüne barikat kurarken, işçiler oluşturdukları komite aracılığıyla taleplerini iletti. Aradan geçen 1,5 yılın ardından İGA’nın işçilerin taleplerini hiçbir şekilde karşılamadığının belgesi olarak, o gün işçilerin ilettiği talepler şunlardı:

  • Yemek sorunu çözülecek
  • Odalardaki tahta kurusu sorunu çözülecek
  • Tuvaletlerdeki koku ve kirlilik sorunu çözülecek
  • Boş odalar tespit edilecek, 6 kişi kalan işçiler boş odalara sevk edilecek.

Çalışma koşullarını anlatan sendikalı işçi işten çıkarıldı

Nisan 2018’de Dev Yapı-İş Sendikası üyesi Cemal Özder, Alman NDR televizyonuna çalışma koşullarını anlatmasından 6 gün sonra işten çıkarıldı. Özder, işçilerin 29 Ekim 2018’de yapılması planlanan açılış için sürekli olarak baskı altında tutulduğunu, “İşinize gelirse. Siz çalışmazsanız da yaptığınız işi Nepalli, Özbe işçi yapar. Bu adamlar gibi yüzlerce işsiz hazır bekliyor” denilerek tehdit edildiğini anlatmıştı.

12 Haziran 2018’e gelindiğinde ise ücretleri ödenmeyen işçiler vince çıktı, 13 Haziran’da ise iş bırakma eylemi yaptı.

Apron çöktü, İGA “ulaşım şaftı” dedi

Meslek odalarının tüm uyarılarına rağmen yapılan 3. Havalimanı inşaatında 6 Ağustos 2018’de apronda göçük meydana geldiği haberi basına yansıdı. İGA, göçük olduğu iddialarını yalanlayarak gerekli çalışmalar yapılana kadar kullanılmak üzere “ulaşım şaftı” açıldığını iddia etti.

İşçiler 15 taleple İGA’nın karşısında

Tarih 14 Eylül 2018’i gösterdiğinde ise 500’e yakın taşeron şirkette çalışan işçilerin hak gaspları ve kötü çalışma koşullarına karşı tepkileri kitlesel bir eyleme dönüştü. Sabah saatlerinden itibaren bir araya gelen binlerce işçi iş bırakma eylemine başladı. İGA yönetiminin hoparlörlerden “Eylem yapanlara cezai işlem uygulanacak” şeklinde anonsuna işçiler hoparlör kablolarını keserek yanıt verdi. Eylemin sürmesine karşılık jandarma gaz bombaları ve TOMA ile işçilere saldırdı.

İşçilerin 15 maddelik talepleri İGA yönetimi tarafından reddedildi. İşçiler İGA yönetiminin kararının karşısında 15 Eylül’de de eylemlerine devam edeceklerini duyurdu. Bu sırada DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, DİSK İşçi Sağlığı/İş Güvenliği Daire Başkanı Kanber Saygılıve DİSK Dev Yapı-İş Sendikası Genel Başkanı Özgür Karabulut’un şantiyeye girişinin ise İstanbul Valiliği tarafından yasaklandığı öğrenildi.

Kaymakam, komutan, İGA yetkilisi el ele

14 Eylül’ü 15 Eylül’e bağlayan gece ise kaymakam, jandarma komutanı ve İGA yöneticileri işçileri, kaldıkları koğuşlara giderek eylemlerinden vazgeçirmeye çalıştı. İşçilerin talepleri karşılanıncaya kadar eylemlerine devam edeceklerini söylemesinin ardından ise jandarma koğuşlara baskın yaparak yüzlerce işçiyi gözaltına aldı. İşçilerin iş bırakma eylemi gözaltılara rağmen 15 Eylül’de de sürdü. Diğer yandan İGA’nın Akpınar Köyü’nü sorgu merkezi haline dönüştürdüğü öğrenildi. Benzer bir sorgu odasının şantiyede de kurulduğu ve işçilere kaba dayak atıldığı da gözdağı operasyonun ardından düzenlenen basın açıklamasında dile getirildi. İnşaat-İş Sendikası avukatlarından Kazım Bayraktar, işçilerin sendika yöneticileri aleyhinde ifade vermeye zorlandıklarını kaydetti.

17 Eylül günü ise şantiyeye girmek isteyen CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba ve CHP İstanbul Milletvekili Canan Kaftancıoğlu’nun girişi jandarma tarafından engellendi.

Eylemlerin ardından 33 kişi tutuklandı

Bu sırada 4’ü İnşaat-İş Sendikası yöneticisi, Dev Yapı-İş Genel Başkanı olmak üzere 33 kişi peyderpey tutuklandı. Bunlardan 3’ü 25 Eylül’de servislerin geç gelmesini protesto eden işçilerdi. Kaldı ki Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı da 18 Eylül’de yaptığı yazılı açıklama ile servis sorunun çözülmesi için gereken yerlerle görüşüldüğünü söylemişti. Bakanlık aynı açıklamasında Gezi Parkı’yla başlayan eylemlere de gönderme yapmış, işçilerin eylemlerinde ise “marjinal grupların provokasyon girişimi” olduğunu söylemişti.

Tüm üretim baskılarına, göz korkutma ve uygulanan şiddete karşın 3. Havalimanı’nın açılışının 29 Ekim’e yetişmeyeceğinin anlaşılması üzerinde, açılış tarihinin 31 Aralık’a ertelendiği duyuruldu.

20 Ekim 2018’de ise iş cinayetleriyle gündeme gelen 3. Havalimanı’nda işçiler rögarda kimliği belirlenemeyen bir işçinin cesedini buldu. Güvenlik görevlileri işçilerin görüntü almalarını engellemek için telefonlarına el koydu, ne İGA ne de ilgili herhangi bir makam olaya ilişkin bir açıklama yaptı.

22 Ekim’de ise DSG çalışanı işçiler 3 aylık maaşlarını alamadıkları için iş bırakma eylemine başladı. Şirket, eylemde ön planda bulunan 50 işçiyi işten çıkararak göz dağı ve baskı çabalarını sürdürdü.

Tüm bunlar yaşanırken 3. Havalimanı’nda iş cinayetleri ve iş kazalarına, hukuksuzluklara ve hak gasplarına bir yenisi daha eklendi.

 

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: üçüncü havalimanı /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.