onur-hamzaoglu-HDK

Onur Hamzaoğlu: HDP, batı illerinde belediye meclislerine aday olmalı

Sol Defter- Haber - 4 Kasım 2018 - Güncel Politika / Türkiye Solu / Ulusal Sorun

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail


MA Röportaj: Ömer Çelik & Mehmet Şah Oruç


Siyasilerin verdiği mesajlarla yerel seçim süreci başladı. Öncelikle yaklaşan bu yerel seçimlerin önemini nasıl tanımlıyorsunuz?

Seçimleri öncelemenin hatalı olduğunu düşünüyorum. Hepimiz yaşadık. Gerçi ben hapishane ortamındaydım ama yoğun takip edebildim. 24 Haziran, muhalefet tarafından ‘baskın erken genel seçim’ olarak tanımlanan süreç, yaklaşmakta olan ekonomik krizin sandığa etkisinin ortaya çıkmadan, dolayısıyla iktidar bir kayba uğramadan gerçekleşmesi içindi. Tabi ben ‘ekonomik kriz’ tanımına katılmıyorum, bir yapısal kriz var dünyanın her yerinde kapitalist ülkeler için ve Türkiye’de de bunun yansımaları var. Ama Türkiye bugün itibariyle 2011’de olduğu gibi bir borçlarını ödeyememe durumuna düşmedi. Büyük bir devalüasyon vardı, yıllık hızı yüzde 70’lere varan. Döviz çok yükseklere çıktı, yeniden iniyor gibi ama bir önceki yılla karşılaştırdığımızda bu tarih itibariyle yüzde 60 üzerinde bir devalüasyon hali var. Enflasyon da öyle…

Bu dönemde işsizlik ve yoksulluğun tırmanmasıyla kriz, şiddetli bir biçimde hissedilirken iktidar; Cumhurbaşkanı ve hükümet üyeleriyle, yine destekçisi MHP kadrolarıyla yerel seçimleri birinci gündem yapma çabasında. Maalesef muhalefet de bunun peşine takılmış gidiyor. Bütün muhalefeti kast ederek çok açıklıkla söylemek isterim.

Krizin ne olduğunu, neden olduğunu, bu iktidarın bundaki payını, 463 milyar doları bulan dış borcun 270 milyardan fazlasının özel sektörün borcu olmasına rağmen bunun da kamulaştırılacağını, yani bizlerin ödemesine yönelik girişimler olduğunu, insanların aralarında yapmış olduğu antlaşmalara bile müdahale edilip, dövizle olan kiraların TL’ye çevrilmesi için girişimlerin olduğunu halka anlatmak lazım. Yine Türkiye kaynaklarının uluslararası sermayeye akıtılması ile ilgili olan 3’üncü köprü, Avrasya Tüp geçidi, köprü ve otoyol geçişleri ya da şehir hastaneleri gibi döviz bazında sözleşme yapılıp, Deli Dumrul köprüsü gibi geçmeyen otomobiller için bile ödeme yapmayı, gitmeyen hastalar için ödeme yapmayı, bunu da üstelik döviz bazında yapmayı sorgulatmak gerekli. Ya da şeker fabrikaları. Bu fabrikaların satılmasıyla pancar üreten insanların mağduriyetlerini görüyoruz, eldeki pancarlarını satamıyorlar. Çünkü o alanlar artık kapatılmış durumda. Satılan şeker fabrikalarının önemli bir bölümü şeker üretiminin dışında tutuldu. Çünkü bir kent rantı olarak o fabrikalar kullanılacak Turhal ve Çorum gibi diğer yerlerde olduğunu gibi.

Şimdi krizin insanlara bu kadar derinden yansıması ile ilgili veriler ortadayken kalkıp da bunu konuşmadan, bunların nedenleri ve nasıl çözüleceğini muhalefet olarak konuşmadan, bir programla anlatmadan yerel yönetimler sürecinin bu kadar hızlı, fütursuz, seçim ve aday bazlı gündeme getirilmesi bir eksikliktir. Kişisel olarak, bunu siyasal bir hata değerlendiriyorum. Bu iktidara aday olmamaktır. Bu, ‘bana dokunmayın, ben durumdan razıyım’ demektir. Ama herkes şunu bilsin ki, iktidar bu yerel seçimleri atlattıktan sonra herkese daha fazla dokunacak. Bütün muhalefete, ana muhalefet ya da ana muhalefet olma potansiyeli olmasına rağmen oraya yönelmeyen muhalefete de daha fazla dokunacak ve bu dokunmada da şiddet artacak. Başka türlü bu memleketi yönetmesi mümkün değil.

Bugün için değiştirmenin, iktidarı yerinden etmenin, iktidara oynamanın araçlarına sahibiz ama bunları muhalefet olarak kullanmıyoruz. Ben, olanakların olduğunu ama bu olanakları kullanmakla ilgili siyasi bir iradenin gösterilmediğini, bunu da hatalı bulduğumu ifade etmek isterim.

“İktidar başarılı olursa muhalefete yönelecek” dediniz. Fakat AKP-MHP cephesinde bir çatlak da söz konusu. Bu tablo içerisinde “hedef” olmamak için muhalefetin bir “demokrasi cephesi” oluşturulması yerel seçimlerde bir başarı sağlayabilir mi?

Hayır. Çok net konuşuyorum, farkındaysanız. Bir kere çatlak diye bir şey yok.

Pek, siz nasıl tanımlıyorsunuz?

Şöyle söyleyebilirim AKP-MHP işbirliğini taban yaratmadı, seçilmiş siyasi kadrolar da yaratmadı, sadece iki kişi yarattı. İki kişi arasında böyle sorun yoksa, sorun da yoktur. Türkiye’de siyaset böyle ilerliyor. AKP-MHP arasında iktidarın geleceğini değiştirecek bir sorun olmaz, bu çok somut.

Tabanda ve siyasi kadrolarda AKP ve MHP’nin birleştiğini görmüyor musunuz? Bakın MHP Genel Başkan Yardımcısı Sefer Aycan, ‘Meclis artık bizden sorulur’ dedikten 15 dakika sonra görevinden alındı. Yine Meclis’te halkın demoralize eden bir konu gündeme geldi. Yaştan kaynaklı emekli olma konusu. Ne yaptılar? Ona önce ‘evet’ dediler, ertesi gün görevden aldılar. Aynı şeyi uyguluyor. Bu ne demek? İki tane söz sahibi var. Bizim partilerimiz ve yapılarımız gibi demokratik işleyiş varlığından söz etmek hiç mümkün değil. Tek adam kadroları bunlar. Dolayısıyla AKP ve MHP arasında ‘çatlak’ demek için ‘Erdoğan ile Bahçeli arasında artık anlaşmazlıklar var, bunlar telafi edilebilir durumda değil’ demekten geçiyor. Her ikisi de birbirine mahkumlar, bunu görmek gerekir. Ufak tefek meseleler ile ilgili sorun çıkmasını beklemek sıkıntılı olur.

Tabi ki devletin yapılanmasıyla ilgili bir süreçteyiz. Aralarında zaman zaman çelişkiler olacaktır kadroların yerleşmesi anlamında. İşte derin devlet dediğimiz yapıların kendi aralarındaki pazarlık konusunda. Ama bu kişisel olarak bekaları bile şu anda birlikte olmalarına bağlı.

Şimdi böyle bir pozisyonda ne yapmak gerekir. Böyle bir pozisyonda yapılacak şey, bana göre doğrudan doğruya HDP’nin Kürt illerinde her şeyiyle, bütün gücüyle toplumdan gelen adaylar ile daha önce buralarda görev yapmış meclis üyelerinin, belediye başkanlarının cezaevlerinde olsun veya olmasın tecrübelerinden yararlanarak 2007 seçimlerinden sonra göremediğimiz kapı kapı tekrar dolaşarak meclis üyelerini belirlemesi öncelikle. Sonrasında onlar üzerinden de adaylarını belirlemelidir.

Çok güçlü belediye meclisi yaratmalıyız ki, buralarda eğer bir kayyım meselesi olduğunda belediye meclisleri bu süreçte gücüyle devam edebilsin. Yereldeki iktidar o şekilde korunabilsin. Aynı şey batı illeri içinde geçerli. Bana sorsalar ne yapmak isterseniz diye; hiçbir yerel adayımız yok derim. Bizim tek derdimiz bu ülkede AKP-MHP iktidarın sönümlenmesidir, iktidardan inmeleridir. Dolayısıyla yerel iktidardan inmeleri için biz kimseyle pazarlık yapmıyoruz derim. Biz aday göstermiyoruz. Biz sadece Türkiye illerinde belediye meclislerine adayız. Güçlü kadrolarımız da var. O güçle oralara aday olduğumuzu Türkiye kamuoyuna ilan edelim.

Bunun yolu siyasal ittifaktan geçmiyor mu?

Hayır, hiç de öyle geçmiyor. Siyasette ‘ittifakı’, pazarlığın kapısını aralayan mesele olduğu için ele alıyoruz… Tabi ki bir siyasal ittifak ama bu pazarlık değildir. Doğrudan doğruya buna inanarak, heyecanla bunu kamuoyuna bizim adayımız yok, bizim hedefimiz bu iktidarın kaybetmesidir. İstanbul’da, Ankara’da, Antalya’da, Adana’da kaybetmesidir. Kişilerle değil, iktidarla ilgili olmalıyız. İktidarın kaybetmesi bize yazar. İktidar kaybederse Türkiye halklarına olumlu yazar, bunu söylemeliyiz. O nedenle de, ‘belediyeleri meclislerden yönetmeye adayız’ demeliyiz. En azından benim öngörüm bu oylarımızı artacaktır. Ne demek istiyorum. Batıda da buna destek olacaktır insanlar. Başka başka adaylara oy verseler de, meclislerde HDP böyle bir fedakarlık yaptı ve bu fedakarlık doğrudan doğruya hepimizin geleceği ile ilgili bir adımdır, o coşkuyu yaratabilmeliyiz. Ben, 2015 seçimlerine giderken ki coşkuya benzer bir coşkunun adımı olabilir mi diye en azından sizin aracılığınızla tartışmaya açmak istiyorum.

Çerçevesini çizdiğiniz bu yaklaşım üzerinden AKP’nin İstanbul, Ankara ve diğer büyükşehirlerde yerelde iktidardan düşürülmesinin fırsatı var mı?

Bu bir fırsattır. Bunu oraya aday gösterecek muhalefet partisi de okur, okumak zorunda kalırlar ve aykırı adaylar çıkarmazlar, çıkaramazlar. Bunu ön alarak yapmak lazım bugünden. ‘Biz aday değiliz, biz meclislere adayıyız, oraların adayları şöyle olmasın’ denilebilir. Ama bunu kamuoyu önünde konuşmak gerekir. Herkesin duyacağı, yüksek şekilde okumak gerekir. ‘Biz oralara şaibeli insanlar istemiyoruz’ denilebilir. ‘Bütün halkı kucaklayacak adaylar istiyoruz’ denilebilir. Yapar, yapmaz ama kamuoyu önünde bunu yaratmak, bu enerjiyi kamuoyuna yansıtmak lazım.

Türkiye halklarının buna gereksinimi var. İşçi sınıfının buna gereksinimi var. İşte 3’üncü havalimanı işçilerini hali görüyoruz, ne kadar güzel direniyorlar. Birçok fabrikada birbiriyle bağlantı kuramadığımız, maalesef oraya gidip fotoğraf vererek, işte ‘biz de buradayız, destekliyoruz’ dediğimiz ama esas örgütlenme faaliyetlerini yürütemediğimiz bir mesele var.

Evet, tabanda bir hareketlenme var. Yoksullaşma derinleştikçe bu daha da artacak. İşten çıkarmalar, özlük haklarında kısıtlanmalar, insanları ‘artık yeter’ dedirtecek seviyeye geldi. Bunu görmek ve bunun arkasında gitmemek, önüne düşmek lazım. Bu sorun öbeklerindeki kalkışmaları, örgütlenmelerin önünü açmak gerekir.

Genel seçimlerde “Kürtlerle yan yana gelme” korkusu nedeniyle bu tür bir birliktelik sağlanamadı. Muhalefet açısından değerlendirdiğimizde bugün bu farkındalık var mı?

Ben burada halkların birlikteliğini önemsiyorum. O da sandıkta ne çıktığı ile ilgilidir. Muhalefet partilerinin ifadeleri, buna HDP’nin bileşenleri de dahildir. Sözlerinden öte sandıkta neler çıktığıdır gösterge ve sandıkta da Türkiye halklarının kopuşu çıkmamıştır. Bunu görmek gerekir.

HDP’nin seçimlerden aldığı sonuçlar, hem Kürt illerinde hem de batıda hiç de kaybettiğini göstermemiştir. Referansın 2017 referandumu olması gerekir değerlendirme için. Çünkü biliyorsunuz 2015 Kasım ayından sonra kayyumlar atandı. Kayyumlar sadece güvenlik meselesi değildir yerel yönetimlerde. Kayyumlar aynı zamanda toplumsal ve ekonomik yaşantıdır kentler için, onun değişmesidir. Dolayısıyla o dönemde şunu görelim, bir kısım sermaye sahibi Kürtler, makas değiştirmişlerdir, alan değiştirmişlerdir. Ve Kürt illerindeki seçmen kısmen de olsa sınıfsal karakteriyle yerli yerine oturmuştur. Bu illerle ilgili geliş-gidişlerim, dostluklarım ve gözlemlerim şunu gösteriyor ki ‘namerde muhtaç olmayalım’ kararı hala geçerlidir. Bu anlamıyla da en azından Kürt halkının kendi illerinde, kendi partisine ve örgütlülüğüne sahip çıkışının da bir anlamı vardır. Bu anlamı daha fazla erozyona da uğratmamak gerekir.

Hali hazırda bütçe görüşmeleri komisyonda başladı. Cumhurbaşkanlığı bütçesi ve genel anlamda savaşa ayrılan bütçenin artırıldığını görüyoruz. HDK olarak bu süreçte nasıl bir politika izleyeceksiniz?

En azından şöyle söyleyelim. Biz, genel bütçeyi çalışacağız ve onu deşifre edeceğiz. Bundan önceki bütçeler ile karşılaştırıp, 2 milyon civarında Cumhurbaşkanlığı bütçesi var. 48 milyon Sağlık Bakanlığı’nın bütçesi var. Şimdi düşünebiliyor musunuz? Bir bina ve onun yönetimi için ayrılan pay ile 80 milyonun sağlığı için ayrılan pay arasında neredeyse bir fark yok. Bunları kamuoyunda anlatmamız gerekir, paylaşmamız gerekir. Onun dışında kaynakların nereden sağlandığını yani dolaylı bütçenin, yine çalışanların ve emekçilerin ceplerinden alınacağını ama nereye harcanacağını da göstermemiz gerekir. Kirli savaşın devam etmesine yönelik özellikle bakanlıklar dışında kurulmuş olan yapılara ayrılan bütçeleri deşifre etmek gerekir. Biz, HDK olarak en azından bunun topluma anlatılmasıyla sorumluyuz. Onu da yapacağız.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: HDK / Onur Hamzaoğlu /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.