2011’de haklarında hazırlanan dosya için görüştükleri Diyarbakır Başsavcısı’na ‘Bakın biz siyasetçiyiz, yapmayın böyle’ dediklerini savcının ise açıkça ‘Hükümetin arzu ettiği çizgide olursanız bunun değerlendiririz’ dediğini belirten Demirtaş, “Şu anda görevde olan bir bakan, Diyarbakır’daki hakim ve savcıların tamamını mesai saati sonrasında konferans salonunda topluyor, Ankara’dan tele konferansla bağlanıyor. Bu bakanın hakim ve savcılara verdiği perspektif de şu: ‘Terörle mücadele ediyoruz, siz de önünüze gelen dosyaları öyle ince eleyip sık dokumayın'” şeklinde konuştu.

Demirtaş duruşmada şunları söyledi:

‘BEN TAM OLARAK NE YAPMIŞIM, NEDEN FEZLEKEDE YAZMIYOR?’

“Hukuk ile ahlak doğru orantılıdır. Hukuka saygınız varsa ahlaklısınızdır, ahlaklıysanız hukuka saygınız vardır. Madem benim yasa dışı gösteri yaptığımı iddia edeceksiniz, ben tam olarak ne yapmışım? Neden bunu fezlekeye tam olarak yazmıyorsunuz? Neden ne yaptığımı delilleriyle birlikte, ekleriyle göndermiyorsunuz?

‘Örgütten talimat almışız, oturma eylemini örgütün çağrısı doğrultusunda gerçekleştirmişiz. Bu talepleri örgütün çağrıları doğrultusunda gerçekleştirmişiz.’ Bunların hepsi o dönem 2011 tarihinde Diyarbakır’da ve bölgenin Türkiye’nin birçok yerinde bizim sivil siyaseti öne çıkaran, silahı, şiddeti, çatışmayı bertaraf etme gayretlerimize karşı bütün devlet içindeki kliklerin ve çetelerin yaklaşımı buydu. O dönemin iktidarı AKP ve Başbakan Erdoğan tarafından da desteklenen politikalardı. Vali dediğimiz kimdi? Benimle daha yakın zamana kadar aynı cezaevinde hapiste bulunan Hüseyin Avni Mutlu’ydu. Kendisi denetimli serbestlikten çıktı bir iki ay önce. Emniyet amirleri kimdi? 15 Temmuz’da darbeci dediklerimizdi. Bütün sahayı AKP-Cemaat işbirliği ile adeta provoke eden bir çete anlayışı ile yönetiyorlardı. Bir yandan Oslo’da görüşmeler yapılıyor, bir yandan BDP’nin yüzlerce siyasetçisi, belediye başkanı tutuklanıyor ve cezaevine konuluyor. Biz bir yandan demokratik siyaset güçlensin diye uğraşırken, savcılar ve emniyet amirleri el birliğiyle sahte delillerle her gün 50,100, 200 kişi KCK operasyonlarında tutuklandı diye içeriye dolduruluyor.

‘CEMAAT AKP’NİN BEYNİYDİ’

Bizler de o dönem BDP Parti Meclisi olarak aldığımız kararla hükümetin bu yaklaşımına karşı her yerde kesintisiz sivil itaatsizlik eylemleri başlatma kararını kamuoyuna duyurduk. Bu planlama bizim planlamamız olarak bir basın toplantısı ile fotoğraflarda göreceksiniz. Bir tarafımda Sayın Ahmet Türk var bir tarafımda Sayın Aysel Tuğluk, basın toplantısı ile biz kamuoyuna duyurduk. Bizim plan programımız budur, bunları yapacağız, taleplerimiz de budur. Bir siyasi program çerçevesinde başlatacağımızı duyuruyoruz. Fakat bunların kendisi zaten sivilleşmeden, barıştan rahatsız. Bakın tekrar ediyorum cemaat değil, işi sadece cemaatin üzerine yıkma kolaylığına kaçmıyorum. Bizatihi AKP’nin siyasi iradesiyle yapılan şeylerdir bunlar. Çünkü cemaat AKP’nin siyasi iradesiyle yapılan şeylerdi bunlar. Çünkü cemaat AKP’nin beyniydi. Cemaatçiydi AKP. Korumasından danışmanına, bakanından valisine, milletvekilinden il başkanına kadar.

‘BİR HAKİMİN, SAVCININ MASASINDA ZAMAN GAZETESİ YOKSA ZAN ALTINDAYDI’

2011’de Diyarbakır’da, bizim sivil siyaseti öne çıkarma ve şiddeti sonlandırma gayretlerimize karşı devlet içindeki kliklerin yaklaşımı buydu. Bu, o dönemin iktidarı AKP ve başbakan olan Erdoğan tarafından da desteklenen politikalardı. Cemaate yakın olmayanın AKP’liliği sorgulanıyordu. Herhangi bir hakim ve savcının masasında Zaman gazetesi, logosu görülecek şekilde bulunmuyorsa zan altındaydı. Emniyet müdürlerinin masasında yine öyle. Bu bir kimlik beyanıydı. İşverenler, kamudan ihale almak isteyen işverenler cemaate yardım yapmadan, o dönemin valileri ‘önce gidin cemaate yardım yapın sonra gelin’ diyordu AKP’nin emri ile. Bu zihniyet iddianame hazırladı bize, bu zihniyet bunları hazırladı.

Biz ısrarla barış olsun, çatışma olmasın, bırakın sivil itaatsizlik eylemlerini yapalım, bırakın halk demokratik eylemi öğrensin, çatışma olmadan hiçbir sorun çıkmadan demokratik eylem yapılabileceğini gösterelim. Aldığımız karar bu. Diyoruz ki biz güvenlik güçleriyle karşı karşıya getirmeyecek şeyler yapalım ve halk, tabanımız şuna ikna olsun, desin ki, ‘Evet, biz demokratik barışçıl yollarla da sesimizi duyurabiliyoruz.’ Bizim partide, MYK ve PM’de tartışarak karara bağladığımız perspektif buydu o dönem. Çünkü diyoruz ki biz demokratik yol ve yöntemleri öne çıkarmazsak sürekli provokasyonlarla hem ölümler artacak hem çatışmalar derinleşecek hem de sorun çözülmez hale gelecek. O yüzden biz ısrarla sivil itaatsizlik, gerilimden uzak, çatışmasız yol ve yöntemler kullanmalıyız. Ve bunları çıkıp açıkça kamuoyuna belirttik.

‘AKP, CEMAAT NE İSTEDİYSE TIPIŞ TIPIŞ YAPTI’

Fezlekedeki suçlama abesle iştigal de, ben arkasındaki niyeti anlatmaya çalışıyorum. Bakın 8 yıl geçmiş, söylediğimiz her şey doğru çıkmış. Erdoğan ve AKP uyarılarımızı dikkate almamış Cemaat ne dediyse tıpış tıpış yapmış, bu sebeple ülke 15 Temmuz koşullarına gelmiş.

‘ERDOĞAN DERS ÇIKARMAMIŞ’

Erdoğan ders çıkarmamış. Kendisini uyaranları düşman olarak görüyor içeri attırıyor, kendisinden beslenen asalaklarla iktidarda yürümeye çalışıyor. Ders çıkarmamış. Biz aynı noktadayız. Türkiye büyük bir tezgahla karşı karşıyaydı.

‘ERDOĞAN’IN SEÇİM KAZANMASI USTA SİYASETÇİ OLMASINDAN DEĞİL’

Erdoğan da siyasi basiretsizliği, öngörüsüzlüğü; siyasetten, tarihten, coğrafyadan anlamayan bir siyasetçi olması nedeniyle halen hatalı politikalar uygulamaya devam ediyor. Seçim kazanıyor olması Erdoğan’ın usta bir siyasetçi olduğunu değil, sadece usta bir demagog olduğunu gösteriyor. Ne dostunu tanıyor ne düşmanını. Bizi düşman olarak kodlamaya devam ediyor. Erdoğan’ın dostu kim? Putin. Dostu kim? Trump. Müjdat Gezen düşman. Metin Akpınar düşman. Peki yurttaş kim? Bu fezleke, bu zihniyetindir. Yapmaya çalıştığımız şey demokratik siyasetti. Savcılar da çıkıyor, hakkımızda fezleke düzenliyordu.

‘ŞUNU KEŞFETTİLER; ERDOĞAN’I ÖVERSEN İSTEDİĞİNİ YAPTIRABİLİRSİN’

Ruslar, İranlılar, Amerikalar; pışpışlayarak, zaman zaman tehdit ederek, zaman zaman gaz vererek her istediklerini yaptırıyorlar. Türkiye içinde ve Suriye’de bütün politikalarını bir bir hayata geçiriyorlar. Erdoğan da başarılı olduğunu zannediyor. Hayır. Şunu keşfettiler; özellikle Ruslar. Erdoğan’a övgü düzersen ona istediğini yaptırabilirsin. Basit bir formül. Keşfettiler. Biz eleştirince de düşman oluyoruz. Övülecek bir tarafın yok ki. Övenler de seni kandırıyor.

‘ÖNCE KENDİ ÜLKENDEKİ İNSANLARLA BARIŞMAYI ÖĞREN’

Bak biz anlatmışız. Anlattığımız her şey fezlekeye dönüşmüş. ‘Yanlış yapıyorsun’ demişiz. Kendi ülkendeki insanlarla el ele ver. Önce kendi ülkendeki insanlarla barışmayı öğren. Biz Erdoğan’a yağ çekmiyoruz diye düşman olarak görülüyoruz. Onu en sert şekilde eleştirenlerden biriyim. Bu, Erdoğan’a özel bir kastım olduğundan değil. Çok büyük hatalar yaptığını görüyorum, uyarıyorum. Her uyarım örgüt propagandası, Cumhurbaşkanına hakaret…

‘ERDOĞAN ARTIK İTTİFAK YAPMADAN İKTİDARDA KALAMIYOR’

Erdoğan da zannediyor ki, bunu yapan yargı kendisini koruyor. Hayır, korumuyor. Aksine, bu şekilde zayıflatılıyor. Bakın, Erdoğan’ın iktidarı kendi elinde değil artık. İttifak kurmadan iktidarda kalamıyor.

‘BİZ KİMSEYE KREDİ DAĞITMIYORUZ, BARIŞI SAVUNUYORUZ’

Biz gerçekleri söylediğimiz için cezaevlerine doldurulduk. Kayıp mı ettik, kaybetmedik. Çünkü arkamızda halk gücü var. Rantsız, çıkarsız, hesapsız. Biz kimseye kredi dağıtmıyoruz. Bizimle birlikte olanların payına düşen şey hapishanedir, gazdır, coptur ama on milyonlarca insan bizi terk etmiyor. Çünkü biz barışı savunduk.

‘KELLEMİZ DE GİTSE BOYUN EĞMEYECEĞİZ’

Boyun eğmeyeceğiz. Güçlüdür, yargı emrindedir, basın emrindedir, bürokrasi emrindedir, güvenlik güçleri emrindedir diye hak bildiğimiz yoldan şaşmayacağız. Kellemiz de gitse şaşmayacağız. İnanıyoruz, bu ülke düze çıkacak. Demokrasi kurumsallaşacak.

‘AKP’Lİ BELEDİYE BAŞKANLARININ ÇOĞUNLUĞU SERVET SAHİBİ’

Biz inanıyoruz. Bu ülke düze çıkacak. Demokrasi bu ülkede kurumsallaşacak. Hepimizin sorunları da siyaset ve barış içerisinde çözülecek. İnanmayan bildiğini yapsın. Benim belediye başkanı arkadaşlarım, o eylem etkinlikte yanımda olanların hepsi tutuklu şu anda. Hepsi tutuklu. Konuyu başka yere çekmek için söylemiyorum ama birçoğunun dışarıda kendine ait evi yoktur, kiradır, çocukları kira ödemekte zorlanır. Ama şu an meydan meydan dolaşıp ben belediye başkanıyım diyen yandaş belediye başkanlarının başkanlık yaptıkları şehrin yarısı onlarındır. İsim vermeyeyim. AKP’li belediye başkanlarının birçoğu büyük bir servet sahibidirler. Öyle dudak uçuklatacak cinsten. Arsalar, gayrimenkuller, paralar. Rüşvet almadan asla iş yapılmaz. Onlar şu anda milliyetçi, vatanperver, kahraman; benim arkadaşlarım tutuklu içeride, terörist. Bu anlayış yüzünden, bu sorunlar böyle çözülemeyecek.

‘TALEPLERİMİN ARKASINDAYIM’

Bizim elimizdeki imkan bu. Buradan derdimi anlatıyorum. Bu benim direnişimdir. Partim parlementoda direniyor. Halkımız sandıkta direniyor. Elinden geldiğince miting yapıyor. Fırsat buldukça yürüyüş yapıyor. Derdini anlatmaya çalışıyor. Bizim budur direniş yolumuz, yöntemimiz. Bunu da yapmaya devam edeceğiz. Beni tutukladınız diye bunları söylemekten vazgeçmiyorum. Taleplerimin arkasındayım.

‘FEZLEKEDE DELİL DİYE BİR BAŞLIK YOK: MUZ CUMHURİYETİ İŞTE’

Delil diye bir başlık yok. Savcı bu fezlekede, ‘Şu delillere dayanarak dokunulmazlığının kaldırılmasını istiyorum’ dememiş. Ve bu, Meclis’e gelmiş. Biz nasıl bir ülkeye dönüştük ki, yargı ve Meclis bu kadar seviyesiz olabiliyor? Muz cumhuriyeti işte. Sonra da, ‘Toplum niye bu halde?’ Niye bu halde olmasın ki? Haberleri izlemekten utanıyorum artık. Nasıl bu halde geldi bu toplum? Başka yerde 1 yılda yaşanmayacak şey, burada 1 haftada yaşanıyor.

O günkü konuşmam haklıdır, meşrudur. Terör faaliyeti değildir. ‘Bu savcı bana dava açar, Erdoğan beni içeri atar’ dememişim. ‘Biri çıkar, beni öldürür’ dememişim. Korkmamışım. Allah’tan başkasından da korkmamışım. Bu fezlekeye dair söyleyeceklerim bunlardır.”

‘BU FEZLEKEYE KARŞI NEYİN SAVUNMASINI YAPACAĞIZ?’

Mahkeme heyetinin verdiği aradan sonra duruşma öğleden sonra Demirtaş’ın savunmasıyla devam etti:

“Ben savunmamı halka karşı yapıyorum ki iyi anlaşılsın; Biz neyle suçlandık? Mahkeme, düşmüş soruşturmaları tutuklanmamıza gerekçe olarak koyuyor. Bunların halk tarafından görülmesi bizler için önemlidir. Ben ve Pervin Buldan hakkındaki fezlekeye karşı neyin savunmasını yapacağız? Neyle suçlamış bizi? Mesela taş mı atmışız, belirtilmiyor. Pankart mı açmışız, belirtmiyor. Konuşmamızdan tek bir cümle bile yok.

SAVCI ‘HÜKÜMETİN ARZU ETTİĞİ ÇİZGİDE OLURSANIZ DEĞERLENDİRİRİZ’ DEDİ

O dönem Diyarbakır Başsavcısı, şimdi FETÖ itirafçısı, gidip kendisiyle görüştük. ‘Bakın biz siyasetçiyiz, yapmayın böyle’ dedik. ‘Biz barış arayışındayken bunları nasıl yapıyorsunuz’ diye. Açık yürekliydi, ‘Hükümetin arzu ettiği çizgide olursanız bunun değerlendiririz.’ 2010-2011. Hiç de saklama gereği duymuyordu. Masasındaki dosyalara elini vuruyordu, ‘Bunlar da sırada bekleyenler. Gelişmelere bakacağız.’ Gelişmelere baka baka sayı 10 bini buldu. KCK operasyonları adı altında 10 bin partilimiz tutuklandı.

‘Teröre müzahir çevreyiz’ biz. ‘Terörle mücadele eden personel moral bozukluğu yaşamasın diye, gerektiğinde kanunlar görmezden gelinecek. Çünkü önemli olan devletin bekasıdır.’ Bu anlayış, devlet kurumlarına sürekli verilmektedir.

BİR BAKAN DİYARBAKIR’DAKİ HAKİM VE SAVCILARA, ‘İNCE ELEYİP SIK DOKUMAYIN’ DEDİ

Şu anda görevde olan bir bakan, Diyarbakır’daki hakim ve savcıların tamamını mesai saati sonrasında konferans salonunda topluyor, Ankara’dan tele konferansla bağlanıyor.  Adalet Bakanı da değil. Ve ‘terörle mücadelenin önemi’ni anlatıyor. Bu bakanın hakim ve savcılara verdiği perspektif de şu: Terörle mücadele ediyoruz, siz de önünüze gelen dosyaları öyle ince eleyip sık dokumayın. Arada mağdurlar da olabilir, önemli değil. Devletin bekası önemlidir.

Biz teröre müzahir çevre değiliz. Bu ülkenin öz be öz yurttaşlarıyız. Sizin kadar hakkımız var bu ülkede. Cumhurbaşkanından daha az değildir bu ülkedeki yurttaşlık hakkımız. Kimse bizi düşman olarak tanımlayamaz.

‘ÇAVUŞOĞLU BENİM İÇİN ‘O BİZİM DÜŞMANIMIZ’ DEDİ, ÇIKSIN İNKAR ETSİN’

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Avrupa parlamenterleriyle yaptığı bir görüşmede, Avrupa parlamenterleri benim durumumu dile getirince benimle ilgili “O düşmanımızdır” demiştir. Çıksın inkar etsin bakalım.

‘KANLARINDA BOĞACAĞIZ DİYEN MAFYA BABALARI SERBEST’

Bu ülkede mafya babaları ‘kanlarında boğacağız’ dedi, ifade özgürlüğü oldu, beraat ettiler. Facebook hesaplarında, göğüslerine fişeklik bağlayıp iki ellerine de uzun namlulu silaha alarak açıkça isim vererek bizleri tehdit edenler hakkında takipsizlik kararı verildi. Bu suçlandığım fezlekede bir açıklama yapmışım. Ne şiddet var ne şiddet çağrısı var. Sivil siyasete çağrı var, Hükümete uyarı var. Bir siyasetçi bundan başka ne yapacak?

‘2500 ARKADAŞIMIZ TUTUKLANDI, ONLAR 7 PUAN KAYBETTİ, HDP’NİN OYU ARTTI; KİM KAYBETTİ?’

Bugüne kadar geri adım atmadık. Dilimizle, kimliğimizle eşit ve özgür yurttaş olana kadar, haklarımızı savunmaya devam edeceğiz. Bizi düşman olarak gören zihniyeti kabul etmeyeceğiz.4 Kasım 2016’dan sonra 2.500 arkadaşımız tutuklandı. HDP’nin çalışması polisiye tedbirlerle her yerde engellendi. AKP ise devletin tüm olanaklarını kullandı, oyları düştü. Tam 7 puan kaybetti. HDP’nin oyları ise arttı. Hadi bakalım. Kim kazandı? Oy kaybediyorlar, destek kaybediyorlar. Ama bunu çaktırmamak için de ellerinden geleni yapıyorlar. Kaybetmeye mahkumlar. İki yıldır buradayım, partim dimdik ayakta. Büyüyerek de devam edecek. HDP’nin bu ülkede savaş, ölüm, kan, gözyaşıyla ilgili en küçük bir hatası olsa o gün istifa ederdim. Benim bunda en küçük bir hatam olsa halktan binlerce defa özür diler, istifa ederdim.

‘BİZE SAYGI DUYMAYI ÖĞRENECEKSİNİZ’

Benim HDP’ye inancımın nedeni budur. Başaracağız. HDP Türkiye’nin demokratik çizgisini temsil ediyor. Bunu engellemeye çalışıyorlar. Irkçısı, dincisi, yobazı el ele vermiş ‘Vay bu ülke bizimdir.’ Kusura bakmayın. Bu ülke hepimizindir. Bize saygı duymayı öğreneceksiniz. 6 milyon oy size az gelebilir ama bu, İsviçre’nin nüfusundan fazladır. Ama savcılar terörist ilan ediyor. 6 milyon terörist. Ne yapacaksınız bizi? Bir çaresini bulun. Valla yargılamakla bitmiyor. Öldürmekle de bitmiyor. Bitmiyor.

‘PARASI OLAN ÜLKEDEN KAÇIYOR, FAKİR FUKARA BURADA’

Hukuk adına, özgürlükler adına hiçbir şey yok. Umut duyabileceğimiz bir şey yok. Ülkeden kaçan kaçana. Kaçanlar da biz değiliz, parası olanlar kaçıyor. Fakir fukara burada. Anlatmaya çalışıyorum. Cezaevindeyim ama yılmadım, bıkmıyorum. Çocuklarımız var. Büyüyecekler. Bu ülkede barış içinde yaşasınlar istiyorum.”

Bugünkü oturumu sona eren duruşma, yarın saat 10:00’da devam edecek.

Artı Gerçek