gezi isyanı

Gezi Parkı ve Kavala iddianamesi kabul edildi; işte öne çıkanlar

Sol Defter- Haber - 4 Mart 2019 - Güncel Politika / Türkiye Solu

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail
T24 Haber Merkezi

 

İşte 16 ay sonra hazırlanan Gezi Parkı-Kavala iddianamesinin tam metni

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan 657 sayfalık iddianamede, Kavala’nın yanı sıra şüpheli olarak Memet Ali AlaboraAyşe Mücella YapıcıCan Dündar, Ayşe Pınar Alabora, Handan Meltem Arıkan, Hanzade Hikmet Germiyanoğlu, İnanç Ekmekçi, Mine Özerden, Ali Hakan Altınay, Şerafettin Can Atalay ve Tayfun Kahraman da yer alıyor. 16 isim için “Türkiye Cumhuriyet hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini engellemeye teşebbüs” ve “Gezi olaylarını finanse etmek” suçlamalarıyla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istenen iddianamede, 746 müşteki bulunuyor.

İddianamede Yiğit Aksakoğlu ve Osman Kavala’nın halen tutuklu bulunduğu hatırlatılırken; yurt dışında bulunan 6 kişi hakkında da yakalama kararı olduğu kaydedildi.

Savcılık iddianamesinde, şüphelilerin tamanının ‘terör suçlusu’ olduğu ileri sürüldükten sonra “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs ettikleri, oluşan bu ortamda dış ülke örneklerinde olduğu üzere en iyi ihtimalle hükümeti istifaya ve erken seçime zorlamak istedikleri, bu ihtimalin gerçekleşmemesi halinde ise bu defa Suriye ve Mısır örneklerinde olduğu üzere iç savaş ve darbe ortamına zemin hazırlamak gayretinde oldukları, bu yönde FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün daha sonrasında da tecrübe edileceği üzere benzer girişimlerde bulunduğu, Gezi kalkışmasının başarısız biçimde nihayete ermesi sonrasında bu defa FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün aynı hedefe ulaşmak maksadıyla sahneye çıktığı, açıklanan gerekçelerle de şüphelilerin dosya içerisinde mevcut tüm deliller uyarınca atılı suçları işledikleri anlaşılmıştır” denildi. Dava şüphelileri, Gezi sürecinde İstanbul dışındaki tüm eylemlerden de sorumlu tutuldu.


Şüpheliler, Türk Ceza Kanunu’nun şu maddeleriyle suçlanıyor:

  • Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya Veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme,
  • Mala Zarar Verme, Nitelikli Mala Zarar Verme,
  • Tehlikeli Maddelerin İzinsiz Olarak Bulundurulması Veya El Değiştirmesi,
  • İbadethanelere Ve Mezarlıklara Zarar Verme,
  • 6136 Sayılı Yasaya Muhalefet, Nitelikli Yağma, Nitelikli Yaralama,
  • 2863 Sayılı Yasaya Muhalefet

“2011 yılında ülkemizde temelleri atılan ve 2013 yılı mayıs ayı itibariyle de sahneye konmaya çalışılan kalkışma hareketi’

Tamamlandığının duyulmasından 12 gün sonra kabul edilen iddianamenin giriş bölümünde Gezi Parkı eylemleri ile ilgili olarak, “2011 yılında ülkemizde temelleri atılan ve 2013 yılı mayıs ayı itibariyle de sahneye konmaya çalışılan kalkışma hareketi’ ifadelendirmesi kullanıldı. Memet Ali Alabora’nın sosyal medya üzerinden yaptığı “Mesele sadece Gezi Parkı değil arkadaş, sen hala anlamadın mı” paylaşımı da ‘provokatif’ olarak nitelendirildi ve Kavala ile Alabora’nın ‘etki ajanlığı’ yaptığı savunuldu.

“Olaylar Alabora, Öğün ve Arıkan’ın Arap Baharı’nın eninde sonunda ülkemizde de olmasını arzu ettiklerini açıkça dile getirmeleri ile başladı”

Gezi Parkı protestoları, iddianamede 2010 yılında başlayan ve bölgeye yayılan Arap Baharı’nın ‘ülkemizdeki farklı bir yansıması ve uyarlaması’ olarak tarif edildi ve eylemlerin başlangıcı şu şekilde ifadelendirildi:

“Olayların hükümete yönelen kalkışma hareketine dönüştürülme süreci ve planının Ekim 2011 tarihinde Wall Street eylemlerinin başladığı dönemde “Ayaklan İstanbul/Occupy İstanbul” isimli facebook sayfasının oluşturulması ve sayfa üyelerine bu tarihten itibaren çeşitli aralıklarla “Revolt (Ayaklan) İstanbul” eylemleri düzenlenmesi çağrılarının yapılması ve Kasım 2011 tarihinde de Ayaklan İstanbul” ismi ile yayınlanan video ile çağrısı yapılan, bu kapsamda da 2011 Kasım ayında İstanbul-Taksim’de yapılan bir gösteride Memet Ali ALABORA, Ayşe Pınar ÖĞÜN ve Handan Meltem ARIKAN’ın Arap Baharının bölgesel olmadığı, küresel olduğu, eninde sonunda ülkemizde de olmasını arzu ettiklerini açıkça dile getirmeleri ile başladığı, devam eden süreçte 27 Mayıs 2013 tarihi ise Gezi parkı olayları olarak adlandırılan kalkışma hareketinin sahada yoğun biçimde başladığı tarih olmuştur.”


Gezi Parkı eylemleri – Arap Baharı karşılaştırması

İddianamede Arap Baharı için “Arap halklarının demokrasi, özgürlük ve insan hakları taleplerinden ortaya çıktığı, İslami demokrasi taleplerinin arttığı döneme denk geldiği ve birçok siyaset bilimci tarafından da ‘eşi görülmemiş halk hareketi’ olarak tarif edildiği” değerlendirmelerinde bulunuluyor. Ancak aynı iddianamede Arap Baharı’nın Türkiye’ye yansıması olarak ifade edilen Gezi Parkı eylemleri ise “kalkışma” olarak değerlendiriliyor.

İddianamede Arap Baharı

“Arap Baharı, Arap dünyasında meydana gelen büyük siyasi sonuçları olan harekettir. 2010 yılında başlayan ve günümüzde de süren, Arap coğrafyasında yaşanan halk hareketlerine verilen ortak addır. Arap Baharı; Arap halklarının demokrasi, özgürlük ve insan hakları taleplerinden ortaya çıkmış; bölgesel, toplumsal bir siyasi ve silahlı bir harekettir. Protestolar, mitingler, gösteriler ve iç çatışmalar yaşanmıştır. Halklar, özgürlük mücadelesi adı altında hükümetleri resmen devirmiştir. Tunus, Mısır, Libya, Suriye, Bahreyn, Cezayir, Ürdün ve Yemen’de büyük çapta; Moritanya, Suudi Arabistan, Umman, Irak, Lübnan ve Fas’ta küçük çapta olmak üzere tüm Arap Dünyasında baş gösteren mitingler, protestolar, halk ayaklanmaları ve silahlı çatışmalardır. Bu süreçte İslami demokrasi talepleri artmıştır. Birçok siyaset bilimci bu eşi görülmemiş halk hareketini, Arap dünyasında yaşanan en büyük değişim olarak adlandırmaktadır.”

İddianamede Gezi Parkı eylemleri

“Ülkemizde ise bu olayların farklı bir yansıması ve uyarlaması olarak, hakkında iddianame tanzim olunan şüphelilerce İstanbul Taksim Bölgesi Yayalaştırma projesi kapsamında, Taksim Gezi Parkındaki bazı ağaçların 27.05.2013 tarihinde başka yere nakledilmesi bahanesi ile başlayan protesto eylemleri, provokasyonlarla birlikte ülke çapında olaylara ve şiddet içerikli eylemlere ve hükümete yönelik bir kalkışmaya dönüşmüştür.”


“Halkın oylarıyla işbaşına gelmiş olan hükûmet tıpkı 27 Mayıs darbesi öncesinde olduğu gibi sokak hareketleriyle baskı altına alınmak ve devrilmek istenmiştir”

27 Mayıs 2013’te başlayan ve birkaç hafta devam eden süreçte yaşananlar da iddianamede ’27 Mayıs 1960’ darbesi öncesine benzetildi ve “Halkın oylarıyla işbaşına gelmiş olan hükûmet tıpkı 27 Mayıs darbesi öncesinde olduğu gibi sokak hareketleriyle baskı altına alınmak ve devrilmek istenmiştir. Olayların başlama nedeni şüphelilerceTaksim Gezi Parkı düzenlemesi ve Topçu Kışlasının ihyası çalışmaları olarak bahane edilmiştir. Ancak ilk polis müdahalesinin ardından olayların inanılmaz bir hızla ve organizasyon çerçevesinde dakikalar içinde çok sayıda şehre yayılması da eylemlerin bir kalkışma gayreti ile planlandığını göstermektedir” dendi.

İddianameye göre ‘kalkışma hareketinin asıl sebebi’ ne?

İddianamede, ‘aynı anda çok sayıda ilde patlak veren olayların anlık gelişmediği ve planlı şekilde bir güç tarafından hükümete yönelik işlenen suçlar kapsamında yönlendirildiğinin göstergesi’ olarak Zello sistemi adı verilen internet tabanlı cep telefonu görüşmeleri gösterildi. ‘Kalkışma hareketi’ olarak isimlendirilen eylemlerin asıl sebebi olarak da şu bilgiye yer verildi:

“Kalkışma hareketinin asıl sebebinin Adalet ve Kalkınma Partisinin izlediği iç ve dış politikalar ve ayrıca ülkemizde inşa edilmeye çalışılan büyük alt yapı atılımları ve projeleri olduğu anlaşılmıştır.”

“Türkiye Cumhuriyeti Devletine diz çöktürme operasyonu olduğu çok açık ve net olarak gözükmektedir”

İddianamede Gezi Parkı eylemleri sırasında Twitter üzerinden açılan hashtagler de ‘Gezi Parkı’nın simgeleştirilmesi’ olarak nitelendi ve “Israrla ‘direniş, ayaklanma vb.’ çağrılar ile anılır hale getirilmiştir. Günümüzde meydana gelen bu olayları ve terörün yeniden tırmandırılmasını da değerlendirdiğimizde, yapılan bu eylemlerin hiçbirinin tesadüfi olmadığı ve dış destekli, Türkiye Cumhuriyeti Devletine diz çöktürme operasyonu olduğu çok açık ve net olarak gözükmektedir” ifadeleri kullanıldı.

İddianamenin giriş bölümü şu sözlerle bitirildi: “Soruşturma kapsamında elde edilen deliller ve ülke çapında meydana gelen olaylara genel olarak bakıldığında; söz konusu eylemlerin gelişi güzel ortaya çıkmadığı, bir organizasyon dahilinde, sistemli ve planlı olarak yürütüldüğü, görünürde demokratik hak ve masum protesto gösterileri şeklinde lanse edilmesine rağmen, asıl amacın; yurt genelinde kaos ve kargaşa ortamı meydana getirilmesi ve bu şekilde, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engelleme ve Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetine karşı silahlı kalkışmanın amaçlandığı anlaşılmıştır.”

“Gezi’nin finansörü Soros’tu” iddiası basına dayandırıldı

İddianamede, “Gezi Parkı kalkışmasında ‘Occupy (İşgal)’ hareketi olarak bilinen ‘sözde sivil başkaldırı’ yönteminin kullanıldığı ve ‘sivil başkaldırı’ yönteminin uygulanmasında ise OTPOR (Direniş) adlı örgütün uluslararası eylem eğitimleri veren birimi CANVAS’ın ön planda olduğunun anlaşıldığı” kaydedildi ve “Finansörünün de George SOROS olduğu basında yer almıştır” dendi. İddianamenin ilgili bölümünde Soros’la ilgili şu ifadeler yer aldı:

“Eski Doğu Bloku ülkeleri ve Arap ülkelerinde yaşanan halk ayaklanmalarında uluslararası finans spekülatörü olarak tanınan George SOROS’un önemli bir aktör olduğu, bu ülkelerde yaşanan devrim süreçlerine SOROS’un çok büyük finansal destek sağladığı basına da yansımıştır. George SOROS’un kurduğu, dünya çapında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşu OPEN SOCİETY INSTITUTE‘nin Türkiye’de Açık Toplum Vakfı bünyesinde faaliyetlerini devam ettirdiği bilinmektedir. SOROS’un GEZİ Kalkışması sürecine etkisi gerek basında gerekse siyasi ve akademik çevrelerde çokça konuşulmuş, bu nedenle Açık Toplum Enstitüsü kurucusu George SOROS’un ayaklanmaların yaşandığı diğer ülkelerde olduğu gibi ülkemizde yaşanan Gezi Kalkışması sürecinde de etkin olduğu anlaşılmıştır.”

Havaya kaldırılmış yumruk: OTPOR örgütünün sembolü

Yıllardır dünyanın dört bir yanındaki hak arayış eylemlerinde kullanılan ve solun simgesi olan ‘yumruğu havaya kaldırmak’ da iddianamede, “OTPOR örgütünün sembolü” olarak nitelendirildi.

İddianamede, ‘Sivil Başkaldırı’ yönteminin teorisyenliğini yaptığı savunulan Gene Sharp’ın yazdığı ‘Diktatörlükten Demokrasiye’ isimli kitapta yer alan 198 maddelik eylem faaliyetlerinin Gezi Parkı eylemlerinde ‘bire bir uygulandığının tespit edildiği’ belirtildi ve “Sharp, ‘Şiddet İçermeyen Eylem Politikası ve Şiddet İçermeyen Mücadele Yöntemi’ adlı kitaplarında bunun yöntemlerini detaylıca anlatmaktadır. Bugün dünyada olup biten pek çok toplumsal hareketin ana kaynağı da bu kitaplarda anlatılanlardı” dendi.

Gezi Parkı eylemleri için iddianamede, “Batı finansörlüğünde, Sırp profesyonel devrim ihracatçılarının eğittiği Türkiye distribütörleri tarafından organize edildiği” değerlendirmesine de yer verildi.

İddianamede, aynı tarihlerde (07-15 Temmuz 2012) Mısır’da bulunmaları bilgisine dayanılarak Memet Ali Alabora ile ‘birlikte hareket ettiği şahısların’ OTPOR yöneticisi olduğu belirtilen İvan Maroviç’ten “halk ayaklanması ile ilgili eğitim aldıkları” iddia edildi. Aynı dönemde iş insanı Osman Kavala’nın Belçika, Almanya ve ABD’ye yaptığı ziyaretlerin de ‘kalkışma hareketinin bir başka ayağının koordinesi maksadını taşıdığı’ savunuldu.


OTPOR lideri Maroviç, hakkındaki iddialara 2014’te ne cevap vermişti?

Maroviç, Emniyet Genel Müdürlüğü’nün yazısında “Mısır’ın başkenti Kahire’de Mehmet Ali Alabora, eşi Ayşe Pınar Alabora, Defne Anter, yazar Handan Meltem Arıkan, reklamcı Melin Osasogie Edomwonyi’yle görüştüğü” iddiasının yer almasının ardından 2014’te BBC Türkçe’den Mahmut Hamsici’ye yaptığı açıklamada hakkındaki iddiaları ‘uydurmaca’ diye nitelemişti. 

Suçlamalar kapsamında ismi doğrudan anılan Maroviç, “Bunlar tamamıyla uydurmaca. Otpor örgütü 10 yıldır varlığını sürdürmüyor. Gezi Parkı eylemlerini düzenleyenlerle de hiçbir temasım olmadı. Bahsettiğiniz insanların adını daha önce hiç duymadım. Gezi Parkı eylemlerini örgütleyenlerle de, bahsettiğiniz insanlarla da ne görüştüm ne de bir temasım oldu” diye konuşmuştu. 


“Başbakanlık ofisine taşlı-molotoflu saldırı düzenlendi, işgal girişiminde bulunuldu”

İddianamede, Gezi Parkı eylemleri sırasında o dönemde Başbakanlık Çalışma Ofisi olarak kullanılan Dolmabahçe’deki binada yönelik ‘işgal girişiminde bulunulduğu’ ve ‘taşlı-molotoflu saldırılar’ gerçekleştirildiği iddiası da yer aldı.

OTPOR’un kullandığı yöntemler ile Gezi kalkışmasında kullanılan yöntemlerin karşılaştırılması

657 sayfalık iddianamenin 5 sayfalık bölümü ise “OTPOR’un kullandığı yöntemler ile Gezi kalkışmasında kullanılan yöntemlerin karşılaştırılmasına” ayrıldı. Birebir eşleşen eylemler olarak şunlar sıralandı:

-OTPOR ve Taksim Dayanışması’nın farklı tarihlerde de olsa kurulmuş olması

-Ünlü oyuncuların ve topluma mal olmuş kişilerin ülkelerindeki bu hareketlere destek vermesi

-OTPOR’un poster bastırması; Gezi Parkı eylemlerinde ise sosyal medyanın kullanılması ve ‘Occupy Türkiye’, ‘DirenGezi’ ‘Taksim Bizim’ gibi sayfalar açılması

-OTPOR’un 2000 yılında “Yayılıyor” başlığıyla bir kampanya başlatması; Gezi Parkı eylemlerinde de “Her yer Taksim her yer direniş” sloganının kullanılması. Ayrıca, Hanzade ismet Germiyanoğlu’nun bir telefon konuşmasında “Gezi ile ilgili hem kişisel hem örgütse olarak yoğun çalışıyorum” ifadelerini kullanması

-OTPOR protestoları sırasında ellerinde çiçek olan ve yumruklarını kaldırmış genç kadınların polis kordonuna karşı ilk sırada bulunması; Gezi Parkı eylemlerinde de ‘gösterilerin en önünde hep kadınların ve gençlerin yer alması’

-Sırbistan’da ilk kez oy verecek 18-28 yaş arası genç nüfusu hedef alan ‘Zorluğu göğüsle!’ Kampanyası dahilinde 60’dan fazla kasabada rock konserleri düzenlenmesi; Türkiye’de de konserler verilmesi, Kadıköy’de Gazdan Adam Festivali gibi ülkenin dört bir yanında etkinlikler düzenlenmesi

-OTPOR’un ‘birleşik muhalefet’ temeli oluşturmak için “Onun sonu geldi” sloganıyla kampanya düzenlemesi, Gezi olayları sırasında ise iddianameye göre, “Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olan Sn. Recep Tayyip ERDOĞAN’ın diktatör olarak lanse edilmeye çalışılması, gösterilerde devamlı olarak ‘Kahrolsun AKP diktatörlüğü’ gibi sloganlar kullanılması, karikatürlerin çizilmesi, muhalefet partilerinin tek çatı altında toplanılmasına gayret edilmesi, gerçeğin aksine eylemlerin Adalet ve Kalkınma Partisinin muhalifi her grubun katılım noktası olduğunun dikte edilmeye çalışılması”

-1998 yılında dönemin B92 televizyonu müdürü Veran Matic’in MTV Free Your Mind Ödül töreninde üstünde bir Otpor tişörtü ile görünmesi ve ödülü zulme uğrayan basın, ezilmiş fakülte ve hapisteki öğrencilere ithaf etmesi ile Memet Ali ALABORA’nın Karadeniz Vakfı’nın kendisine vermiş olduğu ödülü, düzenlenen davete katılmasına rağmen Gezi olaylarında eski İstanbul Valisi olan şahsın ödül almasını tepki göstererek reddetmesi

-1999 yazında Maki takma isimli Valjevolu ressam Bogoljup Arsenijevi’nin  ve Leskovaclı ses teknisyeni Ivan Novkovic’in iki önemli protesto gösterisi düzenlemesi; Gezi Parkı eylemlerinde Sicilyalı bir sanatçının Gezi Parkı’nda piyanosu ile konser vermesi

-1999 yılı sonunda Sırbistan’da sergilenen ‘Bir Varil Barut’ oyununun sonunda bütün oyuncuların yumruklarını kaldırması ve seyircilerin ayakta alkışlayarak cevap vermesi; Handan Meltem Arıkan’ın yazdığı ve Memet Ali Alabora’nın yönetmenliği yaptığı Mi Minör oyununun Nisan 2013’e kadar gösterimde kalması (İddianamede, oyunla ilgili olarak “İzleyici sosyal medya aracılığı ile örgütlenip, temsili ülkenin başkanına karşı ayaklanmaya teşvik edilmektedir. Oyunda Pinima adlı bir ülke ve bu ülkenin başında zalim bir diktatör bulunmaktadır. Diktatörün itici demokrasi konuşmaları, tutuklamalar, adam öldürmeler, susturmalar, bağrışmalar halkın canını sıkar ve halk başkana karşı ayaklanır. Bu esnada seyirciler tarafından akıllı telefonlar aktif olarak kullanılır ve sosyal medyada izleyiciler başkan aleyhine mesajlar yazarak isyan ederler” ifadelerine yer verildi.)

-2000 yılında Sırbistan’da düzenlenen bir protesto kapsamında OTPOR’lu kadınlar ile annelerin 20 Sırp kasabasındaki polis karakollarını ziyaret ederek pasta götürmesi; Gezi Parkı eylemleri sırasında ‘bazı göstericiler ile polis memurları arasında çiçek dağıtma olayları’ yaşanması

İddianamede “Gezi kalkışması ile 2000 yılında Sırbistan’da yapılan eylemler sonucu iktidarın devrilmesiyle sonuçlanan olaylar arasında birebir benzerlikler olduğu” savunulurken; “Bu benzerliklerin tesadüfen gerçekleşmediği, ülkemize gelen Otpor lideri ve Canvas yöneticileri tarafından eğitilen şahıslar tarafından bu prensiplerin birebir uygulandığı tespit edilmiştir” yorumuna yer verildi.

Gezi Parkı eylemlerinde kullanılan ‘sakıncalı pasif eylem metotları’

Gene Sharp’ın ‘Diktatörlükten Demokrasiye’ kitabında yer alan ‘198 Pasif Eylem Metodu’ iddianameye girdi. “198 Pasif Eylem Metodunun tamamı farklı biçimlerde de olsa ülkemizde meydana gelen Gezi kalkışmasında birebir olarak kullanılmıştır” denen iddianamede yer alan ve Gezi Parkı eylemlerinde kullanıldığı kaydedilen metotlardan bazıları şöyle:

-Gezi Parkı eylemlerine birçok ünlünün destek mektubu yazması
-İmzalı basın açıklamaları
-Kitlesel imza kampanyaları
-Sloganlar, karikatürler, görsel iletişim malzemeleri, semboller, el ilanları, broşürler, kitapçıklar, kitaplar, duvar yazıları
-Gezi Parkı eylemleri sırasında birçok sanatçı ve siyasetçinin parktan ayrılmayarak nöbet tutması (Gözcülük-Nöbetçilik)
Semboller giymek (Kırmızılı kadın, siyahlı kadın, fularlı kadın vs.)
-İbadet ve tapınma (Yeryüzü İftarları)
Sembolik sesler (Saat 21:00’de evlerden tencere tava çalınması)

-Oyun ve müzik gösterileri (İddianameden: Kardeş Türküler, Duman gibi pek çok müzik grubu şarkı besteledi, Roger Waters’ın “The Wall” konser turu İstanbul performansında isyan sürecinde ölen kişilerin fotoğrafları yansıtıldı.”

-Şarkı söylemek
-Cenaze törenlerinde saygı törenleri
-Sessizlik, sırtını dönmek, çekip gitmek

-Sığınma (İddianameden: Olaylar sırasında göstericiler tüm uyarılara rağmen dağılmaları sonucunda yapılan müdahale sonucunda DİSK binasına, Dolmabahçe Camiine ve Divan Otele sığınmışlardır.)
-Kolektif kaybolma
-Müşteri boykotları (İddianameden: Kızılkayalar isimli işletmeler, Mado isimli işletmeler, Starbucks isimli işletmeler başta olmak üzere birtakım işletmelere boykot uygulanmış ilimiz Kadıköy İlçesi Bağdat Caddesinde bulunan Starbucks isimli iş yerlerine saldırı sonucunda maddi zararlar verilmiştir.)
-Boykot edilen ürünleri tüketmemek, kira ödememek, kiralamayı reddetmek, tasarruf politikası
-Hükümet parasını reddetmek, yerel ambargo
-Popüler sadakatsizlik, gizli itaatsizlik

-Hapis cezası almaya çalışmak

Çeşitli ırklardan insanların el ele tutuştuğu videoyla başlayan ‘kalkışma’

İddianamede, 11 Kasım 2011’de Taksim Meydanı’nda düzenlenen bir eyleme çağrı olarak hazırlanan, “Ayaklan İstanbul/Occupy İstanbul” videonun yayınlanması da “Kalkışma hazırlığının fitilinin ateşlenmesi” olarak nitelendirildi. Videoda ‘çeşitli ırklardan insanların el ele tutuştuğuna’ ve “Barışçıl, eşit, özgür bir dünya, insancıl bir yaşam için, tüm dünya ile birlikte, 11 KASIM CUMA GÜNÜ EL ELE” alt yazılarının geçtiğine de iddianamede değinildi. Videoya dayanarak, Gezi Parkı eylemlerinin hazırlığının 2011 yılında başladığı tespiti yapıldı.

Beyaz TV haberi kaynak olarak kullanıldı

İddianamenin bu bölümünde, Beyaz TV’nin hazırladığı ve YouTube’da “Mehmet Ali Alabora ile OTPOR Örgütü Liderinin Benzerlikleri!” Başlığıyla paylaşılan ve bin 786 kere izlenen bir video kaynak olarak kullanıldı.

“Kalkışmanın hazırlığı yönündeki fitil 2011 yılında ateşlendi”

Paylaşılan deliller sonrasında iddianamenin ‘OccupyTurkey ve Ayaklan İstanbul Faaliyetleri’ bölümünün sonunda şu değerlendirmeye yer verildi:

“Gezi kalkışması kapsamındaki eylemler her ne kada 27.05.2013 tarihinde başlamış gibi görünse de, bu tarihten çok önce gösterilerin sosyal medyada yayılış biçimi, olayı başlatan ve yayılmasında rol oynayan aktörler, seçilen slogan e imgeler birlikte değerlendirildiğinde, uluslararası bazı grupların da organizesi ve finans desteği ile daha önceden planlanmış, başlatılmış ve yürütülmüş kolektif eylemler bütünü olduğu anlaşılmaktadır.

OTPOR’un Mısır’da Mursi’nin devrilmesini ‘kınamaması’ da iddianamede

İddianamenin giriş bölümünün sonunda yer alan değerlendirme kısmında da şunlar söylendi:

“Gezi kalkışması sürecinde ülkemizde gelişen olaylar bir arada değerlendirildiğinde; OTPOR veya türevlerinin giriştiği eylemlerin amacının demokratik bir yönetim oluşturmak olmadığı, Mısır ülkesinde Hüsnü Mübarek’in devrilmesi sonrasında ülkede demokratik biçimde yapılan ilk seçimler sonrasında Cumhurbaşkanı seçilen Sn. Muhammed Mursi’nin çok kısa sürede bir darbe ile devrilmesi örneğinde olduğu gibi OTPOR veya türevlerinin bu yöndeki anti demokratik uygulamalara karşı herhangi bir tepkide dahi bulunmadığı gibi darbeye direnen, şiddet gören ve hatta ölümlerle sonuçlanan birçok müdahaleye maruz kalan demokratik yönetim yanlısı halkın yanında yer aldığına dair herhangi bir açıklamada dahi bulunmadıkları görülmektedir. Buradan da OTPOR veya türevlerinin arkasında yer alan küresel sermayeye hükmeden odakların, kendileri gibi düşünmeyen, kendilerinin emellerine hizmet etmeyen veya kendilerinin dünya ülkelerine dayatmaya çalıştıkları Ortadoğu coğrafyası gibi bölgelerin siyasi haritalarını kabul etmeyen yönetimlere yönelik kalkışmalara giriştikleri, bu odakların amacının demokratik yönetimler oluşturmak olmadığı anlaşılmaktadır.

Eylemlerin amacı: Hükümeti ve özellikle de Türkiye Cumhuriyeti Sayın Başbakanı Recep Tayyip ERDOĞAN’ı yıpratmak

“Bu odakların Avrupa veya Amerika ülkeleri gibi kendi ideolojileri açısından lokomotif güç olan ülkelerde benzer biçimde filizlenmeye çalışan eylemlere yönelik sert polis müdahalelerinde de iki yüzlü davrandıkları, sıra İslam coğrafyasına veya küreselcilik karşıtı ülkelere geldiğinde ise arkalarında mevcut medya ve sesi gür çıkan sözde demokratik ülke liderleri aracılığıyla bu yöndeki olayların büyütülmesi ve buradan da siyasi emelleri doğrultusunda çıkarımlar elde etmeye çalıştıkları aşikardır.”

“Gezi kalkışması eylemlerinin de izah olunan küresel düşünce içerisinde değerlendirilmesi gerekmekte olup, bu eylemlerin bir aşamaya kadar da başarılı olduğu, siyaseten eylemlerin amacı olarak görünen Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetini ve özellikle de Türkiye Cumhuriyeti Sayın Başbakanı Recep Tayyip ERDOĞAN’ı yıpratmak olduğu anlaşılmaktadır.

FETÖ iddialarına cevap: Tüm etkiler ortadan kaldırıldı

İddianamede, “soruşturmanın daha sonra FETÖ şüphelisi olan şahıslar tarafından başlatıldığı”na yönelik iddialar da gündeme getirilerek, “Özellikle 2016 yılı sonrasında soruşturmaya konu tüm delillerin ve özellikle de tapelerin tamamının yeniden kıymetlendirilmesinin yaptırıldığı, bu nedenle de iddia edildiğinin aksine dosyanın dış etkilerden ve bahsi geçen örgüt militanlarının dosya üzerindeki tüm etkilerinin ortadan kaldırıldığı” açıklaması yapıldı.

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: Gezi İsyanı / Osman Kavala /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.