kıdem tazminatı01

Kıdem tazminatı işçilerin işverenlerce rehin tutulan ücretidir – Dr. Murat ÖZVERİ

Sol Defter- Haber - 21 Nisan 2019 - İşçi Gündemi

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

Kıdem tazminatının ne olduğunun bir kez daha altını çizmek zorunlu oldu.

Kıdem tazminatı, en yalın, kestirme tanımıyla işçinin işverence rehin tutulan ücretidir.

Kıdem tazminatı ilk kez 3008 sayılı iş yasası ile düzenlenmiştir. 3008 sayılı yasa kıdem tazminatını işçileri düşünerek düzenlememiştir. Kıdem tazminatı işyerlerinde ağır çalışma koşulları nedeniyle işyerinden kaçmak isteyen işçilerin parasının, işçiyi işyerlerine bağlamak için işverence bir tür rehin alınmasıdır. Kıdem tazminatı düzenlemesi işçiyi bu para üzerinden işyerine bağlamak için getirilmiştir.

İlk iş yasasının yasalaştığı 1936 yılı ve öncesinde işçilerin çalışma koşulları içler acısıdır. Atatürk’e işçilerin durumuna ilişkin rapor hazırlayan İstanbul Liman İşletmeleri Müdürü Ahmet Hamdi Başar’a 1 göre işçilerin “Gündelikleri ve kazançları, onlara ve ailelerine en sefil hayat şartlarını bile korumaktan” uzaktır.

Dönemin Ticaret Müsteşarı Zühtü Bey’in açıklamalarına göre ise, “Havza işçisi de baştan aşağı hastalıklı ve acı çekmektedir… sermayedarlarla birlikte idare koşulları, sosyoekonomi bir araya gelip, el birliği ederek; işçiyi kemirmeye karar vermişlerdir!.. Havza’da işçilik: Boğaz tokluğunun çok altında, yaşamı bir çeşit-bile bile yok etme oyununa dönüşür!..” Yani işçiler köle gibi kullanılmakta köpek kadar kıymet verilmektedir.

1934 tarihli iş yasası tasarısının hazırlandığı dönemde Amerikalı bir uzmanlar kuruluna bir rapor hazırlatılmıştır. Bu raporda işçilerin 1930’lu yıllarda içerisinde bulundukları çalışma ortamı değerlendirilmiştir. ABD’li uzmanların hazırlamış olduğu rapora göre özetle;

– Türkiye’de işçi ücretleri çok düşük, çalışma süreleri çok uzundur.

– Bazı işçilerin ücretleri ayni olarak ödenmekte, işçiler çalıştıkları şirketlerin açmış oldukları dükkanlardan alışveriş yapmak zorunda bırakılmaktadır.

– Yerli ve yabancı işçiler arasında büyük bir ücret uçurumu vardır.

– Ücret farklılıkları kadın işçilerle erkek işçiler ve çocuk işçiler arasında da vardır.

– Çalışma sürelerini sözleşme özgürlüğü ilkesi gerekçesiyle işveren belirlemektedir. Bu nedenle günlük çalışma süreleri değişik işlere göre önemli ölçüde değişmektedir.

– Günlük çalışma süresi ortalama 16-17 saat arasında değişmektedir.

– İş güvenliği açısından işçiler oldukça elverişsiz konumdadır.

– Amerikalı uzmanlara göre iş güvenliği için alınan önlemlerin en iyisi dahi ilkel durumdadır. Bu nedenle “1927-1932 yıllarında Ereğli kömür havzasında meydana gelen iş kazalarında toplamı 282 kişi ölmüş 3 bin 109 işçi de ağır ya da hafif olmak üzere yaralanmıştır.”2

Bursa’da fabrikalarda günde kesintisiz olarak 10-15 saat, 40-50 kuruş ücretle çalıştırılan kız çocuklarının haberleri basına yansımıştır.3 Yetişkin işçilerle çocuk işçiler arasında aşırı ücret farkları vardır. Çocuklar büyüklerin ücretinin dörtte birine çalıştırılmaktadır. İstanbul’da, on yaşında tütün işinde çalıştırılan “kendileri de tütün yaprağı gibi sapsarı” olmuş çocuk işçiler vardır.4

İşçiler bu sefalet koşullarında çalışmamak için işyerlerini terk edip köylerine kaçmaktadır. Kıdem tazminatı işçilerin köylerine kaçmamalarını sağlamak için getirilmiştir. İşçilerin beş yıl işçilik yapmakta sabretmeleri koşuluna bağlanmıştır. İşçilerin beş yıllık sabırları ve işçilik yapmakta ki sadakatleri karşılığında ödenen bir tutardır. İşçi bu tutarı hak etmek için beş yıl çalışmıştır. Tersinden okursanız, işçi çalışmış, işten ayrılmasını engellemek için çalışması karşılığı ücretinin bir kısmı işveren tarafından rehin olarak tutulmuş adına da kıdem tazminatı denilmiştir.

Köyden kente göçün arttığı, göçle şehre gelen köylülerin yeteri kadar ucuz işçi deposu haline geldikleri 1950’li yıllardan sonra sermayenin kıdem tazminatı üzerinden işçileri işyerine bağlamasına gerek kalmamış ve adım adım kıdem tazminatını alma koşullarını ağırlaştırma, rehin aldıkları paranın üzerine yatma çabaları başlamıştır.

3008 sayılı İş Yasası’nın 13/5.maddesi kıdem tazminatı deyimini kullanmaksızın, kıdem tazminatını “Bilumum işçiler hakkındaki fesihlerde, beş seneden fazla olan her tam iş senesi için ayrıca on beş günlük ücret tutarında tazminat dahi verilir” sözleriyle tanımlanmıştı. Yargıtay 03.01.1948 T. ve 11/7 sayılı içtihadı birleştirme kararı ile özel bir fesih nedeni aramadığını, her türlü fesihlerde kıdem tazminatının ödenmesi gerektiğine karar vermişti.”5

Yargıtay içtihadı birleştirme kararından hemen sonra 3008 sayılı Yasa’da düzenlenen kıdem tazminatı, en önemli ve kapsamlı değişikliğe 25.01.1950 tarihli 5518 sayılı Yasa’yla değiştirilmiştir. Yapılan bu değişiklikle kıdem tazminatının ödenmesi belirli fesih halleriyle sınırlandırılmıştır. Beş yıllık kıdem süresi 3 yıla indirilmiştir. Halen yürürlükte bulunan 1475 sayılı İş Yasası’ndaki kıdem tazminatına ilişkin düzenleme 1927, 2320, 2457, 2569 sayılı yasalarla geçirdiği değişiklikler sonrası son şeklini almıştır. Yapılan değişikliklerle kıdem tazminatına tavan sınır getirilmiştir. Kıdem tazminatını hak ediş koşulları fesih şekline tabi tutulmuş ve sınırlandırılmıştır. Kıdem tazminatı fonu kurulması kararlaştırılmıştır.

Kıdem tazminatına getirilen üst sınırın Anayasa Mahkemesinin 25.01.1979 E., 1975/14 K., 1979/6 K. sayılı kararı ile iptal edilmesi üzerine, 2320 sayılı Yasa’yla yeniden üst sınır konulmuştur. Ayrıca 2320 sayılı Yasa kıdem tazminatı konusunda yasanın çizdiği çerçevenin dışına çıkılması halinde İş Yasası’nın 98.maddesine eklediği bir hükümle altı aydan iki yıla kadar hapis ve 20 bin liradan, 50 bin liraya kadar ağır para cezası esası getirildi.

2320 sayılı Yasa 12 Eylül 1980 askeri müdahalesi sonrasında 23.10.1980 yılında çıktı. Yasa üst sınır uygulamasının başlangıcını da askeri müdahalenin yapıldığı gün olan 12 Eylül 1980 olarak belirlemiştir. Anayasa Mahkemesinin üst sınırı iptal etmesine karşın, askeri darbeyi yapanların üstelik darbe tarihinden 41 gün sonra, yeniden üst sınır belirlemeleri askeri darbenin işçi haklarına yaklaşımını gösteren somut bir olay olarak tarihe geçmiştir.

Kıdem tazminatı üst sınırına ilişkin ölçü 11.12.1982 tarihinde 2762 sayılı Yasa’yla, “En yüksek devlet memurunun bir hizmet yılı için alacağı emeklilik ikramiyesini geçemez” şeklinde yeni bir ilkeye bağlanmıştır.

Bugünkü haliyle kıdem tazminatı, belirli fesih hallerine indirgenerek tavanla sınırlandırılarak, işçiye ödenmesi gereken işverenlerce rehin tutulan, işçinin önceden karşılığını çalıştığı ücretine el konulmasının meşrulaştırılmış şeklidir.

Bu nedenle, kıdem tazminatı konusunda gerçekten işçiden yana, gerçekten güvence arayan bir iktidar varsa kıdem tazminatı tavanını kaldırmalı, her durumda feshin şekline bakılmaksızın işçiye kıdem tazminatı ödenmesini öngörecek şekilde yeniden düzenlemelidir.

Kıdem tazminatı ve işçi alacaklarının tamamı güvenceye kavuşturulmalı, devlet alacakları dahil her türlü alacaktan önce gelecek şekilde düzenlenmeli, devlet kıdem tazminatının ödenmemesi halinde işçiye garanti fonundan ödeme yapıp işverenden tahsil etmelidir.

Kıdem tazminatına, yani işçinin işe başlayınca rehin alınan ücretine el konulması olan fonun, güvence diye yutturulmaya çalışılmasının, tavan sınırlandırılmasının haklı bir gerekçesi varmış gibi davranılmasının önü alınmalı, işçinin işverende rehin tutulan ücreti tam olarak ve işçi istediğinde ödenmelidir.

İşçi açısından asıl güvence budur.

Evrensel

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: kıdem tazminatı /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.