sudan-isyan

Sudanlı “Mursisi’nin” Düşüşü Gilbert Achcar

Sol Defter- Haber - 8 Mayıs 2019 - Dünya Solu / Güncel Politika

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

17 Aralık 2010’da Tunus’ta genç bir sokak satıcısının kendisini kurban etmesi tüm bölge çapına yayılacak devrimci ateşi fitillemişti. 8 yıl sonra, 19 Aralık 2018’de, Sudan hükümetinin, İMF tarafından hazırlanan kemer sıkma politikalarını icra etmeye kalkışması yeni bir kitlesel hareket dalgasını tetikledi. Ve Sudan’da ayaklanmanın infilak etmesinden iki ay sonra, Cezayir halkı marazi ve güç bela işlev gören Abdülaziz Buteflika’nın başkanlık yetkisini yenilemeye hazırlanan küstah bir askeri rejime meydan okuyarak kendi isyanını başlattı.

2011 yangının gölgesinde kalsa da, bu iki isyan bölgede Arap Baharı’nın dirilişine dair bir izlenim uyandırıyor. Esasen, 2013 yılında başlayan ve Suriye, Mısır, Libya ve Yemen gibi ülkelerde hala devam eden geri çekilişin ardından bu yeni devrimci coşkunun zuhur etmesi, 2011 patlamasının basitçe siyasal demokratikleşmenin kısa ve pürüzsüz bir safhası manasını ihtiva eden bir “bahardan’’ ibaret olmadığının kuvvetli bir teyidi oldu. Bilakis, 2011 patlaması bölgedeki rejimlerin toplumsal ve siyasal doğaları ile bizzat alakalı yapısal bir krizin yol açtığı uzun erimli devrimci bir sürecin başlangıç safhasıydı. Doğrusu istenirse, her ne kadar 2013’ten beri gericilik ve restorasyon rüzgârı bölgeyi sarsıyor olsa da, toplumsal hengame hiçbir zaman tamamen yok olmadı: Arapça konuşan dünyanın Irak, Ürdün, Tunus ve Fas gibi çeşitli ülkelerinde yerel toplumsal öfkeler açığa çıktı. Arapça konuşan bir ülke olmayıp, kendine mahsus bir devlet olsa da, İran da bu kavgaya iştirak etti.

Sudan askeri cuntası tarafından 11 Nisan’da yapılan ve liderleri Ömer El Beşir’i devirdiklerini ve iktidarı seçimle gelecek bir hükümete devretmeden evvel iki yıl süresince üstleneceklerini belirten açıklama bu dirilişe ansızın bir dejavu havası veriyor. Mısır askeri cuntasının 11 Şubat 2011’de Hüsnü Mübarek’i azlettikleri ve bir geçiş dönemi için yürütme erkini zapt edeceklerine dair yaptıkları açıklamayı andırıyor. Fakat, Sudan ve Mısır arasında iki mühim fark var, ve bu farklar Sudan ayaklanmasının neticesini şekillendirmekte belirleyici olabilir.

Birinci fark Müslüman Kardeşler ve ordu ile alakadar. “Arap Baharı’nın’’ bütün kilit ülkelerinde, muhalefetin en dikkate şayan ve güçlü akımı Müslüman Kardeşler idi. Her ne kadar bu grup halk isyanlarını bizzat başlatmadıysa da, halk bir kez harekete geçip hareket ivme kazandıktan sonra Müslüman Kardeşler çoğunluğa katılarak hareketin hakiki öncülerini, yani siyasal ve toplumsal örgütlerden sosyal medya aracılığıyla birbirleri ile ilişkilenen gençlik ağlarına, solcu ve liberal gruplar arasındaki dağınık ve iyi örgütlenmemiş ittifakı gölgede bırakabilmeyi başardı. Mısır’da, Müslüman Kardeşler 2011’in ilk yarısında orduya dair illüzyonlar yaratılması hususunda gayet araçsal bir rol almış idi. Müslüman Kardeşler’in beklentisi ordunun kendilerini iktidara ortak edeceği cihetindeydi.

Bu hikâyenin nasıl nihayete erdiğini biliyoruz. Ordu, Müslüman Kardeşler’den seçilmiş Başkan Muhammed Mursi’yi görevden alıp yerine kendilerinden olan Mareşal Abdülfettah el Sisi’yi göreve getirmek için, Mursi’ye dair oluşan kitlesel hayal kırıklığını değerlendirmeyi iyi bildi. Gelgelelim, Müslüman Kardeşler’in 2011’de ümit ettiği şey hayallerinin bir mahsulü değildi; aksine 1989 yılından beri Mareşal Ömer el Beşir’in yerel Müslüman Kardeşler ile bil ittifak hükmettiği, güney sınırlarındaki komşuları Sudan’da yürürlükte olan modelin bir teksiri idi.

El Beşir hem bir askeri diktatörlüğün hem de Müslüman Kardeşler hükmündeki bir rejimin niteliklerini birleştiren bir ‘’Mursisi’ idi. Bu hususi hâl, geçtiğimiz haftalarda bölgesel düşmanların el Beşir’in imdadı için telaşa büründükleri oldukça hayret verici bir manzaraya yol açtı: Sisi Mısır’ının Müslüman Kardeşler karşıtı askeri diktatörlüğü, Erdoğan Türkiye’sinin Müslüman Kardeşler lehinde, ordu karşıtı rejimi, Müslüman Kardeşler karşıtı Suudi krallığı ve Birleşik Arap Emirliği; Müslüman Kardeşler’in sponsoru Katar emirliği.

Mısır ve Sudan vakaları arasındaki bu mühim fark ikinci fark ile oldukça alakalı: Sudan’daki Müslüman Kardeşler ülkenin askeri cuntası ile ilgili illüzyonlar beslemek konusunda bugünlerde aciz bir durumda. Ayrıca Sudan halkı Mısırlı muadillerine göre bu konuda daha az kül yutar görünüyor: biliyorlar ki ordu el Beşir’in sultasının belkemiği idi. Aslında, el Beşir rejiminin kendi kellesini almasına sevk eden şeyin generallerin, yakın zamanda kendi taburları arasına yayılan devrimci salgından duyduğu korku olduğuna dair birçok emare var – eylemcilere katılıp onları rejimin haydutlarına ve diğer baskıcı müfrezelerine karşı koruyan askerler gibi.

Şimdilik Sudan’daki durum birçok ihtimale açık, ve sonucu kestirebilmek mümkün değil. Fakat, Sisi’yi iktidara getiren Mısır senaryosunun bir tekrarı olmayacaktır, en azından halkın rızası ile olmayacaktır. Cezayir’de olduğu gibi Sudan’da da ve bölgenin bütün ülkelerinde devrimci sürecin kaderi, bölgesel karşı-devrimci güçlerin (köhne rejimlerin ve aşırı İslamcı rakiplerinin ya da yandaşlarının) dehşet dalgaları karşısında ve radikal toplumsal ve siyasal demokratikleşme yönüne doğru dümeni kırarak kitle hareketine yön gösterebilecek ilerici bir önderliğin ortaya çıkmasına bağlı. Bölgeyi 2011 yılından beri sarsan istikrarsızlaşmadan başka bir çıkış yolu görünmüyor.

Çeviri: Önder Akgül

Sosyalist Demokrasi için Yeni Yol

12 Nisan 2019
Jacobin

Facebooktwittergoogle_plusredditlinkedinmail

› tags: askeri darbe / Mursi / Sudan /

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.